Genel kadro ve usulu hakkında kanun hükmünde kararnamenin eki cetvellerin dış ticaret müsteşarlığına ait bölümünde değişiklik yapılması hakkında (s.s.476)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Haziran 2010 · 2.035 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faik Öztrak (CHP), 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL KADRO VE USULU HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERİN DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.476)); konuşma 2.035 kelime.
Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “Genel kadro ve usulu hakkında kanun hükmünde kararnamenin eki cetvellerin dış ticaret müsteşarlığına ait bölümünde değişiklik yapılması hakkında (s.s.476)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2010-06-09-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-eki-cetvelle (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 476 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına Genel Kurulu selamlıyorum.
Şimdi, burada yapmakta olduğumuz düzenleme, Dış Ticaret Müsteşarlığının yurt dışı kadrolarının artırılması. Otuz tane ilave kadro talebi var öneride ama öyle sanıyorum ki bu sayı ciddi ölçüde artırılacak.
Şimdi, Dış Ticaret Müsteşarlığında bu yurt dışı uygulamalarına baktığımız zaman, yine diğer, yurt dışı teşkilatı olan bakanlıklardaki uygulamalara baktığımız zaman, burada gördüğümüz şey şu, dikkatimi çeken husus, geçmişte, bürokrasideki tecrübem çerçevesinde: Yurt dışına insanları göndeririz, ondan sonra geri döndükleri zaman oturtacak yer bulamayız. Dolayısıyla bence en önemli sorunlardan biri yurt dışına insanları sadece göndermek değil, geri döndükleri zaman da onların o yurt dışındaki tecrübelerinden azami ölçüde yararlanma imkânlarının sağlanmasıdır. Diğer taraftan, tabii, bu teşkilatın şu ana kadar mevcut yurt dışı kadrosu 115 iken bu kadro sayısının birdenbire toplamda 250’ye çıkması, yurt içi ve yurt dışı kadroları arasındaki denge bakımından da incelenmesi gereken bir husustur. Yine bu kadrolara, gerçekten, yurt dışında o beklenen hizmeti verebilecek arkadaşların gönderilmesi, özellikle başmüşavir kadrolarının kızak yerler olarak görülmemesi de dikkate alınması gereken hususlardan biridir.
Değerli milletvekilleri, kanunun gerekçesine dönüp baktığımız zaman, neden bu kadar çok yurt dışında kadro alınıyor diye baktığımız zaman “Artık, bütün dünyada geçerli olan, ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli çerçevesinde ülkeler dış ticarete büyük önem veriyorlar. Bu çerçevede de bizim yurt dışında kadrolara ihtiyacımız var.” deniyor.
Şimdi, bu kadrolara ihtiyaç olma konusu buraya kadar doğru da bir konu var: Türkiye gerçekten ihracata dayalı bir büyüme modelini uyguluyor mu, uygulamıyor mu?
Şimdi, bu konuda Hükûmet yetkililerini dinlediğimiz zaman, iktidar partisi yetkililerini dinlediğimiz zaman bakıyoruz, hep ihracat rakamı üzerine yoğunlaşıyorlar, işte “İhracat şu kadar arttı, ihracat bu kadar arttı.” gibi birtakım rakamlarla karşımıza çıkıyorlar.
(x) 476 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, ben, burada, bu konudaki bazı yanlış anlamaları düzeltmek istiyorum: AKP İktidarı iş başına geldiğinde, 2002 yılında Türkiye’nin ihracatı 36 milyar dolarmış. İhracat 2008 yılına kadar yüzde 266 oranında artarak 132 milyar dolar olmuş. Evet, oldukça hızlı bir gelişme. Ama yine AKP İktidara geldiğinde 51,5 milyar dolar olan ithalat, 2008’de bu sefer yüzde 292 oranında artarak 202 milyar dolar olmuş ve aynı dönemde dış ticaret açığımız ise 15,5 milyardan -dikkat edin arkadaşlar- yüzde 351 oranında artarak 70 milyar dolara gelmiş.
Şimdi, bu ihracata dayalı büyümeyle aslında burada kastedilen net ihracata dayalı büyümedir. “Net ihracata dayalı büyüme.” dediğimiz zaman da ihracat ile ithalat arasındaki farkın, ihracat lehine olması gereken farkın büyümeye katkısına bakarız.
Şimdi, 2003-2009 yıllarında, AKP İktidarı döneminde iç talep artışının büyümeye katkısı 4,7 puan olmuş. Buna karşılık ihracat-ithalat yani net ihracatın büyümeye katkısı ise eksi 0,4 puan olmuş. Toplam büyümede ise yıllık ortalama yüzde 4,3 oranında artış çıkmış ortaya.
Şimdi, çok açık seçik şunu görmeliyiz ki, bu iktidar döneminde ihracata dayalı büyüme modeli uygulanmamış, net ihracat da büyümenin motoru olmamıştır. Bunun gerçekleştiği ülkeler, dönüp baktığımız zaman, son yaşanan ekonomik krizde çok ciddi ekonomik performans göstermiştir; örneğin Brezilya gibi, buna karşılık Türkiye krizden son derece olumsuz etkilenmiştir.
Değerli milletvekilleri, tabii, burada şu son yedi yıllık dönemi belli yıllara ayırdığımızda ilginç bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz: 2003-2005 döneminde Türk ekonomisi, yılda ortalama yüzde 7,7 büyümüş, buna karşılık dış açığın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 3,6 olmuş. 2006-2007 yılında Türkiye’nin büyüme hızı yüzde 5,8’e düşmüş, buna karşılık dış açığın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 6’ya yükselmiş, yine 2008-2009 döneminde Türk ekonomisi yüzde 2,1 ortalama olarak daralmış, buna karşılık dış ticaret açığının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 4 civarında kalmıştır.
Şimdi, Türkiye tabii, böyle bir net ihracata dayalı büyüme modelini benimseyemediği için ve açıkçası, ekonomisini yurt dışından gelen küresel mali sermayenin risk iştahına teslim ettiği için, ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır: Şimdi, dün bakıyorum ben, iktidar partisinin sözcüleri Türkiye’de her şeyin tozpembe olduğunu ifade ediyorlar. Öyle mi? Bir de “Rakamlar yalan söylemez.” diyorlar. Gerçekten arkadaşlar rakamlar yalan söylemez. Şöyle, rakamlarla duruma bir bakalım; şimdi, 2003-2005 dönemi 150 gelişmekte olan ülkeyle Türkiye’nin büyüme hızını karşılaştıralım: 2003-2005, AKP 2002’de iktidara gelmiş, arkasında dünyada itibar kazanmış bir ekonomik program var, küresel piyasalarda bir coşku başlamış, küresel likidite artmış, ortalama 150 ülke yüzde 6,9 oranında büyürken, Türkiye bu dönemde yüzde 7,7 oranında büyümüş. Daha sonra, 2006-2007 yılına geldiğimizde, bu 150 ülke ortalama yüzde 8,1 oranında büyürken Türkiye sadece yüzde 5,8 oranında büyümüş. Yine, kriz döneminde, 2008-2009 yılları arasında -dünya ekonomisi şöyle daraldı, böyle daraldı, biz kendimizi bize benzeyenlerle karşılaştıracağız- bu 150 tane ekonominin ortalama büyüme hızı yüzde 4,2; artı yüzde 4,2; Türkiye’nin aynı dönemde ortalama büyüme hızı eksi 2,1 yani 2,1 oranında daralmışız. Şimdi, bunun hesabını birilerinin vermesi lazım, burada son derece ciddi bir ba-şarısızlık var. Türk ekonomisinin, mevcut AKP yönetiminde büyüme hızı, kendi benzerlerinin çok altında gerçekleşmiş, hızla altına düşmüş. Bunun arkasında ne var? İşte, biraz önce, bu kanunun gerekçesinde yer alan, ihracata dayanan büyüme modelinin benimsenmemiş olması var. Bir başka ifadeyle, bize dışarıdan gelen borçlarla, dışarıdan gelen paralarla içeride arsa fiyatlarını, arazi fiyatlarını, varlık fiyatlarını şişirerek, Türk lirasını aşırı değerlendirerek, buradan ortaya çıkan bir tüketimle bir hayalî canlılık yaratmak, üretmeden tüketen bir ekonomi hâline gelmiş olmak var.
Yine, bu çerçevede, hep övünüyoruz, işte “Türkiye G20 ekonomileri arasındadır.” hatta zaman zaman, bakıyorum, Sayın Başbakan Türkiye’yi G20 ekonomileri arasına kendinin soktuğunu da ifade ediyor yani kendi iktidarları döneminde girdiğini ifade ediyor; bu doğru değil. Biliyorsunuz, ben, AKP İktidarı iktidara gelmeden önce Hazine Müsteşarıydım, ben en az üç tane G20 toplantısına yurt dışında katıldım. Dolayısıyla, AKP İktidarından çok daha önce Türkiye dünyanın 20 büyük ekonomisi arasındaydı. 2002 krizinde bir daralma nedeniyle biraz belki geriye düştük ama ondan öncesine bakarsanız, her zaman ilk 20 içinde olan bir ekonomi Türk ekonomisi.
Şimdi, 2002 yılında iktidara geldiğinde AKP, G20 grubunda, Türkiye büyüme hızı bakımından en hızlı büyüyen 3’üncü ekonomiydi; krizin olmadığı 2007 yılında büyüme hızı bakımından 9’uncu sıraya geriledik; kriz yılları olan 2008-2009 yıllarında da 15’inci sıraya geriledik. Şimdi, bu, şunu gösteriyor: Hem 150 ekonomiye göre hem de G20 ekonomilerine göre, onlara göre çok daha hızlı daralmışız veya çok daha yavaş büyümüşüz. O zaman, birileri bunun nedenini açıklamalı yani bunun nedeni -biraz önce Sayın Konuşmacının ifade ettiği gibi- herhâlde küresel iklim değişikliği olamaz çünkü bütün bu ekonomiler aynı iklimde yaşıyor, kader de olamaz; bunun bir tek nedeni vardır: Bu iktidar bu ekonomiyi iyi yönetememiştir, bu iyi yönetememe olgusunu da küresel coşkunun arkasına saklayabilmiştir ama dünyadaki küresel iklim bozulduktan sonra gerçek apaçık ortaya çıkmıştır; Türkiye, ekonomik olarak son derece kötü yönetilmiştir.
Şimdi, bir şey daha vermek istiyorum: Türkiye'nin tarihî büyüme performansları. Şimdi, ben hep bakıyorum, şu söylem var Hükûmet kanadında: Her şey bu Hükûmet döneminde ilk defa yapılmış, en yüksek büyüme bu Hükûmet döneminde ilk defa gerçekleştirilmiş gibi.
Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçtiği 1950-2002 yıllarının arasında ortalama büyüme hızı yüzde 4,8 olmuş. Peki, 2003-2009, yani AKP İktidarı döneminde Türkiye'nin ortalama büyüme hızı ne olmuş? Yüzde 4,3.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Krizden önce.
FAİK ÖZTRAK (Devamla)Yani krizden önce de -biraz önce ifade ettim- dünya yüzde 8 büyürken bizim büyüme hızımızı yüzde 5,8’e düşürmüşsünüz, nefesimizi kesmişsiniz. Neden kesmişsiniz? Ben açık söyleyeyim: Biraz önce bir arkadaşım, burada, işte “Döviz, bir günden öteki güne şuraya çıktı…” Tabii, dövizin bir günde bu kadar oynaması, belli krizler içinde, bunlar çok da tasvip edilecek şeyler değildir ama Türk lirasının bu kadar değerlenmesi de tasvip edilecek bir şey değildir çünkü Türk lirasının aşırı değerlenmesi hâlinde ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Yabancının cebine dolarları koyuyorsunuz, Türkiye’deki işçiyi işinden ediyorsunuz; dünyanın hiçbir ekonomisi buna razı olmuyor. Hani gıptayla baktığımız Çin var ya, Hindistan var ya, Brezilya var ya, paralarının bu kadar değer kazanmasına hiçbir zaman razı olmuyorlar. Bütün bu gelişmeler sonunda, bir ekonomi yönetiminin performansını neyle ölçeriz? İşle ölçeriz, aşla ölçeriz. Aş büyümemiş ya da bize benzeyen ekonomilerin çok altında büyümüş. Peki, işe ne olmuş? İşe de baktığımız zaman, 1988 ile 2002 yılları arasında -Neden 1988? Çünkü Türkiye’de işsizlik verileri 1988’den itibaren yayımlanıyor- Türkiye’de işsizlik oranı ortalama yüzde 8, 2001 krizi nedeniyle sıçrıyor yüzde 10,1 oluyor, aynı dönemde Kore’de de işsizlik sıçrıyor. Kore, ondan sonraki dönemde, işsizliğini yüzde 10’lardan, yeniden krizden önceki yüzde 5’ler, 6’lar seviyesine çekebiliyor oysa bizde ne oluyor? 2003-2009 döneminde, ortalama işsizliğimiz yüzde 11,1; 2009 yılında ise işsizlik oranı yüzde 14, bu bir rekor.
Yine, burada da söyleniyor “Amerika’da şu oldu, diğer ekonomilerde bu oldu.” Şimdi ona da gelmek istiyorum. 2007 yılında, Türkiye OECD ülkeleri arasında işsizliği en yüksek olan 2’nci ülke, 2009 yılında da yine İspanya’dan sonra işsizlik oranı en yüksek olan 2’nci ülke ama 2007-2009 dönemi mukayesesini yaptığımız zaman, işsizlik oranı en hızlı artan ülkeler listesinde Türkiye, İspanya, İrlanda, İzlanda ve Amerika Birleşik Devletleri’nin arkasından 5’inci. Şimdi, hatırlayacaksınız, bu İspanya, İrlanda, İzlanda, Amerika Birleşik Devletleri bankacılık sektöründe çok ciddi sıkıntı yaşayan ülkeler, bankacılık krizi yaşayan ülkeler oysa bizde özellikle 2001 yılında bankacılık kesimine yönelik olarak alınan radikal önlemler sonucunda Türk bankacılık sistemi bu krizi hiçbir sıkıntı yaşamadan geçti. O zaman şunun izahını beklemek hepimizin hakkı: O zaman niye bu kadar daraldık, en fazla daralan ekonomilerden biri olduk? Neden işsizliği en fazla artan ülkelerden biri olduk? Bu hesabın verilmesi lazım. Bu, açıkçası Türk ekonomisinin hiç de iyi yönetilmediğini çok net bir biçimde ortaya koyuyor.
Şimdi, bir başka konuya yine burada değinmek istiyorum: “Acaba?” diye soruyor insan, ne oldu yani biz dışarıdan para bulamadık da ondan mı bizim işsizliğimiz bu kadar arttı, ondan mı bizim büyümemiz bu kadar düştü? Durum o da değil. 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde 148 milyar dolar olan devlet borcu aradan geçen yedi buçuk yıl içinde 2’ye katlanmış 309 milyar dolara yükselmiş. Yine benzer şekilde, 130 milyar dolar olan Türkiye'nin dış borcu, yedi buçuk yılda yine 2 kattan fazla artarak 271 milyar dolara yükselmiş. Yapılan bunca…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya)Kaçtan borçlandı 2002 yılında?
FAİK ÖZTRAK (Devamla)Efendim?
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya)Kaçtan borçlandı 2002 yılında?
FAİK ÖZTRAK (Devamla)130 milyar dolar olan dış borcunuz…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya)148 iken kaçtan borçlandı?
FAİK ÖZTRAK (Devamla)Şimdi şunu söyleyeyim, yine şunu ifade edeyim: Yine baktığınız zaman, yurt dışıyla karşılaştırdığınız zaman Türkiye'nin ödemiş olduğu faizler, ödemekte olduğu faizler yine diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda oldukça yüksektir ama bütün dünyada faizler düştü. Kaçtan borçlanmıştık? Bütün dünyada faiz düştüğünde, ben, yüksek faiz ödeyen kaçıncı ülke sıralaması… Onun için, bu uluslararası karşılaştırmaları yapıyorum. Onun üstüne bir de 31 milyar dolarlık özelleştirme yapmışız. Peki, bu paralar nereye gitti? Yani neden böyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kaldık? Bu kadar borçlandık, devlet borçlanmış, dışarıdan borç almışız, bu kadar işsizlik, bu kadar büyümede yavaşlama…
Ben açıkçası şunu söyleyeyim: Yani bugün bu iktidarın uygulamakta olduğu büyüme stratejisi bütün dünyada artık iflas ettiği kabul edilen bir büyüme stratejisidir. Türkiye'nin, yepyeni paradigmalara, yepyeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı vardır. Ama, ben gelişmelere baktığım zaman, son dönemde uygulanan politikalara baktığım zaman, iktidar partisinin, mevcut paradigmalarından vazgeçme niyeti hiçbir şekilde ortada yok. E öyle olunca ne oluyor? Öyle olunca şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Bu yılın ilk dört ayında, dış ticaret verilerine baktığımız zaman, ihracat, yüzde 11,3 oranında artmış geçen seneye göre.
ALİ KOYUNCU (Bursa)İyi, Allah bereket versin!
FAİK ÖZTRAK (Devamla)İthalat aynı dönemde ne kadar artmış? O, çok daha bereketli, yüzde 36,6 artmış.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli)Dış ticaret açığı?
FAİK ÖZTRAK (Devamla)Dış ticaret açığı ne olmuş? 7 milyar dolardan 17,6 milyar dolara yükselmiş. Artış, 2,5 kat. Bununla gidebileceğimiz bir yer yoktur sayın milletvekilleri.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli)Yüzde kaç?
FAİK ÖZTRAK (Devamla)Çok açık söyleyeyim: Bakın, Avrupa’yı izliyoruz, önce Yunanistan’la başladı işler, sonra İspanya, Portekiz, İtalya, İngiltere, sonra Macaristan, Fransa. Hatta, Fransa’yla ilgili endişeler de artıyor. Bu açık böyle giderse biz bu açığı finanse edecek parayı dünya piyasalarından bulamayız. “Finanse ediyoruz ya tamam.” meselesi var. Biz, bu açığı finanse edecek parayı bulamayız ve açık söyleyeyim, krizdeki “Bize teğet geçer, bize bir şey olmaz.” diyerek tedbir almama yönündeki yaklaşım sürer ise Türkiye, maalesef, çok ciddi bir ikinci felaketle de karşı karşıya kalmak durumunda olabilir.
Onun için, bugün bakıyorum, Türkiye'nin gündeminde, dışarıda belli gündemler yaratılmak isteniyor, başka yerlerde belli… Türkiye'nin en önemli gündemi, bence, işsizlik olmalıdır, büyüme olmalıdır, ekonomi olmalıdır. Türkiye, mutlaka ve mutlaka, bütçe açıklarını yeniden kontrol altına almalıdır. Bir an önce, Avrupa’nın, borçları geriye ödeyemeyecekleri endişesiyle ortaya çıkan, Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan krizden ayrışabilmek için açıklarını hızla aşağı düşürmelidir.
Geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonunda da söyledim; bugün Türkiye'nin dış ve iç borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 2001 kriz yılından önce, yani 2000 yılındaki seviyelerinden daha yüksektedir. Evet, mali sistemimiz daha iyidir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
106 konuşma daha · 9 Haziran 2010