Milli eğitim bakanlığının teşkilat v görevleri hk (s.sayısı :128)
Çankırı Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 73. Birleşim · 1. yasama yılı · 30 Nisan 2003 · 2.183 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hikmet Özdemir (AK Parti), 30 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT V GÖREVLERİ HK (S.SAYISI :128)); konuşma 2.183 kelime.
Hikmet Özdemir (AK Parti, Çankırı). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat v görevleri hk (s.sayısı :128)”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 30 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hikmet-ozdemir-22-2003-04-30-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-v-gorevleri-hk-s-sayisi-128 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde, AK Parti adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Kamu hizmetlerinin sağlıklı, etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesinin, kamu hizmeti yapan kurumların, yasalarının öngördüğü çerçevede uygulanabilir bir planlama doğrultusunda teşkilatlanmaları ve yapıcı personel politikaları tespit ederek bunları hayata geçirmeleriyle mümkün olacağı, bilinen bir gerçektir. Gelişmiş ülkeler arasında yer alabilmenin önşartının bilgiye dayalı bir toplum oluşturabilmeye bağlı olduğu, bilgi toplumunu oluşturacak genç kuşaklara millî ve çağdaş temellere dayanan değer ve düşünceler ile kalıcı, üstün becerilerin kazandırılmasının da ancak eğitim yoluyla mümkün olacağı dikkate alınarak, eğitim-öğretim hizmetinin daha etkili ve verimli bir şekilde sürdürülmesinin sağlanması gereği kaçınılmazdır.
Bununla birlikte, Millî Eğitim Bakanlığı personelinin görevde yükselmeleri, 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 56 ncı maddesinin son fıkrasında yer alan hüküm doğrultusunda düzenlenen 99/12654 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici Atama, Değerlendirme, Görevde Yükselme ve Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yapılmakta, bu da, ülke genelinde bu yönde sağlanması amaçlanan uygulamada birlik ve paralelliğin dışında kalınmasına neden oluşturarak bazı güçlüklerin yaşanması sonucunu doğurmaktadır.
Diğer taraftan, eğitim-öğretim hizmetleri, belli bir plan ve program içerisinde yürütülmesi gereken, ertelenmesi mümkün olmayan bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin yerine getirilmesinde gerekli olan en önemli unsurun öğretmeler olduğu da kuşkusuzdur. İşte, bu tasarıdaki 1 inci maddeyle, Millî Eğitim Bakanlığının yönetim görevlerine atanacaklarda aranacak nitelik ve diğer şartların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmektedir.
Malumunuz olduğu gibi, Bakanlar Kurulunun kendisine özgü işleri vardır. Bakanlar Kurulu, aynı zamanda, yoğun çalışmaktadır. Dolayısıyla, Millî Eğitim Bakanının, kendi uzmanlarıyla birlikte, eğitimin ve öğretimin daha verimli bir duruma getirilmesi için gereken düzenlemeleri yapması gerekir. Zira, diğer bakanlıkların hepsinde, bu tür yönetmelikleri bakanlar ve bakanların uzmanları yapmaktadır; Anayasaya uygundur, kanunlara uygundur yapılan yönetmelikler, onun dışına çıkılması da mümkün görülmemektedir. Bu yönden, Bakanlıkça yönetmeliğin düzenlenmesi, iş akışı, verimlilik açısından daha önde gelmektedir.
Buradaki değişiklik üç maddeden oluşuyor. 2 nci maddeyle, şehit eşi öğretmenler ile ilgili mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tabi tutulan kamu personelinin öğretmen eşlerinin yer değiştirme suretiyle atanmalarında hizmet puanı ve sıra esasının uygulanmayacağı hükmü getirilmektedir. Daha önceki genelgeye göre, norm kadro meselesinden dolayı böyle bir uygulama mümkün görülmüyor, uygulama yapılamıyor; dolayısıyla, çok kişi mağdur oluyor, bu mağduriyetin giderilmesi amaçlanmaktadır.
3 üncü maddeyle, öğretmenlerin kanunî izin, geçici görev, disiplin cezası uygulaması veya görevden uzaklaştırma nedenleriyle görevlerinden geçici olarak ayrılmaları durumunda oluşacak öğretmen ihtiyacının karşılanması ve şehit eşi öğretmenler ile ilgili mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tabi tutulan kamu personelinin öğretmen eşlerinin atanmalarında kullanılmak üzere her ilin öğretmen norm kadro sayısının yüzde 5'ini geçmemek üzere il millî eğitim müdürlüklerine boş öğretmen kadrosu tahsis edilmesi öngörülmektedir. Dolayısıyla, burada kimsenin hakkına da tecavüz yoktur; boş kadrolar, norm kadrolar değerlendirilmiş olacaktır. Bu düzenlemeyle, görevini tam manasıyla yapmakta sıkıntı çeken ve bu konuda şikâyette bulunan birçok kimsenin sıkıntısı ve şikâyeti giderilmiş olacaktır.
Kadrolaşma meselesine gelince; keşke, kadrolaşma olabilse diye düşünüyor insan; çünkü, kadrolaşma konusu çok konuşuluyor. Bizim kendi milletvekili arkadaşlarımızdan ve dışarıdaki arkadaşlarımızdan, sayın bakanlarımız hakkında çok büyük şikâyetler var. Sayın bakanlarımızın, özellikle AK Partide hizmet etmiş olan, AK Partili olan veya hizmeti belirlenmiş olan insanları tayin etmedikleri, dışarıdan birçok insanı değerlendirdikleri söylenilmektedir. Bizim bakanlarımız hakkında, bu konuda büyük şikâyet vardır. Biz böyle bir kadrolaşmayı görmüyoruz ve duymuyoruz. Belki birkaç tane olmuşsa da, onlar, bakanın yakinen çalışabileceği uzman kişilerdir. Bu da, tabiî bir haktır; yani, AK Partinin kadrolaşma konusunda böyle bir çalışması mevcut değildir, böyle bir isteği mevcut değildir.
Ben şahsen, bana gelen tüm insanlara, hiçbir şekilde partisini sormuyorum. Odama geliyorlar, konuşuyoruz -çoğu memleketimizden oluyor, İstanbul'dan, Ankara'dan oluyor, geliyorlar arkadaşlarımız- istekleri var; hiçbirisine, hangi partidensin, hangi partiye hizmet ettin demiyoruz ve gereken kolaylığın gösterilmesi için kendilerine tavassutta bulunuyoruz. Yani, bu, benden örnektir. Ben, diğer arkadaşlarıma da sordum; bu şekilde..
Hatta, mesela, bugün, bir bakanımızdan şikâyet geldi. Bir arkadaş bir bakanlıkta çalışıyor; bu arkadaşı görevinde yükseltin şeklinde, bu arkadaşımıza tavassutta bulunmuş olduk. Sonra, dosyası açıldığında, işte, malum dosyalarda, bu arkadaşın da imzası çıktı. Dolayısıyla, ben, özür diledim; ben, bilmeyerek... Bize geldiği için, herhalde, il teşkilatımızdan birisinin akrabasıdır, o söylemiştir, biz de uygulamışızdır. Yani, böyle bir gayretimiz, böyle bir düşüncemiz de yoktur. Diğer arkadaşlarım da benim gibi düşünmektedir. Onun için, burada CHP'li arkadaşlarımızın müsterih olmalarını öneriyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, biz, eğitim üzerinde çok titiz olmalıyız, çok dikkatli olmalıyız. Eğitimi düzenleyen idareci kadroların, tabiî ki, yönetici olmaları hasebiyle "bu çalışmaları en verimli şekilde nasıl yapabiliriz, nasıl yaptırabiliriz" düşüncesi içerisinde olmaları gerekir. Onun için "21 inci Yüzyıla girdiğimiz bu çağda nasıl bir eğitim düşünebiliriz" diye birkaç satır kaleme almıştım, onları size arz etmeye çalışacağım.
İnsanların gelişmesinde olduğu gibi, toplumların gelişmesinde de önceki olaylarla sonraki olaylar arasında ciddî bir ilişki vardır. İnsanlığın yeryüzündeki uzun serüveni boyunca art arda gelen olaylar, birbirinin sebep ve sonuçları olmuştur. 19 uncu Yüzyılda başlayan birçok olay 20 nci Yüzyılda sonuçlanmıştır. Şöyle ki: İmparator, kral ve sultan gibi, gücü temsil eden büyük imparatorlukların yerlerini ulus devletler almıştır. Koca Osmanlı İmparatorluğu bile yıkılmış, İstiklal Savaşı sonunda ancak millî egemenliğe dayalı Türkiye Cumhuriyetine dönüşebilmiştir.
20 nci Yüzyılın başında ve ortasında, özellikle Avrupa'da büyük savaşlar olmuştur. Bu savaşlar diğer devletleri etkilediği kadar Osmanlıyı da etkilemiştir. Osmanlı, hem içte hem de dışta savaşmak zorunda kalmıştır. 1945'ten sonra dünya iki blok oldu. Kutuplar, silah teknolojisi ve uzay yarışında Rusya'nın geri kalmasıyla dağıldı. Savaşlar, açlık, yoksulluk ve bölgesel çatışmalara sebep oldu. Dünyada barışı sağlamak gayesiyle herkesin kabul ettiği ortak ilkeler oluştu, NATO ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu, İnsan Hakları Bildirgesi imzalandı. Bu sözleşmeye göre, eğitim, herkes için bir insan hakkı oldu. Tüm ülkeler, kendilerine göre eğitim öğretim konularına ağırlık verdiler. Cumhuriyetin ilk yıllarında çoğunluğu köyde yaşayan ve tarıma dayalı bir ekonomik yapıya sahip olan Türkiye, bugün, çoğunluğu kentte yaşayan; ama, hâlâ kentleşmeyi sağlayamamış ve tam olarak sanayileşmemiş bir ülke durumundadır. Sorunlar dağ gibi birbiri üstüne yığılmıştır. Ekonomik ve sosyal sebeplerle boşalan köyler, kapanan okullar ve sağlık problemleri devamlı sorun olmakta devam etmektedir. Çağın başında yenilik olarak ortaya çıkan teknolojiler -telefon, radyo-televizyon ve benzerleri gibi- insan yaşamına girmiştir.
20 nci Yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilgisayar, kıtaları birbirine yaklaştırmıştır. Bu hızlı iletişim sayesinde dünyanın bir yerindeki olay diğerlerini de etkilemeye başlamıştır. Önceki yüzyılda başlayan bilimsel gelişmeler 20 nci Yüzyılda da devam etmiş, teknolojinin yeni ürünlerini hayatlarına en hızlı uygulayanlar, ulaştığı bilgiyi en iyi kullanabilenler diğerlerine avantaj sağlamış ve fark atmışlardır.
Eskiden çok bilen insan makbuldü; bu değişti, bilgiyi gerektiğinde nasıl bulacağını ve nasıl kullanacağını bilen insan tipi ortaya çıktı. Bilginin kalıcı ve değişmez olduğuna inanan insan yerine, bilginin kısa sürede değişip eskidiğine inanan, sürekli yeni bilgiler edinmeye çalışan insan ortaya çıktı. Geçmiş yüzyılların uslu çocuk, itaatkâr insan yetiştirme kavramı, kendi kendine karar verebilen, kararlarının sonucuna katlanabilen, hak ve sorumluluklarını dengeli bir şekilde taşıyabilen insan yetiştirme kavramıyla yer değiştirdi. Eğitimde otoriter yaklaşım, yerini karşılıklı etkileşmeye dayalı demokratik yaklaşıma bıraktı. Eğitimin içeriği de değişti. Çok bilen insan yetiştirme yerine, bilgiye kolayca erişmenin yollarını bilen, bilgiyi yaşamını kolaylaştırmada bir araç olarak kullanabilen insan yetiştirme önplana çıktı. Demokratikleşme, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de başladı; henüz, tam anlamıyla gelmediyse de, uluslararası anlaşmalar bunu zorlar hale geldi. Türk Halkı da, demokrasiyi, bir yaşam koşulu olarak kabul etme yolunda ilerlemektedir. Ülke, bu tür insanlar yetiştirmek için çok çaba sarf ediyor.
Tüm ülkelerde olduğu gibi, kalkınmada eğitimi önemli gören Türkiye'de de eğitim temel insan haklarından sayılmıştır; bu sebeple, eğitim zorunlu hale getirilmiştir. Tıbbın gelişmesi ortalama insan ömrünü artırmıştır; bu nedenle, Türkiye'deki yaş ortalaması da artmıştır. Avrupa'da genç nüfus azalırken, Türkiye'de ise hâlâ artmaktadır; bu durum, eğitim işlerini güçleştirmektedir.
Teknoloji, bir taraftan kolaylık sağlarken, diğer taraftan bilinçsiz kullanım sebebiyle, dünyanın her yerinde etkili olan çevre kirliliğine sebep olmuştur. Bugün, çevre bilinci oluşturmak için, herkes çalışmaktadır.
20 nci Yüzyıldan 21 inci Yüzyıla aktarılan değerler arasında küreselleşme, çok dilli ve kültürlü olma, hayat boyunca eğitim, çok kanallı eğitim, öğretme yerine öğrenme, öğrenen merkezli eğitim bulunmaktadır.
Küreselleşme, dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen sosyal, siyasal ya da ekonomik olayın yakın veya uzaktaki yerlerde de kendini hissettirmesidir.
Eğitim açısından küreselleşme, birbiriyle bu kadar yakın ilişkide olan dünya toplulukları arasında, rahatça çalışabilecek, dolaşabilecek, hatta, farklı ortamlarda yaşayabilecek insanın yetiştirilmesidir. Eğitimin bugünkü görevi, yalnız ulusal sınırlar içerisinde değil, farklı kültür ve coğrafyalara uyum sağlayabilecek, başarılı olabilecek insanlar yetiştirmektir. Yarının insanını yetiştirmek esas olmalıdır; öyleyse, bugünden itibaren, eğitimin yönetiminde olduğu kadar, muhteviyatında da değişiklikler yapmak gerekecektir.
Küreselleşme, bir nevi, dünyanın bir köye dönüşmesidir. Okullar, büyük şehir yaşamı gereği, fabrika tipi eğitimden, yani, kimsenin birbiriyle ilgilenmediği ve sorumlu olmadığı programlanmış bilgiler veren okul tipinden, bu yeni okul tipine dönüşecektir. Böylece, eğitim, zaman, mekân ve programlar yönünden sınırsız bir düzeye ulaşacaktır.
Küreselleşme ve dünyalaşma, bir yönüyle tekdüzeliği, benzeşmeyi, bir yönüyle de çokkültürlülüğü, çokyönlülüğü ve zenginliği çağrıştıran bir kültürdür.
Eğitim açısından küreselleşme, ortak bir dil, herkese kolayca ulaştırılacak ortak bilgi ve doğrular, ortak inanç ve ortak yaşam tarzı sunmaktır. Eğitim açısından küreselleşme, tekdüzelik değil, farklı toplumsal kimliklerin, kültürel zenginliklerin tanıtılması ve paylaştırılmasıdır.
Buradaki en önemli öğe, her toplumun, öncelikle, kendisinin olmaktan gurur duyacağı ulusal bir dil, kültür ve eğitimden geçmesinin sağlanmasıdır. Kendi dilini iyi bilen, kendi kültür ve değerlerinin bilincinde olan ve başkalarının dil kültürlerini de bilip, onlara saygılı olabilen bir toplum oluşturmaktır.
Çok dilli ve çokkültürlü yapı: Dil, bir kültür taşıyıcısıdır. İnsan ne kadar çok dil bilirse, o kadar çok kültürü tanır. Birey, diğer dilleri öğrenirken, kendi dili ve kültürünü de çok iyi bilmelidir; kültürlerin birbirinden farklılığını kabul ederken, bununla beraber, başka kültürleri de tanımanın bir zenginlik olduğunu kabul etmelidir. Artık, eğitimlerde çokdillilik ve çokkültürlülük hâkim olmaya başlamıştır.
Hayat boyu eğitim: Eğitim, yaşam boyu süren bir süreçtir. Şimdilerde, uzaktan eğitim, insanlara, hayatlarının herhangi bir döneminde, ilgi duyduğu bir alana yönelme veya o zamana kadar fark etmediği bir niteliği keşfetme imkânı verdi. Bu sebeple, bilgi, yalnız okullarda öğretmenler tarafından verilen bir bilgi olmaktan çıkmıştır. Bu kavram, UNESCO'nun ve UNICEF'in gündeminde de mevcuttur.
Örgün eğitimin ulaşamadığı yerlerde yaygın eğitim devreye girmektedir. İnsanın ortalama yaşının 50'lerden 70'lere ulaşması, bireyin yaygın eğitime ve uzaktan eğitime ne kadar ihtiyacı olduğunu da ortaya çıkarmaktadır.
Eğitimde bilişim teknolojisinin kullanılması baş döndürücü gelişmelere sahne oldu. Bu hızlı değişme, kısa bir süre önce imkânsız gibi görünen bazı şeylerin, bugün, artık, olağan kabul edilmelerine sebep oldu. Bugün, artık, bankaya gitmeden, internet yoluyla, bütün bankacılık işlemlerinizi yapabilirsiniz; dünyanın herhangi bir yerinde yayımlanmış bir kitabı, bilgisayarınız aracılığıyla, evinizden sipariş verebilirsiniz; bir dergideki makaleyi anında kopyalayabilirsiniz; kilometrelerce uzaktaki bir yakınınızla haberleşebilir, hatta, görüntülü konuşabilirsiniz. Uydu alıcılarının kullanılmasıyla, dünyanın her yerinden, eşzamanlı olarak bilgiye ulaşma fırsatı doğmuştur.
Çokkanallı eğitim imkânlarının artması, okul, öğretmen, hatta, kitapların işlevini önemli ölçüde değiştirecektir. Öğretmen tek bilgi kaynağı değildir, okul tek bilgi mekânı değildir; ders kitaplarının ise, çok sayıda bilgi kaynağıyla rekabet edebilmek için, sık sık değişmesine ve yeniden yazılmasına ihtiyaç duyulacaktır.
Görüldüğü gibi, binlerce yıldır süregelen okul-öğretmen-öğrenci üçgeni içerisinde varlığını sürdüren eğitim öğretim, yeni teknolojilerin hayata girmesiyle çokyönlü, çokkanallı ve alternatifli olma mecburiyetindedir. Hedef, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmaktır; öyleyse, düşünen, bilgi üreten, öğrenirken sorgulayan, olayları geniş perspektiften irdeleyen, kendine güvenen ve mucit vasfına sahip bireyler yetiştirmek için çalışmaktır. Bu çalışma, köyden kente, kentten köye, her yerde, her fırsatta ve her zaman olmalıdır.
Ben, rahmetli annemin, tarlada ekin biçerken okuduğu, karşıdaki bir bayana attığı bir mâniyi söylemek istiyorum burada... Benim memleketim, hepinizin bildiği gibi, Çankırı Kurşunlu İlçesi Taşkaracalar Köyü; tam dağ başında bir köy. Şu anda suyumuz yok; hanımefendiler, yarım saatlik yerden sırtlarında su taşımaktadırlar. Köylerimizin çoğunun yolu yok. Doğu ve güneydoğulu arkadaşlarımız devamlı burada serzenişte bulunuyorlar; ama, şu yakınınızda, Ankara'nın biraz ilerisinde, 120-130 kilometre mesafedeki Çankırı denilen yerde çoğu köylerin suyu yok, çoğu köylerin de yolu yok; maalesef böyle; ama, biz sesimizi duyuramadık.
Bizim annelerimiz şöyle diyordu:
"A benim bahtı yârim,
Gönlümün tahtı yârim,
Gözünde göz izi var,
Sana kim baktı yârim."
Şimdi, yâr demek, sevgili demektir, dost demektir. Onun için, Çankırı'da yarenler vardır, yaren meclisi vardır. Biz, bu meclislerde yetiştik. Burada bir başağa olur, başağaya itaat vardır. Devlete itaat orada öğretilir. Onun için, Çankırı'da devletine saygısız olan, itaat etmeyen insan da yetişmemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özdemir.
HİKMET ÖZDEMİR (Devamla)Yâr, tabiî ki, bir insanın bahtıdır. Sevgiliye kavuşmak, sevgiliyi elde etmek insanın kendi çabasıyla olan bir şey değildir; bazen, çabanın dışında, istemediği bir anda, gönüldeki ateşlenmeden ibarettir. Bu, kişinin bahtıdır. Tabiî ki, bu yârin, bu dostun, bu sevgilinin, bu eşin insanın gönlünde taht kurması gerekir. O zaman, gönlünde bir taht olacak, taht.
Sevgili o kadar ileridir ki, o kadar önemlidir ki, onu başkasıyla paylaşmak mümkün değildir. Buradaki halk ozanı diyor ki "Gözünde göz izi var, Sana kim baktı yârim" Yani, gözünde bile, bir göz izi olduğunu, kendisine bakıldığını; ama, bakmalardan kendisini kıskandığını burada ifade ediyor.
Şimdi, bizim sevgilimiz ülkemizdir, memleketimizdir, devletimizdir, birbirimizdir. Bizler, birbirimizi sevmek, saymak, birbirimize anlayışlı davranmak mecburiyetindeyiz. Bu, bizim hem insanî vazifemiz hem de kendi vatandaşlık görevimizdir. Bize ilkokulda bunu öğrettiler, bu sevgi ve saygıyı öğrettiler. Küçüklere şefkât, büyüklere hürmet edilir, böyle olması lazım; fakat, toplumumuzda bu değerler yavaş yavaş yok olmaya başlayınca, birtakım sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.
İşte, Millî Eğitim Bakanlığımızın üzerine düşen en önemli görevlerinden birisi de, çocuklarımızı daha küçük yaştan itibaren önemli programlarla, onlara güzel kitaplar yazarak, onları en güzel şekilde yönlendirerek, çağdaş eğitimi vererek, aradaki açığı, mesafeyi kapatacak bir şekilde koşturarak, eğitim sistemini hazırlaması gerekir. Bize, kısır çekişmelerin, lüzumsuz çekişmelerin bir faydası yoktur; çünkü, herkes bu vatanın evladıdır, üç aşağı beş yukarı birbirimize benzeriz, eksikliklerimiz vardır; ama, birbirimizin eksiklerini tamamlamamız gerekir diyor; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 30 Nisan 2003