Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)
Yozgat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 119. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Eylül 2004 · 1.274 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bekir Bozdağ (AK Parti), 14 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 1.274 kelime.
Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 14 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-22-2004-09-14-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu üzerinde, şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ceza hukuku, devletin, ceza tehdidiyle uygulamasını sağlamaya çalıştığı emir ve yasaklardan oluşmaktadır. Ceza Kanunu, esasıyla cezaî himayenin konusunu teşkil eden toplumsal ve kişisel hakların neler olduğunu da tespit etmektedir. Ceza kanunları, bir noktada, toplumun ve devletin kanunda yer alan konulara bakışını da yansıtmaktadır.
Demokratik toplumlarda zaman içerisinde yaşanan gelişmeler, ceza kanunlarında ve diğer kanunlarda birtakım değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılar. Bu nedenle, zaman zaman, bugüne kadar, 1926 yılından beri yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda 63 adet değişiklik yapılmıştır. Toplumun ihtiyaçları, demokratik talepleri doğrultusunda bunlar kanunlaştırılmıştır; ama, bunlar yapılırken bir yandan ihtiyaçlar giderilmiş; fakat, diğer yandan da Ceza Kanununun insicamı bozulmuş; dil birliği bozulmuş, mantalite birliği bozulmuş. Zira, her bir değişiklik değişik bir siyasî iktidar zamanında yapıldığı için, o iktidarın mantalitesi, anlayışı, dile bakışı, suça ve cezaya bakışı kanunun içerisine yansıtılmış ve böylece, Türk Ceza Kanunu, kırk yamalı bohça diye nitelendirebileceğimiz bir yapıya bürünmüştür.
Ceza Kanununun değiştirilmesiyle ilgili Türk toplumunun talepleri bugün gündeme gelmiş değildir. 1940 yılında, Adalet Bakanlığımız bu konuda çalışma yapmak üzere bir yönetmelik çıkarmış ve bu yönetmelik çerçevesinde de, değişik komisyonlara, Ceza Kanunu tasarısı hazırlatmak üzere görevler tevdi edilmiştir. Bakın, 1940 yılında hazırlanan bir TCK tasarısı var; bu, 1930 İtalyan Ceza Kanunundaki değişiklikler de nazara alınarak hazırlanmış; ancak, yasalaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, 1958 yılında da bir Türk Ceza Kanunu tasarısı hazırlanmış; fakat, bu da yasalaşma imkânı bulamamıştır. 1985 yılında kurulan yeni bir komisyonla, 1987 yılında TCK tasarısı hazırlanmış; ancak, bu da kanunlaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, bir başka komisyon tarafından, 1989 yılında TCK tasarısı hazırlanmış, bu da kanunlaşamamıştır. 1997 yılında hazırlanan TCK tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmiş, komisyonlara inmiş ve altkomisyondayken, seçim nedeniyle, kanunlaşma imkânı bulamamıştır. En son, 2001 yılında bir TCK tasarısı hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu tarafından Meclisimize gönderilmiştir.
Bunları şunun için anlattım: Bundan önce konuşan arkadaşlarımdan bazıları, bu tasarının çok kısa bir çalışmanın ürünü olduğunu söylediler. Ben derim ki, bu, bugünün ürünü değil, bundan önce yapılan altmışdört yıllık bir çalışmanın, bir birikimin, bir emeğin, bir terin karşılığıdır. Bu çalışmalara bugüne kadar katkı verenler AK Partiyi oluşturan milletvekilleri olmadığı gibi, Cumhuriyet Halk Partisini oluşturan milletvekilleri de değildir; tarihimizin değişik evrelerinde siyaset yapan ve burada bulunan siyasî partilerimizin temsilcilerinin anlayışları, katkıları vardır. Biz, bunu düzenlerken, bunun üzerinde çalışırken bu emeklerden istifade ettik. Elbette ki, bu konular üzerinde bizden önce çalışan, özellikle teknik komisyonlar -Yasama Meclisi üyeleri dışındaki komisyonlar- bu tasarıların tamamını dikkate almışlardır, incelemişlerdir ve ona göre bir neticeye varmışlardır. Bizim önümüze gelen hükümet tasarısı da, bütün bu tasarıların süzmesi şeklinde idi. Türk Ceza Kanunu Tasarısı, altkomisyonda, yaklaşık bir yıldır, arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, Yargıtayımızın temsilcilerinin ve değişik sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katkılarıyla âdeta yeniden şekillenmiştir.
Burada başka bir hususun da altını çizmek istiyorum: Türk Milleti ve Devleti, kendi ceza kanununu yapabilme ehliyetine sahiptir. Birileri bu ehliyeti kendisinde görmese de, Türk Milleti bu ehliyetin varlığını pekala bilmektedir. Bu memlekette, daha düne kadar "Türkçeyle felsefe yapılmaz" diyenler vardı; bugünlerde de "Türkçeyle hukuk ve ceza kanunu nasıl olur, Türkiye'nin bu hukuk birikimiyle, tecrübesiyle bu yapılır mı" diyenler var; ama, ben biliyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukukçuları, Yargıtay ve diğer mahkemelerdeki uygulayıcıları, üniversitelerdeki hocaları ve bu işe kafa yoran, emek veren, ter dökenleri, Batı'daki muadillerinden hiç de geri değildir, onlardan bir adım da öndedir. Şu anda huzurunuzda bulunan Türk Ceza Kanun Tasarısı -Adalet Komisyonu raporu- dünyada hazırlanmış en ileri ceza kanunu tasarısıdır. Neden; çünkü, pek çok Avrupa ülkesi, ceza kanunlarını değişen yeni değerlere, korunması geren yeni hukukî menfaatlara göre şekillendirmişler ve değiştirmişlerdir. Hem Komisyonun, bizim dışımızda teknik komisyonun yaptığı çalışmalarda hem de alt komisyonun yaptığı çalışmalarda hem Fransız Ceza Kanununa hem İtalyan Ceza Kanununa hem Alman Ceza Kanununa hem İspanya Ceza Kanununa ve hatta, ta uzaklardan Japonya Ceza Kanununa da zaman zaman bakılıp bütün bunlardaki değişim ve gelişmeler de dikkate alınıp, bunları, huzurlarınıza getirilen metne nasıl yansıtırız diye emek verilmiştir ve bu tasarı bu emeklerin ürünüdür. Onun için de, bu metin, bugün yürürlükte bulunan ceza kanunlarına göre bir adım da öndedir; ama, tabiî ki, buna rağmen, hiçbir kusuru, hiçbir eksiği yoktur demenin imkânı da yoktur.
Biliyorsunuz, ceza kanunları, uygulandıkları ülkelerde uygulanan yönetimin, rejimin karakterini yansıtan kanunlardır. Siz, bir ülkenin karakterini anayasasına yazarsınız, o izafî kalır; ama, bunun, esas, gerçek ifadesini bulduğu yer ceza kanunudur. Onun için, ceza kanunları çok önemlidir.
Totaliter ve otoriter rejimlerin egemen olduğu ülkelerde ceza kanunları, bireyin hak ve hürriyetlerinin alabildiğine kısıtlandığı, devletin alabildiğine korunduğu, mevcut iktidarın bekasının alabildiğine temin edilmesi için gayret sarf edildiği kanunlar olduğunu görürsünüz; ama, demokratik toplumlarda kanunların, hürriyetin önünün alabildiğine açıldığı, devlet karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin alabildiğine korunduğu kanunlar olduğunu görürsünüz. Onun için, biz, demokratik bir ülkede yaşadığımıza göre ve Anayasamızın 2 nci maddesinde de devletimizin temel niteliklerinden bir tanesi demokratik hukuk devleti olduğuna göre, yapacağımız kanunun da bu demokratik ilkelere uygun olması gerekiyordu.
Onun için, bakın, Ceza Kanunu metninin 1 inci maddesi Ceza Kanununun amacını düzenlemektedir ve orada uygulayıcıya bir mesaj veriliyor; deniliyor ki: Bu kanunun hiçbir maddesi temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı şeklinde yorumlanamaz ve uygulanamaz. Böyle bir hüküm koyduk bütün bunları teminat altına almak için; ama, bakın, bütün bunlara rağmen, mevcut metnin içerisinde, demokratik, hukuk devletinin ilkeleriyle bağdaşmayan, panik mevzuat denilebilecek nitelikteki hukukî metinler de vardır. Panik mevzuat, değişik zamanlarda konjonktürün emir buyurduğu veya konjonktürün gereğini ortaya koyan hukukî metinlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Bunun gibi birtakım maddeler de mevcut metnin içerisinde vardır. Gönül ister ki, Anayasamızla, uluslararası sözleşmelerle bağdaşmayan bu hükümleri de elbirliğiyle bu kanun metninin dışına taşıyabilseydik, daha iyi olurdu. Ben, o nedenle, fikir ve düşünce hürriyetinin, din ve vicdan hürriyetinin tam ifadesi noktasında birtakım eksikliklerimizin olduğunu da vurgulamak istiyorum. Birtakım düşüncelerle, endişelerle bunlar burada muhafaza edilmiştir; ancak, hukuk devletinde bunun önünü açmak da lazımdır, bunları takdirin alanının dışına çıkarmak da lazımdır. Biz hepimiz şunu söylüyoruz, diyoruz ki; yargı, siyasete, politikaya müdahale etmemelidir. Doğru; ama, politika da yargıya müdahale etmemelidir. Eğer, biz, Ceza Kanunu maddeleri içerisine yargının yorum yapmasına elverecek hükümler koyarsak, yargı da, bunu uygulayan da, elbette ki, sonuçta bir yorum yapacak, otomatikman, karışmasını istemediğimiz alana müdahale etmiş olacaktır. Onun için, değerli milletvekilleri, mevcut yasamızın içerisinde, sayılı da olsa, yargının, yorum yoluyla hayata daha fazla müdahalesi sonucunu doğuracak maddeler vardır. Ben inanıyorum ki, bu Yüce Meclis, görüşmelerin seyri içerisinde bu maddeleri de değiştirecektir.
Ben, bir iki hususa da cevap verip, sözlerime son vermek istiyorum.
Bir tanesi, CHP adına konuşan değerli milletvekili arkadaşım -altını çizerek söylüyorum- "biz, bu kanun tasarısı altkomisyonda görüşülürken, ülkeye en az zarar verecek şekilde geçmesi için uğraştık" dedi. Şimdi, ülkeye zarar vermek isteyen bir kişinin bu Meclisin çatısı altında, burada bulunduğuna ben inanmıyorum. Biz, hepimiz, elbirliğiyle, bu ülkenin faydası olsun, insanlarının faydası olsun, onuru, şerefi, haysiyeti daha da yüksekte olsun diye çalıştık; ancak, kanun içerisindeki birtakım maddeler üzerinde kanaat serdederken, bunları, hemen, birtakım önyargılarla, niyet okumalarla farklı manaya çekmenin de hiçbir manası yoktur. Türkiye'de her bir Türk vatandaşı, en az diğeri kadar vatanını, milletini, devletini, Meclisini, her şeyini seviyordur; hiç kimse, bu konuda, diğerine göre bir rüçhaniyete, bir önceliğe sahip değildir; bunun altını özellikle çizmek istiyorum.
Biz, bu kanun görüşmeleri sırasında, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen devletimizin temel niteliklerini aşma gibi hiçbir düşünceyi, hiçbir anda, hiçbir zeminde aklımızın ucundan dahi geçirmedik; ama, müsaade buyurun da, hukuka ve Anayasaya açık ve net aykırı olan maddeler hakkında da kanaatlerimizi söyleyelim, kamuoyu bunu bilsin, kimin hukuktan yana, kimin birtakım ideolojik dayatmalardan yana olduğunu çok net görsün. Biz, kanaatlerimizi söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.
Ben, bu vesileyle, Türk Ceza Kanunu Tasarısının, tekrar, hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve inşallah, Meclisimizin katkılarıyla, eksikliklerin giderilerek daha mükemmel hale getirileceğine de inanıyorum.
Bu vesileyle, hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 14 Eylül 2004