İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · SALI

Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)

İbrahim Özdoğan

Erzurum Milletvekili · Anavatan Partisi

Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2006 · 1.037 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 25 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEVRE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KANUNU (S.S 871)); konuşma 1.037 kelime.

İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-25-cevre-kanununda-degisiklik-yapilmasi-kanunu-s-s-871-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 871 sıra sayılı Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, çevre konusuna en büyük kötülük, AK Parti Hükümeti, 59 uncu Hükümet kurulurken yapılmıştır. Müstakil olarak bulunan Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığıyla birleştirilerek, çevre konusu boğulmuştur.

Dünyada çevre bilinci geliştirilirken, bu operasyon, Çevre Bakanlığının Orman Bakanlığıyla birleştirilmesi, çevre konusundaki en primitif, ilkel ve gülünç bir hadisedir; aynen Kültür Bakanlığının Turizm Bakanlığıyla birleştirilmesi gibi. Sanki şöyle düz bir mantık, ilkel bir mantık sezinliyorum burada: İşte, ormanlar, karbondioksiti emecek, oksijen verecek ve çevre temizlenecek. Aynen, sanki, turistler Türkiye'ye gelecek, bu vesileyle kültürümüz de çoğalacak anlamında olduğu gibi. Bu, son derece gülünç ve vahim bir durumdur.

Biz, Anavatan Partisi olarak, inşallah, iktidara geldiğimizde, hem Kültür Bakanlığını hem de Çevre Bakanlığını müstakil bakanlıklar haline getireceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Hayal görüyorsunuz. Hâlâ iktidara geleceğinizi hayal ediyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)Evet, bu alkışlarınızı "amin" demeye benzetiyorum; teşekkür ediyorum ve siz de ağlayacaksınız.

Sorun, bir defa, temelde doğrudan doğruya çevresel sorunlarla ilgilenmekle görevli Çevre ve Orman Bakanlığının yapılanmasındadır. Sorun, çevre yasalarının en önemli uygulama birimlerinden olan yerel yönetimlerdedir. Çevre ve Orman Bakanlığında çevreyle ilgili düzenlemeleri uygulayabilecek yeterli ve eğitimli personel bulunmamaktadır. Çevreyle ilgili olarak yapılan yeni düzenlemeleri uygulayacak yeterli insan kaynağı ve altyapı Bakanlıkta bulunmadığı için, yasada tanımlanan izinlerin verilmesi, izlenmesi, denetlenmesi ve çevre projelerinin geliştirilmesi, onaylanması, kamu organizasyonunun bugünkü yapısı düşünüldüğünde mümkün değildir.

Çevre konusunda kâğıt üzerinde yapılan düzenlemelerle devlet teşkilatının bu konudaki donanımının yetersizliği arasındaki çarpık ilişkiyi yakın geçmişten bir örnek vererek somutlaştırmak istiyorum.

Türkiye'de bulunan 100 000'in üzerindeki tesisin atık su arıtma tesislerinin denetimi, Çevre ve Orman Bakanlığına verilmek istenmektedir. Bu, işin yetki boyutudur; ama, bulvar gazetelerinin kupür dağıttığı gibi, sağa sola yetki dağıtan hükümetin gözünden kaçan bir husus vardır. Bakanlık bünyesinde bu denetimleri yapabilecek personel sayısı 1 000'den azdır. Sayısal açıdan yeterli personel yok, mevcut personelin eğitim ve donanım eksikliği vardır; fakat, bunlara rağmen AK Parti Hükümeti, çevre konusunda devrim niteliğinde adımlar attığını iddia ediyor. İşte, tipik bir AK Parti klasiği. Uygulamada kıymeti olmayan, net, somut sonuçlar doğurmayacak, sırf zevahiri kurtarmaya, göz boyamaya odaklanmış bir düzenleme mantığı. Bugün, eski Çevre Bakanlığı personeli etkisiz hale getirilmiştir. Çevre düzenlemesinden sorumlu olan personelin uygulama kapasitesi, profesyonelleşme düzeyi, çalışma verimliliği, bütçesi, kadrosuyla, altyapısı yoktur. Bu hükümet, çevreyle ilgili tüm yapıcı düzenlemeleri kökünden budamıştır. Atık su arıtma tesislerinin denetimi gibi konularda önemli adımlar atılmıştır; ancak, bunlar yeterli değildir. Bugün, Türkiye nüfusunun dörtte 1'i, temiz ve yeterli su ve atık su hizmetinden yoksun bulunmaktadır.

Organize sanayi bölgelerinin durumu daha da kötüdür. Türkiye İstatistik Kurumu 2004 Yılı Organize Sanayi Bölgeleri Anketi kapsamında değerlendirilen 58 organize sanayi bölgesinin sadece 9'unda atık su deşarj izninin olduğunun, 16 tanesinin arıtma tesisi kullandığı belirtilmiştir.

Bugün bu durum çok da değişmiş değildir. Sahaya çıkıp da, vatandaşın nabzını tuttuğunuzda net olarak bunu görürsünüz. İçme suyu, atık su ve katı atık gibi temel çevre sorunlarının çözümü için, 30 ilâ 50 milyar euro arasında bir finansmana ihtiyaç bulunmaktadır. Yurtdışı kaynaklı krediler kullanılarak yapılan çevre yatırımları, hem pahalıdır hem de hizmetlerin yabancı firmalar tarafından yürütülmesi ve kullanılan malzemelerin büyük bölümünün krediyi veren ülkeden alınma zorunluluğu olması nedeniyle ülke ekonomisine yeterince katkı sağlanamamaktadır, çevre teknolojileri ülkeye mal edilememektedir.

Çevre sorununun ne kadar önemli olduğunu hatırlatmamıza, aslında, gerek yoktur, bunu herkes bilir. Bugün çevre sorunu, bir ekonomiden ya da siyasal iktidardan daha az önemli değildir. Keza, çevrenin bozulması demek, her şeyin, doğal yaşama ortamımızdaki dengenin bozulması demektir. Bu sorunlar dün önemsenmediği için büyümüş, bugün bazı sorunlarımız baş edilemez bir hal almıştır.

Su kıtlığı, iklim değişikliği, çölleşme, ormansızlaşma, tarım alanlarının yok edilmesi, biyolojik çeşitliliğin azalması, hava kirliliği ve asit yağmurları, atık su, katı atık ve tehlikeli atıklar, ülkemizde ve dünyada mücadele edilen çevre sorunlarının başında yer almaktadır.

Çevre konusunda etkin düzenlemelerin yapılması gereken şu günlerde AK Parti Hükümeti çevre konusunu iyiden iyiye, maalesef, terk etmiştir. Bugün çevre konusunda profesyonelleşmiş pek çok uzman, çevre teşkilatının, ormancılığın gölgesinde bırakıldığını ve bu durumun halen devam ettiğini söylemektedirler.

Ormancılık, bizim, elbette ki, gözümüzün bebeğidir, ormancılık hiçbir şekilde terk edilmemelidir; fakat, kardeş olması gereken orman ve çevreyi birbirine karıştırmak, kaosa sürüklemek, karmaşaya yol açmak da büyük bir hatadır. Bu hata AK Parti Hükümetinin marifetiyle oluşmuştur.

Değerli arkadaşlar, hepimizin malumudur ki, dünyadaki önemli sorunlardan biri, tatlı su kaynaklarının hızla azalmasıdır. Birleşmiş Milletler çevre programının 2002 yılında yayınladığı rapora göre, dünyadaki nehirlerin yaklaşık yarısının ciddî biçimde kirletildiği belirtilmektedir. Büyük bölümü Afrika ve Asya'da yaşayan 1 milyarın üstündeki insan sağlıklı suya ulaşamamakta, 5 milyar insan ise güvenli arıtma hizmetlerinden yoksun bulunmaktadır. Piyasa şartlarının küresel ölçekteki siyasî, ekonomik ve sosyal şartlara yön vermesi durumunda, 2032 yılı itibariyle, dünya nüfusunun yarıdan fazlası ciddî su sıkıntısıyla karşılaşacaktır.

Dünyadaki su yoksulluk indeksine bakıldığında, Türkiye'nin orta sınıf grubuna girdiği görülmektedir. Türkiye, kişi başına yıllık 2 940 metreküp tatlı su kaynağıyla 7 000 metreküp olan dünya ortalamasının altında bulunmasına rağmen, su kaynaklarımız korunmamakta, nehirlerimiz, göllerimiz ve yeraltı suyu kaynaklarımız hızla kirlenmektedir.

2002 yılında düzenlenen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde, son on yılda temiz suya erişim ve atık suların arıtımındaki yetersizliklerin sebep olduğu çocuk ölümlerinin, İkinci Dünya Savaşından sonra yaşanan silahlı çatışmalarda kaybedilen insan sayısından fazla olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Bu şartlar altında, 2000 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen bin yıl kalkınma hedefleri arasında yer alan, 2015 yılı itibariyle, güvenli içme suyuna erişim imkânı bulunmayan insan sayısını yarıya indirmek hedefi, sadece bir niyet değil, tüm insanlık adına kaçınılmaz bir zorunluluk olarak algılanmaktadır.

2001 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ülkemiz nüfusunun ancak yüzde 72'sine su şebekesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)… yüzde 75'ine ise kanalizasyon şebekesiyle hizmet verilebilmektedir. Yaklaşık olarak, her 4 insanımızdan 1'i yeterli su ve atık su hizmetlerinden yoksundur. Yine, 2001 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ülkemiz insanının ancak yüzde 30'una arıtılmış su hizmeti sunulabilirken, ancak, yüzde 17'sinin atık suları uygun şekilde arıtılabilmektedir.

Endüstriyel faaliyetler, atık su oluşumunda önemli bir paya sahiptir. Toplam 58 adet organize sanayi bölgesinden 42'sinde atık su arıtma tesisleri bulunmaktadır. Endüstriyel atık suların ancak yüzde 27'si arıtılmaktadır.

2001 Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ülkemizde sadece 12 adet düzenli katı atık depolama sahası bulunmaktadır. Çöplerin düzenli olarak depolanmaması nedeniyle, her yıl yerüstü hem de yeraltı su kaynaklarımız kirletilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 25 Nisan 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook