İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 66. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)

Engin Altay

Sinop Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 1.338 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Engin Altay (CHP), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.338 kelime.

Engin Altay (CHP, Sinop). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 718 sıra sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde söz aldım.

Hemen belirtmekte fayda var ki, keşke bu komisyondaki görüşmelere katılabilseydim. Bu tasarının adı yanlış, içeriği eksik. Biz, her şeye rağmen, bu tasarıyı destekliyoruz; ancak, bu tasarıyı kulpsuz bir fincan gibi tasavvur ediyorum. Bunun önlem neresinde? Tasarının adında "önlem" kelimesi, ibare olarak yok. İçeriğinde de, önlemden daha ziyade, olan olduktan sonra yapılabilecek cezaî yaptırımlar, vesaireler var. Tabiî, Sayın Bakan da açıkladı; sigortasız gemileri sokmayacağız, etmeyeceğiz dedi. Elbette ki bunlar olumlu şeyler. Çok da geç kalınmıştır. Keşke bu kanun çok yıllar önce çıksaydı ve tatbik edilebilseydi de, üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizin denizleri bu halde olmasaydı.

Öyle anlaşılıyor ki, bir onbeş yirmi yıl sonra, özellikle Karadeniz'de denize girme girmeme konusunda insanlar ciddî bir tereddüt yaşayacak.

Değerli arkadaşlar, maddeye geçmeden önce -ki, bu da maddeyle ilgilidir- bir konuyu dikkatinize sunmak istiyorum: Türkiye, onyedi yıldır bir utanç ve skandalı yaşıyor. 1988 yılında, İtalya'dan Romanya'ya, oradan da Karadeniz'e, Karadeniz açıklarına bırakılan zehirli variller utancı, ayıbı halen çözülebilmiş değildir. Ben demiyorum ki, bu, iki yıllık AKP İktidarının ayıbıdır; ama, şunu söylüyorum: Bu, onyedi yıldır ülke olarak yaşadığımız bir ayıptır.

Bu konuda neler yapılmış; Milletvekilimiz Musa Uzunkaya, 2000 yılında bu varillerle ilgili bir önerge vermiş. Sayın Uzunkaya şimdi iktidar milletvekilidir. Umuyorum, muhalefet milletvekiliyken gösterdiği duyarlılığı, şimdi, iktidar milletvekiliyken de gösterecektir.

İzmit'teki İZAYDAŞ firması, o zamanki Çevre Bakanlığına, 12 Şubat 2001'de "ben bunları imha edebilecek donanımı haizim" demiş. 12 Şubat 2001.

27 Aralık 2003'te, Sinop Milletvekili Engin Altay, zamanın Çevre Bakanına bir önerge vermiş. Gelen cevap, elbette, bütün önergelerimizde olduğu gibi, hiçbir şekilde bizi tatmin etmemiştir.

26 Şubat 2004'te, çok sayıda Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir Meclis araştırması önergesi vermiş. Bu önerge de henüz Genel Kurul gündemine, maalesef, inemedi.

Sonra ne olmuş; 9-13 Aralık 2002 tarihlerinde, Cenevre'de, Basel Konvansiyonunda, İtalyan heyeti, bu varillerin kendilerine ait olduğunu, bu konuyu Türkiye'yle görüşmeye hazır olduğunu söylemiş. Ne zaman; 9-13 Aralık 2002'de; yani, yaklaşık ikibuçuk yıl önce; ama, o günden bu yana da -ki, o dönemin sorumluluğu size aittir, hükümetinize aittir- çok ciddî bir girişim olmamış. İtalya demiş ki, efendim, bu konuda bir işbirliği, bir proje geliştirelim. Ne yapalım; bizim, sizin Türkiye'ye bir katı atık, toksik atık imha tesisi kuralım, bunları da orada imha edelim. Böyle şey olur mu?! Hükümetin, İtalya'ya, önce bu pisliğini buradan al, sonra bu işi konuşuruz demesi lazım. Kaldı ki, İtalya Avrupa'nın ortasındadır. Bir şey yapacaksa, orada yapalım bunu, biz de ortak olalım, İtalya'da yapalım katı atık imha tesisini.

Biraz sonra, Sayın Bakana bu konuda bir dosya da sunacağım. Belki Bakanlıkta vardır; ama, burada, çok ayrıntılı bilgiler var. Toksik atık pazarlığında, Türkiye'nin nasıl kurban edildiğiyle ilgili çok sayıda bilgi var.

Değerli arkadaşlar, ben, bugün, burada, gerek Sinop'ta gerek Samsun'da; ama, temel olarak, bakın, bu krokide de görüleceği üzere, Şile'den Ardeşen'e kadar, bütün Karadeniz sahillerine vuran bu zehirli varillerle ilgili, hükümetin, artık, bu utancı, bu ayıbı ortadan kaldıracağını, Sevgili Bakanımızdan burada duyarsam, çok memnun olacağım bir Karadeniz çocuğu olarak.

Bakın, Sinop'un Soğuksu Köyünde ve Alaçam'da, depolanmış vaziyette toplam 350 varil var. Civar köylüler de, muhtarlar müştereken verdikleri dilekçelerle, bu varillerden duydukları çevresel ve psikolojik rahatsızlığı dile getiren çok sayıda başvuru yaptılar, Cumhurbaşkanlığından Meclis Başkanlığına kadar; ama, bu sorun, maalesef, çözülemedi.

Bu vesileyle, buradan, hükümeti tekrar uyarmak istiyorum. Rica ediyorum, gelin, Sinop'u, Alaçam'ı ve bütün Karadeniz sahillerini bu ayıptan kurtaralım. Türkiye, aciz bir ülke değildir. Türkiye, İtalya'nın pisliğini coğrafyasında barındıracak kadar aciz bir ülke olmamalıdır.

Bakın, işte, bu trafiğin, zehirli toksik atık pazarlığına kurban edilen Türkiye'nin krokisi. Variller İtalya'dan çıkıyor, Boğazlardan Romanya'ya... Niye Romanya'ya? Romanya'da bir paravan şirket var. Bu şirket, ben, bunları imha ederim diye İtalya'dan alıyor; ama, imha kapasitesi, kabiliyeti yok; gecenin bir yarısında, getirip, bizim Sinop açıklarına atıveriyor. Buna, ülke olarak müdahale etmemiz lazım.

Özetle, bu konuyu, kanunla da ilgili olduğu için, tekrar, hem Yüce Meclisin bilgisine hem hükümetimizin dikkatine sunuyorum ve bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Karadeniz Bölgesinin bir çocuğu olarak ve o bölgede yaşayan insanların içinde yaşadığı psikolojik durumu da bilen biri olarak, bu konuda hükümeti daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı, demin de söylediğim gibi, bizim de elbette destek verdiğimiz, ama eksik bulduğumuz bir tasarıdır. Deniz çevresinin petrol ve zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlara müdahale ve zararların tazminini dizayn eden bir yasa tasarısı. Burada, bu kirliliği iki kategoride düşünmemiz ve ele almamız lazım. Bu kirliliğin, bir Türkiye dışı etmenleri, boyutu var; bir de, Türkiye içi etmenleri ve boyutu var. Bir kere, Türkiye içi etmenlerini ve boyutunu yasayla falan çözmemiz mümkün değildir. Türkiye'de yaşayan yetmiş milyon insanımızda bir çevre duyarlılığı ve bir çevre bilinci oluşturmak zorundayız. İnsanların şuuruna, bu çevre duyarlılığını, buradan onbin tane yasa çıkarsanız da koyamazsınız. Bu bir eğitim sürecidir. Buradan, benden önceki hatipler de söyledi; Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullarda, haftada iki saatlik çevre dersleriyle falan bu işler olmaz. Burada, iktidara ve muhalefete, çok büyük ve önemli görevler düşmektedir. Hani bir söz vardır "ormanı bekçi değil, sevgi korur" diye; çok doğru... Yani, bu, artık, orman meselesini aştı, bir çevre sorunudur. Deniziyle, karasıyla, nehriyle, gölüyle, dağıyla, yaylasıyla, ovasıyla bir ciddî sorun vardır; dünyanın sorunudur, Türkiye'nin de sorunudur.

Gelişmiş Batı ülkeleri bu meseleyi aşmışlar. Her biriniz, çeşitli vesilelerle Avrupa'ya gitmişsinizdir; orada gördüğünüz çevre duyarlılığına ve gördüğümüz çevre şartlarına imrenmemek mümkün değildir. Bizlerin Türk Milleti olarak, bana göre, onlardan eksiğimiz yok, fazlamız var; bizler, daha duygusal bir milletiz, daha duyarlı bir milletiz aslında. Parlamentomuz, bu konuda öncülük yapabilir; milletvekillerimiz, hükümet öncülük yapabilir. Bu konuya böyle bakmamız lazım.

Türkiye dışı etmenler... Tabiî, bu, bizim esas görüştüğümüz yasa da daha çok bu Türkiye dışı etmenlerle ilgilidir.

Değerli arkadaşlar, konuşan Akdeniz Bölgesi milletvekilleri dahil, bu kürsüde Karadenizden söz ettiler; doğrudur. Burada, niye bu arkadaşlarımız Karadenizden bahsetmektedir; Karadeniz, bir kapalı deniz gibi düşünülmekle beraber, Boğazlar, Marmara Denizi ve Ege Denizi aracılığıyla Akdenizle bileşiktir aslında. Şimdi, Karadeniz, Türkiye balık üretiminin yüzde 70'ini karşılayan bir sahadır ve eskiden, mesela, Sinop'ta, sahilden, kenardan, oltayla millet lüfer, kefal tutarken, şimdi, dev balıkçı motorları, Karadeniz'in ortasında dönüp dönüp balık arıyor.

Şunu söyleyeme çalışıyorum değerli arkadaşlar: İşin Boğazlardaki tehlike yanı, petrol taşımacılığında kazalar ve sair, bunlar bir yana; bu dış etmenler dediğimiz, Avrupa'daki akarsulardan gelen sanayi atıkları, petrol taşımacılığı ve diğer etmenler, Karadeniz'de ciddî bir balık sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır insanları. Yani, bugün, artık, Karadeniz'de eskisi kadar balık yok, her gün azalıyor. Sakarya'daki balık halinde, böyle giderse, Ankaralılar, on yıl sonra, çiftlik balıklarından başka balık bulamayacak. Bu, bir boyutu.

Şimdi, bu yasaya, sivil toplum örgütlerini ve özellikle çevre örgütlerini, mutlaka, bir yere koymamız lazım. Yani, devletin sahil güvenlik botuyla falan bu iş olmaz. Bu denizlerimizi asıl koruyacak olan, çevre örgütleridir. Hükümetin, ilgili bakanlığın, ilgili müsteşarlığın, çevre örgütleriyle, bu konuda, çok ciddî bir işbirliği çok gereklidir, kaçınılmazdır. Bunu da özellikle belirtmek istiyorum. Çevre örgütleri, burada, hem yaptırım bakımından hem o çevre duyarlılığını, bilincini oluşturmak bakımından hem de denizi kirletenlere karşı toplumsal bir tepki dinamiği yaratmak bakımından, hükümetten daha aktif rol oynayabilirler. Böyle düşünüyoruz. Bu yönüyle, bu konuda -yasada istediğimiz, beklediğimiz oranda olmasa bile, her şey yasayla olmaz- Bakanlığımızın, çevre örgütleriyle çok sıkı bir işbirliğine gideceğini umuyorum; âcizane de tavsiye ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin Karadeniz'le birlikte Ege, Akdeniz ve Marmara... Hatta, Van Gölünü bile bu kapsamda düşünmek mümkündür. Bu sorunun mutlaka ve mutlaka çözülmesi gerekir. Grubumuzun sözcülerinin açıkladığı gibi, burada işin önlem boyutu gözden kaçmış ya da gözardı edilmiştir; ancak, çıkarılacak yönetmeliklerle ve sair önlemlerle ilgili de tedbirler alınabilir.

Şunu da söylemek istiyorum: Önümüzdeki yıllarda, göreceksiniz, bu yasaya ek maddeler eklemek ihtiyacı doğacaktır. Kanun yapma tekniği bakımından biraz daha hassas olunabilse, biraz daha geniş ufuklu düşünülebilseydi de, belki, ileride tekrar bu yasaya ek maddeler getirmeyi ortadan kaldıracak hususlar da olmazdı; ama, öyle böyle, bu şekle gelmiş. Kulpsuz bir fincan diye nitelediğim bu yasayı, eksik yanlarıyla beraber destekliyoruz; olumlu oy vereceğiz.

Tekrar, Sinop, Alaçam başta olmak üzere, bu zehirli varillerle ilgili hükümetimizden bir cevap, bir müjde beklemekteyiz. Şu anda özellikle Sinop'ta, Samsun-Alaçam'da insanlar bu konuda televizyon ekranına kilitlenmiş durumda. Sayın Bakanım, umuyorum ki, buradan onlara güzel bir haber de verecektir.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 3 Mart 2005

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook