2005 mali yılı bütçe kan.tas. (5 inci tur görüşmelerinde ) gençlik ve spor genel müdürlüğü,vakıflar genel müdürlüğü,danıştay başkanlığı
Çorum Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 37. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Aralık 2004 · 940 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Feridun Ayvazoğlu (CHP), 22 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (5 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,DANIŞTAY BAŞKANLIĞI); konuşma 940 kelime.
Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (5 inci tur görüşmelerinde ) gençlik ve spor genel müdürlüğü,vakıflar genel müdürlüğü,danıştay başkanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2004-12-22-2005-mali-yili-butce-kan-tas-5-inci-tur-gorusmelerinde-genclik-ve (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının Vakıflar Genel Müdürlüğüne ilişkin bölümüyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, geçen günlerde, Musul'da şehit olan beş güvenlik görevlimize Allah'tan rahmet, geride kalan ailelerine ve ulusumuza başsağlığı diliyorum.
Görüşülmekte olan ve konumuz olan Vakıflar Genel Müdürlüğünde, elbette, tanımların da huzurunuzda açıklanmasında fayda vardır diye düşünüyorum. Bu tanımlara bakıldığında "vakıf" kelimesinin sözlük anlamı kısaca şudur: Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere vakıf adı verilir.
Buradan hareketle, vakıf ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerinin hangi yasalarımızdan kaynaklandığını da burada açıklamanın bir görev olduğunu düşünüyorum.
Vakıf, yürürlükte bulunan Türk Medenî Kanununun 101 inci maddesinde açıkça tanımını bulmuştur. 101 inci maddede "Vakıflar, gerçek veya tüzelkişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzelkişiliğe sahip mal topluluklarıdır" denilmektedir. Devamında ve çok önemli bir şekilde -sunarsak- son fıkrasında "Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, millî birliğe ve millî menfaatlara aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz" şeklinde de yasak getirmiş bulunmaktadır.
Bu doğrultuda olmak üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğü, 5 Haziran 1935 tarihli ve 2762 sayılı Kanunla kurulmuş olup, yine Medenî Kanunun 111 inci maddesinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yapısının ve görevinin ne olduğu da açık bir biçimde belirlenmiş ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün bir vesayet makamı değil, bir denetim makamı olduğu hükme bağlanmış ve yetki ve görevlerinin de özel kanunlarla verileceği belirtilmiş, hüküm altına alınmıştır.
Bu doğrultuda, yine Vakıflar Genel Müdürlüğünün görevleri, 8.6.1984 tarihli ve 227 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede açıkça belirtilmiştir.
Değerli milletvekilleri, vakıfların, yine Medenî Kanunun 48 inci maddesine göre, tüzelkişilik hakkına sahip olduğunu da huzurunuzda belirtmek istiyorum. Tüzelkişilerin kendilerine özgü temsil yeteneklerinin olduğunu, kendilerine özgü harcamalarının bulunabileceğini, gelirlerinin olabileceğini, giderlerinin olabileceğini, bunun kanundan kaynaklanan bir durum olduğunu da ifade etmek istiyorum.
Bunların denetim organlarının da, üst makamlar olarak başta Vakıflar Genel Müdürlüğü olduğunu da bildirmek istiyorum.
Bu doğrultuda bakıldığında, vakıf eserlerimizin Türkiye'de ortalama 7 500 civarında olduğunu burada huzurunuzda bildirirsek, gerçekten vakıf eserlerinin Türkiye'de ne kadar önem taşımış olduğunu ve bu arada, ülkemizin arazilerinin üçte 1'inin vakıf arazisi olduğunu da burada söylersek, gereken önem ve ciddiyetin ne boyutlarda olduğunu ifade etmiş oluruz.
Bu doğrultuda olmak üzere, bu vakıfların, amaçları dışında faaliyet gösterdikleri tespit edildiği takdirde de, gerek kendiliklerinden dağılmaları söz konusu gerekse mahkeme kararlarıyla kapatılmaları, dağıtılmaları söz konusu. Bunlara, şu aşamada tashihi karar durumunda olan, amacı dışında hareket etmiş olmasından dolayı Millî Gençlik Vakfının kapatılmasını ve yine, Ankara'da faaliyet gösteren, Zöhre Ana Vakfı diye bilinen vakfın mahkeme kararıyla kapatılmasını örnek olarak gösterebiliriz.
Değerli arkadaşlarım, bunları neden söylüyoruz; bakıldığında, vakıf malları, illerimizde bulunan sayılarına kadar bilinmektedir. Bunların bir kısmı, gayrimenkulleri, kiraya vermiş oldukları binalarıdır. Gerçekten, bu vakıflarda, zaman zaman yolsuzluklarla karşılaşıldığını da, sık sık duyulmasa dahi, bazen kamuoyuyla paylaştığımız olmaktadır; bu, hepimizin kulağına gelmektedir.
Bu doğrultuda olmak üzere, vakıf eserlerinin, tarihimize yön veren eserler olduğunu ve bu çerçevede, kültür varlıklarıyla birlikte ele alınmasının kaçınılmaz olduğunu burada belirtmek istiyorum. Kültür varlıkları dediğimizde, elbette, kültür varlıkları bakımından çok zengin olan ülkemizin bu kültür varlıkları ne şekilde korunabiliyor? Bugüne kadar yapılan yağmalar ne şekilde önlenebiliyor? SİT alanlarının yağmalanmasından tutunuz, tarihî binaların, yapıların, hanların, hamamların, UNESCO tarafından korumaya alınmış tarihî mimarî miraslarımızın, mimarî miras anlamını taşıyan miraslarımızın, yerine göre, yok edildiğini, heba edildiğini de, maalesef, üzülerek, her gün görmekteyiz.
Bu doğrultuda olmak üzere, Anayasamızın 35 inci maddesindeki kişilerin mülkiyet hakkını ele aldığımızda, tarihî binaların, tabiri yerindeyse, tarihsel görüntü itibariyle, buraya bir sarı levha çakılmak suretiyle korumaya alınması ve hiçbir şekilde bir daha dokunulmaması gerektiği şeklindeki bu yasakçı tavır, gerçekten kişisel mülkiyet hakkını zedelemektedir. O nedenle, bunun şu andaki iktidarımız tarafından ele alınmak suretiyle...
Öncelikle şu şekilde bir önerimiz vardır: Vakıf eserlerimizle birlikte bu tarihî eserlerin, kalıntıların, binaların mutlaka ve mutlaka aynı çatı altında bir kuruluşa dönüştürülmek suretiyle yeniden bir yapıya kavuşturulmasının her iki yönden, gerek vakıf eserlerimiz yönünden gerekse tarihî kalıntılar, tarihî eserlerimiz yönünden çok büyük katkı ve yarar sağlayacağı inancını burada taşımak istiyorum.
Buna örnek vermek istersek sayın milletvekilleri; hepimizin seçilip geldiği illerimiz var... Örneğin, Çorum İlimizde bu şekilde 70'e yakın tarihî bina var. Bunlardan bir kısmı, ki, camilerimiz vakıf eserleri niteliğindedir; ama, çoğu da, az önce saydığımız tarihî kalıntı şeklinde adlandırılan binalar da, şahısların mülkleridir. Fakat, gelelim görelim ki, baktığımızda, ne tarihî eser görüntüsü kalmış ne de bununla ilgili herhangi bir yapı eseri olarak değeri kalmış; ortada duruyor, dökülüyor ve yanından geçerken sağından solundan birtakım yapı taşlarının düşmesi sonucu insanlarımızın yaralandıklarını, hatta, öldüklerini de görüyoruz. Buna gerçekten bir çözüm bulunmasının gereğine işaret etmek istiyorum. Bunun için geçen hafta çıkarmış olduğumuz Arsa Ofisi Kanunu ile Toplu Konut Kanununda yapılan değişiklik ve bununla Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin kanunun 8 inci maddesinde her ne kadar bu tür tarihî kalıntıların kredilerle desteklenip yapılması, yaptırılması hususunda bir olanak getirilmiş ise de, bunun yeterli olmadığı kanısını burada belirtmek istiyorum.
Ülkemizde faaliyet gösteren vakıfların gerçekten amaçlarına temel olarak baktığımızda, dinî hizmetleri, sağlık hizmetleri, eğitim ve öğretim hizmetleri, aşevi hizmetleri, sosyal hizmetler, sanat ve kültür hizmetleri, para yardımı, millî savunma hizmetleri, iktisadî hizmetler, ulaştırma hizmetleri ve spor hizmetleri şeklinde adlandırıldığını ve yer aldığını görmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla)Bu doğrultuda olmak üzere, bunların bellibaşlı vakıfları olarak, Mehmetçik Vakfı, Millî Eğitim Vakfı, Kalp Vakfı gibi vakıfların da, gerçekten, Türkiye'de büyük işler ve yararlı faaliyetler gösterdiklerini de biliyoruz.
Bu doğrultuda olmak üzere, yine, her yılın 3-9 Aralık günleri arasında Vakıf Haftasının kutlandığını da burada bildirmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, elbette, burada yapmış olduğumuz konuşmalarda, biz, gündem gereği, verilen sözler gereği, o doğrultuda görüşlerimizi bildiriyoruz; ancak, tabiî ki, genel siyaseti hepimiz yaşıyoruz, hepimiz yetmiş milyonluk kamuoyunun arasında yaşıyoruz, burada da siyaset yapıyoruz; iktidarıyla, muhalefetiyle yapıyoruz.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 22 Aralık 2004