Sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu başkanlığı teşk.ve gör.hak.kan.tas.(ss.649)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 24. Birleşim · 3. yasama yılı · 1 Aralık 2004 · 2.215 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Beşir Atalay (AK Parti), 1 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA KURUMU BAŞKANLIĞI TEŞK.VE GÖR.HAK.KAN.TAS.(SS.649)); konuşma 2.215 kelime.
Beşir Atalay (AK Parti, Ankara). “Sosyal yardımlaşma ve dayanışma kurumu başkanlığı teşk.ve gör.hak.kan.tas.(ss.649)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 1 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/besir-atalay-22-2004-12-01-sosyal-yardimlasma-ve-dayanisma-kurumu-baskanligi-tesk-ve-gor-hak-kan-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şu anda görüşülmekte olan, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kurumu Başkanlığı Teşkilatı ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Bakanlığımızın, Hükümetimizin görüşlerini size kısaca sunmak istiyorum ve değerli parti sözcülerinin dile getirdiği bazı hususları da açıklama imkânı bulacağım. Tabiî, önce, değerli konuşmacılara katkıları için, tespitleri için, çok teşekkür ediyorum. Sizlerin burada söylediğiniz bu konuyla ilgili düşünceleriniz bizim için daima faydalı olacaktır.
Tabiî, önce, Hükümetimizin genel olarak sosyal politikalara verdiği önem ve sosyal alanda şu iki yıl içerisinde gerçekleştirdikleriyle ilgili, doğrusu, burada çok uzun bilgiler sunabilirim. Yani, genel manada hepimizin, bu Meclisteki herkesin dileği, bütün vatandaşlarımızın iş sahibi olması, kendi geliriyle, alınteriyle geçinen onurlu vatandaş olarak yaşaması, hepsinin bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında olması. Bu hepimizin dileğidir; ama, Türkiye'de yaşadığımız son yılları, son yılların önümüze getirdiği, biriktirdiği yoksullaşmayı, işsizliği de en iyi bu Meclisteki milletvekili arkadaşlarımız biliyor. Bu, bu Meclistekilerin eseri değil, bu iki partinin de eseri değil; ama, bizim bulduğumuz, birikmiş, hem gelir dağılımı olarak düşük gelirli, kendini geçindirmekte zorlanan büyük bir nüfus kesimimiz var hem de büyük bir işsizlik var. İşte bu Hükümet, başta makro politikaları, ekonomik politikaları istikrara kavuşturma çabası verirken, bu yönde olumlu gelişmeler sağlarken, aynı zamanda, elde edilen imkânlar, tasarruflar sosyal politikalara daha fazla nasıl aktarılabilir şeklinde önemli çalışmasını yapmakta, kaygısını çekmektedir.
Şunu en başta bilginize rahatlıkla sunabilirim. Çünkü, Hükümet içinde bu konunun bir tarafındayım, daha çok sosyal politikalar tarafında. Hükümetimiz daima, makroekonomik politikalar, en makro seviyedeki değerlendirmelerde de, bunun sosyal yansımaları ne olabilir, düşük gelirli, sabit gelirli kesimlere bunun getirdiği ne olabilir, bunun dikkatle değerlendirmesini yapmaktadır, bunun takibini yapmaktadır. Fakat, değerli arkadaşlar, şunu da ifade etmek isterim. En gelişmiş ülkelerde de belli bir ihtiyaç sahibi vatandaş vardır, belli bir yoksul kesim vardır ve en gelişmiş ülkelerin de sosyal yardım politikaları vardır, sosyal yardım sunan mekanizmaları vardır. Yani, bu, sadece geri kalmışlıkla, az gelişmişlikle de ilgili değildir. Bunu da özellikle belirtmek istiyorum.
Şimdi, 1986 yılında kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu ve buna bağlı olarak, aynı kanunla, yine, bütün il ve ilçelerimizde kurulan vakıflarımızın, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının çalışmalarını hepimiz biliyoruz; biraz önce arkadaşlarımız da ifade ettiler; ben, o mekanizmayı tekrar etmek istemiyorum; ama, şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Bu fon ve vakıf irtibatı ve bu mekanizma, ülkemizde, devlet ile vatandaş arasında iletişimi, yardımlaşmayı sağlayan çok önemli bir yapıdır. Halka en yakın noktada hizmet veren bu yapı içerisinde, yerel yönetici ve mütevelli heyetlerin gayret ve hassasiyeti tabiî ki büyük önem taşımaktadır, tamamen katılıyorum Sayın Çetin'e. Yerel yöneticilerimizin hassasiyeti, bu fon imkânlarının daha verimli kullanılmasında daima olumlu rol oynuyor; çünkü, bu mekanizma şöyle kurulmuş arkadaşlar: Vakıf ve bu vakfın başında yerel yöneticilerimiz -kaymakam, vali veya belediye başkanı- aynı zamanda, il ve ilçedeki kamu yöneticileri ve sivil vatandaşın temsilcileri. O yörede, o yörenin ihtiyacını bunlar daha iyi bilirler ve onun için de daha isabetli kararlar verirler diye, bu kaynakların kullanımı bu heyetlere bırakılmıştır. Bu heyetler bu konuda ne kadar büyük hassasiyet gösterirlerse, tabiî ki, sonuç da daha başarılı olmaktadır.
Hükümetimiz, bu fona ve bu mekanizmaya çok büyük bir değer vermiştir. Zaten, sosyal sıkıntılara, sosyal problemlere ve fakirliğe çok duyarlı olan Hükümetimiz, bu fonun kaynaklarını, hem artırmaya hem de bu fonun kaynaklarını en isabetli şekilde kullanmaya büyük özen göstermiştir.
Burada ifade edildi biraz önce, bu fonun kaynakları, bazı dönemlerde, hele bütçe imkânlarının kısıtlı olduğu dönemlerde, bütçe ihtiyaçlarına aktarılmıştır. Bazı yıllar -elimizde bunun oranları var, göstergeleri var- bu fonun kaynağının yüzde 80'i bütçenin diğer ihtiyaçlarına aktarılmıştır. Şunu size rahatça söyleyebiliyorum: iki yıl içinde, Hükümetimiz döneminde bu fonun kaynağının 1 kuruşu bile amacı dışında kullanılmamıştır, hele hele bütçe ihtiyaçlarına hiç aktarılmamıştır. Aksine, Hükümetimiz, bu fonun kaynağını güçlendirmek için ilk defa, 2003 ve 2004 bütçelerinde, bütçeden bu fona ödenek koymuştur.
Ayrıca, değişik dönemlerde bu fonun kaynaklarının gerçekten biraz keyfî de kullanıldığını sizler de ifade ettiniz, biz de biliyoruz. Hükümetimiz döneminde benim şahsen en büyük gayretim, bu fonun gereksiz harcamalarını önlemek, bir anlamda israfını önlemek ve tamamını hedefi doğrultusunda harcamak şeklinde olmuştur. Mesela, zaman zaman, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan yatırıma kaynak aktarılmıştırf; yani, bazı il ve ilçelerde okul binası, yurt binası falan yaptırılmıştır. Biz, daha hükümet olduğumuzun ilk ayında bütün yatırım projelerini durdurduk ve buradan yatırıma hiçbir kaynak aktarılmamıştır. Çünkü, kurulurken bu fon, kanununda, nerelere kullanılacağı yönünde kesin belirleme vardır ve biz de o belirleme içinde bunu kullandık.
Şimdi, değerli arkadaşlar, iki yıl önceyi tekrar hatırlarsak, bütün milletvekillerimiz bölgelerinden şu tür şikâyetler getirmişlerdir. İşte, bu fonun, hastanelere yeşilkarttan doğan borcu var, ilaç alımından dolayı eczanelere borcu var, ödeyemiyor; taşımalı eğitim, yemek parasından dolayı vatandaşa, esnafa, lokantacılara borcu var, ödeyemiyor. Bugün, bu fonun hiçbir borcu yok; kaynağı artmış; bütün ödemelerini zamanında yapıyor ve sizlere de, eminim bu yönde, hiçbir talep ve şikâyet gelmiyor. Bizim, 2003 yılı içinde, belki de bu fonla ilgili yaptığımız en önemli çalışma, bir an önce bu borçların hepsinin tasfiyesi şeklinde olmuştur ve bugün, Fonun kaynak fazlası vardır ve görevlerini tam olarak yerine getirir durumdadır.
Burada, yine, iki konuşmacımız da değindi; Hükümetimiz döneminde, bu fonda ve vakıfların çalışmalarında, bizim yaptığımız en önemli ilke değişikliği şudur arkadaşlar: Vatandaşlarımızı pasif alıcı durumunda bırakan, karşılıksız, günlük ihtiyacı karşılayan yardım biçiminden, sürdürülebilir gelir elde etmeye yönelik ve onları üretken kılabilecek kalıcı proje desteklerine ağırlık verecek şekilde yeni politikamız düzenlenmiştir. Vakıflarla irtibat kesilmeyecek; vakıflara daima belli bir kaynak gönderilecek ve bunu da, artırarak, il ve ilçe vakıflarına gönderiyoruz; fakat, mümkün olabildiğince, çalışmalarımızda, vatandaşa, artık, karşılıksız bir yardım değil, bir defalık yardım değil, onu iş sahibi yaparak -çalışmaya gücü yeten herkese yardım yaparken- onu çalışabilir duruma getirmek ve mümkün olabildiğince kendi gelirini temin edebilir duruma getirmek amaçlanmıştır. Bu yönde geliştirdiğimiz projeler var, çalışmalar var; bunları da, ben, size, kısa kısa sunmak istiyorum. Belki, şu andaki vaktim yetmeyecek bunlara; ama, bunların bir kısmını sunmak istiyorum.
Şimdi, bir konuyu da, yine, çok önemli görüyoruz. Biliyorsunuz, daima, yoksul kesimlere, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmada, psikolojik boyut çok önemli görülür; yani, bu vatandaşların onurunu zedelememek, onları, konuşmalarda ifade edildiği gibi, iane alır falan duruma düşürmemek; katiyen öyle bir uygulama yoktur ve biz, bu konuda en büyük hassasiyeti gösteriyoruz. Bütün genelgelerimizde, valilerimize, kaymakamlarımıza, mutlaka, insanımızın, vatandaşımızın onurunu, itibarını zedelemeyecek yardım yollarını bulmamız lazım diyoruz.
Değerli milletvekilleri, bakın, bugüne kadar, Türkiye'de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu ve bu vakıflarımız, bütün özel sektörün veya sivil toplum kuruluşlarının yaptığı yardımların toplamının çok üzerinde bir yardım yapıyor; yani, yıllık ortalama 1 katrilyon Türk Lirası, ihtiyaç sahibi vatandaşlara değişik yollarla kaynak olarak ulaştırılıyor. Hiçbirinde, sizlerin dikkatini çekecek bir izdiham, onur zedeleyici bir durum görülmemiştir. Yani, bazı görüntüler varsa, bunlar başka kaynaklardan dağıtılan yardımlarla ilgilidir.
Bu konuda, hatta, giderek şu politikayı biraz daha yaygınlaştırmaya çalışıyoruz: Sadece talep edenlere değil, siz, tespit edeceksiniz -ki, belli seviyede tespitler yapıldı; hele küçük yerleşim yerlerinde köylere kadar artık bu biliniyor, vakıflarımız biliyor; kimlerin, hangi ailelerin ihtiyacı var- hiç kimsenin haberi olmadan evlerine ulaştıracaksınız. Bu mekanizma, şu anda verimli yürüyor. İstisnai durumlar varsa, onlar bize bilgi olarak ulaştığında, gerekli tedbirleri hemen alıyoruz.
Peki, bu süreç içinde, bu yasa tasarısını niye getirdik; o konuda da bir iki cümle ifade etmek isterim.
Değerli arkadaşlar, bu tasarının amacı, yürüttüğümüz sosyal yardım politikasının daha verimli olmasını sağlamaktır.
Şu anda sizlerin de bildiğiniz, zaman zaman muhatap olduğunuz "Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreterliği" diye bir birim var. Aslında, bu bir birim değil, bu bir sanal birim. İnsanlar var, unvanlar var; fakat, bunların hiçbirinin yasal bir karşılığı yok. İşte, genel sekreteri var; genel sekreterin kadrosu başka bir kurumda, özlük hakları orada; burada, sadece unvan olarak bir genel sekreterlik. Yani, işler yürüsün diye bir hiyerarşik yapı oluşturulmuş orada. Biz, mevcut yapıyı hukukî hale getiriyoruz; bu tasarının tek özelliği, en önemli özelliği bu.
İkincisi; çalışan personel, değişik kurumlardan buraya geçici olarak gelen personel; bir kısmı Başbakanlıkta çalışıyor, bir kısmı diğer kurumlarda çalışıyor; dolayısıyla, özlük haklarından emin değil, kurumla bütünleşemiyor. Halbuki, sosyal yardım politikası, çok hassas bir konudur; çok iyi uzmanların yetişmesi lazım, uzmanlar elinde yürütülmesi lazım. Dikkat ederseniz, tasarımızda öngörülen kadro, aslında, bugün kurumda görev yapan personel sayısına çok yakındır ve o kadronun da yarısını, uzman yardımcısı ve uzman kadrosu olarak öngördük. Sebebi, burada sosyal yardım uzmanları yetiştirmemiz lazım. Bu, katiyen siyasî bir konu değil arkadaşlar, iktidar-muhalefet meselesi de değil. Türkiye'de -bu, en gelişmiş ülkelerde de söz konusudur, yoksul ülkelerde de- ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız var, daima olacaktır; iyi bir sosyal yardım politikamız olacaktır ve bu konuda da iyi yetişmiş uzman insanlarımız olacaktır. İşte, bu kurumun kurulmasının, sanal durumdan hukukî duruma getirilmesinin en önemli gerekçelerinden birisi de budur. Şu anda, burada çalışan 80 civarında elemanın yarıya yakını Başbakanlık elemanı, yarıya yakını da başka kurumlardan gelen insanlardır. Yani, burada, değerli konuşmacılarımızın ifade ettiği bu kadar geniş bir ağ şeklinde her il ve ilçemizde yürüyen vakıflar ve sosyal yardım mekanizmalarının mümkün olabildiğince daha planlı, daha verimli yürümesi için böyle bir yapılanmaya ihtiyaç var; biz de, onun için, bunu huzurlarınıza getirmiş oluyoruz.
Ben, yardım türlerinden -burada dile getirildi- birkaçını burada zikretmek isterim. Doğrusu, biz, önceki yıllara göre bunlarda büyük bir artış sağladık. Mesela, sadece gelir ve gider olarak şunu söyleyeyim; bakın, Fonun kullandığı kaynak, 2002 yılında yaklaşık 610 trilyon Türk Lirasıdır; 2003 yılında 653 trilyon Türk Lirasıdır; şu anda, onuncu ay sonu itibariyle, 1 katrilyon 23 trilyon 603 milyar Türk Lirasıdır; yani, bu kadar ciddî bir artış vardır. Bunda, tabiî, Hükümetimizin büyük desteği olmuştur; Değerli Başbakanımızın, Hazineden sorumlu Devlet Bakanımızın, Maliye Bakanımızın büyük katkıları olmuştur. Onlara konuyu anlattığımızda, bu işin önemini onlar da görmüştür ve buraya daha fazla destek vermiştir.
Sizlere, bayram öncesi, seçim bölgelerinizle ilgili bilgi sunmuştum. Periyodik pay olarak; yani, vakıflara ne kadar gönderiliyor: Vakıflara, 2002 yılında, biz görevi teslim aldığımızda, aylık, yaklaşık 10 trilyon Türk Lirası kaynak gönderiliyordu, realize olan yaklaşık 9 trilyondu; biz, bunu, 2003 yılında 15 trilyona ve bu ekim ayında da, bildiğiniz gibi, yine, yüzde 50 artırarak 22,5 trilyona çıkardık; vakıflarımızın kaynağı biraz daha artmış oldu. Özellikle yıl sonunda, yeşilkartın ödemesi, ilaçla ilgili kısmı da vakıflardan alınacağı için, yine, vakıfların kaynağı biraz daha artmış olacak. Bildiğiniz gibi, burada, belli kriterler var; il ve ilçelerimizin nüfusuna göre ve gelişmişlik indeksine göre bu paylar gönderiliyor.
Diğer yardım kanallarından birisi de, bildiğiniz gibi, sağlık yardımlarıdır. Yeşilkartın ayakta tedavi kısmının hem hastane hem de ilaç kısmı, tamamen bu fondan karşılanmaktadır. Sağlık Bakanlığına, 2004 yılının ilk sekiz ayında, bu amaçla, yeşilkartla ilgili, 320 trilyon Türk Lirası kaynak aktarılmıştır ve ayrıca, özürlülerin protez, işitme cihazı gibi - biraz önce Sayın Çetin değindiler, özürlülerle ilgili bir hafta içindeyiz, çok önemli görüyorum, üzerinde çalışılıyor, özürlülerle ilgili yasa tasarımız yakında huzurunuza gelecektir; yani şu anda imzaya açılma safhasında, Başbakanlıkta çalışılıyor.
Sayın Çetin, değerli arkadaşlar, bu fondan -özürlülerle ilgili tablolar var, bilgiler var bende; size sunabilirim- özürlülere çok ciddî bir destek verilmektedir; yani, özürlülerin özellikle kullandıkları cihazlarla ilgili ciddî bir destek verilmektedir; onu da biz çok önemli görüyoruz.
Yine, sağlık yardımı olarak, belki bilginizin olmayabileceği yeni başlatılmış bir uygulamamız daha var. 0-6 yaş grubundaki, yoksulluk veya imkânsızlık sebebiyle, çocuğunu normal sağlık kontrolüne götüremeyen aileler için bir uygulama başlatıldı. Annelere aylık belli bir nakit ödeme yapılıyor, ki anneler adına hesap açılıyor; bu bir teşvik unsuru; miktarı yüksek değil. Diyoruz ki onlara; doğumdan itibaren, 0-6 yaş grubundaki çocuğunuzu sağlık kontrolüne götürün; sağlıkocakları, sağlık kuruluşları, bunu ilgili vakfa bildiriyorlar, bu, düzenli olarak sağlık kontrolüne geliyor diye ve o annelere destek veriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla)Sayın Başkan, 2 dakikanızı alabilir miyim
BAŞKANBuyurun Sayın Bakanım.
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla)Şu anda, 275 982 çocuk için, annelerine bu yılın ilk on ayında 9 trilyon 913 milyar Türk Liralık ödeme yapılmıştır.
Eğitim desteğiyle ilgili çalışmalar var. Bildiğiniz gibi, eğitim yılı başlarken kitaplar zaten Millî Eğitim Bakanlığınca ilköğretimde parasız verilmiştir; ama, bu fondan da, her eğitim yılının başında toplu bir kaynak gönderilir, kitapdışı, çocuğunun kırtasiye vesaire ihtiyaçlarını karşılayamayan ailelere; bu sene biz bunu çok artırdık; geçen senelerde yaklaşık 10 trilyondu, bu sene 30 trilyon olarak gönderdik. Dolayısıyla, eğitime de bu yönde bir destek verildi.
Ayrıca, bildiğiniz gibi, Türkiye genelinde taşımalı eğitimde şu anda bir yerden bir yere taşınan 573 924 öğrenci var. Bunların hepsine öğle yemeği veriliyor ve bu öğle yemeğinin de bedeli, yine, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan karşılanıyor. Yemek parası olarak, 2003 yılında ve bu yılın 10 uncu ayına kadar ödenen, yaklaşık 85 trilyon Türk Lirasıdır.
Burs ve kredilerde bir aksama yok. Tekrar burada bilgi sunayım, biraz önce değinildi: 2003-2004 ders yılında, ilk defa, burs veya kredi isteyen bütün yükseköğrenim öğrencilerine burs veya kredi verilmiştir. Biliyorsunuz, Meclisimizin çıkardığı bir yasayla, bu, toplu hale getirilmiştir; şu anda Kredi ve Yurtlar Kurumunda yürütülmektedir; ama, bu sene de, başvuran herkese, kendi ihtiyaç durumuna, ailevî durumuna göre -orada değişik kriterler var- burs veya kredi verilecektir. Hiç kimse, burssuz veya kredisiz kalmayacaktır. Bu, zaten Hükümetimizin bir taahhüdüdür.
Ayrıca bir de, eğitimde -sağlıktakine benzer- çocukların okula gitmesini teşvik amacıyla ilk defa bir uygulama yapılıyor; çok yoksul durumda olan, imkânsızlıklar sebebiyle çocuğunu okula gönderemeyen belli yoksulluk sınırı altındaki ailelere -yine annelere- aylık belli bir kaynak verilmek suretiyle, çocukların okula gönderilmesi sağlanmaya çalışılıyor. Annelere, ilköğretimdeki erkek çocukları için aylık 16 500 000 lira, kız çocukları için 20 000 000 lira veriliyor. Özellikle kız çocuklarının okumasını teşvik etmek amacıyla kız çocukları için rakamı biraz daha yüksek tuttuk ve ortaöğrenimde biraz daha yüksek bir ödeme yapılıyor. Burada da, şu anda gerçekten ciddî bir öğrenciye ulaşıldı. Böyle eğitim yardımları devam ediyor.
Tabiî, biraz önce değinildi, kırsal alanda sosyal destek; yani, bizim, Fon politikası olarak, yardımların mümkün olabildiğince kalıcı hale getirilmesi yönünde yürüttüğümüz üç projemizi de burada sunarak sözümü bitirmek istiyorum.
Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi; bunu biliyorsunuz.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 1 Aralık 2004