Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.1014)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 21. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Kasım 2005 · 1.045 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bülent Baratalı (CHP), 22 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1014)); konuşma 1.045 kelime.
Bülent Baratalı (CHP, İzmir). “Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.1014)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 22 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2005-11-22-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüşlerimi arz etmeye çalışacağım. Bu nedenle, Yüce Meclise ve Sayın Başkana saygılar sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte olduğumuz kanun, henüz yürürlüğe girmemiş olan bir kanundur. Bu dönem bunu sık sık yaşıyoruz. Daha çok IMF'yle yapılan bir anlaşma sonucu ve onun baskısıyla çıkarılan bu kanun -zamanında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu da buna katkıda bulundu- daha yürürlüğe girmeden bazı maddeleri değiştiriliyor. Bu, yalnız bu kanunda değil, Ceza Kanununda da yaşadığımız gibi, daha uygulanmadan, daha yürürlüğe girmeden, tartışılmadan, uygulama sırasındaki sorunlar tespit edilmeden değiştirilmek istenen kanunlardan biridir.
Üç yıldır, buradan, bazı mesajlar vermeye çalışıyoruz; "kanunların yapımı sırasında muhalefete de, muhalefetin katkı yapmasına da izin verin" diyoruz. Oysa, iktidara gelirken, demokrasi, özgürlükler, şeffaflık ve katılımcılık açısından ileri söylemleri bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, üç yıllık iktidarı döneminde, hem Meclislerde hem komisyonlarda, bunun tam aksine bir uygulama göstermiştir. Çünkü, 1950'li yıllarda terk edilmiş bulunan Meclis üstünlüğü sistemi; hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda alabildiğine uygulanmaktadır. Oysa, İkinci Dünya Savaşından sonra terk edilmiş bulunan meclis üstünlüğü sistemi yerine, anayasal üstünlük gelmiştir. Yani, sizin Mecliste sayınız ne kadar fazla olursa olsun, bir yasayı veya Anayasayı parmakla değiştirme gücünüz olsa bile, anayasal üstünlük gereği, azınlıkta olan diğer gruba da katkıda bulunması için fırsat tanımak gerekiyordu. İşte, şimdi, daha yürürlüğe girmeden 5018 sayılı Kanunu değiştiriyoruz.
Biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda da, 4 üncü maddede herhangi bir muhalefette bulunmadık. Dikkat edilirse, kanuna bakılırsa, muhalefet şerhi bu maddede yoktur. Şimdi, bu maddeyle, bir kamu hizmetinin görülmesi için, kamu idareleri, kendi mallarını veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki malları veya devletin özel mallarını birbirlerine tahsis edebileceklerdir. Tabiî, bunu uygun görüyoruz. Yalnız, sanıyorum, burada, köy tüzelkişiliklerine bedelsiz olarak tahsis edilebilirler; ama, köy tüzelkişilerinin böyle bir yükümlülüğü var mı; bunu tartışmak gerekiyor. Ayrıca, bu tahsisler, kamu hizmetinden sağlanan fayda giderilmişse veya gerek yoksa, tahsisi kaldırmaya da yetkili bulunmaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buna bir diyeceğimiz yok; ancak, özellikle, deniz kıyısındaki tahsislere çok dikkat etmek gerekmektedir. Deniz kıyıları, öteden beri, daha 1926'da Medenî Kanun yürürlüğe girmeden önceki dönemlerde bile kamu yararı açısından çok korunmuştur. Özellikle 1858 yıllı Arazi Kanunnamei Hümayunla başlayan bu düzenleme, yine 1876 yıllı Mecelle Kanununda, yine cumhuriyetle beraber 1926 yıllı Medenî Kanunda, 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yolları Kanununda, 6785 sayılı İmar Kanununda kıyıların kamuya açık olması ve kamu yararı doğrultusunda kullanılması amir hükümler olarak konulmuştur. Buna çok dikkat etmek gerekmektedir. Kıyı çizgisi, kıyı, kıyı kenar çizgisi, sahil şeridi, kıyı kenar çizgisinden çeşitli nedenlerle çekmeler sonucu meydana gelebilecek olan yapılaşmalara çok dikkat etmek gerekmektedir. Yani, sonuç olarak, az önce söylediğim bu yasalar kıyının kamu tarafından bedelsiz kullanımını getirmiştir ve yurttaşın kıyılardan yararlanması önünde herhangi bir engel olmaması gerekmektedir. Bugüne kadar buna riayet edildi. Özellikle sahil şeridinde yapılabilecek olan yapılar sayıldı. Bu, daha çok, yine yurttaşın denizden yararlanmasına ilişkin yapılardı; yani, ücretsiz halk plajları, iskeleler, tersaneler; yani, denizin kullanımıyla ilgili önemli yapılardı. Bunlar hâlâ daha yapılabiliyor; ama, sahilin içinde halka açık yapılar yapılabiliyordu. Binalar veya diğer yapılar ise, kıyı kenar çizgisinden sahil şeridinin yüzde olarak doluluk oranına göre 10 metre, 50 metre veya 100 metre çekilerek yapılabiliyordu. Az önce söylediğim gibi, bugüne kadar bunlara hep uyuldu. Ancak, bundan bir müddet önce yaz aylarında çok tartışılan bir uygulama yapıldı. İlk defa Türkiye'de bir deniz kiralandı Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Ege Denizi bir şirkete kiralandı. Yani, kira kontratosuna bakarsanız, kiralananın Ege Denizi olduğunu görürsünüz. Bu, hemen hemen Türk hukuk sisteminde çok önemlidir. Oysa, eski Medenî Kanunun 641 inci maddesi, umumun istifadesine ait olan yerler olarak denizleri de saymıştır. Fakat, bu kamu yararı burada gözardı edildi ve Ege Denizi bir şirkete kiralandı. Bu bir ilktir, bir klasiktir ve yeni başlamıştır. Sonra ne oldu; Ege Denizi dolduruldu, üzerine kamuya açık diyemeyeceğimiz tesisler yapıldı. Yani, Kuşadası'nda yapılan olaylardan bahsediyorum. Yani, dikkat çekmek için bahsediyorum; çünkü, tahsisler devam edecektir. Bu nedenle bu konular çok önemlidir değerli arkadaşlar, Sayın Başkan.
Kuşadası'ndan sonra Galataportu göreceğiz; ama, Kuşadası ile Galataport arasında önemli bir nüans var; çünkü, Kuşadası'nda deniz doldurulmuştur ve halkın tepkilerine karşın, oradaki yerel idarelerin tepkilerine karşın olay devam etmiştir, bir yönetmelik çıkarılmıştır, o yönetmeliğe göre devam etmiştir. Yönetmelik, Danıştay tarafından iptal edilmesine karşın, "siz, yönetmeliği iptal ettirdiniz, o zaman biz kanun çıkarırız" diye bir kanun çıkarılmıştır. Yani, bugün yönetmelik iptal edilmiş ve bir kanun çıkarılmış, amaca ulaşılmıştır. Bunu biz İzmir Piyerdik'te görüyoruz; yani, İzmir Piyer İskelesinde de bu sıkıntıları görüyoruz. Hâlâ daha orada, bildiğim kadarıyla, kıyı kenar çizgisi olayı henüz bitirilmemiştir.
Yani, sonuç olarak, biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu yasadaki tahsislere karşı değiliz, bunlar yapılabilir; birbirlerine yapılabilir veya devletten diğer kamu idarelerine yapılabilir. Ancak, burada kamu yararını göz önünde tutmak gerekmektedir. Yine, kıyılarda yapılacak olan tahsislerde kıyının kullanımının taa yüzelli seneden beri Mecellede yazılı olmasına karşın, özel olarak, özel işler için kullanılmaması gerekmektedir.
Şimdi, ne olur derseniz değerli arkadaşlar, bakın, size ne olabileceğini burada söylemeye çalışacağım. Yani, bu Oferist uygulamalar devam ederse, ileride büyük sıkıntılar olur. Şimdi, Galataport olayı, Kuşadası olayı, İzmir Piyer İskelesi, TÜPRAŞ, SHÇEK olayı, bildiğiniz gibi Jokey Kulübü olayı, Türkiye Denizcilik İşletmelerindeki Bakan oğullarına sağlanan ayrıcalıklar, İzmir Devlet Demiryolları Limanının ihalesiz olarak bir AKP'li ilçe başkanına verilmesi, TOKİ ihaleleri, Bingöl depremi gibi şu kısa dönem içinde AKP İktidarı tarafından yapılan haksız uygulamalar, yarın bu partinin başını oldukça şiddetli şekilde ağrıtabilir. O nedenle, ben konuşmamı bitirirken, bir öneride bulunmak istiyorum değerli arkadaşlar: Eğer, bu uygulamalar devam edecekse, bunların arkası da gelecekse, bizim, Yüce Divan sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinde çeşitli değişiklikler yapmamız lazım. Yargıç sayılarını artırmamız gerekiyor. Özellikle back round'u cezacı olan yargıç sayılarının çok artması gerekmektedir; çünkü, seneye başlayacak olan 23 üncü Dönemde, o döneme bırakmadan eğer bu uygulamaları yaparsak, Anayasa Mahkemesine bu imkânları verirsek, yeni gelen arkadaşlarımız Anayasa Mahkemesinin görevlerini azaltırlar ve Anayasa Mahkemesi az önce saydığım Galataport, Kuşadasıport, İzmir Piyer İskelesi, TÜPRAŞ, SHÇEK, Türkiye Denizcilik İşletmeleri, İzmir Devlet Demiryollarındaki limanın ihalesiz olarak bir AKP'li ilçe başkanına verilmesi, TOKİ ihaleleri ve Bingöl depremi için Anayasa Mahkemesinin çok işi olacaktır. Bu nedenle, buna bu seneden başlayalım, 22 nci Dönemde Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılanması bitsin ve bu 23 üncü Döneme kalmasın diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, 5018 sayılı Kanunun 47 nci maddesini değiştiren 4 üncü maddeyi, az önce saydığım ve çekince koyduğum gerekçelerle destekliyoruz ve iyilikler getirmesini diliyoruz.
Teşekkür ederim.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
16 konuşma daha · 22 Kasım 2005