Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)
Denizli Milletvekili ·
Genel Kurul, 124. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Eylül 2004 · 1.201 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ümmet Kandoğan, 26 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 1.201 kelime.
Ümmet Kandoğan (Denizli). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim tutanağı, 26 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ummet-kandogan-22-2004-09-26-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)Değerli milletvekilleri, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan yaklaşık onbeş gün önce yine, Yüce Meclis, olağanüstü toplantı için çağrılmış -üç gün yoğun mesai yaparak- Türkiye için bir reform olduğu ileri sürülen, iddia edilen ve yetmişsekiz yıldır yürürlükte olan Ceza Kanunu değiştirilerek yeni bir ceza kanununun hayata geçirilmesiyle ilgili olağanüstü toplanmıştı; ancak, bu tasarının son iki maddesine gelindiğinde, her ne hikmetse, sebebini anlayamadığımız bir şekilde tasarı komisyona geri çekilmişti ve yaklaşık dokuz gün sonra, değişen ne oldu ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeniden olağanüstü toplantıya çağrılmıştır?
Ben bu Ceza Kanunu Tasarısıyla ilgili söz alıp, bunun aceleye getirildiğini, toplumda bir uzlaşma neticesinde ortaya çıkmadığını, milletvekillerinin bile bu Ceza Kanunu Tasarısını -tatil dönüşü masalarında bulduğunu- okuyamadıklarını ileriye sürdüğümde, Sayın Adalet Bakanı, Sayın Adalet Komisyonu Başkanı, geldiler, burada "bu, aceleye getirilmemiştir. Bu konu uzun zamandan beri gündemdedir" şeklinde ifadelerde bulundular. Ancak, yine ne hikmetse, daha sonra Adalet Komisyonu Başkanımız, tasarıyı komisyona geri çekerken buradan şu konuşmayı yaptı: "Aslında, milletvekili arkadaşlarımız için belki bir haksızlık da yapıldı -altını çiziyorum, bir haksızlık da yapıldı- çünkü, değerli arkadaşlarımız, 720 sayfalık bu dokümanı ancak tatil dönüşü olağanüstü toplantıdan sonra alıp, inceleme imkânı bulabildikleri kadar buldular." Ben de tasarı ilk geldiği gün bunu söylemiştim. Sayın Adalet Komisyonu Başkanı, o ilk gün "bu tasarı, aceleye getirilerek, önünüze getirilen bir tasarı değildir" demişti; ancak, üç gün sonra fikrini değiştirerek, bunun aceleye getirildiğini ifade etti.
Şimdi, bu kanun tasarısıyla ilgili olarak itiraz ettiğimiz birçok madde oldu. Biz istedik ki, yetmişsekiz yıldan beri değiştirilmesi gerektiği herkesçe ifade edilen; ancak, bir türlü gündeme getirilemeyen bu Ceza Kanunu, ifade özgürlüğü, düşünce hürriyeti bakımından, gelişmiş ülkelerdeki kriterlere uygun olsun, bütün vatandaşlarımız, düşüncelerini hür ve serbestçe ifade edebilsin, ülkemiz, alabildiğince geniş özgürlüklerin, ifade hürriyetinin bol olduğu bir ülke olsun. Ancak, bu Ceza Kanunu Tasarısında görüyoruz ki, bu söylediğimiz unsurların dışında, ifade hürriyetini, düşünce hürriyetini sınırlandıran birçok faktör var.
Yine, Sayın Adalet Komisyonu Başkanı, Barolar Birliğinin yaptığı toplantıda, bu kanun tasarısının devletçi bir anlayışla hazırlandığını ifade ediyor. Bunun altını çizmek istiyorum; bu kanun tasarısının -Adalet Komisyonu Başkanının ifadesiyle- devletçi bir felsefeyle, devletçi bir anlayışla hazırlandığını ifade ediyor. Siz, komisyonda veya Mecliste ne kadar değişiklik yaparsanız yapın, eğer temelinde devletçi bir anlayış ve devletçi bir felsefe yatıyorsa, bu kanunun, yürürlüğe girdikten sonra, ülkedeki düşünce ve ifade hürriyetlerinin önünde nasıl engeller ortaya çıkaracağını hep birlikte göreceğiz.
Mesela, bir 216 ncı madde var. 216 ncı maddeyle ilgili olarak -geçmişin 312 nci maddesine tekabül ediyor- biz, orada, bu maddede bir değişiklik önergesi verdik "açık ve mevcut tehlike" ibaresinin konulmasını istedik; ancak, Sayın Adalet Bakanı bir konuşma yaptı, dedi ki: "Bu önerge, popülist bir yaklaşımla verilmiştir; Amerikan Yüksek İdare Mahkemesinin bu doğrultudaki görüşü 'açık ve yakın tehlike'dir." Ancak, ben, komisyona gelen hükümet önerisinin gerekçesini burada okudum; Sayın Adalet Bakanının da, o gerekçeyi okumadığı bu şekilde ortaya çıktı. Öyle bir kanun tasarısı geliyor ki, Sayın Adalet Bakanının da, altında imzası olan ve Bakanlığının hazırladığı bir kanun tasarısının gerekçesini okumadığı, çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Eğer, siz "açık ve yakın tehlike" ibaresini kullanırsanız, düşünceye ceza uygulamasını getirirsiniz. "Yakın tehlike" ne demektir; önümüzdeki günlerde, aylarda, yıllarda, belki ortaya çıkabilecek olan bir tehlikeden söz ediyorsunuz. Böyle bir tehlike, düşünce hürriyetinin önüne bir engel koymak değil midir... Siz, bir konuşma yapacaksınız, bu konuşmanın neticesi, belki üç ay sonra, belki bir yıl sonra, belki beş yıl sonra, belki bir tehlike ortaya çıkarabilecek; ancak, Amerikan Yüksek İdare Mahkemesinin ölçüsü ve gelişmiş ülkelerdeki ölçü, bunun "açık ve mevcut tehlike" ibaresi şeklinde kullanılmasıdır. Bakınız, bundan dolayı, merak ediyorum, hayret ediyorum... 312 nci maddeyle ilgili olarak, bu Mecliste bulunan onlarca milletvekilimizin onlarca konuşmasını sizlerin önüne koyabilirim; ancak, ne gariptir ki, ne hayret verici bir şeydir ki, hem AK Parti milletvekillerinin hem CHP milletvekillerinin geçmişte şiddetle eleştirdiği ve uygulamaya girdikten sonra da çok ciddî problemlerin ortaya çıkabileceği bir kanun maddesi üzerinde birlikte bir önerge verdiniz ve madde o şekilde geçti.
Yine, 219 uncu madde... Bunu, ilk konuşmamda, burada söylediğimde itirazlar gelmişti; ancak, AK Parti milletvekili olan bir arkadaşımız, buraya geldi ve "tasarının bu maddesi Anayasaya açıkça aykırıdır" dedi. Bunu söyleyen arkadaşımız, Adalet Komisyonunda bizzat görev yapan, hukukçu bir arkadaşımızdır. Bu Meclis, açıkça Anayasaya aykırı olduğu bir AK Partili milletvekili tarafından da ifade edilen bir maddeyi, yine AK Parti ve CHP'nin oylarıyla, ne gariptir ki, eski Ceza Kanunundaki gibi, aynı ifadelerle geçirdi. Bu kanunu alıp bakan birisi, 219 uncu maddeye kadar çok sade, çok duru bir Türkçeyle yazıldığını görecek; ama, 219 uncu maddeye geldiğinde de, elinde bir sözlük -buna yeni hâkim ve savcılarımız da dahildir- acaba, 219 uncu maddede ne denilmek isteniyor diye düşünecek. Bu 219 uncu madde, bir hilkat garibesi şeklinde Ceza Kanunu içerisinde yer alacak. Anlaştınız, bunu beraber geçiyorsunuz; ama, hiç olmazsa, bunu Türkçeyle, sade bir üslupla Ceza Kanununun içerisine yerleştirseydiniz!..
Yine, bu maddeyle ilgili olarak, Adalet Komisyonu Başkanımız, burada "bu kanun tasarısıyla getirdiğimiz 219 uncu madde, geçmişteki hükme göre, bu kamu görevlilerinin daha lehine idi" dedi. Yani "tasarıda, din görevlileriyle ilgili gelen hüküm, onların lehine olan bir uygulamaydı" dedi; ancak, yine burada, sizlerin oylarıyla buradan geçen şekliyle, demek ki, bu madde, bu kamu görevlilerinin getirilen maddeye göre daha aleyhinde olarak çıkmıştır. Ben, bu maddenin, bu Meclisten, bu haliyle çıkmasının -altını çizerek tekrar söylüyorum- Anayasaya aykırı olduğunu, ikibuçuk milyon kamu görevlisinin arasından yüzbinini ayırıp "siz, potansiyel tehlikesiniz, potansiyel suçlusunuz" şeklinde bir ifadeyle onların yargılanmasını, muhakeme edilmesini sizlerin vicdanlarına bırakıyorum.
Ne oldu da, on gün önce yürürlük maddesiyle beraber geri çekilen tasarı Brüksel'den niye geri döndü?.. Bu kanun tasarısının Meclisten geçmesiyle ilgili olarak büyük bir konsensüs de sağlamıştınız. Ne oldu da, komisyona geri çekilen bir tasarı, bugün, tekrar Meclisin huzurundadır?.. Yine, Adalet Komisyonu Başkanı "biz, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve İnfaz Kanunuyla beraber getiriyoruz" dedi. Getirdiniz mi Sayın Başkanım?! Bugün görüşeceğimiz bu tasarılarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile İnfaz Kanunu var mı arkadaşlar?! Eğer, bu iki kanun yoksa, on gün önce söylediğiniz sözlerle, bugün getirilen şekliyle bunları kamuoyuna nasıl izah edeceksiniz?! Bizi nasıl tatmin edeceksiniz?! Mesele Brüksel'den geri dönmüştür arkadaşlar. Siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temsilcileri olarak "biz Türküz, burası Türkiye, biz, iç işlerimize kimseyi karıştırmayız ve kanunları kendi rızamızla, kendi arzumuzla getiriyoruz" diyeceksiniz; ancak, yine, burada, Adalet Komisyonu Başkanının bir ifadesi var, tutanaklardan okuyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)"Avrupa Birliği bizden ne istediyse onu yaptık." Buyurun sayın milletvekilleri!.. Eğer biz Türksek, burası Türkiye ise ve hiç kimse bizim içişlerimize karışamayacaksa, bu ifade neyin nesi?! Yine, bir diğer milletvekili "ev ödevimizi yaptık" diyor. Bizim ev ödevimizi Avrupa Birliği mi verecek arkadaşlar! Niçin, biz, kendimiz, kendi düşüncelerimizle, hür irademizle bu Meclisten geçecek kanunları kendimiz yapmıyoruz?! Yine aynı Komisyon Başkanı diyor ki: "Avrupa Birliği, bizden, Ceza Kanununuzu değiştirin diye bir talepte bulunmadı 'Ceza Kanunundaki şu hükümleri değiştireceksiniz' dedi, biz de onları değiştirdik." Buyurun!..
Sayın Tayyip Erdoğan diyordu ki: "Globalleşen dünyada Avrupa Birliği dışında kalmak, medeniyetin varoşlarında kalmaktır." Avrupa Birliğine kimse karşı değil arkadaşlar. Avrupa Birliği rüyası, ülküsü, arzusu, 1959 yılında, demokrasi şehidi Fatin Rüştü Zorlu'nun bir ideali, hayaliydi arkadaşlar. Fatin Rüştü Zorlu, bir botla Mudanya'dan İmralı'ya, idam sehpasına giderken "Avrupa Ekonomik Topluluğu -o günkü ismiyle- hakkında ne düşünüyorsunuz, bu konuda ülke olarak ne yapmamız gerek" şeklinde kendisine sorulan bir suale karşı, Avrupa Ekonomik Topluluğuna girilmesinin ülke menfaatına, ülke yararına olduğunu söylüyordu. 1959'dan beri gelmiş geçmiş bütün hükümetler, Avrupa Birliğine girilmesi yolunda karar aldılar; ancak "globalleşen dünyada, Avrupa Birliği dışında kalmak, medeniyetin varoşlarında kalmaktır" diyeceksiniz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 26 Eylül 2004