Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 124. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Eylül 2004 · 1.376 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 26 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 1.376 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim tutanağı, 26 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2004-09-26-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Çok önemli bir çalışmayı bugün nihayetlendirmiş bulunuyoruz. Zaman zaman hareketli, zaman zaman hararetli geçen; ama, netice itibariyle, sabırla, birbirimizi olabildiğince anlayışla karşılayarak, bugün önemli bir çalışmayı burada noktalamış bulunuyoruz. Bu vesileyle, işin bu noktaya gelmesinde emeği geçen insanlar var; evvela, Sayın Başkan, size, sizden evvel oturumu yöneten değerli Meclis Başkanlarımıza, Başkanvekillerimize, Divan Üyelerine; hiç şüphesiz, ufak tefek eksikliklerimiz olsa bile, yine de büyük bir mutabakatla işin bu noktaya gelmesinde çok büyük katkı sağlayan Sayın Genel Başkanlara, Sayın Grup Başkanvekillerine, Gruplarımıza, teker teker tüm milletvekillerimize; onyedi aydan beri bu metin üzerinde gece gündüz demeden çalışan Adalet Komisyonunun başta Sayın Başkanı, komisyon üyeleri, özellikle altkomisyonun başkan ve üyelerine; Yargıtaydan, bu uzun çalışma dönemi içerisinde her türlü fikrî ve fiilî katkısını esirgemeyen, çalışmalara katılan bütün Yargıtay üyelerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temsilcilerine, bilimadamlarına ve müsaade ederseniz, Bakanlığımızda görev yapan değerli arkadaşlarımıza, sivil toplum örgütlerinin tümüne, katkı sağlayan herkese bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum.
Çok değerli arkadaşlarım, bir önemli yasa, belki bir anayasadan çok daha fazla düzenlenmesi zor, herkesi memnun etmesi ise daha da zor olan bir yasayı bu noktaya getirdik. Sayın Baykal'ın ifadesiyle de netameli bir yasayı çok şükür buraya kadar getirdik. Şüphesiz, bu, en mükemmel bir yasa değil; bunu, hep ifade ettik. Esasen en mükemmel dediğimiz şey zaten işin sonunun gelmesi demektir. Çağdaşlaşma, demokratikleşme, özgürleşme süreci devam ettiği sürece, hangisine en iyi yasadır diyorsak, bilelim ki, ertesi gün, bunun daha ilerisi, daha mükemmeli, daha çağdaşı aranacaktır, tekâmül de buradan kaynaklanıyor, tekâmül ihtiyacı da buradan neşet ediyor. Dolayısıyla, şunun hep bilinci içerisindeyiz: Bu yasa, inşallah, 1 Nisan 2005'ten itibaren yürürlüğe girmiş olacak; ama, şunu bilmemiz lazım ki, değişim süreci devam ettiği sürece, küreselleşme devam ettiği sürece, toplumdaki değişim talebi devam ettiği sürece çıkardığımız yasaları zaman zaman tekrar gözden geçireceğiz; bu, işin tabiatında var; çünkü, Türkiye, hep beraber görüyoruz ki, bir önemli değişim sürecini yaşıyor. Bu önemli değişim sürecinin zaman zaman heyecanını yaşıyoruz. Türkiye'yle ilgili dışarıdan iyi haberler geldiğinde içeride ferahladığımız zaman bu heyecanı yaşıyoruz; ama, aynı zamanda, bu değişim sürecinin bazen sıkıntılarını, hatta zorluklarını yaşıyoruz. Onun da ötesinde, zaman zaman zihinsel karmaşasını da yaşıyoruz. Bu, değişimin tabiatında olan bir husustur.
Bu sıkıntıların kolaylıkla aşılabilmesi, toplumda gerginliklere, huzursuzluklara, kamplaşmalara sebebiyet vermeden aşılabilmesi, birbirimize tahammül etmemize bağlıdır. Ola ki, sürçülisan ederek, kastımızı aşarak bir şey söylediysek, bilesiniz ki kastımız o değildir; kastımız, şu sıkıntılı dönemi bir an evvel aşmak ve Türkiye'nin modernleşme sürecinin en önemli virajı olan şu virajı kazasız belasız almak ve Türkiye'nin varmak istediği noktaya bir an evvel varabilmektir. Bunun kolay olmadığını biliyoruz.
Şimdi, müsaade ederseniz, benim görebildiğim bir husus var, onu burada, bu vesileyle, özellikle son ziyaretten sonra da ifade etmek istiyorum. Şimdi, Türkiye olarak bizim, Avrupa Birliği konusunu tam olarak zihinlerimizde şekillendirebildiğimiz kanaatinde değilim. Bu eksikliği en evvel kendimde duyuyorum. Onun için, uygun bir zamanda, Meclis açıldığında, uygunsa, şu ulusal taahhüt olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına, bizden evvelki hükümetin, bizim Parlamentoda görüşerek Avrupa Birliği makamlarına verdiğimiz Ulusal Programda ne var ne yok, buna bir defa daha bakmamız lazım. Neden bakmamız lazım; bir evvelki konuşmada da ifade ettim; çünkü, bundan sonraki süreç, gerçekten zor bir süreçtir.
Çok sıkıntı var, zaman zaman Türkiye'de "keşke bu işe girmeseydik" diyebileceğimiz noktalara gelir miyiz gelmez miyiz bilemiyorum; ama, önümüzde hangi engellerin olduğunu, hangi zorlukların olduğunu, neleri kabullenmemiz gerektiğini çok iyi bilmemiz lazım. Onun için de, müsaade ederseniz, birbirimizi suçlamak yerine, şu neden geldi, bu niye çıktı, bunun burası neden eksik, bu neden fazla demek yerine, birbirimizi anlamaya çalışalım. Birbirimizi anlayabilirsek bu zorlukları daha kolay aşarız diye düşünüyorum.
Bizim yönümüzden böyle bir problem var Türkiye olarak; yani, işsiz bir vatandaşımız bakımından Avrupa Birliğinin 80 000 sayfalık müktesebatının çok fazla önemi yok; onun için, eğer Ankara'da iş bulamazsam, dayımın oğlu Berlin'dedir, gider orada iş bulurumdur. Onun nezdinde, onun nazarında, Avrupa Birliği, bir an evvel iş bulmaktır; tüccarımız bakımından, sanayicimiz bakımından, kolaylıkla gidip orada mal satabilmektir, vizesiz girip çıkabilmektir; bir başkası bakımından, başka bir nokta; yani, böylesine karmaşık bir işte, herkes kendi bulunduğu kareden baktığı zaman, bu Avrupa Birliğinin bize ne gibi imkânlar sağladığını, ne gibi yükümlülükler getirdiğini birlikte göremiyoruz; imkân kısmında heyecan duyuyoruz, yükümlülük kısmına geldiğimizde birkısım zorluklarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu da, zaman zaman, bizim kendi içimizde, siyaset platformunda, yanlış değerlendirmelere, yanlış üsluplara da sebebiyet veriyor. Onun için, uygunsa, bir denetim gününde, ucu açık bu Avrupa Birliği meselesini bir defa daha görüşmemizde fayda var; bu, bizim yönümüzden.
İkincisi, Avrupa Birliği açısından baktığımızda, onların da Türkiye'yi kafalarında tam yerli yerine oturttukları kanaatini taşımıyorum. Halen, birkısım beklentileri var, birkısım tereddütleri var. Bu tereddütler, kendi yönünden birkısım sıkıntıları da beraberinde getiriyor. 70 000 000'luk bir büyük ülke, dengeleri çok değiştiren bir ülke; üstelik de, Avrupa Birliği içerisinde, halkının çok önemli bir kısmı Müslümanlığı benimsemiş, kültür farklılıkları, vesaire olan bir ülke. Dolayısıyla, bunun algılanmasında birkısım zorlukların olduğunu da, bana gelen heyetlerden, karşılaştıklarımızdan, okuduklarımızdan, duyduklarımızdan anlıyoruz. Dolayısıyla, böylesine bir tarihî projeyi gerçekleştirmede... Müzakere süreci verilecektir; benim kanaatim odur; yani, vermemiş olmaları, verdikleri sözde durmamaları anlamına gelir; bu da çağdaş değerlerle bağdaşmaz; ama, müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte tam üyelik sürecinin kısalması, biraz bize bağlı, biraz onlara bağlı; kendimize de olduğundan çok fazla haksızlık etmememiz gerekir, demin söylediğim, gereğini yerine getirmek kaydıyla.
