İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 10. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Serbest bölgeler kanunu ile gümrük kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.275)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 10. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Ekim 2008 · 862 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 23 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SERBEST BÖLGELER KANUNU İLE GÜMRÜK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.275)); konuşma 862 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Serbest bölgeler kanunu ile gümrük kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.275)”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 23 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-10-23-serbest-bolgeler-kanunu-ile-gumruk-kanununda-degisiklik-yapilmasina-da-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup adına yaptığım konuşmada eksik bıraktığım birkaç hususu aslında tamamlamak üzere söz aldım.

Şunu açıklıkla ifade edeyim ki bu serbest bölgeler uygulaması konusunda Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni alanların açılması, serbest bölgelerin açılması şüphesiz bir siyasi tercih olayıdır, yetki de Bakanlar Kurulundadır.

Konuşmamdan sonra, zaman zaman uzmanlarıyla, serbest bölge başkanlarıyla yaptığım sohbetlerde, ihtiyaçlarının çok fazla olduğunu görüyorum. Ancak bölgeler arası dengesizlik konusunu da dikkate aldığımızda, Trakya’daki serbest bölgedeki gerileme ile doğudaki Mardin’deki gerilemeyi ele aldığımız zaman ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Artış sağlayan Ege Bölgesi’nin devasa sorunları olduğunu da biliyoruz.

Şimdi burada yapılması gereken… Yeni alanların açılması, şüphesiz teşvik uygulamalarıyla birlikte ele alındığı zaman cazibe merkezi olabilir. Ama buna rağmen, eğer Doğu Anadolu’nun serbest bölge verileri elimizde yoksa… Mardin üç sene içinde yüzde 90,6 oranında geriliyorsa bizi ciddi ciddi düşündüren bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunun sınır ticareti denen olayla çok yakın bir ilgisi vardır; Kars’tan Doğubeyazıt’a, Van’a, Van’dan Hakkâri’ye, Hakkâri’den ta Antakya’ya… Mersin’i direkt ilgilendiren bir güzergâh, Habur sınır ticareti ile Mersin direkt bağlantılı bir olay.

Yeni ihtiyaç duyulacak bu serbest bölgelerin oluşmasında ciddi bir planlamanın yapılmadığını görüyoruz. Özel bir kalkınma projesi olmayınca, Devlet Planlama Teşkilatının planlarında da yer almayınca bunlar tabii ki yeni bir şey de yapılamıyor. Ancak ben bir noktaya değinmeden geçmeyeceğim. Şimdi, serbest bölgeler deyince, her şey serbest dersek, yakındaki hayalî ihracat davalarının sayfalarını aralamamız lazım. Hayalî ihracattan kimler, hangi şirketler ne kadar vurmuş. O hayalî şirketlerin hâlâ serbest bölgelerde faaliyetleri sürüyor mu sürmüyor mu, bu, ciddi bir araştırma konusu.

Bir taraftan kayıt dışılıkla, bir taraftan hayalî ihracatla mücadele, bir taraftan da istihdam konusunda gerçekten çok dikkatli olmak gerekiyor. İstihdam konusu, öyle basit, atlanabilir bir nokta değildir. Eğer, serbest bölgeleri serbest sömürü bölgeleri olmaktan çıkaramazsak, bu bölgelerde sigortasız ve sendikasız işçi çalıştırmalarının ne sıkıntılara yol açtığını hepimiz göreceğiz. Neden? Çok basit bir örnek veriyorum: Kayıt dışı istihdamın kaynağı olma konusunda 2822 sayılı Grev ve Lokavt Kanunu ile arabuluculuk hükümleri bu bölgelerde uygulanmıyor, hepimiz biliyoruz. Mevcut, şu an resmî çalışan rakam 56 bin civarında. Kadın istihdam yoğunluğu var. Ama dikkat ediyoruz, yine, Ege’den sonra, serbest bölge olarak ticaret hacminin arttığı Mersin’de -yüzde 32,2 oranında olduğu söyleniyor- 776 dönüm arazide 93 yabancı firma, toplam 427 firmadan bahsediliyor ve 7 bin istihdam. Çalışma koşullarının sert olması nedeniyle buralarda sık sık işçi direnişleri söz konusu. Yine, Antalya Novamed gibi bir firmada 81 kadın işçinin 2006 yılında başlattığı grevin tam 448 gün sürdüğünü ve günlerce basına konu olduğunu buradan ifade etmek istiyorum.

Şimdi, böylesine sıkıntıları olan yanları atlamamak gerekiyor. Bu yasa buna tam cevap veriyor mu? Maalesef vermiyor çünkü bu konuda bir öngörü yok. Bir serbest bölge, firmasıyla, sermayesiyle ama işçisiyle, üreteniyle, çalışanıyla bir bütündür. Yani bir tarafı kayırıp bir tarafı da “laissez faire laissez passer” bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler -meşhur Fransız kuralıdır- noktasında bu bölgelere uygularsak şu aklımıza gelir hemen -AK PARTİ kızacak ama- turizm kentlerini turizm serbest bölgesi yapma projesi gelir. Yabancı yatırımları çekeceğim, bölge ekonomisini geliştireceğim; bölgelerin bu alandaki kentlerin kamu arazilerini turizm yatırımlarına tahsis ederim; burada da kırk dokuz yıl var; yap-işlet-devret de çıktı ardından; bir de Teşvik Kanunu var; 2634 sayılı Yasa değişikliğini de koyduk mu; devir hakkını da verdik mi… Bakın, bunlar verilirken bir de devir hakkı veriliyor, daha önceki maddede geçti.

Şimdi, yabancı yatırımlara bunu açtığınız zaman hemen şunu yapmanız lazım arkasından: Bodrum’da, Antalya’da, Mersin’de yanan ormanlar nereye verildi? Duracaksınız üstünde; Bodrum’da, Antalya’da, Mersin’de. Ben üç güzel kentimizi saydım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin)Yanan orman yerleri hiç kimseye verilmez.

HASİP KAPLAN (Devamla)Şimdi, bunların, serbest turizm bölgelerinin böyle üstünde durmazsak serbest sömürü bölgelerini oluştururuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)O zaman yaktılar mı, yaktılar mı?

HASİP KAPLAN (Devamla)Bakın dikkat edin, serbest sömürü bölgelerini oluştururuz. 21 adet var, 3.167 yerliden, 634 tane de yabancı firma var. Şimdi, burada bu bölgelere bir taraftan sosyal güvenliği ihmal edeceğiz, bir taraftan bu imkânları tanıyacağız, bir taraftan bir şey daha yapacağız, onu söyleyeceğim: Sizler hepiniz kırmızı diplomatik pasaport taşıyorsunuz. Farkında mısınız, son bir senede kaç tane ülke, Afrika ülkeleri dahi bizim parlamenterlerin taşıdığı kırmızı diplomatik pasaportlara vize uyguluyor. Bundan haberiniz var mı? Yakın zamanda Kanada’ya, İngiltere’ye, Avrupa’nın ortasındaki ülkelere, Afrika’ya gitmeyi denediniz mi? Kırmızı diplomatik pasaporta vize uygulanıyor. Sizin Dışişleri çalışanlarınızın, diplomatlarınızın Amerika’ya, Kanada’ya, diğer ülkelere gittiği zaman çantalarının nasıl arandığını biliyor musunuz? Bilmek lazım. Bakın, bir ülkenin itibarı sadece çok paradan geçmiyor. Bir ülkenin itibarı kendi yasalarını kendi vatandaşlarına nasıl uyguluyorsa yabancılara da uygulamaktan geçiyor. Bu yasada “Pasaport Kanunu’na, şu şu maddelerine uygulanmaz.” diyoruz. Yabancı milletvekillerini VIP’den alıyoruz. Bırakın, konsoloslarını da alıyoruz. Nasıl olur? Benim milletvekilime vize uygulayan bir ülkenin konsolosu, büyükelçisi benim ülkemin VIP salonundan nasıl geçer? Bu geçiyor. Bakın, bu onur kırıcıdır. Bu Türk’ü de, Kürt’ü de, bu ülkenin 70 milyon vatandaşını da çok yakından ilgilendiren bir olaydır. Bu bir senedir uygulanıyor. Bir senede ne değişti Türkiye’de de milletvekillerine, bakanlara -bilmiyorum, sayın bakanlar çok geziyorsunuz dışarıda- kırmızı diplomatik pasaportlara şu an benim tespit ettiğim 46’ya yakın ülke bir yıldır vize uyguluyor. Bu onur kırıcı bir şeydir. Bu, serbest piyasaya mütekabiliyet esasını Meclis oy birliğiyle ortak bir önergeyle koymalıdır. Bakın, onun patronu da, sermaye sahibi de, milletvekili de, bakanı da, başbakanı da kendi ülkesinde bize nasıl uyguluyorsa biz aynısını uygulamak zorundayız arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 23 Ekim 2008

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook