Kaçakçılıkla mücadele kanun tasarısı (ss.199)
Aydın Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 105. Birleşim · 1. yasama yılı · 10 Temmuz 2003 · 1.420 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Koç (AK Parti), 10 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUN TASARISI (SS.199)); konuşma 1.420 kelime.
Atilla Koç (AK Parti, Aydın). “Kaçakçılıkla mücadele kanun tasarısı (ss.199)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 10 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-koc-22-2003-07-10-kacakcilikla-mucadele-kanun-tasarisi-ss-199 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ATİLLA KOÇ (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Tasarısı hakkında Grubum adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun 7.1.1932 tarihinde yürürlüğe konulmuş, yaklaşık yetmiş yıldır yürürlükte bulunan bu kanun, bugüne kadar önemli bir ihtiyacı gidermiş ve ülkemizdeki kanunsuzluklara karşı mücadele eden kuruluşların elinde önemli bir enstrüman olmuştur. Zaman zaman da günün ihtiyaçlarına göre çeşitli değişikliklere uğramış; ancak, bugün itibariyle kanunun yeniden gözden geçirilerek, günümüz şartlarına uyarlanma mecburiyeti doğmuştur. Bu amaçla, hükümetimizce hazırlanan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Tasarısı Yüce Meclisimize sunulmuş bulunmaktadır.
Kanun tasarısını incelediğimizde, büyük bir dikkat ve itinayla hazırlanmış olduğunu görmekteyiz. Ekonomik suça ekonomik ceza prensibinden hareket edilerek hazırlanan bu tasarı, önemli ölçüde günümüz ihtiyaçları ve Avrupa Birliği normları dikkate alınarak hazırlanmıştır.
Tabiî ki, bu kanun tasarısının da eksiklikleri olabilir ve olacaktır da; uygulamaya girdikten sonra olası eksiklikler ve aksaklıklar, yine Yüce Meclisin iradesiyle giderilecek ve yürürlüğe konulacaktır. Şunu açık kalplilikle ifade etmek durumundayım ki, tasarı, iyiniyet esasları ve muhalefetin görüşleri dikkate alınarak, ülkemizin namuslu tacirlerinin önünü açmak, uluslararası arenada çok büyük rekabet ve ticaret yapmak ve ülkemize döviz kazandırmak için çaba gösteren insanlarımıza yardımcı olmayı gaye edinen bir kanun tasarısıdır.
Aynı zamanda, kötü niyetli ve yanlış amaçlı kişilere karşı gerekli yaptırımları da kusursuz olarak öngörmüştür. Suça teşebbüs ile suçun ayrı ayrı değerlendirilmesini olumlu görmekteyiz. Ayrıca, bilerek yapılan eylemler ile tamamen bilgi ve iradesi dışında olaya karışanların ayrı ayrı değerlendirilmesi de, kanun tasarısının olumlu yanlarından biridir.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tasarıya göz attığımızda, tasarının dilinin kanun yapma tekniğine ve dil kurallarına zaman zaman, maalesef, uymadığını görmekteyiz. Yine, bazı ifadeler, zaman zaman yanlış anlaşılabilecek düzeyde, meramı ifade etmekten mahrum görünmektedir. Elbette, bunlar düzeltilmeyecek hatalar değildir ve düzeltilebilir.
2 nci maddenin (c) bendinde "Teşekkül: Kaçakçılık ile iştigal etmek amacıyla iki veya daha fazla kimsenin önceden anlaşarak birleşmelerini ifade eder" denilmektedir. Bu, 1918 sayılı eski Kanunumuzda da aynı şekildeydi; ama, biraz kekremsi gelen bu ifadenin yerine "irade ve menfaat birlikteliğinin oluşturulmasını ifade eder" şeklinde bir değişiklik yapılmasını uygun mütalaa etmekteyiz.
Tasarın 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında "pek fahiş, pek hafif, hafif" ifadeleri yer almaktadır. Bu madde de, daha önceki 1918 sayılı Kanunumuzda mevcuttu. Bu tabirler Ceza Kanununun tatbiki için kullanılmaktadır; ama, ben burada bir şeyi dikkatlerinize sunmak istiyorum: "Pek hafif" ve "hafif" ifadesi var; fakat "fahiş" ifadesi yok "pek fahiş" ifadesi var. Cezacılarımızın "fahiş" ifadesini hangi maksatla koymadığını bilemiyorum; ama, sadece dikkatlerinize sunmak için tebarüz ettirdim.
Tasarının 4 üncü maddesiyle öngörülen para cezalarının tayininde eşyanın gümrüklenmiş değeri esas alınmaktadır, bu da çok yerindedir. Birçok eşya için bu yeterli bir değer olsa bile, özellikle Uzakdoğu ülkelerinden çok düşük gümrüklenmiş değeriyle yurda sokulan bisiklet, kalem gibi bazı eşyalarda para cezaları yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle, gümrüklenmiş değeri ile piyasa değeri arasında fahiş fark bulunması halinde, gümrüklenmiş değer yerine daha yüksek bir değer esas alınabilir diye düşünmekteyim veya gümrüklenmiş değerin 2 katı da esas alınabilir.
Özellikle, tasarının 13 üncü maddesinde, yolcu beraberindeki kaçak eşyalarla ilgili cezaların makul seviyelerde olduğu gözlenmiştir. Bu, çok memnuniyet vericidir. Bunlar -tabirimi mazur görün- ufak tefek; ama, geçerli rüşvet hadiselerini önlemek açısından fevkalade yerinde tespitlerdir.
Tasarıda, hapis cezasının öngörüldüğü durumlar haricinde, para cezasının yanında eşyanın müsaderesi de öngörülmektedir. Eğer, eşya bulunamamışsa bedeli tahsil edilmektedir; ancak, kaçakçılar, özellikle piyasa değeri yüksek olan eşya için, ele geçtiğinde, bu eşyayı ve ondan doğacak kazancı tümden kaybedeceklerdir; eşya ele geçmediğinde ise, eşyanın gümrüklenmiş değeri kadar para ödemekle birlikte, iç piyasada satacakları bu kaçak eşyadan ayrıca kazanç elde edebileceklerdir. Bu açık kapıdan yararlanmak için eşya saklanacaktır. Bu nedenle, para cezasının öngörüldüğü durumlarda, suç konusu kaçak eşya ele geçirilememiş ise, verilecek para cezalarının daha da artırılması uygun olur kanaatindeyim.
Yine, tasarının 14 üncü maddesinde "yükü bulunmadığı halde, yükü olmadığını veya başka bir limana çıkarıldığını veya avarya olduğunu kanıtlayamayan gemi kaptan veya acentesine tonilato başına elli milyon lira para cezası uygulanır" deniyor. Hakikaten, tonilato başına elli milyon lira olduğuna göre, bu, çok yeterli, yerinde bir cezadır ve caydırıcıdır; ama, genellikle bu tip para cezalarını gösteren maddeler zaman içinde güncelliğini kaybetmekte ve dolayısıyla cezalar caydırıcı niteliğinden uzaklaşmaktadır. Bunu da, böylece, bir tenkit değil, fakat bir belirtme olarak söylemek istiyorum.
Tasarının 16 ncı maddesinde kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla görevli olanlar sayılmıştır. Bu maddenin birinci paragrafının sonuna "bunlardan gümrük memurları, öğrendikleri veya haber aldıkları kaçakçılık olaylarına ilk müdahaleyi yapmakla birlikte, gerekli soruşturmayı yapmak üzere en yakın kolluk birimine intikal ettirirler" diye bir fıkra eklenmesinin uygun olacağı kanaatindeyim.
Yine, hepimizin bildiği gibi, gümrük memurlarının yanında, bir de Gümrük Muhafaza Teşkilatımız vardır. Bu birimin görevi, münhasıran kaçakçılıkla mücadeledir ve bu hususta donanımı, yetişmiş elemanı vardır; yani, silah ve diğer donanımlarıyla bir zabıta, kolluk birimidir. Oysaki, gümrük memurlarının aslî görevleri, tamamen gümrük işlemlerini gerçekleştirmektir. Bu görevlilere, zaten yeterince ağır görevlerinin yanında, kaçakçılık olaylarının soruşturulması görevinin de verilmesi, zannımca haksızlık olacaktır.
Tasarının 17 nci maddesinde "aramalar" düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler yapılırken, gerek kendi iç mevzuatımız gerekse uluslararası hukuka uygun özenli bir düzenleme olduğunu memnuniyetle müşahede etmekteyiz; ancak, bu tasarının yasalaşması halinde yürürlükten kalkacak olan 1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun 9 uncu maddesinde, umuma açık yerlerin umuma açık olduğu müddetçe izinsiz aranabileceğine ilişkin hükmü yerine, tasarıda herhangi bir hüküm yoktur. Tabiî, ben, bunu bir tenkit için söylemiyorum; böyle olması normaldir. Son yaptığımız anayasa değişiklikleri gereği, bunun böyle olması zaruridir. Kolluk kuvvetlerimiz, özellikle, umuma açık yerlerde bazı zorluklar çekeceklerdir; ama, anayasanın üstünlüğü açısından, bu maddeyi de fevkalade önemli ve gerekli bulmaktayız.
Tasarının gerekçesinde "memurların görevlerini ihmal, suiistimal suçlarını içeren hükümler 4483 sayılı Kanun kapsamında Türk Ceza Kanununda düzenlendiğinden ve bu fiiller ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirileceğinden ayrıca bu tasarıda yer verilmemiştir" denilmektedir.
Yine, buna uygun olarak, tasarının 39 uncu maddesinde "7.1.1932 tarihli ve 1920 sayılı Gümrük Memurlarından Vazifei Memuresini Suiistimal Edenlerle Vazife veya Mesleklerinde Kendilerinden İstifade Edilmeyenler Hakkında Yapılacak Muameleye Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır" denilmekte, geçici 4 üncü maddede de "haklarında 1920 sayılı Kanun hükümlerine göre soruşturma ve yargılaması devam edenlerin durumuna ilişkin olarak 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca işlem yapılır" hükmü getirilmektedir.
Bu çok önemli kanunun -zaafı demeyeyim ama- eksikliği, gümrük kaçakçılığını, bir genel olmaktan ziyade gümrük kaçakçılığı olarak görmektedir ve kendi içindeki bir teşkilata da -gerekli özeni demeyeyim ama- gerekli alakayı pek göstermemektedir. Neticede, kolluk kuvvetleri olan teşkilatların, kolluk kuvvetinin özelliğine uygun olarak özel disiplin hükümleri vardır. Bu özel disiplin hükümlerinin, yukarıda belirttiğimiz tasarı hükümlerine göre, 30 uncu maddeye veya geçici 4 üncü maddeye bir ilave yapılarak, disiplin hükümlerinin bir tüzükle düzenleneceğine dair bir ilave hükmün getirilmesinde zaruret vardır kanaatindeyim.
Tasarımızın 27 inci maddesiyle gümrük komisyonları kurulmaktadır. Bu, çok olumlu bir gelişmedir. Gümrük Müsteşarlığının ana hizmet birimlerinden ve kaçakçılıkla mücadele için bir ihtisas zabıtası olan Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğünün de 1 temsilcisinin bu komisyonda bulunması hususu da konunun ilgili maddesine derç edilmelidir. Gerçi, fiilen, özellikle taşrada bu böyle olacaktır. Zaten çok az bir kadroyla çalışan gümrük teşkilatımız, elbette, bu komisyonlara gümrük muhafaza elemanlarını da getirecektir; ama, hiç olmazsa, bunun, bir tasrih olarak belirtilmesinde yarar olduğu kanaatindeyim.
Yine, tasarımızın 36 ncı maddesinde, laboratuvar kurulması esasa bağlanıyor. Bu, gayet yerindedir; ama, laboratuvar kurulması çok masraflı olduğu için, Devlet Planlama Teşkilatından bunun izninin nasıl alınacağı hususunda, doğrusu, tereddütlerim vardır; ama, elbette, bir laboratuvar kurulmasında da yarar olduğunu söylemek isterim.
Tasarımızda, kaçakçılık davalarının yargılama sürecinin hızlandırılması hususunda hükümler getirilmiş; böylece, hem mahkemelerin yükü azaltılmış hem vatandaşın hem de idarenin menfaatı korunmuştur. Mesela, suç tanımlarının açık bir şekilde yapılmış olması; buna örnek olarak, kaçakçılığın, münferit, toplu ve teşekkül oluşturma tariflerini de gösterebiliriz.
CIF, FOB ve gümrüklenmiş değer gibi kavramların gümrük idarelerince belirlenecek olması, mahkemelerin yükünü azaltacak tedbirlerden birkaçıdır.
Ayrıca, yeni bir düzenlemeyle, hazırlık soruşturması sırasında, kanunda öngörülen para cezasının asgarî haddinin ödenmesi halinde kamu davası açılmaması da, mahkemelerin yükünü azaltıcı tedbirlere bir örnektir.
İhracatın önünü açacak tedbirler getirilmiştir; yani, gümrük kapılarında cari olan birçok bürokratik engel kaldırılmış ve ihracatta kaçakçılığın tam tarifi yapılmıştır. Bunun yanında, ithalatı haksız rekabetten uzak tutmak maksadıyla, yüksek vergiye tabi malların vergisini ödemeden ithal etmek isteyenlere karşı ağır para cezalarının getirilmesi de tasarının olumlu yönlerinden biridir.
Bu tasarıda, suç ve cezaların kanunîlik ilkesi gözetilmiş, limit uygulamasına ve kişilerin eşya değerine bağlı olarak ceza tehdidi altında tutulmasına da son verilmiştir.
Kaçak eşya naklinde kullanılan araçlara el konulması hususunda adil ve objektif kriterler getirilmiş; yani, bütün suçlar için eşyanın müsaderesi öngörülmemiş ve böylece, müsaderesi öngörülmeyen bir eşyanın naklinde kullanılan aracın müsaderesi de söz konusu olmaktan çıkmıştır.
Bu düzenleme dışında, el konulan araçların teminatla iadesine yer verilerek, eşya veya bunun naklinde kullanılan araçların ekonomiye kazandırılması da mümkün hale getirilmiştir.
Netice itibariyle, bu tasarı, Avrupa Birliği mevzuatına uygun, ihtiyaçlarımıza cevap vermeye çalışan, yararlı bir çalışmadır. AK Parti Grubu olarak tasarıyı destekliyoruz. Belirttiğimiz eksikliklerin, Meclisimizin, Adalet Komisyonumuzun ve Bakanlığımızın burada yapacağı çalışmalarla giderileceği umuduyla, Partim ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 10 Temmuz 2003