Değerli arkadaşlarım, böylesine önemli bir düzenleme yapılırken, tabiatıyla, herkesin, bulunduğu noktadan, düzenlediğimiz maddelerle ilgili tereddütü olanlar oldu, farklı düşünceleri söyleyenler oldu; hatta ve hatta, yeteri kadar, kanun -özellikle Genel Kurulun tartıştığı metinler- okunmaksızın yazı yazanlarımız oldu, fikir söyleyenlerimiz oldu, konuşma yapanlarımız oldu; ama, bunların hepsinin ve Ceza Kanununun maksadı da, zaten, alenen aşağılama olmaksızın, herkesin fikrini açıkça söylemesidir. İnanıyorum ki, daha bu kanun yürürlüğe girmeden bu maksat hâsıl olmuştur. Herkes bunları söylemeye gayret etmiş, birkısım endişelerini de dile getirmiştir. O endişeleri de şahsen anlayışla karşılıyorum; ama, bu endişelerin temelinde yatan husus, acaba, buradaki düzenlemeler keyfî olarak uygulanabilir mi.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, keyfî uygulamalar, sadece yasal düzenlemelerle önlenemez. Keyfî uygulama, doğrudan doğruya insan kalitesiyle alakalı bir husustur ve keyfilîk biraz da kişilik zaafıdır. Bu ülkede keyfilîkler ne zaman söz konusu oldu diye baktığımızda, esas itibariyle olağanüstü dönemler olduğunu görürüz. İnşallah, bu Ceza Kanunu Tasarısıyla -artık, şu an kanunlaştı- Türkiye'de, olağanüstü dönemlerin sonunu getirmiş olmamız lazım. Bunun için de, bu müesseseyi, Türkiye Büyük Millet Meclisini açık tutmamız lazım, bu müesseseyi itibarlı kılmamız lazım, her türlü çözümü de siyasetin içerisinde ve burada aramamız lazım. Ne zaman ki bunun dışında çözümler aranır, ne zaman ki siyasetin dışında "nerede kaldınız" gerekçeleri ortaya çıkar, birkısım insanlar da koşa koşa, sağa sola gider, işte, o zaman keyfî uygulamalar başlıyor. O halde, yasa metinlerine neyi yazarsanız yazın, eğer o türlü dönemlere gidiyorsak, geçen seferde ifade etmeye çalıştım... Anayasa hukukundan aklımda kalan bir cümle var "her kuvvet kendi hukukunu beraberinde getirir" deniliyor. O halde, kuvvetin egemen olduğu bir olağanüstü dönemi sona erdirip, demokrasiyi, özgürlükleri olabildiğince yaşanabilir hale getirmek, kurumsallaştırmak gerekir.
Onun için, bu yasa maddeleri uygulanırken, sizin adınıza, uygulayıcılara buradan bir şey demek istiyorum: Elbette, burada söylenen her söz, ifadeler, zapta geçen hususlar, bu kanun maddelerinin yorumlanmasında önemli olacaktır, acaba, yasa koyucunun bundan muradı nedir diye. Bizim muradımız, iktidarıyla, muhalefetiyle -itiraz ettiğimiz maddeler de dahil- hepimizin Türk kamuoyuna vermek istediği mesaj, uygulayıcılara söylemek istediğim husus şudur: Biz, özgürlüklerden yanayız, demokratik hukuk devletinden yanayız. Buradaki hiçbir madde hükmü hak ve özgürlükler aleyhine yorumlanamaz; bunu herkesin bilmesi lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, biz, özgürlükleri kısıtlamak adına değil, tam tersi, olabildiğince özgürlükleri daha kullanılabilir hale getirmeye çalışıyoruz.
Müsaade ederseniz, bir şey de önemlidir; artık, Türkiye, Avrupa Birliği süreciyle beraber kuralların işlediği bir döneme giriyor. Hiç kimse, kendi davranışına kanun arama gayreti içerisinde olmamalıdır, kendi davranışını kanuna uydurmak durumundadır. Keyfîliğin adı hiçbir rejimde, keyfîliğin söz konusu olduğu... İster bunu uygulayıcılar yapsın "ben ne istersem yaparım, kanun da bana uymak mecburiyetindedir ya da kanunu kendime uydurmak durumundayım" tarzındaki bir anlayış demokratik hukuk devletiyle bağdaşmaz. Onun için, kuralların egemen olduğu bir döneme, inşallah, bundan sonra daha fazla girmiş olacağız.
Dediğim gibi, uygulamaları göreceğiz. Şüphesiz, böylesine karmaşık bir süreçte ve böylesine müktesebat olarak çok miktarda düzenlemenin önümüzdeki dönemlerde yapılacağı hususlarda, bu kanunda, gözümüzden kaçan, muradımız hilafına madde metnine geçmiş olan veya uygulamalarda aksaklıklarını gördüklerimiz olursa, aynen, bugün, böylesine önemli bir zorluğu aştığımız gibi, o zaman onu buraya getiririz, tekrar bunları burada düzeltme imkânımız olur diye düşünüyorum.
Ben, hepinize teker teker katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Bu tasarının, yasalaşmış olan bu kanunun, ülkemiz için, milletimiz için, demokrasimiz için, hak ve özgürlükler için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 26 Eylül 2004