İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 105. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Haziran 2004 · 996 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erdal Karademir (CHP), 23 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İL ÖZEL İDARELERİ KANUNU TASARISI İLE İÇİŞLERİ AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.583)); konuşma 996 kelime.
Erdal Karademir (CHP, İzmir). “İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erdal-karademir-22-2004-06-23-il-ozel-idareleri-kanunu-tasarisi-ile-icisleri-avrupa-birligi-uyum-ve (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine uyum yasaları ya da yeniden yapılanma yasaları adı altında Genel Kurula getirilmiş olan kamu yönetimi ve mahallî idareler yasa tasarıları incelendiğinde, tasarılarda, merkezî yönetime ait kimi yetkilerin yerel yönetimlere devrinin amaçlandığı ve kamu reformu adıyla yürürlüğe konulmak istenilen düzenlemelerin, Türkiye'nin yönetim sistemini baştan aşağı değiştirmeyi hedeflediği görülmektedir.
Genel Kurulda geçici maddelerine kadar görüşmeleri tamamlanan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ve diğer tasarılarla, merkezî ve yerel yönetimlerde kapsamlı değişikliklerin öngörüldüğü artık bilinmektedir.
Türkiye'nin, üniter yapıdan vazgeçerek, federal devlet yapısını benimsemesi ve yetkilerinin "yerellik" adıyla, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın birime verilmesi şeklinde kurgulanan bu yaklaşımın, Türkiye'nin ulusal birliğini ve toplumsal varlığını tehdit ettiği, hukuk ve bilim çevreleri tarafından, yüksek sesle ifade edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, mevcut tasarıların, merkezî yönetime ait kimi yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesiyle, şeffaf, katılımcı, demokratik bir yönetim sistemi kurulması yerine, küresel sermayenin ve uluslararası şirketlerin yerelleştiği söylenen idarî yapının, daha kolay bir şekilde yönlendirilmesi, etkilenmesi ve ulusal kaynakların daha kısa sürede ele geçirilmesinin bir yöntemi olarak hazırlandığı herkes tarafından bilinmektedir. Böylece, devletin göreli özerkliğine son verilirken, idarî ve siyasî karar odaklarının, sermaye çevrelerinin kontrol ve denetimi altına girmesi ortamı yaratılmak istenilmektedir.
Yerel yönetimlerin yetkilerinin ve güçlerinin artırılması konusu, hepimizin bildiği gibi, 1980'li yıllardan sonra gündeme getirilmiştir. Bu yıllarda ortaya çıkan önemli bir gelişme, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Konferansı tarafından hazırlanarak 1985 yılında kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Türkiye tarafından onaylanmasıdır.
Bununla birlikte, 1980'li yıllarda, imar ve planlama konularında merkeze ait yetkiler yerel yönetimlerde toplanmıştır. Belediyelere merkezden aktarılan en önemli yetki olan imar planı yapma yetkisi, son yirmi yıldır, belediyelerin, kaynak ihtiyacı olmadan kullandıkları en önemli yetkidir. Belediyelerin, neredeyse hiçbir otoriteye hesap vermeden, yirmi yıldır kullandıkları plan yapma yetkisinin, katılımcı ve şeffaf anlayıştan yoksun, yeterli ve yetkin uzman eksikliğinden kaynaklanan, denetimsiz ve ranta dayanan uygulamalarının doğurduğu olumsuz sonuçlar, artık, gerçekçi olarak değerlendirilmelidir.
İmar planı yapımı gibi, evrensel kuralları olan ve yetkin teknik bilgi gerektiren bir yetkinin ehil kadrolarca yapılmamasının ve üstelik, popülist ve siyasal ortamın, kaynak harcamadan yandaşlara rant dağıtan bir araç haline gelmesinin sonuçları, maalesef, doğal ve doğal olmayan afetlerin toplumumuza verdiği dersler ve acılarla birlikte anılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, OECD'nin düzenleyici reform adıyla, son yıllarda, uygulatmaya çalıştığı programın özü de, gelişmekte olan ülkelerde merkezî devlet yapısının zayıflatılmasıdır. Devletin boşalttığı yeri ise, ulus ötesi sermayenin araçları olan, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü doldurmaktadır. Tahkim ve benzeri düzenlemelerle çıkarlarını yasal güvenceye alan küresel sermaye, kamu yönetimi reformuyla kamusal hizmet üretim alanını, mevcut hükümetler eliyle, yerele aktarmaktadır. Demokratikleşme, şeffaflık, katılımcılık ve yerelleşme gibi kavramlar kullanılarak, içi boşaltılan kamu hizmetleri, kamuoyu yanıltılarak piyasaya taşınmaktadır. Merkezî idarenin yetkilerinin ve gücünün, mahallî idarelere devri, mutlaka, demokratikleşme, kaynakların daha verimli ve etkin kullanımı, daha başarılı hizmet, israfın ve yolsuzlukların önlenmesi anlamına gelmemektedir. Özellikle, bazı hizmetlerin -eğitim, sağlık, doğal, kültürel ve arazi kaynakları gibi- yerel düzeyde görülmesi, kaynakların daha verimli ve etkili kullanılmasına yol açmaz. Yerel yönetimlerde, yöneticilerin bölgenin güçlü aile ve sermaye gruplarının baskılarına açık olabileceği asla unutulmamalıdır. Ayrıca, yerel düzeyde keyfîliği önleyecek denetim mekanizmaları çok daha zayıftır.
Değerli arkadaşlarım, merkezî yönetimin yetkilerinin taşrada, il özel idarelerine devriyle birlikte, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değil, yerel hükümetlerin önü açılmaktadır. 10 ayrı bakanlığın, kadrolarının il özel idarelerine aktarılmasıyla, il özel idareleri birdenbire olağanüstü yetkilere sahip kurumlar haline dönüşecektir. Bu durum, sözleşmelilik esasına göre personel istihdamıyla birlikte, birinci dereceden kazanılmış hakları bakımından işçi ve memurları olumsuz etkileyecektir. Anayasanın 128 inci maddesinde, devletin ve kamu kurumlarının yürütmekle yükümlü oldukları aslî ve sürekli işlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle götürüleceği belirtilmektedir. Oysa, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile Belediyeler ve İl Özel İdareleri Kanunu Tasarılarında belirsiz ifadeler kullanılmakta ve sözleşmeli personel istihdamının hizmetlerin görülmesinde temel olacağı belirtilmektedir. Bu uygulama Anayasaya aykırıdır.
İl özel idarelerine devredilen ulaşım, çevre, tarım ve orman, sağlık, eğitim, sanayi ve ticaret, enerji, bayındırlık ve iskân, köy hizmetleri, içme ve sulamasuyu, imar, katı atık, doğal afetler, kültürel mirasın korunması gibi hizmetleri halen sürdüren kurumların kuruluş yasaları değiştirilmeden yetki devrini öngören kanun tasarılarının başarılı olmaları imkânsızdır. Mevcut kanun tasarılarında, yürürlükten kaldırılan kanunlar arasında, bu faaliyetleri halen sürdüren kurumların kuruluş yasalarına atıf yapılmaması büyük bir çelişkidir.
Değerli arkadaşlar, Anayasamıza göre, merkezî yönetim sistemi temeldir. Yerel yönetimlere verilecek görevler sınırlıdır ve tek tek kanunlarla belirlenir. Yerel yönetimler üzerindeki denetim yetkisi merkezî yönetime aittir. İl özel idarelerine sınırlı ve belirli konularda görev verme yerine, bütün kamu hizmetlerinde il özel idarelerinin toptan ve sınırsız bir şekilde görevli ve yetkili kılınması Anayasaya aykırıdır. İl özel idaresi tarafından hazırlanacak stratejik plan ve çevre planı ile büyükşehir belediyelerinin stratejik ve imar planlarının birbirleriyle nasıl uyumlaştırılacağı konusu açık biçimde belirtilmemiştir. Anayasamıza göre, yerel yönetimler arasında hiyerarşik bir yapılanma öngörülmediği için, planlararası eşgüdüm ve uyum sorunu karşımıza çıkmaktadır.
Bugüne kadar yaşanan deneyimler göstermiştir ki, günümüzde, imar ve yapılaşma açısından köy ve şehir ayırımı söz konusu değildir. İmar ve planlama yetkilerinin yerel yönetimlerce yönetildiği 1980'li yıllardan bugünkü sürece baktığımızda, yapılaşmaların, rantı yüksek, doğal ve kültürel değerleri yüksek araziler üzerinde yoğunlaştığını görmekteyiz.
Doğal, kültürel ve kentsel kaynakların fiziksel ve ekolojik etkileri dikkate alınmadan benzeri girişimlere heba edildiği ve kent topraklarının, sermayenin iştahını kabarttığı bilinmektedir. Bu nedenle de, yerli ve uluslararası sermaye, artık, yer seçimi süreçlerinde doğrudan yerel birimlerle müzakere etmek istemektedir. Bu süreçte de, sermaye, kendisi için önemli olan en düşük maliyeti sağlayan yerel birimlere yatırım yapmak istemektedir.
Küresel sermaye bu amacını gerçekleştirmek için, yerel yönetimlerin sınırsız ve denetimsiz borçlanmasının önünü açmakta ve kredisini yanında getirmektedir.
Bu tasarılarla, ülkemizde örneği İller Bankasında olan kamu kredilerine dayalı ulusal modelin yerine, küresel sermayenin istemlerine uygun, piyasa koşullarına uyarlanmış yerel kredi sisteminin yaşama geçirilmesi için uygun ortamın yaratılması amaçlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, mevcut anayasal temellere dayanan siyasî yapıyı değiştirmek isteyen; ancak, gerçek düşüncesini saklayan, tereddütlü ve içten pazarlıklı bir düşüncenin ürünüdür. Kısacası, bu tasarı, cumhuriyetin içini boşaltıp, ulusal devleti yıkma düşüncesinin bir ürünüdür.
AHMET YENİ (Samsun)Nerede yazıyor?!
ERDAL KARADEMİR (Devamla)Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 23 Haziran 2004