İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 14. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tarımın içinde bulunduğu son durum hk.

Hüseyin Bayındır

Kırşehir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 14. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Kasım 2004 · 1.048 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Bayındır (CHP), 4 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIMIN İÇİNDE BULUNDUĞU SON DURUM HK.); konuşma 1.048 kelime.

Hüseyin Bayındır (CHP, Kırşehir). “Tarımın içinde bulunduğu son durum hk”. TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-bayindir-22-2004-11-04-tarimin-icinde-bulundugu-son-durum-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım ve televizyonları başında bizi izleyen sevgili yurttaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konumuz tarım. Gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun tüm ülkeler için yaşamsal önem taşıyan bir sektördür tarım. Uzun yıllardan beri, maalesef, tarım sektörü çok büyük bir sıkıntı içerisine sürüklenmiştir. 1980'lerden bu yana izlenen sağ politikalar en ağır sıkıntıyı, en büyük yükü hep tarım sektörünün üzerine yüklemiştir. Çiftçimiz o yıllardan bu yana sürekli ezilmiştir. AKP İktidarıyla, tarım ve çiftçi en kötü ve en zor dönemini yaşamaktadır.

Dünyanın her yerinde, en gelişmişinden en az gelişmişine kadar bütün ülkeler çiftçisine, köylüsüne, tarımına sahip çıkmıştır. Bizde ise tam tersi yaşanmaktadır. Çiftçimiz her geçen gün biraz daha fakirleşmektedir, çiftçimiz giderek daha da yoksullaşmaktadır. Çiftçimiz, AKP Hükümetinin uyguladığı çarpık ve duyarsız politikalarla çok büyük sıkıntılar içerisine sürüklenmektedir.

Arkadaşlar, çiftçi perişan, çiftçinin durumu zor. Çiftçi ürettiğinin karşılığını alamıyor. 2003 yılında ilk defa, tarım ürünleri bakımından, ürettiğimizden çok dışarıdan ürün ithal ettik. Bu ithalat karşılığında yaklaşık 4 milyar dolar, yabancı ülkelere ve oradaki çiftçilere para aktarılmıştır arkadaşlar. Yani, hükümet, Türk çiftçisinden esirgediği paraları, yabancı ülkelerin çiftçisine pervasızca vermektedir.

İnsanlar yıllardan beri buğday yiyorlar. İnsanlar, insanlığın başladığı tarihten bu yana et yiyorlar. Eti, sütü, buğdayı, topraktan başka verecek hiçbir şey yok. Bunlar olmadan da insanlığın sağlıklı bir yaşam sürdürmesine imkân yok.

Arkadaşlar, tarıma önem vermek zorundayız. Tabiatı taklit etme imkânımız yok. Bu nedenle, bu işin önemini çok iyi bilmemiz gerektiğine inanıyorum. Gün gelir çok geç olur, gün gelir aç kalır bu ülke, aç!..

Bakın arkadaşlar, yıl 1986, Türkiye 19 000 000 ton buğday üretiyor. Yıl 2003, Türkiye hâlâ 19 000 000 ton buğday üretiyor. Türkiye'nin buğday ihtiyacı mı azaldı; hayır, tam tersine. Maalesef, Türkiye artık buğday ithalatı yapan bir ülke durumuna getirildi.

Yine aynı şekilde, mısır üretimimiz, 1986'dan günümüze 2 300 000 tondan 2 100 000 tona düşmüş. Türkiye, 1986'dan daha mı az mısır tüketiyor; yine hayır; tam tersine daha fazla mısır tüketiyoruz. Peki, ne oluyor; dışarıdan mısır ithal ediyoruz. Kendi ülkemizde yetiştiremediğimiz buğdayı, kendi ülkemizde yetiştiremediğimiz, daha doğrusu yetiştirilmesine fırsat vermediğimiz mısırı, dışarıdan, döviz ödeyerek almak durumunda kalıyoruz. Doğru ya, mısır ithalatı yapmazsa Maliye Bakanımızın oğlu ne iş yapar acaba?!

Pancarda da aynı manzara var. Türkiye, yine, bu dönem içerisinde, pancar üretimini de düşürdü. Türkiye'nin şeker ihtiyacı mı azaldı, daha mı az şeker kullanıyoruz; cevap, yine hayır. Ne oldu; şekerimizi, kendi toprağımızda ürettiğimiz pancardan değil de, Amerika'dan ithal ettiğimiz mısıra dayalı tatlandırıcıdan elde ediyoruz ve bugün geldiğimiz nokta şudur: Türkiye de, ne yazık ki, artık, tarım ithalatçısı bir ülke haline geldi, daha doğrusu getirildi, getirdiniz.

Tütünde durum farklı mı; hayır. Üzümde durum farklı mı; hayır. Pamukta durum farklı mı; hayır. Çayda, fındıkta durum farklı mı; yine hayır. Aslında, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

Arkadaşlar, bakın, ABD'de, 1 litre mazot çiftçiye yaklaşık 350 000 liraya mal olmaktadır. Türkiye'de ise, bu rakam 1 700 000 liraya dayanmıştır. Çiftçi, 1 varil mazotu 400 000 000 liraya almaktadır, bir traktörün deposu da 80 litredir; 1 varil mazotla, tarlasında ancak iki gün çalışabilmektedir. Geçen yıl, buğdayı 320 000-350 000 liraya kadar aldınız. Bu sene, çiftçim, buğdayı 280 000 liraya zor verdi. Adına "borsa" dediniz. Kara gün dostu olarak bildiğimiz o güzelim tesislerimizi ortadan kaldırdınız ve çiftçiyi tüccarın kucağına ittiniz. Sayın Bakanım, buğday fiyatını onlardan daha geç açıklayarak, çiftçiye bilerek eziyet ettiniz. Ofisleri kapatıyorsunuz, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatmaya çalışıyorsunuz, şeker fabrikalarını kapatıyor ya da atıl duruma itiyorsunuz. Pancar ekim alanlarını kotalarla daraltıyorsunuz. Siz, ne iş yapmak istiyorsunuz Sayın Bakan, niyetinizi açık söyleyin; köylüyü mü yok sayıyorsunuz?!

Sayın Bakan, benden size bir öneri: Öyle, bunları tek tek kapatarak uğraşmayın; bakanlığı tümden kapatın, olsun bitsin!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Bayındır.

HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla)Diğer yandan, zaman zaman ortaya çıkan don, kuraklık gibi doğal afetler, hâlâ ürün sigorta kanunu çıkmadığı için, çiftçilerimizi büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakmaktadır.

Değerli arkadaşlar, çiftçilerimiz, tarım kredi kooperatiflerinden kredi kullandılar ve malum sebeplerden dolayı da bu borçlarını ödeyemediler. Ne halde olduklarını, ne sıkıntı yaşadıklarını duymayanınız, bilmeyeniniz yoktur; hepinize, bu konuyla ilgili şikâyetler, talepler geliyordur. AKP Hükümeti, borçlarını ödemeyi geciktiren çiftçiye acımasızca yüksek faiz uyguluyor; diğer yandan, çiftçiye verilecek doğrudan gelir desteği ödemesini geciktiriyor ve bunlara faiz uygulamıyor. Bunun neresinde adalet?! Bunun neresinde sizin ak olduğunu iddia ettiğiniz yüzünüz?!

Sayın AKP'li milletvekili arkadaşlarım, çiftçi deyince sizin aklınıza, televizyondaki ünlüler çiftliğindeki çiftçiler geliyor herhalde. Köydeki, tarladaki çiftçilerimiz, televizyondaki o ünlüler gibi rahat yaşamıyor arkadaşlar. Çiftlerimiz tarlasına ekecek tohum alamıyor, gübre alamıyor. Çiftçim tarlasını ekemiyor. Çiftçim kendi karnını bile doyuramıyor. Çiftçilerimizin borçlarını ödeyecek güçleri yok arkadaşlar. Sen ne borcundan bahsediyorsun diyecekler. Arkadaşlar, Sayın Bakan sayesinde, Kırşehir'de evine haciz gelmeyen çiftçi kalmamıştır; teşekkür ediyorum Sayın Bakan(!)

Diğer yandan, AKP Hükümetinin çiftçilerimizin borçlarını tahsil etme konusunda gösterdiği gayreti de takdirle izliyorum. Keşke, AKP Hükümeti aynı çabayı bankaları batıranlardan milletin alacaklarını tahsil etme konusunda da gösterseydi; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundaki memurlarına 37 milyar doları bağışlatma lüksünü kendilerinde bulamasaydı, onların da gırtlağına yapışabilseydi tıpkı çiftçinin gırtlağına yapıştığı gibi.

Değerli arkadaşlar, tarımla ilgili saatlerce konuşabiliriz. Sorunlar belli, sıkıntılar belli, yapısal bozukluk belli, çiftçilerimizin talepleri de belli, dünyada uygulanan metotlar da belli. Bugün, şu anda, çiftçiyi dışlayan "tedbir" adı altında, yaraya merhem olmayan sizin uygulamanız da ortada. Kendinize gelin arkadaşlar. Bunu kime söylüyorum; hükümete. Hangi hükümete; AKP Hükümetine. Niçin; çiftçi için söylüyorum. Duyun artık halkın sesini. Duyun artık işsizin feryadını. Duyun artık fakirin, borçlunun, dertlinin sesini. Duyun artık kara gün dostu çiftçinin sesini. Gün gelecek çok geç olacak, çok!..

Sayın AKP Hükümeti ve milletvekilleri, bakın, çiftçilerimiz ne güzel tanımlama yapmışlar. Seçim bölgemi gezdiğimde, yaşlı başlı bir amcam "oğlum, AKP Hükümetinin tüccar zihniyeti ortaya çıktı. Ekonomiyi, maşallah, IMF'ye verdiler, içsiyaseti Avrupa Birliğine, dışsiyaseti de ABD'ye endekslediler; kendileri ne iş yapıyor" diye bana sordu; "taşeron" dedim.

Buradan, eli nasırlı, ülkemin bütün sıkıntısını omuzlarında taşıyan, o, yiğit, şerefli ve namuslu çiftçilerimize seslenmek istiyorum, saygıdeğer çiftçilerimiz sizlere sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi olarak, boynunuzu eğdirmeyeceğiz. Bu, bizim vicdanî bir anlayışımızdır, bizim sorumluluğumuzdur. Aleyhinize olacak hiçbir fırsatçılığa, hiçbir haksızlığa izin vermeyeceğiz.

Bakın, bugün, İzmir-Torbalı'da, 20 000'in üzerinde çiftçi, Genel Başkanımla beraber miting meydanlarında. Çiftçi ayaklandı, haberin olsun Sayın Bakan!

Sevgili çiftçilerim, ben de, Kırşehir Milletvekili olarak ve bir köylü çocuğu olarak, tarımı, oradaki anlayışı, üretmeyi bilen; tarladan, alandan gelen bir insan olarak AKP Hükümetine diyorum ki, ey AKP Hükümeti, üretimden korkma; bırakın, çiftçi üretsin; bırakın, bereketli Anadolu toprakları ürün fışkırsın; bırakın, açlık yok olsun. Sizi sorumluluğa, Bakanlığınızın gereğini yapmaya, Kırşehir dahil, çiftçiye sahip çıkmaya çağırıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 4 Kasım 2004

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook