2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 677 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasan Fehmi Güneş (CHP), 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS.(2 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) BAŞBAKANLIK,DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI); konuşma 677 kelime.
Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-2-nci-tur-gorusmelerinde-basbakanlik (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; demokratik yönetimlerin tümünde, başbakanlık, yürütme organının temel unsurlarından biridir. Özellikle parlamenter sistemlerde ve teoride yaygın olarak Başbakana verilen rol, eşgüdümleyicilik (koordinatörlük) olarak isimlendirilebilir. 1961 Anayasasının Başbakanla ilgili düzenlemeleri, bu anlayışın ürünüdür.
Bu nedenle, 1961 Anayasasının 105 inci maddesi, Başbakanı, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak tanımlamış, görevlerini de, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamak ve genel siyaseti gözetmek olarak belirlemiştir. Bir başka anlatımla, 1961 Anayasasına göre Başbakan, Bakanlar Kurulu içinde, eşitler arasında birinci olarak konumlandırılmıştır.
Bugün yürürlükte olan 1982 Anayasasının belirleyici niteliği, güçlü bir yürütme oluşturmaya yönelmiş olmasıdır. Bu yönelişin doğal sonucu olarak, Başbakanlık da parlamenter sistemin sınırlarını zorlayan yetkilerle donatılarak güçlendirilmiştir. Bu cümleden olarak, Anayasamızın 112 nci maddesine göre, her bakan, öncelikle Başbakana karşı sorumludur. Aynı maddeye göre, ayrıca, Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanıdır, bakanlar arasında işbirliğini sağlar, genel siyasetin yürütülmesini gözetir; bakanların görevlerinin Anayasaya ve yasalara uygun olarak yürütülmesini gözetmek ve bu konuda düzenleyici önlemler almakla yetkilidir. Yine Anayasanın 109 uncu maddesine göre, Başbakan, bakanları seçip, belirleyip, Cumhurbaşkanına sunmak ve gerektiğinde bakanların görevine son vermeyi önermek yetkisine de sahiptir. Ayrıca, Anayasanın 124 üncü maddesiyle, Başbakana, yönetmelik çıkarma yetkisi de verilmektedir. 3056 sayılı Teşkilat Yasasının 3 üncü maddesinde de, Başbakanın, Bakanlar Kurulunun başkanı, bakanlıkların ve Başbakanlık teşkilatının en üst amiri olduğu kuralı konulmuştur. Bu düzenlemeler, Başbakanlığı "bakanlıklar bakanlığı" düzeyinde güçlendirmiştir. Bu donanımıyla Başbakanlık, klasik parlamenter sistemin sınırlarını aşan, aşırı güçlü, süper Başbakanlık statüsüne yükseltilmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; söylemek istediğim şudur: Cumhuriyet tarihimiz boyunca, Başbakanlık kurumu, hiç bu düzeyde etkili, yetkili ve güçlü olmamıştır. Başbakanlık, bugün, tüm görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye yeter derecede yetki ve görevle donatılmıştır. Buna rağmen, daha fazla güç, daha yüksek konum ve statü özlem ve arayışlarının yapay gerekçelerle gündeme getirilme zorlamalarına tanık olmaktayız. Bu, yanlış, yararsız, gereksiz ve gerekçesiz bir girişimdir sayın milletvekilleri. Sistem arayışlarını, belli kişi ya da kişiliğe biçilen bir rol özlemine indirgemek, öncelikle objektif ve bilimsel değildir. Her ulusun yönetim dizgesi, o ulusun özgün koşullarının, ülke çıkarlarının, toplumsal duyarlılıklarının, siyasal birikimlerinin bileşkesi olarak şekillenir. Unutmamalıyız ki, her yönetim sisteminin, hem çok başarılı hem de çok başarısız örnekleri vardır. Her topluma, her ülkeye, her dönemde uyacak tek tip başarılı yönetim şablonları yoktur. Başka toplum ve ülkelerin koşullarının ürünü olan yönetim kalıplarına tutsak olamayız, bel bağlayamayız. İstikrar gerekçeleriyle, demokrasiden vazgeçemeyiz, demokrasiden cayamayız.
Sayın milletvekilleri, cumhuriyetimizin ilanından bu yana, özellikle 1924 Anayasasından bu yana uygulayageldiğimiz parlamenter sistem içinde çok yol katettik. Üniter yapımıza, ülke gereklerine, tarihsel geçmişimize, toplumsal gereksinmelerimize, demokratik, çağdaşlaşma yönelişimize uygun, bize özgü, bizim, birikimler edindik, siyasal gelenekler oluşturduk, yazılı yazısız, siyasal, etnik kurallar geliştirdik. Öncelikle, sorunumuz, bu azımsanmayacak kazanımlarımız üzerinde var olan yönetim sistemimizi tam işletebilmektir, onu mükemmelleştirmektir, onu iyi yönetim kavramına uygun yönde geliştirmektir, etkin, üretken yönde, sürekli yenileştirmektir, tüm siyasal yapımızı, partilerimizden başlayarak demokratikleştirmektir.
Laik, demokratik cumhuriyeti, çağdaşlaşma ülkümüzü tehlikeye sokmadan, esirgeyerek, ülkemizi yönetmeyi öğrenmek ve becermek zorundayız, başkalarına imrenmeden başarmak zorundayız. Bunu, Türkiye'yi, Bush Amerikasına ya da De Gaulle Fransasına benzetme özentisi sonucu, Peron Arjantinine ya da Weimar Cumhuriyetine dönüştürmek yanlışına düşmeden yapmalıyız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık ,yürütme erkinin önemli bir unsurudur, temel, başat, belirleyici bir unsurudur; ancak, o kadar! Başbakanlığı bir yargı yeri konumuna getirme girişimleri eğer bilerek yapılıyorsa, çok ciddî bir sapma ve olumsuzluk göstergesidir. Örneğin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kaldırılmasıyla ilgili yasa tasarısının 8 inci maddesinde ve bazı kurumların sağlık birimlerinin devredilmesine ilişkin yasa tasarısının 7 nci maddesinde Başbakana yargısal yetkiler verilmesi önerilmektedir. Bu hukukdışı, ölçüdışı, kural tanımaz gayretkeşliği düz akılla anlamak mümkün değildir. Böyle bir düzenlemeyi hiçbir yönetim sistemine sığdıramazsınız.
Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan bir konuşmasında bakın ne diyor: "Biz, bürokratik oligarşiyi maalesef halledemedik. Zaman zaman bana başkanlık sistemini soruyorlar. Ben, işte, başkanlık sistemini bundan istiyorum. Aksi takdirde, nasılsa buraya devlet kapısı diyor, bürokrat oraya yerleşti mi, yerleşti; nasılsa girdim diyor. Yani bir tüccar gibi alıp kapıya koyamazsınız; öyle bir yetkiniz yok. Ya? Emekli olana kadar kalacak. Ondan daha garantisi yok. Bundan dolayı, biz istediğimiz kadar yasal düzenlemeler yapalım; olumsuzluklar devam ediyor; peki, kim kaybediyor; millet kaybediyor."
Başbakan, burada, bürokratik oligarşi olarak kimi, kimleri, hangi kamu görevlilerini kastediyor: Kimi, kimleri kapıya koymak istemektedir de koyamamaktadır? Kimi, kimleri kapıya koymak için başkanlık sistemini istemektedir?
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 21 Aralık 2004