Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 67. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Şubat 2008 · 1.068 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hayati Yazıcı (AK Parti), 20 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.068 kelime.
Hayati Yazıcı (AK Parti, İstanbul). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 20 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hayati-yazici-23-2008-02-20-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önemli bir Kanun’un son maddesinin müzakeresini yapıyoruz. Kanun üzerinde, madde üzerinde konuşan, hatta bundan önceki maddeler üzerinde konuşan arkadaşlarımızca -zabıtları incelediğimizde- benzer iddialar tekrarlanıyor. Maalesef, Kanun’un lafzına ilişkin, somut olarak, şu şu düzenlemelerin Lozan Anlaşması’na, şunların da Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin hiçbir beyan ve değerlendirme olmadığını üzülerek saptamış bulunmaktayız.
Nitekim, az önce konuşan arkadaşlarımızdan bir tanesi çok açık bir biçimde şu iddiada bulundu, dedi ki: “Bu tasarı yasalaşırsa mazbut vakıfların azınlıklara iadesine yol açılacak.”
Değerli arkadaşlar, bakın, tasarının 7’nci maddesi çok açık. Bu değerlendirmeye cevap olarak “Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar” başlığını taşıyan tasarının 7’nci maddesini okuyorum: “On yıl süreyle yönetici atanamayan veya yönetim organı oluşturulamayan mülhak vakıflar, mahkeme kararıyla Genel Müdürlükçe yönetilir ve temsil edilir. Bu Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanun’a göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamaz.”
Arkadaşlar, yani Kanun’un bütününü irdelediğimizde, belki, tasarladığımız, soruya dönüştürdüğümüz çok nesnel olmayan yaklaşımlara cevabı bu Kanun metninde bulmanız mümkün. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.
Nitekim, çelişki şurada: Daha sonraki konuşmacı da mazbut vakıfların cemaat vakıflarına verilmeyişini, bu Kanun’da öngörülmeyişini, buna ilişkin bir düzenleme olmayışını da önemli bir eksiklik olarak vurgulamaktadır.
Nitekim, cemaat vakfı temsilcileri, gerek bana geldiklerinde gerek Genel Müdürlüğümüze geldiklerinde, bu Kanun’la ilgili olarak mazbut vakıf sorununun çözülmediğini ve üçüncü şahıslara intikali geçmiş, sağlanmış taşınmazlara ilişkin bir çözüm getirilmediğini tasarının en büyük eksikliği olarak dile getirmektedirler. Değerlendirmelerin çok nesnel olmadığının, öznel yaklaşımlarla ve hukuksal zeminden yoksun olarak yapıldığının -yani önemli bazı değerlendirmelerin- vurgusunu ifade etmek için bu örneği vermek durumunda kaldım.
Değerli arkadaşlar, yine bu tasarıyla ilgili olarak, parti sözcüsü olarak burada değerlendirme yapan bir sayın milletvekili şunları ifade etmiştir: Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2003, 2004, 2005 yılları eylem ve işlemlerinin denetlenmesi sonucunda, Erzurum, İzmir, Kayseri vesaire yerlerde büyük ölçüde usulsüzlükler olduğu, bunlara da Bakanlığımca cevap verilmesi yönünde talepleri ve değerlendirmeleri olmuştur. Zapta geçmesi bakımından, bunları da sürem içerisinde ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, doğrudur, Cumhurbaşkanlığınca, Denetleme Kurulu marifetiyle, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2003, 2004, 2005 yılları eylem ve işlemleri denetlenmiştir. Bu denetleme sonucu, Erzurum, İzmir, Kayseri ve İstanbul Bölge Müdürlüklerinin yapmış olduğu bazı onarımlar ve ihalelerle ilgili olarak eksiklikleri olduğu belirtilmiştir ve bu rapor üzerine 17/5/2007 tarihinde genel müdürlüğe intikalinden sonra derhâl 21 Mayıs 2007 tarihinde 4 müfettiş görevlendirilerek Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından inceleme başlatılmıştır. Erzurum Bölge Müdürlüğü çalışanlarıyla ilgili ön inceleme ve disiplin soruşturması tamamlanmış, disiplin cezaları verilmiş ve takibat devam etmektedir. Antalya Bölge Müdürlüğüyle ilgili ise suç unsuruna rastlanmamıştır.
Coğrafi bilgi sistemi, “VAYS” dediğimiz proje ve diğer işlerle ilgili yapılan inceleme devam etmektedir. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Raporu’nda İstanbul ve Kayseri Bölge Müdürlükleriyle ilgili tespitler Başbakanlık Başmüfettişliği Başkanlığınca incelenmiş olup herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Vakıflar Kanunu’nun görüşmeleri esnasında, yine sayın milletvekili tarafından dile getirilen konularla ilgili olarak, İzmir Bölge Müdürlüğü ihale işlemlerinin, 15/11/2007 tarihinde verilen raporla muhalefet şerhi bulunan müfettişin de içinde bulunduğu bir teftiş heyeti tarafından yeniden incelenmesi için konu Teftiş Kurulu Başkanlığına intikal ettirilmiş ve çalışmalar devam etmektedir.
Ayrıca, Vakıflar İzmir Bölge Müdürlüğünün 2003-2007 yılları arasında yapılan yapım, onarım, proje ve müşavirlik işlerinin incelenmesi ve suç tespiti hâlinde soruşturma yapılması için Teftiş Kurulu Başkanlığınca çalışmalar başlatılmıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün tüm ihale işleri, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereğince bölge müdürlükleri tarafından kamu ihale mevzuatına uygun olarak, en az 5 kişiden oluşan komisyon marifetiyle, şeffaf bir şekilde yapılmaktadır. Yapılan ihaleler, hem Kamu İhale Bülteni’nde hem de Vakıflar Genel Müdürlüğü web sitesinde yayınlanarak ilan edilmektedir. Çalışmalar bu denli şeffaf bir biçimde yürütülmektedir. Bunları da, zapta geçmesi bakımından özellikle vurgulamak istedim.
Diğer bir arkadaşımız konuşmasında, Fener Rum Erkek Lisesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılmış davanın aleyhimize sonuçlanması üzerine, Büyük Daireye niye itiraz edilmediği şeklinde bir eleştiri dile getirdiler.
Değerli arkadaşlar, bilmektesiniz ki bu tür davaları Dışişleri Bakanlığımız takip etmektedir. Elbette, Hükûmet bir bütündür. Bana verilen bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum:
Doğrudur, Büyük Daireye başvurulmamıştır, çünkü davanın iki konusu vardır: Birincisi, taşınmazların iptali, rücuen iptali, tazminat ödenmesi; ikincisi de milletimizin, devletimizin ayrımcılık yaptığının hükme bağlanmasını içermektedir ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiği kararda ayrımcılık talebini kabul etmemiştir. Temyiz edilmesi hâlinde, Büyük Daireye başvurulması hâlinde, Büyük Daire incelemesinde, hiçbir karar verilmemiş gibi, bütün iddiaları yeniden değerlendirmeye almakta ve olayı o şekilde sonuçlandırmaktadır. Hâliyle, devletimizin ayrımcılıkla muhatap olmaması düşünüldüğünden bu başvuru da yapılmamış, yani bir değerlendirme yapılarak bu sonuca varılmıştır.
Diğer bir arkadaşım, bu Kanun’un çıkartılmasına mesnet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının olduğunu ısrarla vurguluyor. Oysa ben konuşmamın hiçbir yerinde böyle bir beyanda bulunmadım ama şunu ifade ettim: Millet sanıyor ki bu Kanun çıktıktan sonra taşınmaz ihtilafları başlayacak. Taşınmaz ihtilafları var, şu anda Türkiye yaşıyor, konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyor. Biz bu Kanun’u çıkartmakla, geçici 7’nci maddeyle bu tür ihtilafları tasfiye etmeyi amaçlıyoruz. Bunu ifade etmeye çalıştım.
Nitekim, şu pozitif olgu benim bu beyanımı da doğrulamaktadır: Bakın, bu tasarının Meclise sevk tarihi 13 Haziran 2005’tir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararının tarihi 9 Ocak 2007’dir. Bu iki tarihi kıyasladığınız zaman, söylediğimin ne derece tutarlı, mantıklı olduğunu açık bir biçimde göreceksiniz.
Değerli arkadaşlar, gene müzakeresi yapılan maddeyle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesine katılınmamıştır. Çünkü şu andaki mevzuata göre, şu andaki uygulamaya göre Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teftiş Kurulu Başkanını doğrudan doğruya tek imzayla Sayın Genel Müdür atamaktadır. Şu anda öyle, mevzuat öyle. Yani 2762 sayılı Kanun, 227 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde işlem bu şekilde yürümektedir ve bu tasarıyla atama biraz daha yükseltilmiş, Bakan onayı aranır hâle getirilmiştir. Dolayısıyla, bu düzenlemede 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşların Atama ve Usullerine İlişkin Kanun’a aykırılık yok. Dolayısıyla, Anayasa’ya da aykırılığı söz konusu değildir.
Değerli arkadaşlar, az önce şahsı adına söz alan arkadaşım çok net bir biçimde ifade etti. Bir kere, bu Kanun’un çıkarılmasıyla cemaat vakıflarına kesinlikle Lozan Anlaşması’nda öngörülenin ötesinde, üstünde hiçbir hak ve yetki getirilmemektedir. Bunu çok net bir biçimde ifade ediyor ve altını çiziyorum. Cemaat vakıflarının sayıları bellidir. Bakınız, çok büyük bir ajitasyon yapılmakta, tutarsız bildiriler dağıtılmakta ve temenni ederim ki siyasi partilerimiz, siyasi sorumluluk taşıyan kişiler inşallah bu bildirinin dışındadırlar. Bunu özellikle temenni ediyorum. Canıgönülden arzum bu. Deniliyor ki burada: “Türkiye’de Osmanlı zamanında kurulmuş 46.510 cemaat vakfının toprak ve mülkü vardır. Yasayla bu vakıflara mallarını geri istemenin yanı sıra ekonomik ve sosyal güç elde edecekleri biçimde yeni haklar ve ayrıcalıklar tanınmaktadır.” Külliyen yalan! 161 cemaat vakfı vardır. Bu, 162 olmayacaktır. Bugün de olmayacak, bu Yasa çıktıktan sonra da olmayacak.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 20 Şubat 2008