Mobilya sektörü ve sitelerin sorunları ile çözüm önerileri hk.
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 73. Birleşim · 1. yasama yılı · 30 Nisan 2003 · 1.015 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Zekeriya Akıncı (CHP), 30 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MOBİLYA SEKTÖRÜ VE SİTELERİN SORUNLARI İLE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ HK.); konuşma 1.015 kelime.
Zekeriya Akıncı (CHP, Ankara). “Mobilya sektörü ve sitelerin sorunları ile çözüm önerileri hk”. TBMM Genel Kurulu, 73. Birleşim tutanağı, 30 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akinci-22-2003-04-30-mobilya-sektoru-ve-sitelerin-sorunlari-ile-cozum-onerileri-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevlerine İlişkin Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Öncelikle, Sayın Bakanın bizim sıralarımıza bakarak imam hatip lisesi mezunlarıyla ilgili yaptığı değerlendirmelerin bize ait olmadığını bilmesini isterim. Bizim, o olumsuz sözcükler biçiminde imam hatip mezunlarına ilişkin bir değerlendirmemiz yok. Onu bilmenizi istiyorum.
Sevgili arkadaşlarım, meselenin özünü konuşmaktan biraz uzak duruyoruz gibime geliyor; çünkü, mesele çok yalın, açık. Bir yetki meselesini tartışıyoruz. Bizim iddiamız, niçin Sayın Bakanımızın ya da hükümetimizin böyle bir yetkiye ihtiyaç duyduğu noktasındadır ve biz, böyle bir yetkiye ihtiyaç olmadığı kanaatimizi ısrarla vurgulamaya çalışıyoruz. Sorun budur.
Sayın Bakan "canım, haksızlık etmeyin, bütün bakanlar, nakil, tayin, atama, yükselme ve benzeri yönetmeliklerini kendileri hazırlama hakkına sahipken, niçin Millî Eğitim Bakanlığını bundan ayrı tutuyorsunuz; bu da benim hakkım değil mi, bu böyle olmamalı mı" diye bir değerlendirme yapıyor.
Önce, bir konuya açıklık getirmek istiyorum; lütfen, yanlışsa düzeltin, peşinen özür dilerim. Bildiğim kadarıyla -biraz önce de sordum çünkü- sadece Millî Eğitim Bakanlığında değil Millî Savunma Bakanlığında da aynı uygulama var; yani, Bakanlar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanı onayı şartı var, bildiğim kadarıyla. Yanlışsa özür diliyorum; ama, yanlış olmadığına inanıyorum. O yüzden, sadece Millî Eğitim Bakanlığımızda değil Millî Savunma Bakanlığımızda da bu yönetmeliklerin Bakanlar Kurulundan çıkması ve Cumhurbaşkanının onayı önşartı var. Tabiî, Millî Eğitim Bakanlığının buradaki önemine dikkat çekersek, niçin böyle bir önkoşulun olduğunu, sanıyorum, çok daha kolay anlarız, anlamak istersek. Bir kere, personel açısından baktığınızda, kamu çalışanlarının üçte 1'i Millî Eğitim Bakanlığının bünyesinde. Bu bir öncelik, Millî Eğitim Bakanlığı için de bir ayrıcalık.
İkincisi; millî eğitim -kuşkusuz bütün bakanlıklar önemli; ama- bizim toplumumuz için, bütün toplumlar için kimliğinden kaynaklanan apayrı bir önemi haiz. Yani, millî eğitimin, genelde eğitimin, biz, toplumun bugününü, yarınını biçimlendirme noktasındaki önemini, yeni nesilleri biçimlendirme ve onları geleceğe hazırlama noktasındaki önemini bilmiyor muyuz?! Herhalde, böyle bir yönetmelik anlayışı ortaya koyanlar da Millî Eğitim Bakanlığının ülkemiz için taşıdığı önemi göz önünde tutarak, yönetmeliklerin Bakanlar Kurulundan ve Cumhurbaşkanından onayını istemişlerdir. O yüzden, burada, Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili niçin böyle bir uygulama sorusunun yanıtını, eğer, Millî Eğitim Bakanlığının önemini göz önünde tutarsak, sanıyorum, anlamakta ve kavramakta zorluk çekmeyeceğim. Benim inancım odur.
Sevgili arkadaşlarım, ayrıca, bakınız, bu tartışmaları biz hangi ortamda yapıyoruz; baştan beri "kadrolaşma, ekip, takım" tartışmaları var. Yani, ben, AKP'li arkadaşların ve Sayın Bakanın, bir kadrolaşma anlayışının olmadığını savunmaktaki ısrarını anlamıyorum, anlamakta zorluk çekiyorum. Yanlış bilmiyorsam, Sayın Başbakan, dün, grup konuşmasında, Türkiye'nin bu noktaya gelmesinde bürokrasinin zaaflarından söz etti ve böyle bir kadrolaşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Sayın Başbakanımız, kadrolaşmanın önemini ve gereğini vurgularken ve gereğini de yaparken, yapmaya çalışırken, siz niye ısrarla "burada bir kadrolaşma amacımız, iddiamız yok" diye savunma gereğini duyuyorsunuz ki?!. Bunu, anlamakta zorluk çekiyorum.
Üstelik, bu tartışmaları, bakın, biz, bu kadrolaşma girişimlerinin toplumun her kesiminde ciddî rahatsızlıklar yarattığı, önemli tartışmalara yol açtığı günlerde yapıyoruz. Eğer, siz, sadece Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan arkadaşlarımızı "muhalefet partisi milletvekili, muhalefet yapmak için konuşuyor, söylediklerinin aslı astarı yok" diye değerlendirirseniz, işin içinden çıkabilir miyiz?!
Tabiî ki, muhalefet partisiyiz; tabiî ki, farklı düşüncelerimiz var; çizgimiz farklı, iddiamız farklı, anlayışımız farklı. O nedenle, bu sıralarda değil, şu sıralarda oturuyoruz. Bütün arkadaşlarımın bunu anlayışla karşılaması gerekiyor. Tabiî ki, sizinle paylaşmadığımız anlayışımızı, açık yüreklilikle, burada, Yüce Meclisle ve halkımızla paylaşmaya devam edeceğiz. Yani, bu "kadrolaşma" sözünden, sanıyorum, arkadaşların, ne anlatmaya çalıştığımızı görmeleri için, allahaşkına, herbiriniz, lütfen, rica ediyorum, danışmanlarınız var, sekreterleriniz var, kütüphanemizin bir tarama merkezi var, orada, son 6 ayda -bunu daha önce de söylemiştim- kamuoyunda, köşe yazarlarında, haberler biçiminde çıkan bu iddiaları bir isteyin, bir görün. Görmezlikten gelebilirsiniz, hakkınız; ama, bizim ne demek istediğimizi görmek istiyorsanız, lütfen, bu basın taramasını yaptırın. O zaman, sanıyorum, bizi anlamakta zorluk çekmezsiniz ve her söylediğimizde de "canım, bunu nereden çıkarıyorsunuz, bizim kadrolaşma falan diye bir iddiamız yok" itirazlarından belki vazgeçersiniz umudundayım.
Bakın, biraz önce, Berhan Şimşek arkadaşım, burada...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, sözlerinizi tamamlayın.
ZEKERİYA AKINCI (Devamla)...özellikle, buradaki kadrolaşma sıkıntılarını, mümkün olabilse, 2 klasörle, aldı, geldi anlatmaya çalıştı. Ancak, AKP'li bir başka komisyon üyesi sevgili arkadaşım, Bursa Uludağ Üniversitesinden bir örnek bulmuş, "bakın, asıl kadrolaşma budur" diye anlatmaya çalışıyor. Eğer, öyle bir şey varsa istisnadır; ama, istisna kuralı bozmaz ki, istisna kuralı güçlendirir sevgili arkadaşım. Yani, siz, elinizdeki bir tane bilgi ve belgeye istinaden, burada "asıl kadrolaşma budur" diye anlatacaksınız; ama, bir arkadaşım, elinde yığınla klasörle, belgeyle çıkacak "kadrolaşma yapıyorsunuz" diyecek, siz de "canım, bunu nereden çıkarıyorsun" diyeceksiniz. Bunun bir mantığı var mı allahaşkına?! Yalnız...
ÜNAL KACIR (İstanbul)Klasör değil, 2-3 tane dosyayla geldi.
ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Sadece benim odamda 2 klasör var; gösterebilirim.
Sevgili arkadaşlarım, yalnız, yalın bir gerçek -lütfen, bizi anlayınız- AKP iktidarının uygulamaları, artık, bir iktidarın sadece aynı anlayışı ve politikalarını sürdürebilmesi için kendisine yakın gördüğü ve aynı anlayışı paylaştığı insanların görevlendirilmesinin çok ötesine geçmeye başlamıştır. Eğer, öyle olmamış olsaydı, bu, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekillerinin bu kürsüdeki itirazlarıyla sınırlı kalabilirdi; ama, inanın, artık, her kurumda, toplumun her kesiminde, bu kadrolaşma meselesi ciddî olarak tartışılmaya başlanıyor ve sizler, bunu, görmezlikten gelemezsiniz. Yani, başlangıçta, bütün atamalarda, tayinlerde çokça sözünü ettiğiniz liyakat, yerini -hepimiz biliyoruz, sizin de iddianız o- giderek sadakate bırakıyor. Yani, eğer, sadakatten kastedilen, devlete, millete, Anayasaya, laik demokratik cumhuriyete, Atatürkçülüğe ve O'nun ilkelerine sadakatse, hiç itirazımız yok; ama, bizim kaygımız, odur ki...
FARUK ÇELİK (Bursa)Hoş değil!.. Hoş değil!..
ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Kaygımı paylaşıyorum Sayın Başkan, kaygımı paylaşıyorum.
Ne yazık ki, uygulamalar ve yapılanlar, bizi, bu noktada kaygılanmaya itiyor. Bizim kaygımız odur ki, buradaki kadrolaşmada sadakat arayışı, bir düşünceye ve bir dar anlayışa sadakattir. Biz, bu düşüncelerimizi, kamuoyuyla her zaman paylaşıyoruz, sizinle de paylaşıyoruz.
AHMET YENİ (Samsun)Hiç kaygı duymayın.
ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Şimdi, nasıl kaygı duymayalım?!. Arkadaşlarımız örnekledi; ama, çok somut bir örnek vermek istiyorum. Bakınız, İSO belgesi almış -bunu, Sayın Genel Başkanımız da kamuoyuyla sık sık paylaşıyor- 41 tane SSK hastanesi var ve bir gecede, 51 başhekim, çok rahatlıkla görevden alınabiliyor. Şimdi, bu noktada şöyle bir kaygı duyma hakkımız yok mu; yahu ne oluyor, ne bitiyor, bu görevden alınanlar kimdir, Sayın Bakan bunları yeteri kadar tanıma şansı bulmuş mudur, atananlar kimdir, görevden alınanların tümü yeteneksiz, yetersiz, liyakatsiz falan da, gelenlerin hepsi yetenekli, yeterli, liyakat sahibi insanlar mı?!
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 30 Nisan 2003