Maden kan.ve bazı kan.değ.yap.ilişkin kan.tas.
Balıkesir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 93. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Mayıs 2004 · 895 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sedat Pekel (CHP), 26 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KAN.VE BAZI KAN.DEĞ.YAP.İLİŞKİN KAN.TAS.); konuşma 895 kelime.
Sedat Pekel (CHP, Balıkesir). “Maden kan.ve bazı kan.değ.yap.ilişkin kan.tas”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sedat-pekel-22-2004-05-26-maden-kan-ve-bazi-kan-deg-yap-iliskin-kan-tas-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA SEDAT PEKEL (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 22 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, ülkemiz, dünyada madencilikte adı geçen 132 ülke arasında toplam maden üretimi itibariyle 28 inci, üretilen maden çeşitliliği açısından 10 uncu sırada yer almaktadır. Bilinen maden potansiyelimiz, genel olarak değerlendirildiğinde de, dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77'sinin ülkemizde olduğu bilinmektedir. Günümüzde 50'den fazla madenin üretildiği ülkemizde, zengin olarak kabul edebildiğimiz madenler arasında ilk sırayı, bilinen dünya rezervinin ortalama yüzde 70'ini oluşturan bor tuzu almaktadır. Bor tuzu dışında, mermer çeşitlerimiz linyit, perlit, barit, sodyumsülfat, tuz, trona, alçıtaşı, zeolit, sepiyolit, kuvars kumu, kuvarsit, bentonit, krom, altın, gümüş, zımpara, antimon ve nadir toprak elementleri zengin olarak kabul ettiğimiz diğer madenlerdir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, bor madeni rezervleri açısından şanslı bir ülkedir ve bu nedenle, bor madeni, ülkemiz için ayrı bir öneme sahiptir. Bor kaynaklarında, dünya toplam rezervinin yüzde 70'i Türkiye'de bulunmaktadır. Türkiye'deki bor rezervlerinin yerlerini ve miktarlarını belirleyen kapsamlı bir araştırmanın henüz yapılmadığı gözönünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin, aslında, dünya rezervlerinin daha da büyük bir kısmını elinde tutuyor olabileceği düşünülmektedir. Yeni arama çalışmalarının yapılmasıyla, Türkiye bor rezervlerinin 2 katına bile çıkabileceği iddia edilmektedir.
Türkiye'den sonra ikinci kaynak ABD olup, dünya rezervlerinin yüzde 13'ü ile yüzde 24'ü arasında bir payı olduğu bilinmektedir. Ancak, ABD, boru uzun süredir endüstrinin çeşitli alanlarında kullanmakta olduğundan, yakın gelecekte bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır ve bu nedenle, ABD, kalan bor madenlerinin bir kısmını "stratejik rezerv" ilan ederek çıkarılmasını durdurmuştur.
Değerli milletvekilleri, bor madeni rezervlerimizin büyüklüğüne karşın, ne yazık ki, bu madenimizin ülke ekonomisine katkısı sınırlı kalmıştır. Bunun, çok çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bunlara, önem sırasına ve süremin yettiğince değineceğim.
Bor madenlerimizin üretim ve ihracatını yapan Etibank, 1985 yılında Morgan Bank'a yaptırdığı özelleştirme master planı çerçevesinde, 1998 yılı başlarında yeniden yapılanma bahanesiyle parçalanmış, bölünmüş, bir genel müdürlük ve şirketlere ayrılmış, Eti Holding ve Genel Müdürlük adı altında 7 adet bağlı ortaklığa bölünerek özelleştirme sürecine sokulmuştur. Eti Holdingin bor işletmelerinin de özelleştirilmesi amacıyla, apar topar, 2000 yılı sonlarına doğru IMF niyet mektubuna girmesi ve hemen ardından, 20 Aralık 2000'de Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı alınması, dünyanın en kaliteli bor madenlerimizin yabancı şirketlerin eline geçmesi ihtimalini gündeme getirmiştir. Bor madenlerimizin özelleştirilmesinin ülke yararına olmayacağı yönünde halkımızın ortaya koyduğu tavır sonucunda, bor madenlerimiz özelleştirme kapsamından çıkarılmıştır. Özellikle, bu konulan tavırda, Bandırma Petrol-İş Sendikasının ve tüm Bandırma halkının büyük katkısı, büyük mücadelesi olmuştur; onu da anmadan geçemiyorum. Ancak, özelleştirme süreci, ulusal stratejik değeri olan bor madenleri için bir tehdit olarak devam etmektedir.
Sayın milletvekilleri, ülkemiz geleceği için bu kadar öneme sahip olan bor madenleri için özelleştirme sürecinin bir adımı olarak Eti Holding AŞ Genel Müdürlüğü, Bakanlar Kurulunun 2004/6731 sayılı kararıyla, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne dönüştürülmüş; Eti Bor AŞ Genel Müdürlüğü de kapatılarak, yetkileri Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne verilmiş; bununla da yetinilmemiş, kurumun merkezi Bandırma'dan Ankara'ya taşınmıştır. AKP Hükümeti, almış olduğu bu kararla, bütün madenlerde olduğu gibi, yetkileri Özelleştirme İdaresine devretme girişimindedir. Bununla birlikte, bor işletmesine ilişkin alınan bu son karar -ki tasarıdaki karardan bahsediyorum- hem ülke ekonomisi hem de Bandırma ekonomisi için büyük bir kayıptır; çünkü, kârlı bir şekilde bor maden işletmeciliğini sürdürmekte olan Bandırma'daki genel müdürlük, bor maden işletmelerinin yönetim yeri olarak en uygun bölgedir; çünkü, bor madeni, ilimiz Balıkesir'in ilçesi Bigadiç'ten çıkarılarak Bandırma'daki işletmelerde işlenmekte, yine Bandırma Limanımızdan ihraç edilmektedir. AKP Hükümeti, aldığı kararla, yıllık ortalama 150 trilyon lira net kârla çalışan bor maden işletmeciliğine ilişkin bugüne kadar Bandırma'da oluşan başarılı yönetim ve işletme kültürünü de yok etmektedir. Bununla birlikte, halka yerinden yönetim ilkesi konusunda sözler veren AKP Hükümeti, ekonomik birimlerin yerinden yönetim ilkeleriyle çalışması gerçeğini unutarak, Bandırma'daki Eti Bor AŞ Genel Müdürlüğünü Ankara'ya taşıyarak, verdiği sözleri tutmadığını bir kez daha göstermiştir. Bununla da yetinmeyen hükümet, Eti Bor AŞ Genel Müdürlüğünü vergi kaydıyla birlikte Ankara'ya taşıdığı için, bölge halkını, Bandırmamızı, âdeta, cezalandırmıştır.
Değerli milletvekilleri, Maden Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasını değiştiren kanun tasarısının bu maddesi, bor tuzları, trona ve asfaltit madenleri ile nükleer enerji hammaddelerinin işletilmesini, linyit ve demir sahalarının bazılarının iadesini düzenleyen 2840 sayılı Kanun hükümlerini saklı tutmuştur. Böylelikle, stratejik maden olan bor tuzlarının iadesiyle ilgili olarak, önemli bir hüküm, bir bakıma korunmuş olmaktadır. Öte yandan, tasarının bu maddesi, iadesi söz konusu olan bor tuzunun iade edilmemesi durumunda herhangi bir müeyyide getirmemiştir. Bununla birlikte, tasarı, bor madenlerinin daha verimli, daha rantabl ve çevreye daha duyarlı işletilmesi için, kurumların denetim yetkililerinin artırılmasına yönelik bir düzenleme, maalesef, getirmemiştir. Ayrıca, tasarıda, Maden Kanununun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor tuzlarının aranması ve işletilmesi 2840 sayılı Kanuna tabi tutulmuş; fakat, bu kanunun yürürlük tarihinden önce bulunan bor tuzları tasarının bu maddesine eklenmemiştir. Bu, önemli bir eksikliktir; eksiklikten de öte, tam bir samimiyetsizlik olup, kandırmaca yoluna gidilmektedir. Eğer samimîysek, yeni düzenlemede hiçbir boşluk bırakılmamalıdır. Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi İstanbul Milletvekilimiz Sayın Birgen Keleş'in karşı oy yazısında da üstüne basa basa dile getirdiği gibi, bu kanunun yürürlük tarihinden önce bulunan bor tuzları da 2840 sayılı Yasa hükümlerine tabi olmalıdır.
Sayın milletvekilleri, 1954 yılında çıkarılmış olan Maden Kanunu 7 kez değişikliğe uğramış, 1999 ve 2001 yıllarında da ilaveler yapılarak şimdiki halini almıştır. Bugün, değişiklikler ve eklemeler yapmayı hedefleyen bu tasarı, madenleri arama, işletme sahalarını rehabilite etme ve denetimleri gerçek ve denetimleri gerçek ve doğrularla yapmayı hedeflemekten uzaktır. Ülkemiz gerçekleri gözardı edilerek, bilimsel ve teknik çalışmaları dikkate almadan, mevcut durumdaki sorunları gidermeyen ve doğru bir mantıkla sistem kurmak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 26 Mayıs 2004