İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 47. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Serbest bölgeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.446)

Faik Öztrak

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 47. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Ocak 2010 · 1.089 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Faik Öztrak (CHP), 13 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SERBEST BÖLGELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.446)); konuşma 1.089 kelime.

Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “Serbest bölgeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.446)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2010-01-13-serbest-bolgeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-446 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi bu önümüzdeki teklifle Serbest Bölgeler Kanunu’nun 7’nci maddesini AKP İktidarı döneminde 3’üncü defa değiştiriyoruz. Tasarı olarak Hükûmetten gelen değişiklik önerisi daha çabuk geçsin diye bu sefer Grup Başkan Vekilinin teklifine dönüşüyor.

Şimdi, tabii burada müzakereler sırasında çeşitli sorular ortaya çıktı: Yani bunu daha önce niye yapmadınız? Bunun acelesi ne? Yani Genel Kurulun gündemi -bugün ekonomiye baktığımız zaman çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz, diğer alanlarda- neden bu yasayla meşgul ediliyor? Kimin için bu yapılıyor? Neden geç kalındı? Bu sorular sürekli gündeme geliyor.

Yine baktığımız zaman deniyor ki: “Çok fazla bir değişiklik olmayacak; işte, ithalattaki vergiyi indiriyoruz, buna karşılık ihracattaki vergiyi artırıyoruz, bunlar birbirini götürecek.” Ama dönüp baktığımız zaman gerçek bu değil. Özellikle yerli katma değer oranı yüksek olan, örneğin yazılım sektörünü cezalandırıyorsunuz. Yani dolayısıyla bu belli bir sektöre dönük.

Yine bu maddede, bakıyoruz, üç aylık bir geçiş süresi öngörülmüş. Üç ayda stokunu çeviren sektör hangisi? Tüm sektörler bunu çeviriyor mu yoksa üç ayda stokunu çevirebilen sektör hangisi? Stokunu eritecek, yeni rejime uyacak diye…

Şimdi, aslında mevcut iktidarın ekonomiyle ilgili tüm uygulamalarında bu soru işaretleri sürekli gündeme geliyor değerli arkadaşlarım. Sürekli belirsizlik yaratılıyor ve yaratılan bu belirsizliğin bedelini de işsiz kalan, iş bulamayan halkımız ödüyor. Bunun en son örneği Uluslararası Para Fonu ile Hükûmetiniz arasındaki ilişkiler. IMF’yle Hükûmetin imzaladığı stand-by anlaşması -ki, AKP Hükûmeti son stand-by anlaşmasını imzalamıştır- 2008 Mayıs ayında bitti. O günden bugüne kadar Uluslararası Para Fonu’yla yeni bir anlaşmanın müzakerelerini sürdürüyorsunuz. Ne zaman bir sıkıntı ortaya çıksa ekonomide, hemen Hükûmet sözcüleri “Anlaşmaya çok yaklaştık, bu iş tamam.” açıklamasını yapıyorlar, piyasalarda bir coşku ortaya çıkıyor, hazine borçlanmalarını yapıyor, ondan sonra bakıyoruz olan biten bir şey yok. Şimdi, aslında Türkiye’nin bu büyüme performansına, Hükûmetin yaptığı zamlara, işçiye, emekliye, çiftçiye verilen maaş artışlarına bakınca Hükûmet, uygulamalarıyla zaten IMF’yi aratmıyor ama her nedense IMF’yle de bir türlü anlaşma yapmıyor. Derken, birdenbire uluslararası derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin notunu yükseltmeye başladığı noktada yeniden “IMF’yle anlaşıyoruz.” denmeye başlandı. E, notumuz yükseliyorsa, işler Başbakanın söylediği gibi iyi gidiyorsa o zaman neden IMF’yle anlaşıyoruz arkadaşlar? Şimdi, önce dikkat ederseniz zaten bu IMF’yi de piyasalar ciddi şekilde kanıksamaya başladı. Önce açıklamayı Başbakan Yardımcısı yaptı ekonomiden sorumlu olan, piyasalar buna hiç aldırmadı. Ondan sonra Hükûmet sözcüsü “Başbakan da kabul etti anlaşmayı.” dedi, onun arkasından da Başbakan “Bugün ya da yarın bu anlaşmayı imzalıyoruz.” diye bir açıklama yaptı.

Şimdi, bu anlaşmayı Hükûmet neden yapıyor? Bu konuda AKP sözcülerinin de kafası net değil. Şimdi, Hükûmet sözcüsü çıkıyor, diyor ki: “Bizim aslında IMF kaynağına ihtiyacımız yok, IMF bir referans kuruluşudur, biz o nedenle bu anlaşmayı yapıyoruz.” Buna karşılık Grup Başkan Vekiliniz çıkıyor televizyonda diyor ki: “IMF kaynağı en ucuz kaynak olduğu için biz bu anlaşmayı yapıyoruz.” Hangisi doğru? Kaynağa mı ihtiyacınız var, referansa mı ihtiyacınız var? Yani bu kriz eğer teğet geçtiyse, bu kadar kredi notunuz yükseliyorsa ne kaynağa ne de referansa ihtiyacınız olması lazım.

IMF anlaşması haberlerini ekonomi yönetimindeki birimler arasında herhangi bir koordinasyon sağlamadan ortaya çıkarıyorsunuz, bunun da çok sıkıntılı sonuçları oluyor. Bakın, sene sonu, ihracatta anlaşmaların yapıldığı bir dönemdeyiz. Bu tür haberler ortaya çıktığı zaman kurlar aşağı çekilmeye başlanıyor, Türk lirası değer kazanıyor.

Şimdi, 30 Aralık tarihinde diyelim 100 bin lira elde edeceğini varsayan bir ihracatçı -mevcut kurlarla, euro-dolar sepetini yüzde 50-yüzde 50 alalım- on gün içinde, bu haberler nedeniyle kurun yüzde 3,2 değer kaybetmesi ya da Türk lirasının 3,2 değer kazanması sonucunda eline geçen paranın 96.700 lira civarına düştüğünü gördü.

Şimdi bakın, zaten çok düşük marjlarla, kâr marjlarıyla ihracat yapılmaya çalışılıyor. Bütün dünya diyor ki: “Bu gelen aşırı sermaye akımları ve buna bağlı olarak yerli paraların özellikle yükselen piyasa ekonomilerinde değerlenmesi, bu ekonomilerin krizden çıkışını yavaşlatıyor.” Rusya bu konuda tedbir almaya çalışıyor, Brezilya aldı, Çin alıyor, daha yeni karşılık oranlarını artırdı; biz ise seyrediyoruz hatta Türk parasının değer kazanmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

Değerli milletvekilleri, şunu söyleyeyim: Bakın, bu kur politikası bu ülkede çok ciddi bir sömürüye yol açıyor. Biz kendi üreticimizi, kendi çiftçimizi, kendi iş adamımızı, kendi iş gücümüzü cezalandırıyoruz, buna karşılık yabancılara da çok büyük paralar kazandırıyoruz. Şu son on gün içinde kurdaki değer kazanması nedeniyle Türkiye’ye para getiren bir yatırımcı, bırakın faizleri bir yana, durduğu yerde on günde yüzde 3 para kazandı dolar olarak. Bunun böyle devam etmesi mümkün değil.

Şimdi, yine bu IMF’yle ilgili yapılan son açıklamalara bakıyorum; önce, Hükûmet sözcüsü “Anlaşıyoruz.” dedi, Başbakan “Bir gün ya da bir hafta içinde anlaşıyoruz.” dedi. Bu açıklamalar yapıldı, piyasalar yeniden coştu ve siz, “Çok iyi biliriz biz IMF’yle müzakere etmeyi.” iddiasında olan AKP, topu tuttu IMF’nin ayağına attı.

Şimdi, ne olacak? Bu kadar bu piyasalar yükseldi, derecelendirme kuruluşları bu beklenti içinde notumuzu artırdı. Bundan sonra bu anlaşmadan geri dönemezsiniz. O zaman ne oldu? Şimdi IMF diyor ki: “Enerjiye zam yapın, elektriğe zam yapın, enerji kuruluşlarının arasındaki borçları ödetin.” E, hani siz bu müzakere taktiğini çok iyi biliyordunuz? Yani müzakere edilirken heyet Türkiye’ye çağrılmadan, o çağrıyı kabul etmeden böyle bir açıklama yaptığınız zaman olacak olan budur.

Şimdi, bütün bu belirsizlik yaratmanın, sıkıntı yaratmanın tabii bu ekonomiye çok ciddi bir maliyeti var.

Baktım, Sayın Başbakan dün diyor ki: “Biz bu krizi çok iyi yönettik, en iyi yöneten ülkelerden biriyiz; uluslararası kuruluşlar da bunu böyle söylüyor, Dünya Bankası da bunu böyle söylüyor.” Arkadaşlar, burada izah ettim, açıkladım Dünya Bankasının böyle bir şey söylediği yok, tam tersi Dünya Bankası diyor ki: “Türkiye, en çok şirket batıran ülke, yani piyasadan çıkan şirket sayısının en yüksek olduğu ülke.” Anadolu Ajansımız çıkıyor ortaya, yanına bir “krizden” koyuyor, diyor ki: “Türkiye krizden en hızlı çıkan ülke” oluyor.

Yine bakıyorum, üç gün önce Anadolu Ajansı yine servis yapıyor: “IMF heyeti çağrıldı, bugün yarın geliyor.” Nerede? Nerede? Yani bütün bu belirsizlikler, bu istikrarsızlık sonucunda ne oluyor? Türkiye’yi, 2002 yılında 149 ülke arasında 29’uncu sırada büyürken devraldınız, 2007 yılında 100’üncü sıraya düşürdünüz, kriz yoktu. E, bu iyi yönetmekse kötü yönetmek nasıl oluyor, onu bana birileri bir söylesin. 2009 yılında da 136’ncı sıraya düşürdünüz. E, krizi iyi mi yönettiniz, 100’üncü sıradan 136’ya…

Şimdi, 2010 yılında 65’inci sıraya yükselteceksiniz, öyle gözüküyor, yükselecek ama ondan sonra: 2011’de 87’nci sıra, 2012’de yeniden 116’ncı sıra. Sizin Orta Vadeli Program’da vermiş olduğunuz büyüme hedefleriyle ortaya çıkan tablo bu. Bu çok net bir şey gösteriyor: Bu İktidarın, dünyada değişen yeni ekonomik koşullar karşısında üretecek hiçbir reçetesi yoktur. Yani, 2001 yılında Türk ekonomisi kriz sonrasında yüzde 5,7 oranında daraldı, 2002 yılında büyüme yeniden yüzde 6,2 oldu. Şimdi ortada bu iddiada bir program yok, Türkiye’yi toparlama iddiasında bir program yok. Onun için burada sıkıntı son derece büyük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

30 konuşma daha · 13 Ocak 2010

30 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook