İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · SALI

Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)

Ertuğrul Yalçınbayır

Bursa Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2006 · 746 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti), 25 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEVRE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KANUNU (S.S 871)); konuşma 746 kelime.

Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti, Bursa). “Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-yalcinbayir-22-2006-04-25-cevre-kanununda-degisiklik-yapilmasi-kanunu-s-s-871 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fevkalade sınırlı bir süre içinde Çevre Kanunundan bahsedebilmek fevkalade zor.

Çevre, hayatın ta kendisi. Çevre, insanların birbiriyle, canlı ve cansız bütün varlıklarla, evrenle, komşularıyla, kentiyle ilişkisi olduğu bir yer. Çevre, bu anlamı itibariyle, insanlığın ve siyasetin en önemli gündem maddesi. Bakıldığında, çevrenin, çevre hakkının nitelikleri hukukîdir, insan haklarıyla ilgilidir, demokratiktir, bilimseldir, evrenseldir ve sınır tanımaz. Çevrenin sınır tanımaz tehditleri, insanoğlunu, belli toplantılarda birleştirdi. Özellikle, 1992 Rio Konferansına, dünyanın çok büyük devlet adamları, çok sayıda devlet adamı, başbakan, üst düzeyde görevliler katıldı ve dünya tehdit altında. Bu tehdidi önlemekle ilgili birtakım projeler ortaya kondu. 1992'den sonra, 83'te yaptığımız Çevre Kanunu üzerinde değişiklikler gündeme geldi; ama, maalesef, 95'te hazırlanan tasarı, ancak, bugün geliştirilerek görüşülebilir oldu.

Çevre, demokrasinin en önemli enstrümanlarından birisi. Demokrasinin vardığı seviye, katılımcı bir seviye. Çevre Kanununun da, bu katılımcı anlayışla yapılması gerekirken, bundan sarfınazar edilmesi, bu kanunun yapılmasındaki usul, usulün tercih edilmesi, bana göre, ayıplı bir demokratik harekettir. Buradaki ayıbı, maalesef, hep birlikte yaşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin şöyle geçmişine baktığımızda, Türkiye'de yaşanan büyük çevre ihlallerine rağmen, hiçbir bakan hakkında, hiçbir başbakan hakkında, ne gensorunun verildiği ne de soruşturma önergesinin verildiği görüşmüştür.

Oysa, milletvekilleri, denetim görevi içinde, gerek soru önergeleriyle gerekse araştırma önergeleriyle halktan gelen tepkileri Meclise taşımıştır; ama, bir siyasî irade konamamıştır.

Bu siyasî irade nerelerde konabilirdi: 53 üncü Hükümet, mahkeme kararına rağmen, kapatılması emredilen Orhaneli Termik Santralıyla ilgili mahkeme kararına rağmen prensip kararı aldı. 54 üncü Hükümet, Yatağan Termik Santralıyla ilgili mahkeme kararına rağmen prensip kararı aldı. 57 nci Hükümet, İzmir-Bergama ve ayrıca Bursa Cargill'le ilgili kararlar aldı. Mahkeme kararlarını uygulamamak, çevre hakkı ihlalinin en üst seviyedeki durumu.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Dünya Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi içinde, 114 ülke arasında 91 inci sırada. Türkiye'nin bu sırada olması, bana göre iyi sıralardı. Oysa, o kriterler arasında, kamunun çevreyi kirletenlerle ilgili gösterdiği performans, hukukun üstünlüğünü dikkate almayan, mahkeme kararlarını uygulamayan anlayış ve yine, çevre ile rüşvet ilişkisi arasında kurulan ve süregelen bir anlayışı, hâlâ, biz defedemedik.

Öylesine bir rant var ki burada, kentli hakları sürekli ihlal ediliyor, kentler kaçak yapıdan geçilmiyor. Kimisi ruhsata uygun; ama, verilmemesi gereken fazla katlar… Bunlarla ilgili bir rant ekonomisini şöyle bir düşünün.

Birinci sınıf tarım arazileri 3'e, 4'e çevrilip, tarıma değil, imara açılıyor. Bunları bugün de yaşıyoruz, ilimde de yaşıyoruz.

Bir kere, bizim çıkardığımız kuralları hükümetin uygulaması gerekir. Biz, en iyi şekildeki kuralları çıkarmak durumundayız ve bunların uygulanmasını izlemek, takip etmek ve denetlemek görevi içindeyiz. Bürokrasinin görevi bu kuralları uygulamaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, tamamlayın.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla)Bakın, Cargill'le ilgili yaşanan süreci burada size bir hikâye etmeye kalksam, neleri görürsünüz!.. 9 defa mahkeme kararı uygulanmadı. Zamanın başbakanına "Sayın Başbakan, aramızda ihtilaf var, bu ihtilafı yargı çözmeli, müsaade edin dava açalım" dediğimizde "hayır, açmayın" dedi. "Bakın, açmayacağız; ama, Bursa Barosu açacak, kararları alacak, siz uygulamayacaksınız…" Evet, uygulanmadı. Uygulanmamasıyla ilgili, bir Amerika gezisinde, bize, Amerika'daki yetkililer telkinde bulundu ve daha sonra bu telkinler başbakanlar düzeyinde de oldu.

Değerli milletvekilleri, çevre hakkı insan haklarının başında, yaşam hakkıyla fevkalade ilişkili. Bizim Anayasamızda yazıldığı gibi, sadece ekonomik ve sosyal haklar kapsamında olan bir iş değil. Ekonomik ve sosyal haklar kapsamında görürseniz, devletin malî gücünün yeterliliği oranında tedbir almasını istersiniz; ama, yaşam hakkıyla sıkı sıkıya ilgili. Artık, bu düzenlemelerden, bu anlayıştan bizim kurtulmamız lazım. O endeks içindeki kriterleri karşılama kabiliyetimizin zorluğunu biliyoruz ve biz, Avrupa Birliği sürecinde, Devlet Planlamaya göre 50-60 milyar euro, Bakanlığa göre 25-30 milyar euro yatırım yapsak da, o kriterleri yakalayamayacağız. Önce, halkın hak arama talebini artırmak ve bu kuralların uygulanmasıyla ilgili, halkta talebi artırmak gerekiyor. Siz, çevre politikaları nedeniyle iktidara gelen bir parti veya iktidardan giden bir parti gördünüz mü?! Ama, Türkiye, artık, buna doğru gidiyor. Bilgi Edinme Kanunundan en fazla yararlananlar çevreciler. Artık şeffaflık her tarafı sardı.

Bakın, bu kanunî düzenlemeyle ne getiriliyor: Çevre Kanununun en önemli maddesi 10 uncu maddesi. Bir de, halkın katılımı maddesi. 10 uncu maddesi ÇED raporunu düzenliyor. Getirilenle, petrol, jeotermal kaynak ve maden arama faaliyetleri çevresel etki değerlendirmesi kapsamı dışındadır.

Bunlar, bugüne kadar hiç düşünülemedi. Kanunlardaki istisnalar ve muafiyetler üzerinde durmak lazım. İstisnalar ve muafiyetler, belli lobilerin de eseri olabilir. Türkiye'nin yapması gereken, lobicilik faaliyetlerini düzenleyen, bunun şeffaf, açık, herkes tarafından bilinmesini emreden bir düzenlemeyi de yapmaktır. Eğer bunları yaptığımız takdirde, gerçekten demokratik bir tavır da sergilemiş oluruz.

Bu, Maden Kanununun kapsamı içine alındı. Daha önce öyle bir düzenleme yapılmış. Öylesine bir kanun yapma tekniğimiz var ki, bazı kanunlarda, torba kanunlarda değişiklik… Bunları, biz, hukukçu parlamenterler takip edemediğimiz gibi, profesyonel hukukçular da takip edemiyor, halkın bilgi edinmesi de mümkün olamıyor.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 25 Nisan 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook