İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 99. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)

Feridun Fikret Baloğlu

Antalya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 99. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Haziran 2004 · 1.405 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)); konuşma 1.405 kelime.

Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gecenin bu fazla ilerlememiş saatinde size hitap etmenin mutluluğunu duyuyorum. Bu büyük topluluğunuzu bulduğum için rahat bir konuşma yapmayı umuyorum.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)İlerlememiş mi! Saat 23.00!

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Herkes "ilerlemiş saat" diye başlıyor ve kısa konuşacağını söylüyor; ben, onbeş sayfadan ibaret bir konuşma sunacağım için "ilerlememiş saat" diye başladım.

Şimdi, tasarının genel gerekçesinde "evrensel demokrasi anlayışının ortaya çıkardığı bir önemli kavram da bilgi edinme hakkı" deniliyor ve devam ediyor "bu yeni bakış açısı karşısında düşünceyi açıklama özgürlüğü ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından bir özgürlük olduğu kadar, gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip birey ve kitleler açısından da temel bir hak niteliğindedir" deniliyor. Acaba, öyle midir; özellikle, Türkiye'de basın ve halk ilişkileri bu ihtiyacı karşılamaya yeterli midir; ona bir bakmak gerekiyor.

Basın özgürlüğünü düzenlediği iddia edilen bu tasarı, gazete sahiplerinin özgürlüğünü mü, basın emekçilerinin özgürlüğünü mü, okurların haber alma özgürlüğünü mü, haberin objesi olan insanların özgürlüğünü mü savunuyor; önce, bunu bir saptamak gerekiyor.

Türkiye'de, basın patronları dışındaki büyük çoğunluk, basının bugünkü durumundan yakınıyor; okuyucular yakınıyor, siyasetçiler yakınıyor, haberlere obje olan insanlar yakınıyor; ama, tabiî, gazete patronlarının mutlu olmaması için bir neden yok; onların, halkı etkilemekte etkili bir araç olarak kullandıkları gazeteleri dışında bankaları, ekonomiyi kontrol eden holdingleri, zaman zaman iktidarları baskı altına alan güçleri var. Tabiî, her dönemde, medya patronlarının destekledikleri partiler değişiyor; ama, onların anlayışları hiç değişmiyor. Çünkü, Türkiye, artık, fikir gazetelerinin, düşünce gazetelerinin, inanç gazetelerinin dönemini kapatmıştır. Türkiye'de, gazete, artık, bir meta haline gelmiştir, alınıp satılan bir parça haline gelmiştir.

Bu çerçeve içinde, bu yasanın, sadece, şeklî bir rahatlama getireceğini, basın özgürlüğünü sağlamada bir katkısının olmayacağını düşünüyorum.

Basın emekçilerine baktığımız zaman, onların büyükçe bir bölümü, binbir emekle hazırladıkları haberlerin nasıl kırpılıp atıldığını görüyorlar; ısmarlama haber anlayışından yakınıyorlar konuştuğunuz zaman. Gazetelerin, özellikle ikinci sayfalarından diğer sayfalarına doğru bir kanserli hücre gibi yayılan, içi boş magazin haberlerinin gazeteciliği nasıl yok ettiğini, gerçek gazetecileri nasıl kahrettiğini görüyorlar. Ayrıca, özgür bir gazeteci olmak, özgür haber üretmek ihtiyacını gidermek için o doğrultuda davrandıklarında, kapının önüne konulmanın acılarını yaşıyorlar.

Arkadaşlar, bugün, Türkiye'de en yoğun işsizliğin bulunduğu alanlardan birisi basın işkoludur. Bunun nedenlerinden birisi de, özgürlüğünü kullanmak isteyen basın emekçilerine medya patronlarının uyguladığı baskıdır.

Demin, bir gazeteci arkadaşımız çok güzel söyledi; bunları söylemek lazım, bunları söylemenin bir bedeli de olabilir; ama, bunları mutlaka söylemeliyiz ve önlemini de almalıyız.

Bu işkolunda sendika kurmak fiilen engellenmektedir. Bir Türkiye Gazeteciler Sendikası vardır -bilmiyorum kaç gazetede örgütlü, belki bir gazetede, belki iki gazetede- basın özgürlüğünden söz eden medya patronları, işyerlerinde sendikalaşmayı önlemektedirler. Örgütlenmek isteyen sendika da, geçmişte gördüğümüz militan sendikacılık anlayışının unsurlarından olan sendikalar değil; çok doğal, ücret sendikacılığı yapan, zaman zaman daha radikal tavırları olan sendikalar; bunlara bile tahammül edemiyorlar. Bu çerçeve içinde basın emekçilerinin özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Burada, basın özgürlüğünü tartışıyoruz; ama, böyle bir şey yok.

Okurlara gelince, onların durumu çok daha kötü; çünkü, okurların tercih hakkı yok, Türkiye'de gazete okurlarının seçeceği gazete yok. Satış sayısı, tirajı 50 000 - 100 000 arasında gezinen birkaç gazeteyi bunun dışına çıkararak söylüyorum; Türkiye'de bir tek gazete vardır, bir tek gazete patronu vardır. İsimleri değişik de olsa, anlayışları tektir; anlayışları, gazeteler aracılığıyla Türkiye'ye hükmetmektir. Bunu da başarıyorlar.

Peki, okurlar doğru bilgiye nasıl ulaşacaklar; okurların doğru bilgiye ulaşması için, doğru gazetecilik lazım, sağlıklı bir basın lazım. Bu, yasayla düzenlenecek bir şey değil, bu bir anlayış, bu bir toplum tercihi, bu bizim tercihimiz; ama, ne ki, insanlar, bir kısırdöngü içine mahkûm edilmiş gibi o çerçevenin içinde kalıyorlar.

Dün, bir ulusal gazete, son mini yerel seçim yenilemesiyle ilgili bir haber verdi. Hepimizi ilgilendirdiği için söylüyorum, çünkü, siyasetçiyiz. Bir ilçede, bir partinin kazandığı seçimi Türkiye geneline uyguladı ve o partiyi birinci parti ilan etti. Bunun hangi kurala uygun olduğunu düşünelim. Bu, gazetecilik kurallarına mı uygun, matematik kurallarına mı uygun?! Türkiye'nin herhangi bir ilçesini alabilirsiniz, orada çok küçük bir parti seçim kazanabilir; bunu, bütün Türkiye'ye yayıp manşetten veriyor; şu parti mahvoldu, bu parti birinci parti oldu diyor, Sonra, onun üzerine, başyazarı da bir yorum yapıyor Türkiye'nin siyasal dengelerine ilişkin. Sonra, o haberi ve o yorumu okuyan bazı siyasetçiler de, o haberlerin üzerine, siyasal hareket oluşturuyorlar Türkiye'de; böyle bir çerçeve... Okuyucu, nasıl doğru haberi görecek, nasıl doğru haberden yararlanacak, nasıl bilgilenecek; mümkün değil. İşte, Türkiye'de, gerçeği öğrenme hakkı böyle, gerçeği böyle öğreniyorsun.

Bir de, yayının konusunu oluşturan bireyler var. Haber konusu insanlar gözaltına alınıyorlar, tutuklanıyorlar; bunları vitrine kocaman koyuyorlar. Tabiî, yaşları büyük olduğu için, gözlerine böyle bant falan da çekmiyorlar. Suçlulukları falan belli değil; ilk günden suçlu ilan ediliyorlar. Kim olursa olsun, herkesin başına gelebilir, gelmiştir Türkiye'de; bu, siyasal alanda da olur, diğer alanlarda da olur. Ama, bunlar, bir süre sonra aklanıyorlar, bir süre sonra tahliye ediliyorlar. Ne tahliyeleri ne de aklanmaları haber oluyor; bir köşede küçücük bir haber; ama, ilk haber, kitlelerin kafasında kalıyor, ilk haberle insanlar etkileniyor, o kişiye ilişkin yargıları pekişiyor. Şimdi, manzara bu.

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya)Yeter...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Senin başına böyle bir şey gelirse, bana "yeter" demezsin.

Bu durumda, elimizdeki yasa tasarısı, özgürlük alanlarını, yani, basın emekçisine ilişkin alanı, okura ilişkin alanı, haberi oluşturan kişilerle ilgili alanı genişletiyor mu; hiçbir şey genişletmiyor. Güzel bir yasa tasarısı, şunları düzenliyor, bunları koyuyor; hayırlı olsun; ama, bu kadar arkadaşlar. Bu söylediklerimi bu yasa tasarısıyla ilgili görmeyebilirler arkadaşlar; ama, basın özgürlüğü deyince, çok geniş bir alan.

19 uncu maddeye gelince, çok kısa söyleyeyim, bir hukukçu olarak söylüyorum: Bu 19 uncu madde, tam bir sansür maddesidir. Bakınız, 19 uncu maddede şöyle bir bölüm yer alıyor: "Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde -yani, şikâyet dilekçesi veriliyor; dava açılıncaya kadar geçecek bir süre var- cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse..." Nedir bu; adlî tabip raporu da var bunun içerisinde. Yani, bir adam bir adamı dövmüş, hakkında soruşturma açılmış. Gazetede bununla ilgili şöyle bir haber çıkamayacak artık: "Bir mahalle kavgası, yaralılardan birisinin 5 gün raporu var." Yazsa ne olur yani, Türkiye mi yıkılacak?!

İkincisi, bu maddenin birinci fıkrası bu şekliyle kalırsa, Türkiye'de hiçbir çete haberi verilemez. Ne zamana kadar verilemez; davanın sonuna kadar verilemez. Gazeteler haberi nasıl verecek? Gayet açık; raporu veremiyorsunuz, iddianameyi veremiyorsunuz; nasıl verilecek?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Dava açılmasına kadar.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Evet, dava açılmasına kadar. Dava açıldıktan sonra da bir engelleme var, ikinci fıkrayı okuyorum...

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Sonuçlanmasına kadar değil.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Hayır, birinci fıkra şöyle: "Kamu davası açılıncaya kadar ya da takipsizlik kararı verilinceye kadar."

İkinci fıkrayı okuyun lütfen: "Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar." O bölümde de, mütalaa verilemez deniliyor. Mütalaa kavramı çok yaygın bir kavramdır, çok esnek bir kavramdır. Yani, siz bir davayı haber olarak verirken bir başlık atarsınız "çete yargılaması" dersiniz, bu bir görüştür, mütalaa dediğim işte, görüştür. Onu da bu çerçeve içine koyarlarsa, bu madde çok büyük sorun yaratır. O nedenle, bu maddenin değiştirilmesine ilişkin -Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun da desteğini bekliyorum, deminden beri itiraz ediyor- yeniden düzenlenmesine ilişkin bir önerge veriyoruz arkadaşlar. Bu önergeyi, lütfen, Sayın Bakan ve Sayın Komisyon da incelesinler, şu anda önlerinde. Eğer, madde, bizim dediğimiz doğrultuda düzeltilirse, sanıyorum, uygulama imkânı olur ve daha sağlıklı bir hale gelir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu kanun tasarısının içinde yer alan cezalar yerel basın için bir azaptır. Evet, engellenmelidir, kişiliklere yönelik saldırılar engellenmelidir, tekzibi yayımlamayan ceza görmelidir; ama, yerel basına, koskoca gazetelere, medya patronlarına uyguladığınız cezaya yakın bir ceza uygularsanız, kimse gazete çıkaramaz hale gelir. Suç işlemesinler diyebilirsiniz; ama, demin bahsettim 19 uncu maddede, suçun ne olduğu bile belli değil. Bu madde bu haliyle geçerse ve bu cezalar uygulanırsa, Türkiye'de yerel gazete çıkarmak mümkün olmaz. O zaman bu yasa tasarısında yer alan şu çok güzel sınıflama, yaygın süreli yayın, bölgesel süreli yayın, yerel süreli yayın ne anlama gelir? Yerel süreli yayın; onlara bir statü veriyoruz, onlara bir anlam veriyoruz; ama, bu uygulanamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Sayın Başkan, 5 dakikam daha var.

BAŞKANBuyurun Sayın Baloğlu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Sayın milletvekilleri, bu ceza uygulaması dışında yerel basına ilişkin söylenecek çok söz var; ama, uzatmak istemiyorum.

19 uncu maddedeki yasaklamanın mutlaka kaldırılmasını, basın özgürlüğüyle ilgili bir yasada sansürün yer almamasını önemle bilgilerinize sunuyorum. Eğer, bunu gerçekleştirebilirsek, bu yasa, diğer arkadaşlarımın da söylediği gibi, daha olumlu özelliklere kavuşacaktır.

Son olarak söylemek istediğim şudur: Basın Yasasının, bugünkü tartışmaları dışında, sadece basın patronlarına değil, medya emekçilerine özgür çalışma ortamını getirmesini, işgüvenliği imkânları getirmesini sağlayacak bir tartışmanın da başlangıcı olmasını diliyorum, bu yolun açılmasını diliyorum.

Bu duygularla, hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 9 Haziran 2004

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook