İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 60. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sağlık haftası nedeniyle

Recep Akdağ

Erzurum Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 60. Birleşim · 1. yasama yılı · 2 Nisan 2003 · 1.524 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Recep Akdağ (AK Parti), 2 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 1.524 kelime.

Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum). “Sağlık haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 2 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2003-04-02-saglik-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birçoğumuzun bildiğini tahmin ettiğim önemli bir gün var, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü Etkinlikleri. Dünya Sağlık Örgütü, 7 Nisanı, bu yıl "Çocuklar İçin Sağlıklı Çevre" konulu özel bir gündemle ele almayı kararlaştırdı.

Bu konuyla ilgili görüşlerimi ifade etmeden önce, konu üzerinde söz alan değerli milletvekili arkadaşımın bazı ifadelerine açıklık getirmek isterim. Kendisi, son derece haklıdır; ülkemizde, sağlıkla ilgili özel günler, hatta bayram ismiyle bilinen "Tıp Bayramı" bile, bir bayram gibi kutlanabilecek, özel bir gün olarak sevinçle kutlanabilecek günler olmaktan uzaktır; çünkü, sağlık göstergelerimiz, üzülerek belirtmeliyim ki, hakikaten, dünya göstergelerinin, Avrupa'daki göstergelerin, hatta, gelişmişlik düzeyi ülkemize yakın ülkelerin göstergelerinin oldukça altındadır.

Ülkemizde, sağlığa bütçelerden ayrılan payın oransal olarak son yıllarda düşük kaldığı da bir gerçektir. Ancak, bu noktada, bu olumsuz gerçekle birlikte iki gerçeğin daha altını çizmekte fayda var; bunlardan birincisi şudur: Bu yıl, hükümetimiz ve Bakanlığımız, koruyucu sağlık hizmetlerine yüzde 5'in üzerinde bir pay ayırmaktadır; ki, geçmiş yıllarda bu oran yüzde 3 civarlarındaydı.

İkincisi ve özellikle vurgulamak istediğim husus şudur: Beklenen, gayri safî millî hâsıladan ayrılan pay itibariyle, bütçeden bu yıl sağlığa ayrılan pay yüzde 1'in üzerinde olacaktır. Bu pay, son yirmi yıl içerisinde sürekli olarak yüzde 0,5 ile 0,8 arasında değişmiştir; ilk defa, bu sene yüzde 1'in üzerine çıkmaktadır.

Hükümetimizin bu yıl yürürlüğe koyduğu antibiyotik yazımı ve kullanımı üzerindeki bazı sınırlayıcı uygulamalar, bazı ilaçlar üzerindeki negatif liste uygulamaları, hakikaten, gelişmiş ülkelerin yıllardır uygulaya geldikleri ve modern tıbbın gereği olan uygulamalardır. Şunu söylemeliyim: Bu uygulamalara karar verirken oluşturduğumuz kurulların içerisinde Türk Tabipler Birliğinin değerli üyesi de bulunmaktaydı; bu kararlar, bu arkadaşlarımızın da içinde bulunduğu bilimsel komisyonlarca alınmıştır. Uzaktan bakılınca, siyasî bir gözle bakılınca, belki marjinal bir bakışla bakınca bunları tenkit etmek mümkündür; ancak, Bakanlığımız, bu uygulamalarla, bilimin gereğini yerine getirmektedir.

Bilimsel kurulların aldığı kararlarda tenkit edilebilecek bazı hususlar bulunabilir. Önümüzdeki uygulama safhasında, eksik görülen veya uygulama açısından değiştirilmesi gerekli görülen noktalar varsa, bunlar da, yine bu kurullara danışılarak düzeltilebilir. Yani, şunu açıkça söylemek istiyorum: Bakanlığımız, bu husustaki uygulamaları, kendi keyfî uygulamaları şeklinde asla yürütmemektedir. Bu kararlar, oluşturulmuş bilimsel kurullar tarafından alınmaktadır; dolayısıyla, bazı marjinal grupların ifadelerini, bu yüce çatının altında, bence, tekrarlayıp durmakta fayda yok.

Reçete kontrolü ve reçete bedellerinin maaşlardan kesilmesi hususu, geri ödeme kurumlarının, bir anlamda sigortacı kurumların, yine, bütün dünyada uygulayageldikleri işlerdir. Bunlara, kesinlikle, olumsuz uygulamalar gözüyle bakmamak lazım; hepimiz biliyoruz ki, bu yüzde 20'lik kesinti uygulamasının düzenli bir şekilde uygulanmaması, ülkemizde, büyük ilaç israfına yol açmaktaydı ve büyük oranda da suiistimallere yol açmaktaydı. Onun için, bunları tenkit etmek, kanaatimce, son derecede gereksizdir.

Değerli arkadaşlarımızın bazen, muhalefet anlamında, sağlıktan tasarruf olmaz, ifadeleri üzerinde de ısrarla durmak istiyorum. Bu ifadeye tamamen katılıyorum; evet, sağlıktan tasarruf olmaz; ama, sağlıkta tasarruf olur; yani, biz sağlıkta tasarruf yapmayalım da, bir reçete bedeli üzerinde, hiç gereği yokken, yüz milyonlarca lirayı heba mı edelim; bu ülkenin böyle kaynakları mı var? Yani, biz "sağlıkta tasarruf olmaz" diyelim de, gereksiz tetkiklerle bazılarının cebini mi şişirelim; bunlar mı söylenmek isteniyor? Hiç, bunların söylenmek istendiğini, bunların ifade edilmek istendiğini zannetmiyorum. Tekrarlamak istiyorum -arada bir kelime farkı var; ama, nüans son derecede önemlidir- evet, kabul ediyoruz, sağlıktan tasarruf olmaz; ama, sağlıkta tasarruf olur; pekâlâ olur ve hem de olmalıdır.

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Yolsuzluğa engel olmak gerekir, yolsuzluğa!..

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla)Evet, yolsuzluğa da engel olmak gerekir; son derecede katılıyorum; değerli bir arkadaşımın böyle bir ifadesi var.

Değerli milletvekillerim, müsaadelerinizle, şimdi, özellikle bu sene 7 Nisan Sağlık Günü, etkinlikler açısından çocuklara hasredilmiş olduğu için, Bakanlığımız, bu yıl, çocuk sağlığı konusunda neler yapacak, ne yenilikler getiriyor, hangi yeni projeleri yürürlüğe koyuyor, onlardan bahsetmek istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, geçmişte de, hakikaten ana ve çocuk sağlığı üzerinde değerli çalışmalar yapmıştır. 1985 yılında, bir pratisyen hekim olarak Karabük'te görev yaptığım yıllarda, mükemmel bir aşı kampanyasının içerisinde görev almıştım. Hakikaten çok başarılı bir çalışmaydı ve bu kampanyadan sonra Türkiye'de aşılama oranları büyük ölçüde arttı. Bu çalışmaların sonucunda çocuk felci, geçtiğimiz yıllar içerisinde Türkiye'den de ortadan kaldırılmış bir hastalık olarak, Avrupa'da, dünyada kabul edilir duruma geldi. Bunlar hakikaten başarılı çalışmalardır. Ana sağlığıyla ilgili de başarılı çalışmalarımız var. Anne ve çocuk ölümleri bir eğilim halinde sürekli olarak azalmaktadır; ama, üzülerek söylemeliyim ki, hâlâ çok yüksek oranlar var.

Biz, çocuk sağlığıyla ilgili olarak neler yapacağız, bu yıl yeni neler yapıyoruz; bir defa, 2003 yılı içerisinde bir kızamık aşılama programımız olacak. 9 ay ile 15 yaş arasındaki 20 000 000 çocuğu kızamığa karşı yeniden aşılayarak, kızamığı büyük ölçüde ülke çocuklarından, ülke gündeminden düşürmeyi hedefliyoruz. Bu husustaki çalışmalarımız bir proje bazında yoğun biçimde devam etmektedir. Çocuklarda zihinsel geriliğe yol açan doğumsal hastalıklar var. Gelişmiş ülkelerde, bu hastalıkların en sık görülenleri için, mutlaka doğumun hemen sonrasında tarama testleri yapılarak belirli önlemler alınır. Maalesef, ülkemizde bu hastalıklardan yalnızca birisi için, o da daha çok üniversitelerin gayretiyle, biraz da Sağlık Bakanlığının yardımıyla bir tarama yapılmaktaydı ve 2003 yılına gelinceye kadar diğer hastalıklarla ilgili bir tarama yoktu. Bu sene bu hastalıklardan en sık görülen ikisi üzerinde bir tarama başlatıyoruz. Bunlardan birisi, guatr bezinin az çalışmasıyla ilgili olan bebek hipotiroidi hastalığıdır, yeni doğanın hipotiroidi hastalığıdır; diğeri de, yine, zamanında tedavi edilmediğinde zeka geriliğine yol açan fenilketonüri diye bildiğimiz hastalıktır. Bu iki hastalık için de, bütün ülke çocuklarını hedefleyen geniş bir tarama programına içinde bulunduğumuz yılda başlayacağız.

Yine, bir tarama programı başlatıyoruz bu yıl, geniş bir tarama programı; bu da, talasemi diye bilinen ve halk arasında da, ailesel akdenizanemisi, ailesel akdeniz kansızlığı diye bilinen bir hastalığın taramasıdır. Ülkemizde bu hastalık, özellikle, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımızda bu hastalıkla ilgili taşıyıcılık oranı yüzde 8'lere, 10'lara çıkmaktadır; bu, çok büyük bir miktardır. Zaten, hastalığa ailesel akdeniz hastalığı denilmesinin bir sebebi de budur. Bu mesele, Kıbrıs'ta, hem Rum kesiminde hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde hemen hemen tamamen ortadan kaldırılmış bir meseledir, komşumuz Yunanistan'da, İtalya'da, birçok ülkede büyük ölçüde halledilmiş bir meseledir; ancak, ülkemizde, maalesef, fazla mesafe katedemediğimiz bir husus olarak, bir problem olarak ortadadır.

Bu sene, 32 ilde, bu hastalığın en fazla görüldüğü illerde geniş bir tarama programı başlatıyoruz ve hedefimiz, bu yıl içerisinde talasemili olarak doğan, doğabilecek çocukların sayısını minimuma indirmek ve önümüzdeki dönemlerde, iktidar dönemimiz içerisinde, bu iktidar dönemimiz içerisinde de bu hastalığı toplumdan tamamen veya tamama yakın ortadan kaldırmaktır.

Bu projelerimizden benim düşünceme göre en önemli olanını sona bıraktım sizlere ve yüce milletimize ifade etmek bakımından. Bu proje, çocuklarımızda beslenmeyi bozan ve de kansızlığa yol açan eksikliklerin önlenmesi projesidir. Ülkemizdeki çocukların sık hastalanmalarının ve çocuk ölümlerinin fazla oluşunun en önemli sebeplerinden birisi yetersiz beslenmedir, yetersiz bebek beslenmesidir özellikle ve bebek beslenmesinde, aslında, elimizde altın kıymetinde bir aracımız var; anne sütüdür bu. Üzülerek söylemeliyim ki, bütün çabalara rağmen, ülkemizde, bebeklik dönenimde anne sütü kullanımı hâlâ aşağı seviyelerdedir. Yine, Bakanlığımızın geçmiş yıllarda yaptığı değerli çalışmalarla bu oran biraz yükseltilebilmiş, ancak, bugün için istenilen seviyeye ulaşılamamıştır. Biz, bu sene anne sütünün, özellikle ilk altı ayda yalnızca anne sütü şeklinde kullanılmasını yaygınlaştıracak, vatandaşlarımızı buna teşvik edecek geniş bir program sürdüreceğiz. Buna ilaveten altı aydan sonra da çocuklarda demir kansızlığını, yani, demir eksikliği anemisini önleyecek yepyeni bir program başlatıyoruz.

Bu Yüce Meclisin çatısı altında, anne sütünün önemini 7 Nisana birkaç gün kala belirtmiş olmaktan son derecede mutluyum. Şunu bilmeliyiz ki, sadece, anne sütünün önemini toplumumuza anlatabilirsek, ilk altı ayda yalnızca anne sütüyle beslenmeyi ülke çocuklarında başarabilirsek, çok büyük bir iş yapmış oluruz. Hepimizin bildiği gibi, anne sütü, son derecede ucuz, aslında, ucuz demek biraz yanlış oluyor, ücretsiz, sürekli hazır olan, son derecede temiz, son derecede sağlıklı ve bütün bir hayat boyunca çocuğun sağlığını etkileyecek üstün özelliklere sahiptir. Burada bir bilimsel toplantı yapıyor olsaydık, öyle zannediyorum ki, anne sütüyle ilgili olarak birkaç oturum konuşabilirdik. Onun için, bu Yüce Meclisin çatısı altından başlayarak, en başta bizlere, hepimize, toplumun her kesimine, anne sütünün bu ülkede yaygınlaştırılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Tabiî, en büyük görevin Bakanlığımıza, Sağlık Bakanlığımıza düştüğünün bilincinde olarak, bu sene bu konuyu, özellikle, değerlendireceğiz.

Şunu huzurunuzda bütün millete tekrar ilan etmek isterim : Hükümetimizin, AK Partinin bütün hedefi insanın mutluluğudur. Biz, insanın mutluluğu için siyasete soyunmuş, ülke insanlarının daha mutlu, refah ve huzur içinde olması için siyaset yapan bir ekibiz. Bu anlamda, sağlık, hakikaten, son derecede önemli bir yer tutmaktadır.

Tabiatıyla, hedefine insanı koyan bir siyasî misyon, sağlık konusunda da önemli adımlar atacaktır. Bu anlamda, bizim hedefimizde de, Sağlık Bakanlığı olarak, insan ve hasta olan insan vardır. Önce, insanların hastalanmamasıdır hedef, yani, koruyucu sağlık hizmetleridir, daha sonra da, hastalanmış insanın, doğru, yerinde ve sürekli tedavisi vardır. Bu anlamda, yapılan binaların, inşaatların, maalesef, birçoğu yarım bırakılmış olan yapıların, ekipmanların insanı tedavi edemeyeceğini çok iyi biliyoruz.

Elbette, fiziksel mekânlar ve ekipman, modern tıbbın en önemli araçlarıdır; ancak, yine, huzurunuzda bütün sağlık çalışanlarına ve vatandaşlarımıza şunu belirtmek isterim, özellikle belirtmek isterim: İnsana verilen hizmette en önemli faktör yine insan olmaktadır. Biz -Bakanlığım ve hükümet ettiğimiz bütün dönemlerde- meselenin bu tarafına özellikle itina göstereceğiz. Bütün sağlık çalışanları Bakanlığa başladığım ilk günden beri şunu bilmektedir: Bizler, sağlık gönüllüleri, sağlık kervanına katılmış insanlar olarak -bakanından, hemşiresine, bir sağlık kuruluşunda görev yapan çaycısına varıncaya kadar- hepimiz, insana doğrudan hizmet eden bir ekip içerisinde yer alıyoruz ve dolayısıyla, insanlara güleryüzle hizmet etmek, insanlara, ihtiyaçları olduğu anda, şefkate en çok ihtiyaç duydukları anda gerekli olduğu biçimde davranmak, bu camianın bundan sonra birinci önceliği olacaktır. Biz, tamamıyla, bunun bilincindeyiz ve bütün personelimizin de bunun bilincinde olması için, hizmetiçi eğitimlerimizi başlatmış bulunmaktayız.

Bu duygu ve düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

18 konuşma daha · 2 Nisan 2003

18 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook