Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 18. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Ocak 2003 · 1.684 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Salih Kapusuz (AK Parti), 7 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YOLSUZLUKLARIN SEBEPLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLARININ ARAŞTIRILMASI HK 10/9); konuşma 1.684 kelime.
Salih Kapusuz (AK Parti, Ankara). “Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/salih-kapusuz-22-2003-01-07-yolsuzluklarin-sebeplerinin-sosyal-ve-ekonomik-boyutlarinin-arastirilm (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH KAPUSUZ (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi, AK Parti Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Türkiyemiz için çok önem verdiğimiz ilk adımı birlikte atıyoruz. Ülkemizin gündeminden hiç düşmeyen yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, haksız kazançların sosyal ve ekonomik boyutlarını, sebeplerini araştırmak, alınması gereken tedbirleri tespit etmek üzere verdiğimiz Meclis araştırması önergesiyle ilgili olarak, şahsım, önerge sahipleri ve Grubumuz adına görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yolsuzluklar konusu toplumumuzu sürekli meşgul ve rahatsız etmiştir. Bir toplumda çürümeyi başlatan ve o toplumu çökerten en büyük organize suç unsuru yolsuzluktur. Yolsuzluk, âdeta zina gibidir; zira, bu suç tek başına işlenmez, ona eşlik etmiş işadamları, siyasîler, bürokratlar ve ortakları vardır. Bu kadar geniş kapsamlı suç konseptinin etki sahası çok geniş olmakta, toplumun tüm katmanlarında derin yaralar açmakta ve izler bırakmaktadır. 1839 Tanzimat Fermanından bugüne kadar yapılmış olan uygulamalarda, âdeta çağın vebası diye nitelendirebileceğimiz bu suçla mücadelede maalesef başarı sağlanamamıştır; çünkü, bu uygulamalar, eski tarz siyaset anlayışının bir ürünüdür. Oysa, eski tarz siyaset anlayışını temsil eden partiler ve liderler seçmen tarafından tasfiye edilmiştir, artık, yepyeni bir siyaset yapma tarzı söz konusudur, bu fırsat da bu Meclisin elindedir.
AK Parti, yalnız hesap sormaya değil, aynı zamanda hesap vermeye söz vermiş bir siyasî partidir; AK Parti, sözünün de eridir. Bu doğrultuda, hükümetimiz, devletin ekonomi üzerindeki etkinliğini minimum seviyeye indirmek için var gücüyle çalışma başlatmıştır. Meclisimiz de, yolsuzlukla mücadele için çok kapsamlı bir çalışmayı başlatmak üzere, bugün kolları sıvamıştır.
Devletler hukukî bir düzene dayanarak kurulur ve yaşarlar. Toplumun içinde bir fert olarak bizlerin, toplumsal kaynaklar üzerinde eşit hak ve yetkilere sahip olma imkânı dardır. İşte, devlet düzeni, toplumda, kimin, neyi, ne kadar kontrol edeceğini belirler. Bu yapı içerisinde kararların tümünü tek elden programlamak mümkün olmadığına göre, kamu yöneticilerine takdir yetkisinin tanınması kaçınılmazdır.
Yolsuzluk, usulsüzlük ve haksız kazanç sağlama çabalarını tamamen yok etmek, hiçbir toplumda mümkün değildir. Gelişmekte olan ülkeler gibi, bizim ülkemizde de, yolsuzlukların yaygın olduğu görüşü genel bir kanaattir. Gazeteler hemen her gün yolsuzluk olaylarına geniş yer ayırmakta, kamuoyu, sürekli yolsuzluklardan yakınmaktadır. Gerçekten, ülkenin geleceğine ipotek koyan, vatandaşla devletin arasını açan, siyaset kurumuna olan güveni sıfıra indiren, dürüst çalışmayı ve hak aramayı zorlaştıran bu durum düzelmedikçe, ne ekonomik ne de sosyal kalkınmanın sağlanması mümkün olabilecektir.
Burada, yolsuzluğun, usulsüzlüğün, her türlü haksız kazancın tanımını, sosyolojik ve ekonomik analizini yapacak değilim. Herkes bilmektedir ki, devletin hantallığı, büyüklüğü ve ekonomik alana müdahalesi, yolsuzlukların alanını da genişletmektedir. Sivil toplum unsurlarının varlığı, gücü ve vatandaşlık bilinci, yolsuzlukları önlemede en önemli araç konumuna gelmiş bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, kanunlar koymak da, tek başına, mücadelede yeterli değildir. Yeryüzünde, yolsuzluk gibi kamu düzenini bozan yöntemler yüzyıllardır mevcut ve tarihçesi devletlerin tarihi kadar da eskidir. Geleneksel bir ülkede bir devletin rolünün artması, kısa dönemde, onurlu bürokratları etkilemez; ayrıca, kamu görevlileri, yolsuzluk işlemine, zaten, özü itibariyle de karışmak istemezler.
Ancak, böyle bir geleneğe sahip olmayan ülkelerde, kamu görevlilerinin sorumlulukları iyice belirlenmemiş ve kamu yönetiminde de şeffaflık söz konusu değilse, yüksek vergi oranları, yetersiz ücret ve gelir, ahlakî değerlerin zafiyeti, kamu harcamaları, kamu görevlilerinin yolsuzlukla ilgili davranışlarını doğrudan etkileyecektir.
Yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük, adam kayırma bir kere başlamaya görsün, bulaşıcı bir hastalık gibi sürekli yayılım gösterir ve yayılmaktadır. Önceleri şok etkisi yapan yolsuzluk haberlerine zamanla tolerans gösterilmeye başlandığı da bir gerçektir. Cezalandırılmaz, teşhir edilmez, üstü kapatılırsa, bu durumun giderek yozlaşması, çoğalması da kaçınılmaz olacaktır.
Siyasetçi, bürokrat, rant kapma kavgası veren şirket yöneticisinin yozlaşma olgusu, ülke ölçeğinde her geçen gün daha da yaygınlaşmaktadır. Bunu hep birlikte görmekteyiz. Bunun iki önemli nedeni vardır: Gelir ve servet dağılımının giderek artan uçurumu, küreselleşmenin ortaya çıkardığı vahşi rekabet.
Ülkemizde, ekonomik kararların doğurduğu rantların yapılaşmasında, bürokrasinin düzenleyici yetkilerinin son yirmi yıldır giderek siyasî kadrolara kaydırılması, siyasî kararları alanların kendilerine has bir üslup benimsemeleri, özel fonlarla firma bazında kayırmalara imkân sağlanması, en üst yönetim organlarında görevli olanların bile kamuyu bağlayıcı ilişkiler geliştirmeleri yüzünden, ekonomik kararların artan boyutlarda bireyselleşmeye başladığını, dolayısıyla yolsuzluk kozasının daha sıkıca örülmekte olduğunu dehşetle görmekteyiz.
Yolsuzlukların, fertlerinin refahına harcanması gereken kaynakların başka kişilerce çalınması, bunun da toplumun bir kesiminin daha çok yoksullaşması anlamına geldiği noktasında hemen herkesin hemfikir olduğu bir gerçektir. Yolsuzlukla birlikte artan ahlakî çöküntü, ülkelerin hem ekonomisini hem toplumsal dokuyu ve hem de demokratik sistemi zedelemektedir. Hatta, o nedenledir ki, demokrasiye geçiş aşamaları uzamakta, hatta zorlaşmaktadır. Toplumda yolsuzlukların artması, ekonomiye devletin müdahalesinin artmasıyla yakından da ilgilidir. Bu bakımdan, yolsuzlukla mücadelede devletin rolünün yeniden belirlenmesi gerekmektedir. Devletin düzenleyici ve denetleyici rolü öncelikli hale gelmelidir. Bir kere, ülke yöneticileri yolsuzlukla mücadelede açık, dürüst ve kararlı olmalıdır. Yolsuzluk yapanın kim olduğuna bakılmaksızın, kanunlar eşit uygulanmalı ve cezaları geciktirilmeden verilmelidir; çünkü, geciken adalet adalet değildir.
İkincisi, vergi politikaları, özelleştirme ve harcama kararlarında şeffaf olunmalı, hukuk kuralları mutlaka uygulanmalıdır.
Üçüncüsü ise, kamu çalışanlarının gelirleri artırılarak dürüst davranışlar özendirilmeli, etkin kontrol yapılmalı, personelin aşırı servet artışları izlenmelidir.
Yargının bağımsızlığı mutlaka sağlanmalı, yargı kararları hızlandırılmalıdır. Siyasî partilerin finansman probleminin çözülmesi ve temiz siyasetin özendirilmesi, pek çok sorunun çözümüne büyük katkıda bulunacaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiyemiz, işte, bu adımlardan sonra 21 inci Yüzyılda hak ettiği onurlu yeri yakalama noktasında, kişi başına millî geliri 20 000-30 000 dolarlara çıkacak düzeyi mutlaka, hızla elde edecek gayret içerisine girmelidir.
Uzakdoğu Asya ve Amerika Birleşik Devletlerindeki gelişmelerden önemli dersler çıkarmak hepimiz için gerekir diye düşünüyorum.
Şirket ve bankaların malî tablolarının gerçeği yansıtmaması, bilgi akışındaki eksiklikler, rüşvet ve yolsuzluk olayları, olmazsa olmaz bir zorunluluğu açıkça gözler önüne sermektedir; bu zorunluluk ise, şeffaflıktır, saydamlıktır.
Yolsuzluklar, dünyada farklı derecelerde artış eğilimi gösterirken, bizim ülkemize özgü nedenlerle de, maalesef, yaygınlık gelişme göstermektedir.
2001 yılında Davos'ta yapılan Dünya Ekonomik Forumunda bir rapor yayımlandı. Bu raporda, Türkiye'ye ait bölümde, Türkiye, yolsuzluklar sıralamasında 35 ülke arasında, Çin, Rusya ve Endonezya'dan sonra dünya 4 üncüsü olarak ilan edildi.
Yolsuzluklar yüzünden, Türk halkı, yüzde 36 daha fazla vergi ödemektedir. 2000 yılı vergi gelirlerinin 9,5 katrilyonluk bölümünün yolsuzluklar yüzünden fazla ödenen vergi olduğu aynı raporda vurgulanmaktadır.
Devletin gelir kaybı ve kaynak israfı nedeniyle yolsuzluklar, âdeta, gizli bir vergi gibi ekonomiye yük oluşturmaktadır. Şeffaflık ve kurumsal düzenlemelerle, yolsuzluğun tamamen değilse bile azamî ölçüde önüne geçilmesi durumunda, ülkemizin her yıl yüzde 36 oranında daha az vergi yüküyle karşı karşıya kalacağı aynı çalışmalarda belirtilmektedir.
Yine aynı rapora göre; 1998 ve 1999 yıllarında yolsuzlukların maliyetinin yaklaşık 160 milyar dolar olduğu ifade edilmektedir; belki, bugünkü rakamlarla 200 milyar dolara ulaştığını bile söylemek mümkün olabilir.
Dışarıdan bir göz olarak, Dünya Bankası Türkiye temsilcilerinin, Türkiye'nin bir yolsuzluklar ülkesi ve bu anlamda da çürümeye yönelmiş bir ülke olduğu beyanını, maalesef, kamuoyuna açıkça ifade edilen bir görüş olarak, hepimiz ibretle takip ettik. Bu durum, halkımız üzerinde önemli ölçüde olumsuzluklar meydana getiren ciddî bir sorundur.
Toplumun bütününe ve devlete ait kaynaklar, küçük bir azınlık tarafından haksız şekilde tüketilmekte, hatta çalınmaktadır. Birkısım azınlık haksız ve sebepsiz zenginleşirken, büyük bir çoğunluk yoksulluğa sürüklenmekte, gelir dağılımı hızla bozulmakta, değerlerimiz yozlaşmakta ve devlete olan güven sarsılmaktadır. Bu da, toplumsal barışın bozulmasına ve zedelenmesine yol açmaktadır.
Türkiye'de uzun bir süredir derin bir şeyler oluyor ve Türkiye dev cüssesiyle bir yerlere doğru âdeta sürükleniyor. Yıllardır kronik hale gelen enflasyon, hantal devlet yapısı, bütçe açıklarının giderek artması, korkunç boyutlara ulaşan iç ve dışborçlar, yolsuzlukların âdeta devleşmesi, gelir dağılımındaki bozukluklar, dağ gibi büyüyen işsizlik, yozlaşma, ahlakî çöküntü, israf, milleti bıktıran faizler, rüşvet ve haraç, mafyalaşma, alkol, uyuşturucu, hukuksuzluk, intiharlar, insan hakları ihlalleri, tabular, korkular, fobiler; yani, bu güzel ülkemiz Türkiyemizin, siyasî, sosyal ve ekonomik panoramasının son yıllardaki görüntüsü, maalesef, kriz, yoksulluk ve yolsuzluk olmuştur.
Bu gelişmelerin sorumluluğu, sadece bürokrat - siyasetçi ikilisine mal edilemeyecek kadar da yaygın olmuştur. Bu bataktan çıkış, aynı zamanda yaygın arınma operasyonlarıyla mümkün olacaktır. Her geçen gün, balina, paraşüt, bufalo, beyaz enerji, mavi akım, bankaların içinin boşaltılması, sosyal güvenlik kurumlarındaki vurgunlar, sadece ülke gündemini meşgul etmiş olmuyor, insanımızın hafızasını işgal ediyor, insanımızın psikolojisini bozuyor, âdeta insanımızın kimyasını bozuyor, ülkemize de büyük oranda, maalesef, zaman kaybettiriyor.
Değerli milletvekilleri, biz, AK Parti olarak, hem seçim beyannamemizde hem hükümet programımızda hem de acil eylem planımızda yolsuzluk ve yoksullukla mücadele edeceğimizi açıkça kamuoyuna deklare ettik. Yolsuzluklara imkân vermeyen şeffaf bir devlet anlayışını yerleştireceğimizi, malî yönetim anlayışımız hakkında kamuoyunu daha fazla bilgilendireceğimizi de taahhüt ettik. Bu sözümüzde duruyoruz.
Hükümetimizin alacağı önlemler programda açıkça belirtilmiştir. İnsanı ekonomik kalkınmanın merkezine oturtmayı ahlakî bir zorunluluk olarak gören politikalarla bu önlemlerin kısa zamanda hükümetimiz tarafından uygulamaya geçirileceğine de inancımız tamdır.
Bu noktada, hükümetle birlikte Yüce Meclise düşen önemli görevler vardır. Yolsuzlukların yaygınlaşması kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biridir; çünkü, gerçek bir kalkınma, insanlara güven veren bir kamu düzeninde, güven veren bir iktisadî düzenle mümkün olacaktır. Yolsuzluklar, iktisadî alanı tam bir bataklığa çevirir; bu ise, gerçek yatırımcıyı ürkütür. Yapılan onca yasal düzenlemeye rağmen, Türkiye'ye yabancı sermaye akışının bir türlü sağlanamamasının belki temel sebeplerinden bir tanesi de -en önemlisi de- budur. Yolsuzluklar, gerçek bir demokrasinin altyapısını tahrip eder, ahlakı bozar, toplumun rasyonalitesini de yaralar; kısacası, bir ülkede var olan bütün pozitif değerleri içten kemirir.
Değerli arkadaşlarım, toparlayacak olursak, yolsuzlukları önleme konusunda Meclise düşen görev polislik yapmak değildir. Öncelikle yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır; bu alanda ihtiyaç duyulan her türlü düzenlemeye Meclis olarak katkı vereceğimizi bir kez daha ifade etmek isteriz. Yargının, her düzeydeki yolsuzluk iddiasını ve ihtimallerini özgürce araştırabilmesine de imkân verebilmeliyiz.
Meclisimize düşen görev, yolsuzluğu yaratan siyasî ve iktisadî şartları doğru tespit ve teşhis ederek, ortadan kaldırmak olmalıdır.
Sayın milletvekilleri, yolsuzlukla mücadele, siyasetüstü bir konudur ve öyle olmalıdır. Geçmişte başarı sağlanamamasının sebeplerinden belki bir tanesi de, olayın siyasallaştırılmasıdır, bunun bir politik malzeme gibi görülmesidir. Biz ise, bunu böyle görmek istemiyoruz. 22 nci Dönem Parlamentomuzun kendisine ve milletvekillerimize yakışan tarafsızlıkla ve kararlıkla çalışmalarını sürdüreceğine de inancım tamdır.
Şunu unutmayalım ki, yasama organı ne zaman yolsuzlukları önleme adına polislik görevine soyunmuşsa, mesele, tamamen daha da içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Bu tip tasarruflar, amaca hizmet etmediği gibi, zaman zaman yeni haksızlıkların oluşmasına da yol açmıştır. Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, yolsuzluk meselesini Türkiye'nin gündeminden çıkarmaya kararlıyız.
Mevzuatın bazen yolsuzluk yarattığını ve haksız kazançlar elde edilmesine imkân sağladığını da biliyoruz. Yani, sistemin üretmiş olduğu birtakım imkânları, birilerinin yolsuzluk adına fırsat olarak değerlendirdiğini de unutmamalıyız. Kanun fırsat veriyorsa, yapılacak şey, mevzuatı yeniden düzenlemek olmalıdır. Yolsuzluk, ille kanun ihlali olarak görülmemelidir.
Haksız kazanç, sadece hırsızlık şeklinde de oluşmuyor. Mevzuatın kendisi bazen haksız kazanç kapısı haline gelebiliyor. Bizim sorumluluğumuz, bu çerçevede yapılması gereken düzenlemeleri yapmak ve meseleye el atmaktır.
Siyasî partilerin, kimi parti mensuplarına dönük iddialara sergiledikleri geleneksel reflekslerin, ne ilgili kişilere ne de bu refleksin sahibi partilere hiçbir faydası olmamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 7 Ocak 2003