İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 60. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Ekonomik istikrarı sağlamak için ek vergiler alınması hakkında kanun tasarısı ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s. sayı 105)

Hasan Aydın

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 60. Birleşim · 1. yasama yılı · 2 Nisan 2003 · 1.067 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Aydın (CHP), 2 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EKONOMİK İSTİKRARI SAĞLAMAK İÇİN EK VERGİLER ALINMASI HAKKINDA KANUN TASARISI İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S. SAYI 105)); konuşma 1.067 kelime.

Hasan Aydın (CHP, İstanbul). “Ekonomik istikrarı sağlamak için ek vergiler alınması hakkında kanun tasarısı ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s. sayı 105)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 2 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-aydin-22-2-2003-04-02-ekonomik-istikrari-saglamak-icin-ek-vergiler-alinmasi-hakkinda-kanun-t (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2 nci madde üzerinde söz aldım. Şüphesiz, benden önce konuşan arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, buradaki, bu kanun maddesinin çıkarılmasındaki temel amaca yönelik bazı düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Türkiye'nin içinde bulunduğu durumun zor olduğu aşikâr. Ülkemizin, henüz aşamadığımız, geçemediğimiz bu kriz döneminde, kaynaklara ihtiyacı var. Hükümetimizin daha yeni olduğu, geldiğinde zor bir dönemi devraldığını da kabul etmek durumundayız. Yeni bir kaynak ihtiyacı var ve bu çıkan yasalar, esas itibariyle, yeni kaynakların oluşturulmasına yönelik; ancak, bazı gerçekleri irdelememiz gerekiyor. Bugüne kadar, yıllardır, belki de onyıllardır, 1980 yılından sonra özellikle, Türkiye, ekonomik olarak zor günler yaşadı. Her zorlandığımızda bazı tedbirler alındı ve bu tedbirler genellikle de geleneksel...

Zorlukları aşmak için ne yapıldı? Bugüne kadar, zorlukları aşmak için, esas itibariyle, Adalet ve Kalkınma Partisinin uygulamakta olduğu yöntemle, uygulamakta olduğu biçimlerle bir çözüm bulunmaya çalışıldı. Ne yapıldı? Artık, Türkiye'de, hangi insana sorarsanız sorunuz, bilinen bir gerçek var; ne zaman hükümetler sıkışsa, ne zaman ülke bir krize girse, en kolay, en rahat yapılabilecek, başvurulabilecek yöntem zam. Bir türlü, Türkiye'nin kaderindeki bu zam felsefesi ve mantığı değişmedi; zam, zam zam... Kabul etmemiz gerekiyor ki, zaten, yaşam zorluğu içerisinde bulunan, almış oldukları ücretlerle geçinemeyen, işsiz olan kesimler, zamdan ve hükümetin bu uygulamalarından en fazla etkilenen kesimleri oluşturuyorlar.

Başka ne yapıyoruz; mülklerimizi satıyoruz; cumhuriyetin yaratmış olduğu değerleri satarak, cumhuriyetin yaratmış olduğu varlıkları, yani hazırlarımızı satarak -yaratarak değil, üreterek değil, kazanarak değil, kazancımızı yatırıma dönüştürerek değil, kazanarak borçlarımızı ödemek değil- hazıra konarak, hazırı kullanarak, bizim kazanmadıklarımızı, atalarımızın, babalarımızın kazandıklarının, bize sermaye, bize miras bıraktıklarının üzerine oturarak bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Benim bildiğim, son yirmi yıldır bu yöntem denendi ve bu yöntemi deneyenler, yani, baba mirasını hovardaca harcayanlar, babalarının kendilerine bırakmış olduğu servetleri bedavadan, sağa sola, har vurup harman savuranlar asla başarılı olamadılar. Ben üzgünüm; Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, maalesef, bugün bu yöntemi değiştirmiş değil; muhalefetteyken bundan farklı şeyler önermekteydi ve halkımızın çok önemli bir kısmı bu noktadaki iddiaların gerçekçi olabileceği düşüncesiyle Adalet ve Kalkınma Partisine destek verdi.

Emlak Vergisi alacağız; yani, klasik biçimiyle, evlerden vergi alacağız.

Değerli arkadaşlarım, ben İstanbul milletvekiliyim. Dışarıdan baktığınız ya da kitaptan okuduğunuz zaman İstanbul, Türkiye'nin en büyük şehri ve dünyanın da en büyük kentlerinden bir tanesi; ama, İstanbul'da yaşayanlar bilirler ki, İstanbul, aslında, belki de, dünyanın en büyük köylerinden bir tanesi; yapısıyla, kültürüyle, binasıyla, yoluyla, trafiğiyle, insan ilişkileriyle İstanbul, belki de, dünyanın en büyük köylerinden bir tanesi. İstanbul'da bir ev... Bu evden, hükümetimiz, zorluk içine düştüğü için, vergi alacak. Öyle bir ev tasavvur ediniz ki kafanızda lütfen -yüzlerce var bundan; binlerce, onbinlerce ev var- evin 4 tane duvarı çatılmış, üzerine zar zor bir çatı kurulmuş, uyduruk bazı pencereler, kapılar konmuş; belki, içeride 4 tane, 5 tane odası varsa ya da kapı ihtiyacı varsa bir tek kapısı var; kapısı olmayan bir ev... Nereyi anlatıyorsunuz diyebilir arkadaşlarımız; İstanbul'u anlatıyorum; dağı taşı altın olan İstanbul'da bir evden bahsediyorum, binlerce evden bahsediyorum, binlerce konuttan bahsediyorum.

Sevgili arkadaşlarım, ev bir servet değil ki. Ev, insanların, bir rant mekanizması, pay alınması gereken bir şey değil ki. Kafalarını soktukları, soğuktan korundukları, çocuklarını bir yuvaya koymak ihtiyacında oldukları bir makamdan, bir ortamdan vergi alarak, ondan para isteyerek, onun vermiş olduğu parayla krizden çıkmayı nasıl düşünebiliyoruz anlamıyorum ya da o parayı alarak, o parayla borçları ödediğimizde nasıl vicdan rahatlığı içinde olabileceğimizi, doğrusu, ben tahmin edemiyorum. Yöntem yanlış. Bu yöntemden vazgeçmemiz gerekiyor. Bu yöntem yanlış, bu yöntem olmadı, bu yöntem olmayacak.

AHMET YENİ (Samsun)Nereden para bulacağız?

HASAN AYDIN (Devamla)Nereden para bulacağız... Doğrusu, bizim size yardım etmemiz gerekiyor; çünkü, zaten, nereden para bulacağınızı biliyor olsaydınız, fakirin sırtına bu kadar yüklenmezdiniz; ama, biz, paranın nereden bulunacağı noktasında da öneri yapıyoruz size.

Bakınız, bugün, arkadaşlarımızla Devlet Demiryollarının incelemesini yapıyorduk; değerli arkadaşlarım, orada bazı bilgiler aldım. (AK Parti sıralarından "kaynak söyle" sesleri)

Kaynak söyleyeceğim arkadaşlar.

Bakınız, 3X3 otoban yaptığınızda kilometre bedeli 12 milyon dolar ve böyle bir yolda saatte 30 000 kişi taşıyabilirsiniz. Demiryolundaki genel müdürümüz, arkadaşlarımız bize der ki: "Biz, sinyalizasyon temeline dayalı iki demiryolu yaparsak, çift hat yaparsak, saatte 30 000 yerine 60 000 kişi taşırız ve bunun kilometrekaresinin maliyeti 4 000 000 dolar." Arkadaşlar, para, para...

Peki, samimiyetle bir şey söyleyelim. Bir şey söylendi, duble yol denildi, 15 000 kilometre duble yol yapılacak. Bunu, Sayın Genel Başkanınız seçimden önce söyledi. Ben de burada bir kaynaktan söz ediyorum. Bu fakirden fukaradan almış olduğunuz vergiler, memurdan kesmiş olduğunuz para, niye, duble yola gidiyor da, demiryoluna gitmiyor; neden gitmiyor?

Bakınız, bir şey daha söyleyeyim ben size: Bir ulusal politika izlediğimiz zaman, bir millî politika izlediğimiz zaman bu ülkede çıkış var. Üstelik, bu yapmış olduğunuz duble yollar dışa bağımlılığı artıran, enerji ihtiyacını, petrol ihtiyacını artıran, otomotiv ihtiyacını artıran, teşvik eden bir özellikteyken, Ankara-İstanbul arasında 3 saat 10 dakikada ulaşımı sağlamak mümkün; daha ucuz, daha kârlı, daha millî; motoru kendisi yapıyor, vagonu kendisi yapıyor, demiri kendisi yapıyor, uzman bizden, yürüten bizden, makinist bizden, Türkiyeli... Böyle bir tercihi önerdiğimiz zaman, size soyut gibi geliyor; ama, bu, son derece somut bir kaynaktır.

Bakınız, bir şey daha söyleyeyim ben size: Yirmi yıl içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları 11 milyar dolar zarar yapmış arkadaşlar, 11 milyar dolar ve şu andaki, 2002 yılı sonu itibariyle yapmış olduğu zarar 600 000 000 dolar civarında. Yani, biz, şimdi, fakirden parayı alacağız, sıkıştık, kurumlarımızın, dibi delik olan kurumlarımızın, har vurup harman savrulan kurumlarımızın, yönetilemeyen kurumlarımızın, perişanlık içinde olan kurumlarımızın iyileştirilmesi için değil, güzelleştirilmesi için değil, gelecekte kâr eden kurumlara dönüştürülmesi için değil... Ya?.. Kurumların açıklarını kapatacağız. Böyle bir anlayışla, böyle bir bakışla, böyle bir aczle, ülkenin bugün içinde bulunmuş olduğu durumu düzeltmemiz, sevgili arkadaşlarım, hiç mümkün mü?

Şimdi, burada, bir şey söyleyeyim; bir arkadaşım beni uyardı. Değerli arkadaşlarım, halk, bizim halkımız, doğrudur, özellikle de zor günlerde, sıkıntılı günlerde, yeri geldiğinde, elindeki ekmeği, sırtındaki ceketini bile ülkesinin geleceğine feda edebilecek özellikte, gerçekten, iyi özelliği olan bir halk. Bugün, Sayın Başbakanın da ifade ettiği, sizlerin de ifade ettiğiniz gibi -halkımızın, yine, samimi olduğu kanaatindeyim ben- ya, bizi bu zorluklardan çıkaracaksanız, biz, zaten, olmayanlarımız dahil olmak üzere, size vermeye hazırız, alyanslarımızı vermeye hazırız, bileziklerimizi vermeye hazırız, maaşlarımızın yarısını vermeye hazırız diyorlardır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ne yapacağız bunları? Bu alyansları alıp ne yapacağız? Bu alyansları...

CAHİT CAN (Sinop)Size niye demiyorlar?!

HASAN AYDIN (Devamla)Bize niye desinler canım, siz perişan durumdasınız, bizim alyansa ihtiyacımız yok ki!

AHMET YENİ (Samsun)Siz başka ülkede mi yaşıyorsunuz?!

HASAN AYDIN (Devamla)Yani, muhtaç olan sizsiniz, alyans toplamak durumunda olan sizsiniz. Lütfen efendim... (AK Parti sıralarından gürültüler)

Sayın Başkanım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

18 konuşma daha · 2 Nisan 2003

18 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook