İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 119. BİRLEŞİM · SALI

Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 119. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Eylül 2004 · 2.813 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 14 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 2.813 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 14 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-09-14-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yapmakta olduğumuz bu çalışmaların ülkemiz için, demokrasimiz için, insanlarımız için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Şüphesiz, bugün, Parlamento çalışmaları içerisinde, bence, çok önemli, çok anlamlı ve gerçekten, herkesi ilgilendiren, gelecek kuşakları da ilgilendiren bir temel yasayı konuşuyoruz.

Şüphesiz, böyle bir tasarının huzurunuza gelmesi kolay olmamıştır. Sözlerimin başında, uzun bir maraton, çalışma yapacağız, ola ki unutabiliriz, şimdiden ifade etmeliyim ki, bu tasarının huzurunuza gelmesinde gece gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla çalışan Adalet Komisyonunun Sayın Başkanına ve sayın üyelerine, özellikle altkomisyonda görev yapan arkadaşlarımıza, bu çalışmalar sırasında her türlü fikrî desteği veren Yargıtayın sayın üyelerine, Yargıtay Başkanlığına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan değerli savcı arkadaşlarımıza, üniversitelerden katılan bilimadamlarına ve sair kişi ve kuruluş temsilcilerine, Adalet Bakanlığında görev yapan değerli arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Konuştuğumuz tasarı bir temel tasarıdır, temel yasadır. Aslında, yasa çalışmalarıyla uğraşan herkes bilir ki, temel yasalar netameli yasalardır; kimseyi memnun etmeniz mümkün değil. Herkes kendi bulunduğu noktadan bakar. Onun önceliği Türkiye'nin önceliğidir; onu düzenlerseniz, o yasa çok önemlidir, onu düzenlemediğiniz takdirde, başkaca maddelere bakmaksızın külliyen inkâr eder.

Aslında, toplumumuzda böyle bir genelleme alışkanlığı da vardır; iyiyi kötüden ayırt etmeden, doğruyu yanlıştan ayırt etmeden, bir tasarının ya da bir hizmetin, bir eserin iyi ve kötü yanlarını, doğru ve yanlış yanlarını birlikte görme alışkanlığı, maalesef, yoktur. Toplumumuz, nedense, bir muhalefet anlayışı olarak da, eskiden beri, bardağın hep boş tarafından bakmıştır; o, çok kolaydır; ama, dolu tarafın nasıl dolduğuna bakmak gibi bir alışkanlığımız da yoktur.

Talihsiz bir tartışmayla, maalesef, uzun bir emek mahsulü olan bu tasarı, bu 346 kareden müteşekkil, 346 labirentten müteşekkil bir güzel eser; belki bazı noktaları gölgeye geldi, bazı noktalarında ufak tefek eksiklik varken, geri kalanları, sanki hiçbir özelliği yokmuş, bu topluma hiçbir şey vermiyormuşçasına, küllî bir karalama içerisine götürüldü. Bu, haksızlıktır. Bu, tasarı için çalışanlara haksızlıktır, en azından, bize haksızlıktır; çünkü, biz, hepimiz -bu çatının altında olan herkes- birbirimizi beğensek de beğenmesek de, fikirlerimizi eksik, yanlış bulsak da, bu ülkenin iyiliği için çalışıyoruz, bu ülke iyiye gitsin diye uğraşıyoruz. Bir temel yasayı yaparken de en temel niyetimiz budur. Bunun aksini düşünen, bize bühtanda bulunmuş olur. Bunu burada belirtmek istiyorum.

İkincisi, bizim toplumumuzdaki bazı kesimlerin -katılır mısınız, bilmem- şöyle bir alışkanlığı daha var: Sizler de, bizler de, zaman zaman, panellere katılırız. Bu panellere umumiyetle 4-5 kişi çağrılır. O panellerde, o toplantılarda da çok sayıda değerli zevat vardır. Bizim konuşma üslubumuzda da bu sayınları saymak gibi de bir geleneğimiz var. Salonun yarısı sayınlarla dolu olunca, 20 dakikalık konuşmanın 5 dakikası sayınları saymakla geçer. Ondan sonra, ne iyi ettik de bu toplantıyı yaptık tarzında, kelamı rüşvet kabilinden de bir 5 dakikalık peşrev konuşması yapılır. Sonra, her yerde, her toplantıda söylenen bir iki söz ki, özü itibariyle de şikâyetten ibarettir o ve çözüme bir türlü yönelinemez; çünkü, çözüm, biraz gayret ister, gece biraz uykusuz kalmak ister, biraz kitap karıştırmak ister. Sonra, 1-2 dakika kalınca da, saatine ikidebir bakar "söylenecek çok söz vardı; ama, maalesef, zaman doldu..” Şimdi, bu tasarı yirmi yıldır Türkiye'nin gündeminde, halen, birkısım insanlar diyor ki: "Bu tasarıyı biraz geri çeksek." Sizi temin ederim, bahse girerim; bu tasarıyı biz bugün çeksek, bir yıl sonra Türkiye'nin gündemine getirsek, yine, aynı kişilerden, aynı adamlardan aynı mazeretleri dinleyeceğiz.

Bu tasarı Meclisin gündemine geleli onyedi ay oldu, onyedi ay!.. Televizyonlarda ben defeatle söyledim, Komisyon Başkanımız, değerli arkadaşımız, demin, bu tasarı gündeme geldiği günden beri katkı için nasıl bir çabada bulunduğunu burada ifade etti. Bu tasarı metnini 1 000'e yakın yere göndermişsiniz, gelebilen teklif, tenkit sayısı 40 veya 50'yi geçmiyor. Onların da önemli bir kısmı tasarının bütünlüğüyle ilgili değil, haklı olarak, kendilerini ilgilendiren üç beş maddeyle alakalıdır; bunların tamamını toplasanız 15-20 maddeyi de geçmez. Şimdi, böylesine bir ortamda, halen, bir toplum, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da, bir yere getirip bağlamıyorsa, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da bundan bir eser orta yere çıkaramıyorsa, o zaman bir yerde bir yanlışlık var demektir.

Belki, bir Adalet Bakanı olarak, kötü adam rolünü oynayıp, böylesine Ceza Kanunu Tasarısı gibi netameli bir tasarıyı toplumun gündemine getirmek yerine, böyle gelmiş böyle gider, eski Kanunla nereye kadar gidersek gidelim deyip, işi böylece bırakıp Bakanlığın tadını çıkarmak da vardı; ama, ben, siyasî hayatım boyunca hep zor olanı seçtim; bu da zor, gerçekten zor; çünkü, böylesine, uzlaşma kültürünün olmadığı, kavga kültürünün bir siyaset üslubu haline geldiği, bir felsefe haline geldiği, rant aracı haline geldiği bir toplumda uzlaşmaya dayalı bir temel yasayı toplumun önüne koyabilmek çok kolay değildir. Bu Parlamento bunu başardı; bu Komisyon bunu başardı, hepsine müteşekkirim; Cumhuriyet Halk Partilisine de, AK Partilisine de, gelip, orada konuşan herkese müteşekkirim. Türkiye'nin aradığı tablo da budur, Türkiye'nin geleceği de burada yatıyor. Belki, bu tasarıdan çok daha önemlisi, böyle bir uzlaşmanın ortaya konulabilmesiydi. Geçmişte kavga ettik de ne oldu; birisi bana söylesin, desin ki, kırk yıl kavga ettik, şöyle bir neticeyi elde ettik.

Bu tasarı, bir uzlaşma tasarısı; elbette eksikliği var, elbette yanlışı var. Öyle olmasaydı, komisyona gelmezdi, başka yere gelmezdi. Şimdi hepimiz iyi niyetle diyoruz ki, gözden kaçan hususlar varsa "daha iyi olurdu şöyle düzenleseydik" diyeceğimiz hususlar varsa, bunu, birlikte, vakit geçmeden, dün yaptık, geçen hafta yaptık, komisyonda yaptık, yarın da yaparız, bu müzakereler devam ettiği sürece de yaparız. Mühim olan, bu alışkanlığı, bu güzel geleneği burada kaybetmemiş olmamız lazım gelir. Belki, Parlamentonun bu anlamda en önemli eserlerinden bir tanesi budur. Demokrasi adına misal verirken, uzlaşma adına misal verirken, ülkenin yararı için yan yana gelmek için misal ararken, ben niye İngiltere'den misal vereyim, niye Fransa'dan misal vereyim! İşte, yeni dönemde bu da güzel bir misal; bunu toplumun önüne koymak, bunu paylaşmak, bunun gururunu taşımak, her halde, bu tasarı vesilesiyle bu Parlamentoya nasip olmuştur; bunun gözden kaçırılmaması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu tasarı, elbette nereden baktığımıza bağlı. Dedim ya, 346 madde; eksiği varsa düzeltiriz, hiçbir inadımız yok, tartışacağız, konuşacağız, birlikte bunları yapacağız; ama, bir şeyi gözden kaçırmamamız lazım; artık, 765 sayılı Türk Ceza Kanunuyla Türkiye'nin bir yere varması mümkün değil; çünkü, ihtiyaç hâsıl oldukça her gün bir tuğlası sökülmüş; bir engel çıkmış, oradan bir parçası sökülmüş; sonra tamir etmeye çalışmışız, ucube bir bina haline gelmiş; 60'tan fazla değişiklik... Felsefesi eskimiş; bu Ceza Kanunu, soğuk savaş döneminin yürürlükteki ceza kanunu izlerini taşıyor, felsefesini taşıyor; çünkü, soğuk savaş döneminin önceliği güvenliktir, devletin güvenliğidir. Güvenliğin söz konusu olduğu yerde, yasaklar olur, yasaklamalar olur; ama, Türkiye artık o dönemi çoktan aştı; dünya o dönemi aştı. Onun için, dünyanın felsefesi değişti ister istemez. Eğer, ceza kanunlarınızı bu felsefeye uyduramazsanız, haksızlıklar olur, özel kanunlarla ceza düzenlemesine gidersiniz, o zaman da ceza hukuk sisteminin sistematiği bozulur, dengesi bozulur, haksızlıklar meydana gelir. Nitekim, yürürlükteki yasanın dengesi bozulmuştur, sistematiği bozulmuştur, felsefesi de eskimiştir. Bununla Türkiye nereye kadar gidebilir; bu, daha ne kadar götürebilir? Dedim ya, niye netameli işle uğraşıyoruz, böyle gelmiş, böyle gitsin diyerek bu dönemi de kapatıp gidebiliriz; ama, bu toplumun modern bir ceza kanununa ihtiyacı vardır; öncelikleri dünya şartlarına uygun, dünyanın öncelikleriyle örtüşen, kendi içinde sistematiği olan, felsefesi olan yepyeni bir ceza kanununa ihtiyaç vardır.

Şimdi, tutanaklara geçmesi açısından burada ifade etmek istiyorum. Hükümet olarak, biz, bugüne kadar olmamış bir yolu denedik bu Ceza Kanunu Tasarısında. Herkesin bilmesi gereken bir hususu ifade etmek istiyorum. Bir konunun çözümü için, yasa, Parlamentonun gündemine, Genel Kurula iki türlü gelir; ya teklif olarak gelir ya da tasarı olarak gelir; ama, geriye dönüp baktığımızda, bizim yasalaştırma tarihimiz açısından, teklif adedi fevkalade sınırlıdır, daha çok tasarı olarak gelir. Ama, gördük ki, yirmi yıldan beri, belli bir hükümet döneminde bir yere kadar gelmiş olan ceza kanunu tasarısı, her hükümet değişikliğinde veya her seçim öncesinde geriye çekilmiş; olmadı, baştan, yeni bir komisyon iki sene, üç sene, dört sene çalışmış, Meclis gündemine gelmiş... Ben, bunların birçoğunu bu çatı altında yaşadım. Birçok bakan arkadaşımız ceza kanunu tasarısını komisyona kadar getirdi; fakat, sonradan, seçimler veya hükümet değişiklikleri sebebiyle bu tasarılar geri çekildi. Ceza kanunu tasarısında, yirmi yıldır, gel git, gel gitten başka yapılan çok fazla bir şey yok.

Şimdi, düşündük, elbette, bizim Meclise sevk ettiğimiz tasarının birçok noktada demin söylediğim ilkelere uymayan yönü, eksikliği var, yanlış olan tarafları var, felsefesi itibariyle itiraz ettiğimiz noktaları var, parti öncelikleri açısından kabul edemediğimiz noktaları var; ama, bir sürecin başlaması lazımdı. Bir süreç başlasın, bu ülkeye tekrar üç sene, dört sene kaybettirmek yerine -ben, bunu televizyonlarda hep söyledim- komisyonlarda süreyi olabildiğince uzun tutarız, herkesin katılımını da olabildiğince sağlarız ve böylece, bir temel yasayı birlikte yaparız mantığı içerisinde, takdir edilmesi gereken bir yolu tercih etmiş olmamıza rağmen, klasik anlayışla, hep eski usul yasa yapma alışkanlığı olanlar veya böyle bir beklenti içerisinde olanlar "efendim, hükümet o tasarıyı gönderdi, bu tasarıyı gönderdi..." Gayet net söylüyorum, bu tasarıyı göndermemizin esas sebeplerinden bir tanesi zaman kazanmak, süreci işletmektir. Şu tasarı, yarım yüzyıllık çokpartili hayatımız içerisinde, belki de ilk defa Parlamentonun kendisinin yaptığı bir tasarıdır; bunu, kimsenin gözardı etmemesi lazım. Elbette, Hükümetin gönderdiği tasarı bir mukayese unsuru olmuştur. Onun arkasında da çok değerli katkılar var, çok değerli çalışmalar var, pek çok insan o tasarı içerisinde... Kabul ederiz etmeyiz, tenkit ederiz, takdir ederiz, o, ayrı bir olay; ama, onun arkasında da bir çalışma var. Şüphesiz, böylesine bir temel yasa yaparken, toplumun hafızasında, bakanlığınızda, ilgili kurumlarınızda, dünyada ne varsa bunların hepsini ortaya koyup, bir düzenleme yapmanız gerekiyor.

İlk defadır ki, bu tasarı vesilesiyle, Türkiye, kendi inisiyatifiyle, Parlamentosunda bir ceza kanunu tasarısı gerçekleştiriyor. Demin arkadaşlarımız da söyledi, elbette, beğenmediğimiz noktalar varsa, antidemokratik olduğunu kabul ettiğimiz hususlar varsa... Gözden kaçan olabilir. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkeye antidemokratik bir dayatma yapmak değildir, Türkiye onları çok geride bıraktı. Artık, o dönemler bir daha gelmez. Bakınız, gelmemesi için de doğru siyaset yapmamız lazım. Elbette, Türkiye, zaman zaman, antidemokratik süreçlere geldiyse, bunda bizim de sorumluluğumuz var, başkalarının da var. Biz, sorumluluğumuzun gereğini yapar, uzlaşarak, anlaşarak, antidemokratik tavırlara karşı birlikte bir cephe oluşturabilirsek, korku ve endişe dönemi geride kalır. Eğer, siz, böyle yapmaz da, Türkiye'de her şeyi bir yasa maddesiyle çözmeye kalkarsanız, bu mümkün olmaz. Benim anayasa hukukunda rahmetli Kubalı Hocamdan öğrendiğim bir şey var "meşruiyetin kaynağı nedir, devlet organları birkısım yetkiler kullanıyor, bu yetkilerin kullanılması neden meşrudur, bunun kaynağı nedir" denildiğinde verdiği cevap şuydu: "Anayasadan alır." Nitekim, Anayasamızda da böyle bir hüküm var, 6 ncı maddede "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz" deniliyor. Evet, bugünkü Anayasada da var.

Şöyle bir sual daha var; o dönem de okuyanlar için bu temel sualdi: "Peki, bir gece darbe oldu, ortada anayasa da kalmadı; o yetkiyi kullanan meşruiyetini nereden alacak? Öbürleri Anayasadan alıyordu; Anayasa askıya alındığına göre nereden alacak?" Verdiği cevap, benim siyasî hayatım bakımından, birçok sorunun çözümü için anahtar cümledir: "Her kuvvet kendi hukukunu beraberinde getirir." Eğer hukukun kuvvetini bu ülkede hâkim kılabilirsek, işte, o korkuların ve endişelerin hepsi zail olur; hepimizin gayret etmesi gereken nokta da burasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ama, siz, kuvvet hukukuna davet çıkarırsanız, kuvvetin egemen olmasını isterseniz, olmanız gereken yerde birlikte olamazsanız, demokraside hak ve özgürlükler çiğnenirken "adam, bana ne" derseniz, 1 000'e yakın kişi ve kuruluşa bu kanun tasarısı gönderildiği halde, bir magazin sayfasına gösterdiğiniz ilgi kadar ilgi göstermeyip de, ondan sonra "bu ülkede demokrasi kökleşsin" diyorsanız, o zaman, bu demokrasiyi de yeteri kadar hak etmek lazım; çünkü, her şey hak edilerek daha anlamlı oluyor, daha önemli oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu hak etmediğiniz takdirde, bir tek Ceza Kanununa bu kadar vebali yüklemenin anlamı var mı?!

Değerli arkadaşlarım, bir başka şeyi daha ifade etmek istiyorum. Bu kanun tasarısından beklentinin çok fazla olduğunu biliyoruz. Geriye doğru, bu toplum çok sıkıntılar yaşadı; ekonomik sıkıntılar yaşadı, siyasî sıkıntılar yaşadı, antidemokratik süreçlerden geçti. İsteniliyor ki, bütün bunlar bir tek kanunla halledilsin. Böyle bir marifeti gösterecek hiçbir komisyon, hiçbir parlamento, hiçbir bilim adamı heyeti olamaz. Yani, bu ülkede -arkadaşlarımız da söyledi- gelir dağılımında uçurum varsa, çarpık kentleşme varsa, siyasî, sosyal, idarî, adlî kontrol yeteri kadar tesis edilemediyse, ailevî sıkıntılar varsa, yozlaşma varsa, yabancılaşma varsa, en önemli programlar televole programlarıysa ve toplum, her geçen gün, bir başka istikamete doğru sürüklenmek isteniyorsa, siz, kapkaçı hangi ceza kanunu maddesiyle önleyebilirsiniz? İşsizlik sigortanız yoksa, toplumun halen üçte 1'inin sosyal güvenlik sistemi getirilememişse...

Bunu bir muhalefet milletvekili gibi konuşuyor demeyin; bunlar Türkiye'nin gerçekleridir. Bunlar varsa, siz, hırsızlığın cezasını yedi seneye değil yetmiş seneye de çıkarsanız... Canım, Ceza Kanununun ne günahı var; yani, yedi senelik ceza, yetmiş senelik ceza bu işleri çözüverseydi -tek başına ceza sistemi- o zaman, en ağır cezaları o ülkeye getirirdiniz, ortalık dümdüz olurdu. Ya da daha iddialı bir ifade söyleyeyim: Bir ülkenin sorunlarını sadece kanun çıkararak çözmüş olsaydık, o zaman, yeryüzünde sorunlu hiçbir toplum kalmazdı. Onun için, bu Ceza Kanununa olduğundan çok daha fazla bir anlam yükleyerek, bir aşırı beklenti içerisinde "eyvah, bu beklentiler karşılanmıyor, demek ki yanlış yapıldı" tarzındaki bir yanlış kanaate de -maalesef- kendi kendimizi, burada saplamayalım, böyle bir noktaya da getirmeyelim.

Bir başka hususu daha ifade etmek istiyorum. Şüphesiz, bir arkadaşımızın -Meclise de yeni girdi ama- klasik muhalefet üslubunu çok iyi benimsediğini görüyorum; ama, bu yol, yol değil. Kendisi de burada yok.

Şimdi, bakınız, söylemek istediğim şey şu: Değerli arkadaşlarım, bugün burada konuşulan her söz tutanaklara geçiyor. İleride bu kanun maddelerini yorumlayanlar, bunları da hesaba katarak yorumlayacaklar, kanun koyucunun muradı nedir diye. Şimdi, siz, hep beraber, burada "antidemokratik bir yasa var, hürriyetler kısıtlandı, özgürlükler yok oluyor" derseniz, o zaman, hâkime, savcıya ne kabahat bulacaksınız uygulamalarından dolayı?!

Gelin, tersinden bakalım; bu kanun özgürlük getiriyor, hakkı, hukuku yerli yerine oturtmaya çalışıyor. Bugüne kadar çıkardığımız hiçbir yasanın 1 inci maddesinin birinci cümlesi "kişi hak ve özgürlükleri" ile başlamıyor. Bu maddede, bu kanunun, kişi hak ve özgürlüklerini teminat altına almak için çıkarıldığı söyleniliyor. 1 inci ve 2 nci maddeyi okumak bile, bu kanunun ne kadar yeterli olduğunu anlamak için yeter, anlamak isteyenler varsa; ama, özel problemlerinin çözümünü bu kanun maddeleri içerisinde arayanlar varsa, onlara bir şey diyemem. Bilmiyorum, onların tamamını karşıladık mı karşılayamadık mı; ama, biz, ortalama bir yasa yapıyoruz. Özel beklentilere göre yasa yapacaksak, bu, temel yasa olmaz, özel yasa olur.

Bakın, burada ne getirdik; hepimizin bildiği "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine ilaveten "idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz..." Bu önemli bir maddedir. Bu ülkede, geriye dönük bakanlar kurulu kararlarıyla, yönetmeliklerle, tüzüklerle hatta genelgelerle hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlandığını hep beraber biliyoruz. Bu cümlenin, buraya girmiş olması bile, başlı başına, bu yasanın nasıl bir zihniyet değişiminin ürünü olduğunu, ne kadar özgürlükçü olduğunu çok açık olarak ortaya koyar.

Yaşadığımız tecrübelerden sonra bir başka şey daha getirdik; diyoruz ki: "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." Herkesin bunu iyi anlaması lazım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bakınız, okuduğum bu üç fıkra dahi, ne kadar özgürlükçü, ne kadar hukukun üstünlüğüne önem veren bir anlayışla, böyle bir felsefeyle yasanın yapıldığını gösteriyor. Ayrıca, bu yasanın felsefesi farklı. Öbüründe, genel hükümlerden sonra, devlet aleyhine işlenen cürümler varken, bu tasarıda, bu defa, kişi aleyhine işlenen suçları, biz, birinci plana almışız, ondan sonra diğerleri geliyor. Bu bile, yasa koyucunun neleri önemsediğini göstermesi bakımından önemlidir.

Bütün bu maddeler ortadayken, hiçbir uygulayıcı -eğer kastı yoksa, keyfî davranmıyorsa- bu yasadaki hiçbir hükmü, özgürlükler aleyhine yorumlayamaz, yorumlamaması lazım. Keyfî uygulama yaparsa, hukuk devleti içerisinde onun kendi mekanizmaları vardır. Eğer, hukukî bir konudan, ihtilaftan bahsediyorsak, itirazı var, temyizi var, kanun yolları vardır. Öbür türlü bir şey varsa, onun da kendi içerisinde mekanizmaları vardır. Mühim olan, bizim burada, ne niyetle bu yasayı hazırladığımızdır, nelere öncelik verdiğimizdir ve beklentilerimizin neler olduğudur.

Değerli arkadaşlarım, özellikle, bir başka şeyi de belirtmek istiyorum. Şüphesiz, bir tasarı değerlendirilirken, evvela genel hükümlerinin çok iyi algılanması lazım. İnsanlarımıza daha yüksek birkısım hesap düzenlerini okuturken bile, evvela, kerrat cetvelinin bilinmesi gerekiyor. Kerrat cetveli bilinmeden cebire veya başka türlü işlemlere geçmek mümkün değil. Bu Ceza Kanunu Tasarısıyla ilgili birileri bir şey diyecekse, şu temel hükümleri çok iyi okuması lazım. O temel hükümler okunmadan, oradaki ilkeler, oradaki düzenlemeler iyice sindirilmeden özel maddelerdeki hususları anlamak mümkün değil. Anlayabildiğim kadarıyla, yazılanlara çizilenlere baktığımda, onlar sadece bir kareden bakarak fotoğrafın tümünü görmeye gayret ediyorlar; bu da fevkalade yanlış bir husustur. Böyle olunca da, biz meseleyi takdimde zaman zaman zorlandık.

Ümit ediyorum ki, bu çalışmalar sırasında fırsat olacak. Tasarının sair maddeleriyle, getirdikleri konularla ilgili arkadaşlarımızın söylediklerine aynen katılıyorum. Buna ilaveten başka söylenecek hususlar varsa, bunları da tekrar burada dile getireceğiz.

Antidemokratik olduğunu düşündüğümüz, düşündüğünüz, dile getirilen hususlar varsa, bunları mutabakat içerisinde, olabildiğince belli bir noktaya getirmeye gayret edeceğiz; ama, kendi kendimize haksızlık etmeyelim. Bu yasa tasarısı özgürlükçü bir yasa tasarısıdır. Bu yasa tasarısı Avrupa Konseyinin bile takdirine... Yani, onların takdirine ihtiyacımız yok; ama, moda oldu diye orayı örnek gösteriyorum. Bizim kendi yaptığımız, kendi ürünümüz... Gayet açık söylüyorum. Bundan sonra Avrupa'da, dünyanın başka yerinde ceza kanunu düzenlemesi yapanlar, emin olun, bu tasarıdan da büyük ölçüde istifade edeceklerdir. Böylesine özellikleri olan... Ama, eksikliği varsa da, bunu bugün gideririz, bugün gideremiyorsak daha sonra gideririz. Yanlış anlaşılan hususlar varsa, mahkemeler zaten bu işler içindir, Yargıtay bunlar içindir. Ama, birbirimize güvenmemiz lazım, birbirimize inanmamız lazım. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkede insanların mutsuz olması değildir, tu kaka yapılması değildir; ayırımcılığa, başka türlü eşitsizliklere, haksızlıklara maruz kalması değildir. Bunları artık geride bıraktık. Hepimiz artık yeni bir geleceğe doğru yürüyoruz. Yaşadığımız tecrübeler, inanıyorum ki, hem bu kanunların yorumlanması açısından hem de atacağımız adımlar açısından bize yol gösterecektir.

Hepinize teşekkür ediyorum. Bu tasarının milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 14 Eylül 2004

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook