İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 63. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Gençlik ve spor gn.md.lüğünün teşkilat ve görevleri hk.(ss.384)

Fikret Ünlü

Karaman Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 63. Birleşim · 2. yasama yılı · 4 Mart 2004 · 2.022 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fikret Ünlü (CHP), 4 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENÇLİK VE SPOR GN.MD.LÜĞÜNÜN TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HK.(SS.384)); konuşma 2.022 kelime.

Fikret Ünlü (CHP, Karaman). “Gençlik ve spor gn.md.lüğünün teşkilat ve görevleri hk.(ss.384)”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 4 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fikret-unlu-22-2004-03-04-genclik-ve-spor-gn-md-lugunun-teskilat-ve-gorevleri-hk-ss-384 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FİKRET ÜNLÜ (Karaman)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 384 sıra sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporu üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önce, dün tüm ulusumuza büyük gurur yaşatan, büyük sevinç yaşatan Gençlerbirliği Kulübümüzü, başta Sayın İlhan Cavcav olmak üzere yöneticilerini, çalıştırıcılarını, teknik direktörü, hepsini kutluyoruz, başarılarının devamını diliyoruz. (Alkışlar)

(x) 384 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlarım, izninizle, konuya girmeden önce, aslında tüm insanlık adına, küçük bir insanlık hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Dolaylı olarak sporla da ilgisi çok fazla aslında; çünkü, yüzyıllardır bütün dünyada ırk ayırımı, dil ve din farklılıkları, mezhep ayrılıkları, herhangi bir siyasî düşünce ayrılığı gözetilmeksizin, bildiğiniz gibi, spor sahalarında insanlar yarışıyor, hep yarışıyoruz. Bunun, bütün bu organizasyonların tek ve en büyük amacı -iki gün önce de söylediğim gibi, binlerce yıldır böyle- ideal bir insan tipi oluşturabilmektir, bütün bu değerlere bağlı insan olabilmektir. Bu açıdan, bu anlatacağım hikâyeyi çok önemsiyorum; o bakımdan, belki de bizim Genel Kurulumuzda böyle değerlendirmelerin yapılmasının yararlı olacağına da inandığım için sizlerle paylaşmak istedim.

Konunun kahramanı iki kişi; biri, bugün otobüsle Makedonya'ya gidiyor, Manisa'daki şoför İsmail Şengül. Bana telefon açtı "Bakanım, sen de geliyor musun" dedi, ben gidemiyorum dedim; birkaç gün önce uçak kazasında kaybettiğimiz büyük Türk dostu, spor adamı, devlet adamı Cumhurbaşkanı Boris Trajkovski'nin cenazesine gidiyor İsmail. Devlet yönetiminden kim katılıyor, şu ana kadar bilmiyorum; ama asıl hikâye şu, değerli arkadaşlarım.

2002'de idi, ben, Makedonya ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı iken, Makedonya Cumhurbaşkanı Boris Trajkovski Türkiye'ye geldi Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak; yeni cumhurbaşkanı olmuştu, ilk ziyareti Türkiye'ye oluyordu. Akşam, Cumhurbaşkanlığında bana dedi ki: "Benim tanıdığım, Türkiye'ye göç etmiş bir aile var, otuzbeş kırk yıldır hiç görmediğim, benim bir çocukluk arkadaşım vardı, İsmail; ben, onların evlerinde büyümüştüm; annesi, bize, börekler çörekler yapardı; çoğu zaman onlarda kalırdım. Sonra, Türkiye'ye göçtüler. Biz, adını İso diye biliyoruz; İsmail'di, ama biz İso derdik. -Herhalde, o rejimin gereği olarak saklıyorlardı- O gün bugündür, kendisinden, aileden hiç haber alamadım, nerede oturuyorlar, soyadları ne oldu, ne iş yapıyorlar hiç bilmiyorum."

Ben, Sayın Cumhurbaşkanım üzülmeyin, ben İsmail'i yarın size bulurum dedim. "Nasıl bulacaksın?.." Buluruz, dedim. Neyse... Dışarı çıktık, bizleri izleyen medya mensuplarına olayı anlattım; akşam televizyonlarda söylendi; öbür gün de, bu haber gazetelerde yer aldı. İsmail, Manisa'da şoförlük yapıyor, bir gazetede bunu okumuş "Türkiye'deki, İso lakaplı İsmail kim?" Aslında, İsmail, Boris'in cumhurbaşkanı olduğunu da bilmiyor; bu beni tarif ediyor, bu benim diye yollara düşüyor, Manisa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne gidiyor, İl Müdürü beni arıyor. Biz, o gün, İstanbul'da Şarık Tara'nın, öğleyin, Cumhurbaşkanı onuruna verdiği yemekte beraberiz. Boris ile Şarık Bey dostlar. Neyse, fazla uzatmayayım. İl Müdürü Vedat Bayram telefonu getirdi, dedi ki: "Sayın Bakanım, İsmail telefonda." Ben, telefonu Boris'e uzattım; başladılar konuşmaya. Ben, bir cumhurbaşkanının gözlerinden sicim gibi yaşların döküldüğünü gördüm. Akşam Makedonya'ya dönecek, görüştüremiyoruz; İstanbul'da kardeşleri var, onlarla buluşturabildik ve ben dedim ki; ben size İsmail'i göndereceğim. Bir iki ay sonra, İsmail'i, bir sporcu kafilesiyle Makedonya'ya gönderdim, malzemeci olarak kadroya aldık, bürokratlar da bilirler. Bir hafta kaldı, Cumhurbaşkanının misafiri oldu. Sonra, o yaz, bizim özel misafirimiz olarak Türkiye'ye geldiler, ailece tatil yaptılar. Çok yazık oldu tabiî, böyle bir Türk dostu insanı kaybetti Türk dünyası.

Bunu, biraz da şunun için anlatıyorum: Biz, ondan sonra, bu uluslararası gençlik kamplarına çok daha fazla önem vermeye başladık; Sayın Bakana da bu vesileyle tekrar hatırlatmak istiyorum. İnsan ilişkilerinin, diyalogların, sevginin, saygının, günü geldiğinde bütün insanlığı ne kadar değiştirebileceğini, kararlarda ne kadar etkili olabileceğini düşündüğüm için, buna inandığım için, bunu, biraz da tüm insanlık adına anlatmış oldum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, sponsorluk, biraz da ödül ve özerkliği kapsayan yeni değişiklikle gündeme getirilen yeni yasa tasarısına gelelim. En başta, Sayın Bakanım ve Genel Müdür Mehmet Atalay olmak üzere, değerli bürokrat arkadaşlarımı canı gönülden kutluyorum. Yalnız şunu söyleyeyim: Sayın Süleyman Demirel'in "GAP'ı gaptırmam" diye bir lafı vardır; ben de sponsorlukla ilgili yasayı kaptırmam; onu da söyleyeyim; çünkü, ilk kez benim dönemimde, 57 nci hükümet döneminde sponsorlukla ilgili yasayı çıkardık; fakat, o zaman, sınırlı oldu, kapsamını genişletemedik. Burada suçlu arayacak değilim. Çok uğraştım, didindim; ama, kapsamı sınırlı tutuldu, uluslararası faaliyetler ve organizasyonlarla sınırlı kaldı. Yine, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün uygun göreceği yarım kalmış tesisler ya da yeni yapılacak olanlar bizim sponsorlukla ilgili yasamızda da vardı; o, aynen korunmuş; hatta, kulüpler ve federasyonlar da içine alınarak daha da genişletilmiş.

Değerli arkadaşlarım, bir Gençlerbirliğinin başarısı gibi, geçmişte sporda kazanılmış, hepimizi güldüren, hepimizin büyük ortak sevinç kaynağı olan tüm başarıların ülkemiz insanları üzerinde ne kadar etkili olduğunu gözönüne alırsak, spora ve sporcuya yapılan bu tür yatırımların önemini, değerini daha iyi kavrıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şunu da antrparantez söyleyeyim: Maliye bürokratlarının -Sayın Maliye Bakanımız burada yoklar- çok fazla inceleyebilmiş olduğunu da sanmıyorum. Gerçekten, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bürokratları bu konuda büyük başarı sağlamışlar, kabul ettirmek için büyük uğraş verdiklerine inanıyorum; çünkü, kapsamına baktığınız zaman, istismara da çok açıktır. Aslında, Sayıştay ve Maliye, tabiî, bu yönetmeliği uygun görecek, o aşamaya geldiğinde biraz daha zorlanacaklardır diye tahmin ediyorum. Düşünsenize, Türkiye'de binlerce kulüp var, yüzbinlerce lisanslı sporcu var; yalnız, Adana'da, yılda, 2 950 tane, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün denetimi, bilgisi altında yapılan ulusal organizasyon var. Yılda, 500'ün üzerinde uluslararası müsabaka yapılıyor.

Demek ki, Türkiye'de, Genel Müdürlüğün denetimi altında, 100 000'in üzerinde ulusal, yurtiçi müsabaka yapılıyor. Bunların tümüne sponsor bulup, para aktarmaya kalkarsanız, tabiî ki, Türk sporu büyük bir atılım yaşar, bundan büyük gurur duyuyoruz, büyük sevinç duyuyoruz; ama, bir yanı var ki, çok iyi denetlenmesi gerekir, istismara da açıktır. Gerçi, yeminli malî müşavirler ve Genel Müdürlüğün denetimi getirilmiş; ama, yeterli değildir. Bizim ülkemizde iyi niyetli insanlar da var, ne yazık ki, farklı düşünenler de var. O bakımdan, kulüpler, bir ölçüde karapara aklama merkezleri haline gelebilir. Onun için -tabiî ki, bunu telaffuz da etmek istemem, ama- ben, yine, arkadaşlarımın dirayetiyle, iradesiyle, bu engellerin de aşılabileceğini tahmin ediyorum, bunu da sağlayacaklardır; onu da hatırlatmadan edemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yasa tasarısı Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, bizim, Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyesi değerli arkadaşlarım, Mehmet Akif Hamzaçebi, Kemal Kılıçdaroğlu, Ali Kemal Kumkumoğlu, Osman Coşkunoğlu, Gürol Ergin, Mehmet Mesut Özakcan, Yakup Kepenek ve Kâzım Türkmen'in, bir konuda, aslında tavsiye anlamında ayrışık oyları var. Bunu, izninizle, çok kısa, tutanaklara geçmesi açısından okumak istiyorum. Ayrıca, uyarıcı bir niteliği olduğu için de önemsiyorum :

"Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planına göre, spor tesisleri ve faaliyetlerinin, spor elemanlarının hizmetiçi eğitimlerinin, malî ve idarî açıdan tam bağımsız spor kulüpleri, federasyonlar ile özel teşebbüs ve mahallî idareler tarafından yapılması veya işletilmesi sağlanacak, kamu kesiminin görevi ise, denetlemek, yönlendirmek, teşvik etmek ve bu alandaki bilim ve teknolojideki yenilikleri takip etmek olacaktır.

Bu çerçevede, halen özerk olan Futbol Federasyonu dışındaki federasyonların özerk bir yapıya kavuşturulması yönündeki düzenleme olumludur; ancak, özerkliğin idarî bir kararla gerçekleşecek olması sakıncalıdır.

Bilindiği gibi, özerklik, merkezî idare dışında bir alanın yaratılmasıdır. Bu nedenle, özerkliğin, Futbol Federasyonu örneğinde olduğu gibi kanunla gerçekleştirilmesi gerekir. Federasyonların idarî kararla özerklik ve buna paralel olarak tüzelkişilik kazanması, aynı şekilde, yine, idarî bir kararla özerkliklerinin ve tüzelkişiliklerinin sona ermesi sonucunu yaratır. Bu da son derece sakıncalıdır. Düzenlemenin bu şekilde Anayasanın 7 ve 8 inci maddeleriyle uyumlu olmadığı düşünülmektedir."

Değerli arkadaşlarım, özerklik, bildiğiniz gibi, aynı meslekten, uzman kişilerin oluşturduğu kamu kuruluşları için düşünülmüş bir düzenlemedir, geliştirilmiş bir kavramdır. Onun için, meslekten insanlar ve uzman kişiler olmasını gerektirir. Tabiî ki, bizim spor federasyonlarımızda buna çok özen gösteriyoruz, dikkat ediyoruz; en azından, branşla ilgisi çok fazladır.

Şimdi, burada dikkat çekmek için söylüyorum; bizde, üniversiteler, yargı organları, basın-yayın kuruluşları, Diyanet İşleri Başkanlığı, benzer, yani uzmanlık gerektiren, meslekten insanların oluşturduğu kurumlar özerk hale getirilmiştir. Federasyonları da özerk yaparken, bu amaca yönelik olarak, buna hizmet etsin diye destekliyoruz.

Şimdi, tabiî, idarî bir kararla, Büyük Atatürk zamanında, 1938'de çıkarılan 3530 sayılı Yasada yer almıştır Merkez Danışma Kurulu; onların uygun bulması ve ilgili sayın bakanın önerisi, başbakanın oluruyla, federasyonları özerk yapacağız. Güzel, pratik bir yoldur. Hukukî temeli -arkadaşlarımın çekincelerinde de var- ne kadar sağlıklı, doğrusu ben de bilmiyorum, tartışmakta yarar var; aslında, tartışmışlardır da. Aynı şekilde, idarî bir kararla özerkliklerine son verilebilir diye bir kaygı var tabiî, bir tereddüt var; onun da giderilebileceğini tahmin ediyorum değerli arkadaşlarım.

Sponsorlukla ilgili yasanın uygulanabilmesi için, hiç kuşku yok ki, yasanın çok iyi tanıtılması lazım. Bizim iş dünyamızdaki hayırsever insanlarımızın, spora gönül vermiş, spor bilinciyle gelişmiş, spor kültürünü kavramış insanların bu yasadan haberdar olması gerekiyor. Biz, uluslararası diye sınırlı tuttuk. Şunu da söyleyeyim: İnanın, onlar da vergiden düşmediler. Aydın Doğan Bey ile Sakıp Sabancı Bey dışında, ne yazık ki -adlarını da vermek istedik değerli yöneticilerimizin; bir kampanya başlattık, yarım kalan tesisleri tamamlayın, adınız da yaşasın diye- çok fazla ilgi uyandıramadı. Biz de çaba gösterdik.

Tanıtılması gerekiyor. Nerede tanıtılacak; mutlaka, yine, spor ortamlarında, spor çevrelerinde ve sporun önemini, değerini bu insanlara anlatarak, yaptıkları hizmetin, yalnız vergiden düşmek için değil, kârdan düşmek için değil, toplum yararına bir hizmet olduğu bilincine de ulaşmalarına katkı yapmak için çok iyi tanıtılması lazım. Nereler olabilir; bizim bugün 54 üniversitemizde beden eğitimi ve spor yüksekokulları var. Değerli yönetici arkadaşlarımız bilirler, üç ayda bir, biz, onlarla, Bilgi Paylaşım Projeleri adı altında toplantılar yapıyorduk. Bölgedeki bütün sporadamları, üniversitelerdeki bütün sporadamları, 54 üniversitenin sporadamları, o üniversitede, her üç ayda bir başka bir üniversitede toplantılar yaparak Türkiye'de bu sorunları tartışıyorduk. Bunlara, sponsorluk yapabilecek o bölgedeki işadamları, yatırım yapabileceğini düşündüğünüz kişiler de davet edilerek o spor ortamı içerisinde etkilenirler diye düşünüyorum. Böyle bir tavsiyem var değerli yönetici arkadaşlarımıza.

Sporculara destek olmak amacıyla otuz yıldır mücadele veriliyor Türkiye'de. İlk kez, övünmek gibi olmazsa, yine, benim Beden Terbiyesi Genel Müdürü olduğum dönemde 700-800 sporcuya maaş veriyorduk; "İticigüç Yönetmeliği" adı altında çıkardık. Yalnız uluslararası değil, ulusal alanda, yurtiçi müsabakalarda, yıldızlar, gençler ve büyükler kategorilerinde birinci ve ikinci, hatta, üçüncü gelenlere maaş bağladık. Sayıştaydan izin aldık; tabiî, Maliyenin izniyle, katkısıyla. Sanıyorum, üç yıla yakın, bizim sporcularımız maaş aldı; aylık maaşlı, kalifiye bir işçi maaşına eşitti o zamanlar. 800'ün üzerinde sporcuya maaş bağladık. Çok gerekliydi. O zamanlar büyük atılım yapıldı. Sonradan, bunu, ödül yönetmeliğine dönüştürdüler ve arkasından, tabiî, biz, onu daha da geliştirdik, yine, 57 nci hükümet döneminde, müşavirlik yasası ve ödül yasası diye. Sporcularımız, Avrupa ve dünya şampiyonu, olimpiyat şampiyonu oldukları zaman yüzlerce altın alıyorlar. Bir Avrupa şampiyonu 450 altın alıyor; az değil. Yani, dünya üçüncüsü olan futbolcularımız dahil, hatta kulüplerimize, UEFA şampiyonu olmuş Galatasaray dahil, hepsine bu ödüller verildi. Şimdi, tabiî, sponsorlukla bu kapsam daha da genişletiliyor.

Aslında, sizlere, ben, her sözümün arasında, hem teşekkür etmek istiyorum hem kutlamak istiyorum; ama, izninizle, tabiî, 20 dakika, yalnız sizi övmekle geçmez; onun için, geçmişte yapılanları da hatırlatmakta yarar var değerli arkadaşlarım.

Şimdi, yalnız, tabiî, kurumlara yardımcı olabilecek, sponsorluk yapabilecek insanlarla ilgili değil; Türkiye'de, biz, spor bilincini, spor kültürünü geliştirmeden, ne yaparsak, ne kadar iyi niyetle yaklaşırsak yaklaşalım, kalıcı bir barış sürecine ulaşamayacağız. İşte, görüyorsunuz, bazen çok üst düzeyde başarılar elde ediliyor; sonunda, tekrar düşüş oluyor. Bu, hangi dönemde olursa olsun, hiç sorun değil; yani, bir başarı düzeyi yakalandı son yıllarda; arkadaşlarımız da, onu, gayretle sürdürmeye çalışıyorlar; ama, bunun toplumsal bir başarıya dönüşebilmesi için, mutlaka, toplumda spor bilincinin, spor kültürünün gelişmesi lazım değerli arkadaşlarım. Bunun için, Türkiye'de, toplumun öncülerinin, öncü insanların, liderlerin, gençlerin gözündeki -sanatçı olsun, bilimadamı olsun, siyasetçi olsun- kahramanların spor yaşamı çok önemli. O bakımdan, o insanları da federasyonlarda görevlendirerek -başkan olsun, yönetici olsun, tabiî seçimle geliyorlar, ama- toplum önünde, spor kamuoyu önünde onları göstermekte büyük yarar var. Ben, çoğu zaman görüyorum, bakıyorum, tenis kortlarında, basketbol sahalarında, yüzmede olsun, okçulukta olsun, dağ başlarında olsun, basketbolda, voleybolda, futbolda, başka bütün spor branşlarında, hepsinde, herkes... Sayın Başbakanımız, futbolcu kişiliğiyle çocukların ilgisini çekiyordur hiç kuşku yok. Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, benim bildiğim, kırk yıldır her sabah istisnasız yürüyor. Ben, geçenlerde, Ankara Spor Kulübünde sabahın 7.30'unda Sayın Rahmi Koç'la karşılaştım -orası otel değil, sabahın 7.30'u- hayrola Rahmi Bey dedim "ben Hiltonda kalıyorum, oradaki tesislerde tadilat varmış, burada olduğunu söylediler" dedi; sabahın 7'sinde geliyor, spor yapıyor. İki günlüğüne Ankara'ya geliyor Rahmi Bey, spor salonuna gidiyor. Ben dedim ki, bunu bir örnek olarak her yerde anlatacağım. Sözümü de tutmuş oldum, doğrusu.

Şimdi, tenis kortlarındaki sanatçılarımız, başka alanlardakiler, çok etkili oluyor. Bir Göksel Arsoy, Herkes İçin Spor Federasyonu Başkanlığına getirildi.

Sayın Grup Başkanvekilimiz, eğer uygun görürseniz, acaba, kişisel söz hakkımı da kullanıp devam edebilir miyim; çünkü, zamanım yetmeyecek.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)İstifade ettik; ama, yeter Sayın Bakanım; işimiz çok.

FİKRET ÜNLÜ (Devamla)Peki, işleri çok; doğru. Çok önemli olduğu için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 4 Mart 2004

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook