İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 105. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Haziran 2004 · 1.387 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Birgen Keleş (CHP), 23 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İL ÖZEL İDARELERİ KANUNU TASARISI İLE İÇİŞLERİ AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.583)); konuşma 1.387 kelime.
Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2004-06-23-il-ozel-idareleri-kanunu-tasarisi-ile-icisleri-avrupa-birligi-uyum-ve (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, tıpkı, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarıları gibi, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı çerçevesinde hazırlanmıştır ve bu tasarının bütün özelliklerini, niteliklerini ve eksikliklerini de taşımaktadır. İncelemekte olduğumuz tasarının birçok hükmü, birbirleriyle ve diğer tasarılardaki hükümlerle de çelişkilidir ve büyük bir belirsizlik içermektedir.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, birkaç bakanlık dışında, diğer bakanlıkların taşra teşkilatını kaldırmakta ve bu görevlerin yerel yönetimlere devredilmesini öngörmektedir. Yerel yönetimlere devredilen görevlerin ciddî bir tanımı yapılmamıştır; ama, bu görevlerin, belediye sınırları içerisinde olanlarının belediye, belediye sınırları dışında olanlarının da il özel idareleri tarafından yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Görev tanımı net olmadığı gibi "belediyeiçi, belediyedışı" ayırımı da çok anlamlı değildir ve birçok görev açısından da yapay bir ayırımdır; örneğin, kültürel faaliyetler açısından, turizmle ilgili görevler açısından.
Bakanlıkların taşra teşkilatının kaldırılması ve bu yörelerdeki görevler ile kanunlarla başka kamu kurum ve kuruluşlarına verilmeyen mahallî müşterek ihtiyaçların yerel yönetimler tarafından karşılanacağının öngörülmesi benimsenmiştir; ama, bu yapılırken, yerel yönetimlerin birbirinden olan farklılıkları, iş görme kapasiteleri dikkate alınmamıştır. Bu şekilde yapılan ayırım Anayasaya aykırıdır ve büyük bir kargaşaya yol açacak niteliktedir.
Sayın milletvekilleri, merkezî idare ile yerel yönetimler arasında yetki, görev ve sorumluluk ayırımı için, bütün ülkelerde geçerli olan ve bütün zamanlarda geçerli olan bir ölçüt yoktur.
Tasarıda, gerçekçi bir yaklaşım sergilenmemektedir ve âdeta, mahallî müşterek ihtiyaçlar, bütün kamu hizmetleri için doğru bir tanım olarak öngörülmektedir. Nüfusu 2 000'den az olan belediyelerin büyük bir kısmının, daha önce devlet tarafından yürütülen hizmetleri aynı etkinlikte yapmasını beklemek, tabiî ki, gerçekçi bir yaklaşım değildir. Böyle bir ayırımı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının bir gereği olarak görmek de doğru değildir; çünkü, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, ilgili maddesinde "tercihen", "genellikle" gibi deyimler kullanmakta ve devletleri bu ayırımı yapmakta serbest bırakmaktadır, büyük bir esneklik sağlamaktadır.
Sayın milletvekilleri, toptancı bir yaklaşımla, merkezî idarenin bölge kuruluşlarının ortadan kaldırılması da hatalı bir davranıştır; çünkü, öyle hizmetler vardır ki, bunları il sınırları içerisine hapsederek gerçekleştirmek istediğinizde maliyeti büyük olabilir; bazı hizmetler, bölge çapında örgütlenmeyi gerekli kılabilir. Bu nedenledir ki, Anayasanın 126 ncı maddesi, birden çok ili kapsayan bölgelerde, merkezî idarenin, değişik idarî kuruluşlar oluşturabileceğini öngörmüştür.
Bölge örgütlerinin kaldırılmasıyla, genelde, bir tasarruf sağlanacağı düşünülmektedir; ama, düşünülmelidir ki, ekonomik olarak yapılmayan görevlerin yol açacağı kayıp, sağlanacağı düşünülen tasarruftan çok daha fazla olabilir.
Sayın milletvekilleri, bilmeliyiz ki, burada yaptığımız iş, yerel yönetimlere daha fazla yetki vermek veya yerel yönetimlere daha fazla kaynak ayırmak değildir; yapılan iş, kamu yönetimi için bugün geçerli olan sistemi, iyice araştırmadan, iyice irdelemeden, planlamadan, kamu hizmetlerinde karışıklık yaratacak ve üniter devlet yapısını zayıflatacak şekilde biçimlendirmektir. Yapılan düzenlemeyle, yerel yönetimler genel yetkili ve merkezî idare de özel yetkili durumuna getirilmektedir ve bu, Anayasanın 126 ncı ve 127 nci maddelerine kesinlikle aykırıdır.
Türkiye'nin borçlarını ödemekte zorlandığı bir dönemde, yatırımların konsolide bütçe içindeki oranının giderek azaldığı ve son otuz yılın en düşük düzeyine indiği bir dönemde, tasarılarla getirilen düzenin, malî portesini bilmek de çok önemli idi; ama, ne yazık ki, bu bilinmemektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda yetkililere sorduğumuz zaman da, bunun yanıtını alamamış durumdayız. Tabiî, malî portesi bilinmediği için, neye mal olacağı bilinmediği için, ne kadar kaynak gerektirdiği ve bu gereken kaynağın bulunması halinde, topluma ne kadar yük yükleneceği de bilinmemektedir.
Gerekli gelirin sağlanamaması, yerel yönetimlerin borçlanma olanaklarını zorlamasına veya bazı hizmetleri geri bırakmasına yol açacaktır. Aslında, bunun altyapısı da hazırdır. Örneğin, il özel idarelerinin yapacağı hizmetlere öncelik vermesinde, malî durumunu dikkate alacağı, işin ivediliğini dikkate alacağı ve de o hizmetin verileceği yörenin gelişmişlik düzeyini hesaba katacağı öngörülmektedir.
Sayın milletvekilleri, getirilen yapının en temel eksikliklerinden bir tanesi, denetim konusudur. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, Başbakanlık Teftiş Kurulu gibi önemli denetim kurullarını ortadan kaldırmış ve denetimi iç ve dışdenetime indirgemiştir. İçdenetim, kurumların kendi seçeceği içdenetçiler, dışdenetim de, Sayıştay tarafından yapılacaktır; ancak, gerek içdenetçilerin gerek dış denetçi olan Sayıştayın, soruşturma yapma hakkı ve yetkisi yoktur. Dolayısıyla, yolsuzlukların saptanmasında ve bunun gereğinin yapılmasında büyük bir boşluk vardır. İçişleri Bakanlığına verilen teftiş yetkisi de, soruşturma yapma yetkisini içermemektedir.
Sayın milletvekilleri, oysa, idarî vesayetin kaldırıldığı bir dönemde, teftiş kurullarının önemi her zamankinden daha büyüktür. Öngörülen yapı içerisinde, performans kriterlerinin saptanması ve görevlerin bu kriterlere göre belirlenmesi de, normal standartlara uygun olmayarak, gerçekleştirilebilir; çünkü, performans kriterlerini saptayacak olan da kurumların kendisidir. Dolayısıyla, bu tasarıda ileri sürülen büyük iddia, yani, kurumların şeffaf oluşu ve hesap verebilirliği, performans kriterlerinin kurumların kendisi tarafından hesaplanması gerçeği karşısında anlamını büyük ölçüde yitirmektedir.
İncelemekte olduğumuz 10 uncu maddede, il genel meclisinin görev ve yetkileri sayılırken "stratejik plan ile yatırım ve çalışma programını, özel idare faaliyetlerini ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek" denilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, stratejik plan konusunda tam bir kavram kargaşası vardır. Valinin görevleri arasında sayılan, ancak, kurumların kendisi tarafından hazırlanacağı söylenen stratejik planların birbirleriyle olan bağlantıları, kalkınma planları, programlarıyla olan ilişkileri ve sayıları giderek artan ve farklı farklı isimlerle tanımlanan yeni plan-program çeşitleriyle olan bağlantıları hiç belli değildir ve büyük bir belirsizlik içermektedir bu durum.
İl genel meclisi tarafından bunun kabul edilmesi, yani, stratejik planların il genel meclisi tarafından kabul edilmesi de, tabiî, encümen tarafından hazırlandığı için, yürütmeye aslî düzenleme yetkisinin verilmesi anlamını taşımaktadır. Bu da Anayasanın 7 nci maddesine aykırıdır. Ayrıca, yürütmenin kanuna uygun olmasını öngören Anayasanın 8 inci maddesine de aykırıdır.
Tasarılar, yerel yönetimlere görev verilirken, bu görevlerin şirket kurarak yerine getirilmesini âdeta serbest bırakmıştır ve buna hiçbir kısıtlama getirmemiştir. Bu durumda, yerel yönetimlerin kamu hizmeti sunan birimler olmaktan giderek uzaklaşması beklenebilir ve tabiî, yolsuzluk iddialarının artması da beklenebilir. Nitekim, içinde bulunduğumuz koşullarda en fazla şikâyet edilen kurumlar, belediyeler tarafından kurulan bu şirketlerdir. Kaldı ki, Sayıştayın da, yerel yönetimleri nasıl denetleyeceği belli değildir. Yerel yönetimleri nasıl denetleyeceği belli olmayan Sayıştayın, bu şirketleri denetlemeyeceği tabiî ki açıktır; özel hukuk hükümlerine tabidirler. O zaman, yolsuzlukların önü nasıl alınacaktır; o da, büyük bir belirsizlik içerisindedir.
Özel idareye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek, il genel meclisinin yetkileri arasında sayılmaktadır. Bu durum, özelleştirme kararlarından farklı bir uygulamayı getirmektedir; ayrıca da, hukuka uygun değildir.
Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, borçlanmaya karar vermek de il genel meclisinin görevleri arasındadır. Her ne kadar, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan çalışmalarla buna bir sınır getirilmişse de, borç stokuyla birlikte düşünüldüğünde, borçlanma olanağı küçümsenmeyecek bir miktardadır ve gerek bu durum gerek tahvil satışıyla borçlanma olanağının getirilmesi ve hazine tarafından borç riskinin, borçları üstlenme riskinin olması, Türkiye ekonomisinin hassas dengelerini bozacak bir potansiyeli canlı tutmaktadır.
Biliyorsunuz, Arjantin, bütün göstergeleri çok iyi durumda gelişirken, yerel yönetimlere daha fazla borçlanma olanağı sağladığı için, çok büyük bir çöküş yaşamıştır.
Sayın milletvekilleri, il çevre düzeni planı ile belediye sınırları dışındaki alanların imar planlarını görüşüp kabul etmek de il özel idarelerine aittir; ama, imar planlarında kimin hangi ölçekte görevli olduğu belli olmadığı gibi, belediyeler, il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ve geçenlerde çıkardığımız yasayla Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, imar planları yapma ve mevcut planları değiştirme hakkına sahiptir. Bunların arasındaki ilişkinin ne olacağı, kimin, nasıl bu ilişkileri yürüteceği açık değildir, belirsizdir.
İl genel meclisi görev kapsamında olan diğer önemli bir konu da, norm kadro çerçevesinde il özel idarelerinin ve bağlı kuruluşların ihtiyaç duyduğu kadroların ihdas edilmesi, iptal edilmesi veyahut da değiştirilmesidir. Aslında, bu konuda bir çelişki vardır, o da şudur: Norm kadrolardan bahsedilmektedir; ama, öte yandan da bakanlıkların iptal edilen kadrolarının yerel yönetimlere verileceğinden söz edilmektedir. Değerli arkadaşlarım, norm kadrolarda belirlenen sayı ve nitelikler ile bakanlıkların iptal edilen kadrolarında ortaya çıkan kişilerin nitelikleri ve sayılarının birbirine uyması, ancak mutlu bir tesadüf sonucunda olabilir. Kaldı ki, belli bir yörede geçici süre hizmet yapan bakanlık mensubunun, belediyeye geçtikten sonra, o yörede ömür boyu hizmet yapmayı istemesi, sadece bir varsayımdan ibarettir. Üçüncüsü de, merkezî yönetimden koparılan bu bakanlık elemanlarının, konularını aynı etkinlikle yürütebilecekleri beklenemez.
Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin geleceğini en az elli yıl boyunca etkileyecek olan bir yapılanmayı ciddî ve demokratik olmayan bir şekilde oluşturmaya çalışıyoruz. Yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi ve yerel yönetimlere daha fazla kaynak aktarılması, hiç kimsenin bu konuları ağzına almadığı bir dönemde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ısrarla savunulmaktaydı; ama, bu tasarıyla getirilen bu değildir.
Yabancılar, üniter devleti zayıflatacağı için ve istediklerini yaptırma olanağını artıracağı için bu tasarılarla getirilen düzenlemeyi alkışlayabilirler ve teşvik edebilirler. Adalet ve Kalkınma Partisi, her fırsatta yerleştirmeye çalıştığı düzeni boşluklardan yararlanarak gerçekleştirebileceğini düşünebilir. Ancak, bu tasarıların bu haliyle Meclisten geçirilmesi büyük bir hatadır. Çünkü, büyük bir karmaşaya, ülke ve toplum açısından arzu edilmeyen gelişmelere yol açabilecektir. Bu nedenle, tasarının geri çekilmesini ve ciddî bir çalışmayla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 23 Haziran 2004