İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 18. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türk sinemasının 89.yıldönümü nedeniyle

Berhan Şimşek

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 18. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Kasım 2003 · 987 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Berhan Şimşek (CHP), 13 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SİNEMASININ 89.YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE); konuşma 987 kelime.

Berhan Şimşek (CHP, İstanbul). “Türk sinemasının 89.yıldönümü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 13 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2003-11-13-turk-sinemasinin-89-yildonumu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk sinemasının 89 uncu yıldönümü üzerine, gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

14 Kasım 1914'te, Fuat Uzkınay'ın çektiği "Ayastefanos'taki Rus Anıtının Yıkılışı" adlı 150 metrelik belgesel niteliğindeki film, Türk sinemasının başlangıcı olarak kabul edilmekte; bu nedenle, 14 Kasım, ülkemizde "Sinema Günü" olarak kutlanmaktadır.

Türkiye'de konulu filmlerin başlangıcı, 1917'de Sedat Simavi'nin yönetmenliğinde Pençe ve Casus filmlerinin çekilmesiyle olmuştur. Türk sineması, tiyatrocular dönemiyle 1950'ye ulaşmış, sonrasında, sinemacılar dönemiyle de 1960'lı yıllarda 300 film çekmeyi başarmıştır. 1970'lerde televizyon yayınlarının başlaması, ülkemizde sinema üretimini azaltmıştır. 89 yıllık tarihinde 6 000'i aşkın sinema filmi üreten Türk sinema sektöründe, günümüzde, yılda ancak 10-12 civarında film üretilmektedir.

Sinemanın bir endüstri olması nedeniyle, sinema sektörünün gelişimi, ülkelerin ekonomik ve kültürel gelişiminde de önemli yer tutmaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD bu gerçeğin farkında olduklarından, bu ülkeler, sinemanın gelişimi için etkin tedbirler almaktadır.

1996 - 2000 yılları arasında Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 2 886 film üretilmiş ve bunlardan 2 471'i, yani yüzde 86'sı yurtdışına dağıtılmış ve gösterime girmiştir. Aynı dönemde, ABD'de 2 274 film üretilmiş ve bunlardan 1 174 adedi; yani yüzde 52'si en az bir Avrupa Birliği ülkesinde gösterilmiştir.

Dünyanın üç büyük görsel, işitsel pazarı Japonya, ABD ve Avrupa'dır. Bu pazarın değeri 2001 yılı içerisinde 173 milyar dolardır. Bu pazarın yüzde 22'sine yakını film pazarıdır. Bu, şunu anlatıyor. ABD'nin silahtan sonraki en büyük girdilerinden biri sinemadır.

Avrupa'da, 65 000 000 nüfuslu Fransa'da yılda 100 konulu film çekilebilmekte; çünkü, Fransa, sinemasına yılda 500 000 000 dolar destek sağlamaktadır. Bu destek Almanya'da 250 000 000, İtalya'da 190 000 000'dur.

Ülkemizde 2003 bütçesinde Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürlüğüne ayrılan pay 1 trilyon 790 milyardır. 2004 yılı bütçesinde öngörülen ise 1 trilyon 847 milyar civarındadır. Bu bütçe içerisinde personel ve cari harcamalara 1 trilyon 479 milyar lira pay ayrılırken, yatırıma, yani sinemaya ve sinema sektörüne 368 milyar lira ayrılmaktadır.

Sinema, kendi içinde katmadeğer ve istihdam yaratan, ülkelerin yaklaşmasını ve tanıtımını sağlayan bir sanat dalı ve kitle iletişim aracıdır.

Sinemanın ülke tanıtımında en önemli araç olma özelliği pek çok dünya ülkesi tarafından kanıtlanmışken, ülkemiz, bu aracı, bu etkin silahı akılcı bir şekilde kullanamamaktadır.

Türkiye, sinema endüstrisi denilebilecek çapta bir yatırım yapmamasına rağmen, uluslararası nitelikte pek çok sinema insanı yetiştirmiş bir ülkedir. Bu kadrolar, binbir güçlükle ortaya koydukları ürünleriyle, bugün, uluslararası sermayeyi ayaklarına getirebilmekte; ne var ki, kişisel çabalarla oluşturulan bu prestij ve bu başarılar, kurumsal bir yapının var olmaması nedeniyle ülkemize yansımamakta, ülkemizin amaçlarına hizmet etmemektedir.

Dünya üzerinde hâkimiyet kurmak ve dünya siyaseti, ekonomisi ve ticaretinde etkili olmak isteyen ve bu hedeflerinde başarılı olmuş ülkeler, sinema konusunda son derece kararlı planlar ve çalışmalar yapmışlardır.

Amerika Birleşik Devletleri, 1945'lerden sonra katıldığı bütün savaşları kaybetmiştir. Şimdi Irak'ta ne olacağı da belli değildir. ABD'yi başarılı kılan sinemasıdır, kültür tanıtımıdır. Amerika, 1940'lı yıllarda, İkinci Dünya Savaşı devam ederken, sivil uçaklar uçamadığı için, askerî uçaklarla filmlerinin kıtalararası dağıtımını yapmıştır.

