İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 16. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302

Faik Öztrak

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 16. Birleşim · 3. yasama yılı · 12 Kasım 2008 · 1.108 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faik Öztrak (CHP), 12 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 1.108 kelime.

Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2008-11-12-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının geçici 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz yılın ortalarında gelişmiş ülkelerin mali sistemlerinde başlayan dalgalanma son iki ay içerisinde tam anlamıyla küresel bir krize dönüşmüştür. Bundan tüm dünya etkilenmeye başlamıştır ancak ülkelerin bu krizden etkilenme derecesi iktidarların krizi nasıl yönetebildiklerine, krizi doğru okuyup okuyamadıklarına, krize karşı etkin tedbirler ve stratejiler geliştirip geliştiremediklerine ve iç ekonomik dengelerin ne durumda olduğuna bağlıdır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin ekonomik krize karşı alınacak tedbirler konusunda strateji eksikliğinin en önemli örneklerinden biri, huzurunuzda bulunan, mevduata verilen güvencenin kapsam ve tutarını belirleme yetkisini iki yıl süreyle Bakanlar Kuruluna veren yasa maddesidir.

Sayın Başbakan ekim ayının 23’ünde yaptığı değerlendirmelerde, mali sistemin son derece sağlıklı olduğunu, tasarruf mevduatına verilen güvencenin artırılmasının mali sistemde bir zafiyet işareti olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiş ve böyle bir karara karşı çıkmıştır. Benzer ifadeler Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı tarafından da dile getirilmiştir. Buna karşın, 30 Ekim 2008 tarihinde yani tam bir hafta sonra Komisyonda bir son dakika önergesiyle bu madde yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, hâlihazırda Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların yurt içi şubelerinde gerçek kişiler adına açılmış olan ve ticari işlemlere konu olmayan tasarruf mevduatı ve katılma hesaplarının 50 bin YTL’ye kadar olan kısmı sigorta kapsamındadır ve bunun kapsamını ve tutarını değiştirme yetkisi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulundadır. Hâl böyleyken Hükûmet, üzerinde konuştuğum düzenlemeyle hem bu yetkiyi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulundan almakta hem de sigortaya tabi olacak mevduatın ve katılım fonlarının sınırını ve kapsamını genişletme imkânına kavuşmaktadır. Böylece Hükûmet, yalnızca tasarruf mevduatına değil, uygun bulduğu diğer mevduatlara da güvence getirebilecek ve bu güvencenin sınırını dilediği şekilde belirleyebilecektir.

Şimdi, daha on gün öncesine kadar “Mali sistemimizde sorun yok, dolayısıyla ek güvenceye de gerek yok.” denilirken şimdi böyle bir düzenlemenin getirilmesi, Sayın Başbakanın tabiriyle, sisteme yönelik zafiyet algılamasını artırmayacak mıdır? Ya da “Genelde sistem sağlıklıdır ama Hükûmet birilerine özel elbise mi dikmeye çalışıyor?” sorusunu akla getirmeyecek midir?

Değerli milletvekilleri, 2005 yılından bu yana özel sektör borçluluğundaki hızlı artışı her dile getirdiğimizde, Sayın Başbakan ve bakanlar, borcun özel sektöre ait olduğunu, kamuyu ilgilendirmediğini ve piyasanın işleyişine karışılmaması gerektiğini söylemekteydi. Biz ise sistemik bir kriz ortamında özel sektöre ait borçların bir gecede kamu borcu hâline gelebileceğini, burada hesabın iyi yapılması gerektiğini söylüyorduk.

Sayın milletvekilleri, mevduata verilen devlet garantisinin boyut ve kapsamının genişletilmesi, aslında bankaların o bankada parası olan vatandaşlara borcunun, verilen garanti neticesinde, kriz anında, devletin borcu hâline gelmesinden başka bir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, dilerseniz alınan bu kararın kamunun borcunu ne kadar artırdığına ilişkin bir hesap yapalım, böylece neyi oyladığımız hususunda daha açık bir fikir edinebiliriz.

17 Ekim 2008 tarihi itibarıyla Türk bankacılık sisteminde Türk lirası ve yabancı para cinsinden mevduat toplamı yaklaşık 382 milyar YTL’dir. Merkezî yönetim borç stoku ise eylül sonu itibarıyla 353 milyar YTL düzeyindedir. Mevduatın 256 milyar YTL’si gerçek kişilere ait TL ve yabancı para cinsinden tasarruf mevduatlarından oluşmaktadır. Sayın Başbakan 23 Ekim tarihinde verdiği beyanatta bu mevduatın yüzde 45’inin 50 bin YTL ve altında olduğunu ifade etmiştir. Bu durumda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun cari mevzuat çerçevesinde güvence verdiği kısım kabaca 115 milyar YTL’ye tekabül etmektedir ve bu yükümlülük aslında Fon’un prim gelirleriyle karşılayacağı bir yükümlülüktür yani hazinenin yükümlülüğü değildir. Tasarruf mevduatına verilen güvencenin devlete geçmesi, mevduatın tamamına garanti verilmesi ve güvence kapsamının ticari mevduatları da içerecek şekilde genişletilmesi durumunda güvenceyi haiz mevduat miktarı 304 milyar YTL’ye çıkmaktadır yani devlet 304 milyarlık bir koşullu yükümlülük altına girmektedir. Bunun dışındaki mevduatların da kapsanması hâlinde ise devletin borcu -diğer mevduatların da kapsanmasıyla- 735 milyar YTL’ye kadar yükselmektedir ancak bunun da yetmeyeceği anlaşılmaktadır çünkü son günlerde bankaların yurt dışı borçlarına da garanti talep ettiklerine dair söylentiler yoğunlaşmaktadır. Bu borç ne kadardır? Bu da 66 milyar dolardır.

Görüldüğü üzere rakamlar oldukça ürkütücüdür ve sürekli artmaktadır. Önümüze gelen bu maddeyle, Hükûmetin “düştü” diye övündüğü kamu borç yükü, şu anda alacağımız kararla ikiye hatta üçe katlanma riskiyle karşı karşıyadır.

Elbette olağanüstü durumlarda olağanüstü tedbirlere ihtiyaç duyulacaktır. Mevduata sınırsız devlet güvencesi, sistemden ani mevduat çekilişlerini önlemek amacıyla olağanüstü dönemlerde alınan olağanüstü bir tedbirdir ancak bu tedbirin ülkenin borç dinamikleriyle ilgili endişeleri artırması da kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, mevduat sigortasının kapsamının ve tutarının genişletilmesi sonucunda bankaların faiz yarışına girmesinin engellenmesi ve devletin sırtından hesapsız risk almalarının önlenmesidir. Bu bağlamda, denetimler sıkılaştırılmalı, ahlaki rizikonun önüne mutlaka geçilmelidir.

Sayın milletvekilleri, diğer taraftan, Türkiye, krize oldukça kırılgan ekonomik dengelerle yakalanmıştır. İktidar, 2002 sonrasında yaşanan küresel coşku ortamında maalesef ülke ekonomisini güçlendirmek yerine zayıflatarak çıkarmayı başarmıştır. 2005 yılından sonra bize benzeyen ekonomilerden çok daha yavaş büyüyoruz ve bu fark giderek açılıyor. 2008 yılında onların ancak yarısı kadar büyüyerek sevineceğiz. İşsizlik artıyor, enflasyon yükseliyor, yavaşlayan büyümeye rağmen dış açığımız hızla artıyor. Gelişmekte olan ekonomiler arasında cari açığının büyüklüğü bakımından en fazla dikkati çeken bir konumdayız. İç ve dış borçlarımız hâlâ yüksek, borç yükümüz 2001 krizi öncesi dönemin üstünde. Düşen büyüme, artan faizler, değer kaybeden TL ve şimdi vereceğimiz garantilerle borç dinamikleri hızla olumsuza dönüyor.

Bütün bunların yanında, kamunun faiz dışı dengesinde gayrisafi hasılaya oran olarak geçtiğimiz yılda 2 puana yakın bir bozulma var. Bu yıl ise geçen yıldan da daha kötü olması riskiyle karşı karşıyayız yani bugüne kadar uygulanan programın en güçlü ayağı olan mali disiplin aslında konuşulmasa da çökmüş vaziyette. Son dönemde Hükûmet ve bazı çevreler, bize faiz dışı fazla hedefini unutturma çabası içerisinde ancak borç dinamikleri bakımından önemli olan parametrenin toplam bütçe dengesi değil, faiz dışı denge olduğunu bir defa daha hatırlatmak isterim.

Değerli milletvekilleri, rezervlerimizin dış borçlarımıza oranı da benzer ekonomilerin neredeyse beşte 1’i seviyesinde yani zayıf bir rezerv düzeyiyle küresel krizi karşılıyoruz. Önümüzdeki dönemde küresel ekonomilerin yavaşlaması ve gelişmekte olan ülkelere yönelen fon akışının hızla azalması kaçınılmaz görünmektedir. Gelişmiş ekonomilerin mali sistemlerinde yaşanan hızlı konsolidasyon ve tarihî doruklarında seyreden belirsizlik algılaması sonucunda, gelişmekte olan ülkelere yönelen fonların akışını belirleyen faktörler arasında son dönemde önem kazanan ve ülke ekonomilerinin zafiyetlerini görmezden gelen itici faktör yani yüksek risk iştahı önemini kaybetti. Buna karşın, ülke ekonomilerinin kendi dinamikleri ve sağlamlığı yani iyi yönetilip yönetilmediğini gösteren çekici faktörler hızla önem kazanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, işte burada Türkiye'nin bir diğer büyük şanssızlığı devreye giriyor. Bugüne kadar yanında Uluslararası Para Fonu olmadan ekonomiyi yönetememiş, ekonomiyi sadece küresel coşku döneminde tanımış, kriz tecrübesi olmayan, bu nedenle de gelişmeleri doğru okuyamayan ve kriz yönetiminde ciddi hatalar yapabilen bir siyasi kadronun iş başında olması Türkiye için büyük bir şanssızlıktır.

Değerli milletvekilleri, krizin başlangıç günlerinden bu yana Hükûmet kriz karşısında oldukça yanlış tavırlar takındı. Krizin başlangıcında krizi görmezden gelerek “Hamdolsun kriz bizi teğet geçecek, tedbir almaya gerek yok.” yaklaşımı, daha sonra yerini kriz karşısında feryatları yükselen toplum kesimlerinin sesini kısmak amacıyla bu kesimleri kriz tellallığıyla suçlamaya veya tehdide, en sonunda da bir zula söylemine dönüştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 12 Kasım 2008

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook