Mera kanunu ile bazı kan.değ.yap.hak.kan.tas.
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 93. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Mayıs 2004 · 1.622 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fahrettin Üstün (CHP), 26 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MERA KANUNU İLE BAZI KAN.DEĞ.YAP.HAK.KAN.TAS.); konuşma 1.622 kelime.
Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Mera kanunu ile bazı kan.değ.yap.hak.kan.tas”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-05-26-mera-kanunu-ile-bazi-kan-deg-yap-hak-kan-tas (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Mera Kanununda değişiklik yapan kanun teklifinin 4 üncü maddesi üzerinde Grubum ve şahsım adına söz aldım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Kanun tasarısının gerekçesinde "4342 sayılı Mera Kanunuyla; mera, yaylak ve kışlakların tespiti, tahditlerinin yapılarak köy ve belediye tüzelkişiliklerine tahsis edilmesi, belirlenecek kurallara uygun şekilde kullanımının sağlanması, bakım ve ıslahlarının yapılarak verimliliklerinin artırılması, kullanımlarının denetlenmesi ve korunması, gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesi amaçlanmıştır" denmektedir. Bu son cümlede; yani, gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesi amaçlanmıştır. Aslında, bu kanunla getirilmek istenen meraların korunması değil, tamamen tasfiyesidir.
Krizlerle sarmalanmış ekonomik yapıda hem emek hem de topraklar ucuzlamıştır. Bu sürece dur denilmezse, önümüzdeki dönemde, başta verimli tarım alanları ve ormanlarımız olmak üzere, ülkenin tüm doğal zenginliklerinin yabancıların eline geçişine ya da rant uğruna nitelik değiştirerek kullanılamaz duruma dönüşüne tanık olacağız.
Kaynak yaratmada zorlandığı anlaşılan hükümet, tarıma önem vermemek için elinden geleni yaptığı gibi, tarımı daha da zor durumda bırakacak yeni uygulamalardan geri kalmamaktadır. Meraların tahribini amaçlayan bu yasa da onlardan sadece biridir. Tarım desteklenmediği takdirde, devletin, 70 000 000'luk nüfusunu besleme şansı olmaz. Hükümetin de, ülkemiz çiftçisini ithalat yoluyla terbiye etmeye devam ettiği, Devlet İstatistik Enstitüsünün 2003 yılı dokuz aylık ithalat-ihracat rakamları göstermektedir. Yani, sanayide olduğu gibi, artık, tarımda da dışa tam bağlı bir ülkeyiz.
Bu dönem içerisinde, tarım, orman ve balıkçılık ürünleri ihracatı 1 500 000 000 dolar civarında olurken, ithalat 2 000 000 000 dolar olarak gerçekleşmiş, tarım sektörü dışticaret açığı 500 000 000 dolara ulaşmıştır.
Doğrudan gelir desteğinin 2003 yılı ödemeleri ise, 2004 yılı bütçesine konulacak parayla, 2004'ün kim bilir hangi ayında ancak ödenebilecektir. Bu arada, doğrudan gelir desteğinin yüzde 50'lik ilk diliminin ödenmesinde, tüm yatırım ve desteklemelerden kestiğiniz yüzde 13'lük kesinti yapılmadığı için, doğrudan gelir desteği ödemesinin ikinci diliminde yüzde 26'lık bir kesinti yapılacaktır. Başka bir deyişle, ilk dilimde 1 000 000 000 Türk Lirası alan bir çiftçi, ikinci dilimde 740 000 000 Türk Lirası doğrudan gelir desteği alacaktır.
Tarımsal destek, dostlar alışverişte görsün diye, yasak savmak için değil, üretici kalkınsın, refah seviyesi yükselsin, insanca bir yaşam standardına kavuşsun ve ülke ekonomisine katkı sağlasın diye yapılır. Oysa, Avrupa Birliği ve ABD'de, en az beş yıllık tarım ve destekleme politikaları belirlenmiş, hem kendi insanlarına hem de tüm dünyaya duyurulmuştur.
Mera Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin tasarıyla, meralarda maden ve petrol aranması için zorunlu koşullarda değişiklik yapılmak isteniliyor. Yürürlükteki kanuna göre, bir merada maden ya da petrol aranması için verimlilik şartı aranıyor; ancak, yeni tasarıyla bu şart kaldırılmak isteniyor. İmar affı getirilerek, meralardaki yapılaşmalar da teşvik ediliyor. Bunun anlamı şudur: Artık, hiçbir verimlilik saptaması yapılmaksızın, verimsiz olsa dahi, meralar üzerinde kolaylıkla maden ve petrol araması yapmak amacıyla mera tahribatı yaratılacaktır; petrol araması işin kılıfıdır.
Bu konu, günümüzde 12 000 000 hektara kadar küçülmüş meralarımız ve hayvancılığımız açısından büyük önem taşıyor. Anayasanın 45 inci maddesinde, devlete, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek görevi verilmiştir. Tasarıda, mera olarak yararlanılamayacağı anlaşılan yerlerin, köy yerleşme planının onayıyla, bu vasıflarını kendiliğinden kaybedeceği hükmü getirilerek, meraların korunmasına sınırlama getiriliyor. Burada, özellikle yasadışı olarak yapılaşmış meralar kastediliyor. Buna göre, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan ve 1 Ocak 2003 tarihinden önce kesinleşen imar planları içerisinde yerleşim yeri olarak işgal edilerek, mera olarak kullanımı teknik olarak mümkün olmayan yerlerin tahsis amacı değiştirilecektir. Bu, imar affını çağrıştırmaktadır. Bu ülkede, bundan önce 16 kez imar affı çıkarıldığı halde, 17 ncisi beklenmektedir. Mera alanlarında da bunlara benzer bir uygulamanın başlatılması, sadece mera tahribini artıracak ve nasıl olsa tarihi değiştirilerek devamlılık arz edeceği düşünülerek, bundan alınacak cesaretle meralar üzerinde konut ve fabrika sayıları artmaya başlayacaktır.
4342 sayılı Mera Kanununa göre, mera, hayvanların otlatılması, otundan yararlanılması için tahsis edilen ve kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri ifade ediyor. Türkiye'de hayvancılığın geliştirilmesi, toprak muhafaza ve erozyonun kontrolü bakımından meraların önemi büyüktür.
Hayvan varlığımızın 50 000 000 ton olan kabayem ihtiyacının yüzde 25-30'u çayır ve meralardan karşılanıyor. Bu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde yüzde 70'lere kadar ulaşmaktadır. 1935'lerde yaklaşık 40 000 000-44 000 000 hektarı alan kaplayan meralarımız, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre günümüzde 12 000 000, kimilerine göre de 9 000 000 hektara kadar gerilemiştir. Bu gerilemelerdeki faktörler ise, tıpkı ormanlık araziler gibi, meraların da işlenerek tarlaya dönüştürülmesi, daha da önemlisi yerleşim alanlarının ve sanayi alanlarının istilasına uğramasıdır.
Kanun tasarısının gerekçesinde özetle, meralarda tahribatın önlenmesi, bozulan alanların eski haline getirilmesi amacıyla, yetki ve sorumluluğun taşraya devredilerek, yerinden yönetim ilkesinin getirilmesinin amaçlandığı belirtilmektedir; ancak, kum ve çakıl ocakları da il özel idare müdürlüklerinin denetiminde ve izniyle çalıştırılmaktadır ve tahrip edilen alanların tekrar eski haline getirilmesi konusunda hukukî düzenlemeler bulunmasına karşın, bozulan hemen hemen tüm alanlar tahrip edildikleri halleriyle kaldılar.
Sakarya'nın merkez ilçesine bağlı Kumbaşı Köyünün tüm arazileri, Sakarya Nehrinin alüvyon ovası olmasına karşın, geri dönüşümü olmayacak şekilde tahrip edilmiş ve terk edilmiş haldedir.
Ayrıca, Dalaman'da, Dalaman Barajı için, özellikle turunçgiller bakımından zengin olan ilçemizde, birinci sınıf tarım arazileri baraj gövde dolgu çalışmalarında kullanılmak üzere kamulaştırılmış, hazine arazileri dururken bu alanlar tahrip edilmiştir. Bu alanlar, bugün, küçük göletcikler halindedir.
Yine, Muğla İlinin Milas İlçesinde, birinci sınıf tarım arazileri, kum ocakları için tahrip edilmiş ve bugün, kullanılamaz haldedir.
Ayrıca, tahsis süresi dolduktan sonra maden ve petrol arayanların kullandıkları mera, yaylak ve kışlakların yirmi yıllık ot gelirleri tutarında bedel ödemeleri getiriliyor; ancak, verdikleri zarar o miktardan fazla olacaksa, herkes seve seve meralarda bu işi yapmak ister. Ayrıca, şartları yerine getirmezlerse, tasarıda, herhangi bir cezaî yaptırım da bulunmamaktadır.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın, 21. 1.2004 tarihli 44 üncü Birleşimdeki konuşmasının bir paragrafını aynen aktarıyorum: "AKP seçim bildirgesinde, mera ıslahının yapılarak, Mera Kanununa işlerlik kazandırılacağı, yem bitkileri ekiminin teşvik edileceği, entegre hayvancılık işletmelerinin kurulmasının destekleneceği, krizden olumsuz etkilenen entegre beyaz et sektörünün kriz öncesi duruma gelmesi için gerekli önlemlerin alınacağı, damızlık hayvan yetiştiren özel sektör kuruluşlarının destekleneceği, yerli ırkların ıslah edileceği konuları yer almaktadır. Ayrıca, aynı öncelikler, hükümet programımızda da yer almıştır." Evet, Mera Kanununa nasıl işlerlik kazandırılacağı, bu gelen tasarıyla gayet açık. Artık, bundan sonra, meralarımızın ruhuna fatiha okuyacağız.
Ayrıca, Mera Fonuna ait yaklaşık 80 trilyon lira, bugün Maliye Bakanlığının elindedir. Meraların ıslahı amacıyla, özellikle Tekel ve hayvancılıkla ilgili diğer kurumlardan kesilen paraların Maliye Bakanlığından Tarım Bakanlığına aktarılmaması da ilginçtir.
Tasarının 5 inci maddesiyle 4342 sayılı Mera Kanununa geçici madde eklenmiş ve bu geçici maddede "belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan ve 1.11.2003 tarihinden önce kesinleşen imar planları içerisinde yerleşim yeri olarak işgal edilerek mera olarak kullanımı teknik olarak mümkün olmayan yerlerin tahsis amacı değiştirilerek Hazine adına tescilleri yapılır" hükmünün yer alması planlanmıştır. Uygulama imar planı içinde olmayan bir mera alanının ek bir imar planı yapılarak tahsis amacı değişikliği yoluna gidilmesinin, bu alanlarda yapılmış olan kaçak yapıların fazla uğraşıya gerek duyulmadan yasal hale getirilmesini sağlayacağı ortadadır. Hükümet bununla da yetinmemiş olacak ki, kanun tasarısına söz konusu geçici maddeyi de eklemiştir. Bu geçici maddeyle de, kanunun çıkış tarihi olan 28.2.1998 tarihine kadar belediye mücavir alanı içinde olan ve bu tarih ile 1.1.2003 tarihleri arasında mücavir alan olarak ilan edilen ve Türkiye genelinde çok geniş alanlarda yer alan meralar üzerindeki tecavüz sonucu inşa edilen yapıların da yasal hale getirilmesi sağlanacaktır. İçerisine mücavir alanın dahil olduğu böyle bir geçici maddeye tasarı içerisinde yer verilmesiyle, kaçak bir şekilde mera alanlarına yapılan inşaatlara izin verilmesinin altyapısının oluşturulmak istendiği ortadadır; çünkü, mevcut Mera Kanununun 14 üncü maddesinin (d) bendi kapsamında imar uygulama planlarının hazırlanması durumunda, meralar üzerinde yerleşim olarak işgal edilen yerler de olsa, bu yerler için, belediyelerin müracaatı üzerine, tahsis amacı değişikliği yapılarak, imar alanı olarak kullanılmak üzere Hazine adına tescilleri zaten yapılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı, Türkiye genelini kapsadığı için, turizm bölgeleri de dahil olmak üzere, her bir bölgede kaçak yapılaşmanın önü açılmış olacak ve plansız bir betonlaşma teşvik edilerek, bazılarının bu durumdan büyük rantlar elde etmesi sağlanacaktır.
Sayın Bakana sormak gerekir; bu geçici maddenin oluşmasında hangi çıkar gruplarının payı vardır ve ayrıca, maddede belirtilen, 1.1.2003 tarihinden önce mücavir alan içerisindeki mera üzerinde inşaat çukuru açarak, birkaç temel inşaat demiri atıp betonlayarak temel direk oluşturulmuş alanlarda da tahsis amacı değişikliği yapılacak mı?.. Bu işlemi yapan kişilerin de hakları, herhalde kendilerine teslim edilecektir!..
Acaba, mücavir alanların, bazı küçük beldelere yakın, bazı yayla evlerini de içine aldığı alanlar var mıdır? Belediye mücavir alanlarının otomatik olarak tahsis amacının değiştirilmesiyle, bu alanlara komşu olan özel mülkiyete sahip kişiler de, bir anda arazilerinin imar planı içine girdiğini göreceklerdir. Bu kişiler de, mera üzerinde kanunsuz, kaçak yapılan inşaat sahipleri gibi, yirmi hatta elli yıl beklemeden, muratlarına, hayatta iken ermiş olacaklardır.
Dünyada cennet alanları oluşturmanın en kolay yollarından biri de, onaylanması halinde, bu geçici kanun maddesiyle, herhalde, bunu hazırlamada birinci derecede sorumlu olan Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı, Sayın Başbakan ile Yüce Meclis tarafından sağlanmış olacaktır.
Söz konusu maddenin yasalaşması, mera ve tarım alanlarının talan edilmesine neden olmayacak mıdır?! Hükümet, gerekçelerinde belirttiği üzere, mera alanlarının koruma altına alınmasını bu zihniyetle mi sağlayacaktır!
Acaba, söz konusu maddenin yasalaşması sonucu, Türkiye genelinde, belediye mücavir alanı içerisinde bulunan meralardaki kaçak yapılan binaların ve buna bağlı alanların fazlalığı nedeniyle tahsis amacı değişikliğiyle ilgili müracaatların oldukça artacağı düşünülerek, bu müracaatlarla ilgili işlemlerin taşra teşkilatlarınca gerçekleştirilmesi için, bakanlık merkez teşkilatının yetki ve sorumluluğunu, aynı taslak içerisinde bir madde hükmüyle, altyapısı tamamlanmayan taşraya devretmesinin daha uygun olacağı mı düşünülmüştür?..
Anayasamızın 45 inci maddesi, çayır ve meraların amaç dışı kullanılması ve tahribinin önlenmesi için devleti gerekli tedbirleri almak için görevlendirmiş iken, devleti yöneten hükümetin, Anayasanın bu maddesini dikkate almadan kanun değişikliği yaparak ve yasaya geçici maddeler ekleyerek bu alanları amaç dışı kullanıma ve tahrip edilmeye açık hale getirmek istemesi, düşündürücüdür.
Yukarıda bahsedilen nedenlerle, bu maddenin, Meclisten geçip kanunlaşması halinde, mahkemelere ve Anayasa Mahkemesine başvurulması halinde iptal edileceği açıktır. Yoksa, bu kanun maddesinin yasalaşmasını sağlayıp, yanlışlığı yüksek yargı organı tarafından kanıtlanıncaya kadar Türkiye genelindeki birçok rant çevresinin atı alıp çoktan Üsküdar'ı geçmesi mi amaçlanmaktadır?!
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu kanun tasarısını, meraların, diğer tarım arazilerinin ve ülkemizin geleceği açısından, geri çekerek, bu büyük yanlışlığa meydan vermemek için, mutlak suretle yasalaşmasını önlemesi gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 26 Mayıs 2004