Sanırım hepinizin hatırlayacağı bir film vardır: Sylvester Stallone'nin oynadığı Rambo filmi. Rusya'nın Afganistan'ı işgalinde, Rambo, o gün Talibanlara yardım ediyordu. Bugün, ABD'nin baş düşmanı Bin Ladin, o gün Rambo'yla, ABD'nin sinemasıyla dünyaya anlatılıyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, sözlerinizi tamamlar mısınız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)Ayrıca, Mussolini, 1939-1940 yıllarında, İtalya'da bir sinema kenti kuruyor ve girişine "sinema en büyük namlusuz silahtır" diye yazıyor ve cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal Atatürk "sinemaya gereken ehemmiyeti verin" demesine rağmen, sinemaya gereken ehemmiyet, maalesef, bugüne kadar, verilmemiştir.

Sinema, ülkemizin, kültürümüzün tanıtılmasında önemli bir araçtır. Türk filmlerinin yurt dışında gösterimi, dağıtımı çok az. Ortaasya'daki Türkî cumhuriyetlerde Türk filmleri olağanüstü ilgi görmektedir. Bu ülkelerde ihracat teşvikinin olmaması nedeniyle, bu ilgi, karşılığını alamamaktadır. Oysa, Türk filmleri, Amerikan filmlerinin Türkiye pazarındaki etkisini, Türkî cumhuriyetlerde sağlayabilir.

Türkiye, 1995 yılında, Avrupa Birliği mevzuat uyumu kapsamında sinemamızda devrim sayılabilecek yasal değişiklikleri gerçekleştirmiştir. Yönetmen, senarist, film müziği bestecisi, sinema eseri sahibi, sinema oyuncuları ise, komşu hak sahibi sayılarak, fikrî mülkiyet haklarının muhatabı oldu; ancak, bu uygulamada, hâlâ sinema ve TV eserlerinin telif haklarının tahsilatı gerçekleşmiyor. Yasal sistemin zorunlu kıldığı lisanslama ve tahsilat sürekli engelleniyor.

Avrupa Birliği ülkelerinde, televizyonlar, sinema sektörü için önemli bir kaynaktır. İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerde, televizyon kanalları, film endüstrisine yatırım yapmak zorundadır. Ülkemizde, televizyon kanalları, bırakın sinemaya yatırım yapmayı, sinema eserlerini telif hakkı ödemeden defalarca yayımlamaktadır.

Türkiye, insan haklarına gösterdiği ya da göstermek zorunda olduğu hassasiyeti, telif haklarına göstermesi gerektiğine de inanmalıdır. Telif haklarının bir sistem içinde geliştirilmesi ve korunması; ayrıca, korsanlıkla mücadele edilmesi için telif hakları enstitüsü kurulmalıdır.

Türk sineması, cumhuriyetin ilk yıllarından beri, köyden kente göç yaşanmadan, büyük kentleri Anadolu'ya taşıyarak, ülkemizi uluslararası alanda tanıtarak görevini yapmıştır. Çünkü, 59 uncu hükümetin kültüre ve sinemaya bakışını, bir noktada -geçen yıl da dile getirmiştik- şöyle değerlendirebiliriz: Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı birleştirilerek büyük bir yanlış yapıldığını hâlâ söyleyebiliriz. Bunun somut örneği şudur değerli milletvekili arkadaşlarım: Dünyanın en büyük film festivali olan Cannes Film Festivalinde, Türkiye'nin gelmiş geçmiş ve efsane sinema oyuncusu, yönetmeni Yılmaz Güney ve Şerif Gören'in "Yol" filmiyle Altın Palmiye Ödülü almasından yirmibir yıl sonra, yönetmen Nuri Bilge Ceylan'nın "Uzak" filmi, yüzlerce film arasından Cannes Film Festivalinde yarışma bölümüne seçildi; fakat, bununla ilgili, geçen yıl, maalesef, Kültür ve Turizm Bakanlığımız ciddî anlamda bir katkıda bulunmadı. Aslında, hem sinemamızı tanıtma adına hem de Cannes'da turizme büyük bir katkı sunulabilirdi.

Sayın Başkanım, toparlıyorum...

Yıllardır üzerinde çalışılan sinema yasası, özerk bir ulusal sinema kurumu kurulması sinema sektöründe öncelikli bir beklentidir. Eğitime destek kampanyasında okulları yaptıranlara sağlanan vergi muafiyeti sinema sektörünün de en önemli beklentileri içerisindedir. Sinema sektörü, sinemaya yapılan sponsor katkılarının da vergiden düşülmesini beklemektedir.

Türk sinema sektörünün film stüdyosundaki, laboratuvarındaki teknik elemanlarının, setçisinin, teknisyeninin ve hepinizin uzun yıllardan beri yüz yüze göz göze tanıdığınız insanların çoğunun -ki, birinin ismini, izin verirseniz, söyleyeyim, Sefa Önal- hayatları boyunca, bir gün bile sigortası yoktur.

Bizler, bir an önce, bununla ilgili yasayı çıkararak -Sayın Resul Tosun arkadaşımla da çalıştık- bu sinema oyuncusu arkadaşlarımın, yönetmenlerin geriye dönük borçlanmayla SSK haklarının verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Sanatçılarımıza, sanatçı huzurevleri yapılmalıdır. Ayrıca, sanatçılarımız bu ülkenin yüzaklarıdır. Mutlaka -yeşil pasaportu belirli ölçülerde alan değerli bürokratlarımız var- sanatçılarımıza da yeşil pasaport verilmesi gerekiyor.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

8 konuşma daha · 13 Kasım 2003

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook