İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 18. BİRLEŞİM · SALI

Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 18. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Ocak 2003 · 748 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 7 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YOLSUZLUKLARIN SEBEPLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLARININ ARAŞTIRILMASI HK 10/9); konuşma 748 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2003-01-07-yolsuzluklarin-sebeplerinin-sosyal-ve-ekonomik-boyutlarinin-arastirilm (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler, bugün insanlığın ortak idealidir ve müşterek faydasıdır ve bu üç kavram, demokrasi, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler akraba kavramlardır; âdeta, usul-füru ilişkisi gibi, biri olmadığı zaman diğerinin olması mümkün değildir.

Bir ülkede demokrasi varsa, bunun tabiî sonucu olarak, o ülke, aynı zamanda hukuk devleti niteliğini taşır, aynı zamanda orada temel hak ve özgürlükler teminat altına alınmıştır. Tersinden baktığımızda, bir ülkede temel hak ve özgürlükler yoksa, yeteri kadar yoksa, o zaman, hem hukuk devletinde ve uygulamalarında eksiklikler var, noksanlıklar var hem de demokrasinin standardı düşük demektir.

Onun için, bu üç kavram, tabiatıyla, Türk Milleti olarak bizim de üzerinde en fazla durduğumuz, durmamız gereken ve bu yasama döneminde de, hem temel hak ve özgürlükler açısından hem hukuk devletinin noksanlıklarını giderebilmek ve hukuk devletinin altyapısını daha da sağlam hale getirebilmek bakımından hem demokrasimizin standardını yükseltmek açısından üzerinde önemle duracağımız ciddî çalışmaların başladığı, başlayacağı bir yıl olması gerekmektedir. Doğrusu, Avrupa Birliği hedefi de, bu üç kavramın, Türkiye'de yazılı olmaktan çıkıp yaşanır hale gelmesi açısından da önem arz ediyor.

Anayasamızın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, diğer nitelikleri yanında, bir hukuk devleti olduğu da ifade edilmektedir. Bu, doğru bir nitelemedir, doğru bir tavsiftir; Anayasada yazdığı için değil, yazmasa da, doğru olan ve insanımızın ihtiyacı olan bir nitelemedir.

O sebeple, bize düşen, 22 nci Dönem Parlamento olarak ve neticede iktidar olarak, bu yasama döneminde Anayasada yazılı olan bu nitelikleri daha fazla yaşanır hale getirmek lazım. Meseleyi, Anayasaya yazmakla iş bitmiyor, bu yazılanları, Türk toplumu için yaşanır hale getirmek, belki yazmak kadar önem arz ediyor. Bu kavramlar içerisinde, tabiatıyla, görev alanımızla da ilgili olarak, hukuk devleti ve hukuk kavramı daha da öne çıkıyor; çünkü, bir ülkede hukukun yozlaşmasıyla birlikte devletin fonksiyonlarında da bozulma başlar. Suçu denetim altına alarak azaltması beklenen hukukun kendisi, cezalandırılması gereken kötülüklerin kaynağı haline gelir. Bir atasözümüz var "et kokarsa tuzlarsınız..." ya tuz kokarsa, esas felaket buradadır; hukuk kokuşmamalı, hukuk yozlaşmamalı. Hukuk yozlaşırsa, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket de bence budur; çünkü, hukuk, bireyin meşru savunma hakkının kolektif organizasyonudur. Hukuk, kendisinden korumasını istediğimiz ve beklediğimiz adaleti yok etmeye yönelmemelidir. Hukuk, adalet terazisinde tartılmalı... Devletin de hukuk süzgecinden geçmesi gerekir ki, sonuçta vardığımız nokta hukuk devleti olsun. Eğer, bir ülkede hukuk soygun aracı haline geliyorsa, orada ciddî tehlike var demektir; o sebeple, hukuk, soygun aracı haline de gelmemelidir, bu, insanlık tarihinin şahit olduğu en menfur yozlaşma olur. Şunu iyi bilmeliyiz ki, yozlaşmış ve yozlaştırılmış hukuk, çatışma ve sürtüşmeyi ortaya çıkarır. Hukukun yozlaştığı yerde adalet ve toplum tehdit altındadır, belki de, bir toplum için en öncelikli tehdit de bu olmak gerekir.

Yasa yapmakla hukuk yapmak aynı şey değildir. Hukuk devletinde haklar ve özgürlükler bir lütuf olarak algılanamaz, böyle değerlendirilemez. O sebeple, bu üç kavramı, Türkiye'de bundan sonra da çok konuşacağız, çok tartışacağız, bunları da yerli yerine oturtmak icap eder. Bunları yerli yerine oturturken, tabiatıyla, insanlığın kazanımlarını ve müştereken paylaştığımız bir kısım metinleri de, önümüzde kılavuz olarak, rehber olarak almamız gerekir. Özellikle, geride bıraktığımız yüzyıl, belki de, insanlığa en büyük katkıyı bu alanda sağlamıştır. Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu anlamda önemli metinlerdir. Bizim de bu Meclisten yasa çıkarırken, özellikle temel hak ve özgürlükler anlamında yasaları çıkarırken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini esas alarak, hukukumuzdaki vaki eksiklikleri, noksanlıkları, bu anlamda, yeni baştan gözden geçirmemiz gerekiyor. 58 inci hükümet döneminde, bu anlamda, önemli çabaların ve gayretlerin içerisinde olacağız. Belki de hiçbir hükümet döneminde olmadığı kadar, 58 inci hükümet döneminde, hukuk devletine vurgu yaptık, hukuk reformlarıyla ilgili önemli paragrafları bu vurguya ayırmaya çalıştık. Bunun çalışmaları, şimdiden, esas itibariyle başlamıştır. Parlamento olarak birlikte onurunu paylaştığımız ve milletimize yeni yıl armağanı olarak bu kürsüden ifade etmeye çalıştığım uyum yasaları, bu anlamda, önemli adımlar içermektedir. Bunlar, bir taraftan örgütlenme özgürlüğüyle alakalı olarak diğer taraftan da yasama alanını genişleten, siyasal özgürlükleri genişleten önemli yasa değişiklikleridir. Bundan sonra da, bu nevi paketler Yüce Meclisin huzuruna gelecektir.

Sözlerime burada son verirken şunu ifade etmek isterim ki, gerek Türkiye'de demokrasinin standardının yükseltilebilmesi açısından gerekse hukuk devletinden yola çıkarak bu ülkede hukukun üstünlüğünü temin etmek anlamında gerekse insanımızın iş kadar, aş kadar, ekmek kadar talep etmeye başladığı temel hak ve özgürlüklerin daha geniş anlamda, hem tanınan hem de yaşanan bir noktaya gelebilmesi açısından 2003 yılı bir hukuk yılı olacaktır. Bu kürsüden, bunu, sizlere taahhüt ediyorum. İnşallah sizlerle beraber, bu şerefi birlikte paylaşacağız ve 2003 yılı demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve hukuk devleti açısından bir milat olacaktır. Bu temenniyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

22 konuşma daha · 7 Ocak 2003

22 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook