Emniyet genel müdürlüğüne ait araç, gereç, mal ve malzemenin satış, hibe, hek ve hurda durum ve işlemleri hakkında kanun (s.s.848)
Erzurum Milletvekili ·
Genel Kurul, 60. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Şubat 2006 · 953 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan, 8 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE AİT ARAÇ, GEREÇ, MAL VE MALZEMENİN SATIŞ, HİBE, HEK VE HURDA DURUM VE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN (S.S.848)); konuşma 953 kelime.
İbrahim Özdoğan (Erzurum). “Emniyet genel müdürlüğüne ait araç, gereç, mal ve malzemenin satış, hibe, hek ve hurda durum ve işlemleri hakkında kanun (s.s.848)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-02-08-emniyet-genel-mudurlugune-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemenin-satis-hi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 848 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, Emniyet Genel Müdürlüğümüze ait birtakım malî işleri düzene sokmaktadır. Yasa tasarısının arkasında, perde arkasında neler olabileceğini bilmiyoruz. Gerekçelerini çok dikkatli okudum. Yani, Emniyetimize ait birçok problem olmasına rağmen, öncelikle bunun ele alınması abesle iştigalden başka bir şey değildir.
Sayın Bakan az önce burada birtakım konuşmacı arkadaşlar tarafından karanlık bir tablo çizildiğini söylediler. Sayın Bakanım kusura bakmasınlar, ben de bir karanlık tablo çizeceğim; çünkü, şu anda Türkiye, hakikaten bir asayiş cehennemi altında yaşamaktadır. Yalnız, bu karanlık tabloyu çizerken, sözüm, kesinlikle emniyet güçlerimize ve jandarma kuvvetlerimize ait değildir; iki güvenlik birimimizin de, dünyada önde mücadele ettiklerini biz biliyoruz. Bu karanlık tablo, AK Parti Hükümetinin ekonomik ve sosyal olumsuz politikalarından kaynaklanmaktadır, bunu öncelikle belirteyim.
Değerli arkadaşlar, örgütlü suçlarda hem nitelik hem de nicelik bakımından ürkütücü bir tırmanış gerçekleşiyor olması, ülkemizde, özellikle de büyük kentlerde yaşayan vatandaşlarımızı ve bizleri endişeye düşürmektedir. Ne yazık ki, bugün, hırsızlık, gasp, kapkaç, yankesicilik gibi olaylar, vatandaşımızın sokağa çıkmaya cesaret edemeyeceği noktalara tırmanmış, suç oranlarındaki artış ve suçluların cüreti, devletin güvenlik güçlerine duyulan güveni sarsmıştır. Çözüme yönelik yapıcı bir tutum benimseyebilmemiz için, en başından temel bir varsayım yapmamız şarttır. Buna göre, İngiltere gibi sosyal güvenlik ve kayıt sistemi gelişmiş Batı ülkelerinde özel sigorta sistemi yaygındır. Bu gelişmişlik düzeyindeki ülkelerde, özel sigorta sistemi, ülke vatandaşlarının neredeyse tümünü kapsamaktadır. Dolayısıyla, bu ülke vatandaşları, hırsızlık, yankesicilik, soygun, gasp gibi suçlardan mağdur olduklarında, sigortalarından yararlanabilmek için polise muhakkak başvurmakta, suç kayıt altına alınmaktadır. Sonuç olarak, özel sigorta sisteminin geliştiği ülkelerde, işlenen suçların kayıt altına alınması ve bunların sonucunda ortaya çıkan suç istatistiklerinin sağlıklı veriler ortaya koydukları bilinmektedir. Anavatan iktidarında biz bu sistemi getireceğiz.
Suç istatistikleriyle ilgili bilinen bir başka gerçekse, Türkiye'de kayıt altına alınan suçlar ve çıkarılan istatistiklerdir. Ülkemizde, hırsızlık, kapkaç, gasp, soygun gibi suçların mağduru olan pek çok vatandaşın, nasıl olsa failler bulunamaz, bürokrasi uğraştırır gibi gerekçelerle ya da kendisine karşı işlenen suçtan küçük zararlarla kurtulabilmişse bunu polise bildirmediği bilinmektedir. Bu durumun dikkate alınmasıyla birlikte, Türkiye'de, Emniyet Genel Müdürlüğünün ilan ettiği suç istatistiklerinin gerçeğin tümünü yansıtmadığı, konunun uzmanlarının ortak görüşüdür.
Öyleyse, şunu en başta veri kabul etmek lazımdır ki, tablolar ve rakamlar dizisinin verdiği olumlu mesaj önümüze sürülüp de, gözlerimizin önünde cereyan eden suç artışını görmezlikten gelmek, aymazlığın ta kendisi olacaktır. Ayan beyan ortadadır ki, özellikle büyük kentlerde ciddî bir güvenlik sorunu vatandaşımızın canını yakmaktadır. AK Parti İktidarı, emniyet açısından İstanbul, Ankara, Erzurum, Trabzon başta olmak üzere bütün Türkiye'yi cehenneme çevirmiştir.
Biz burada, sadece, gerçekleşen suçların sayısal olarak artıp artmadığını tartışmak istemiyoruz. Zira, bu apaçık miyopluktur. Suç oranlarındaki gözle görülür artışa ek olarak, suç örgütlerinin yapılanması, devlete ve düzene karşı tutumları, kullandıkları insan malzemesi de korkunç bir dönüşüm geçirmiştir. Bunda en büyük etken, AK Partinin ekonomideki korkunç tahribatıdır. 2003 yılında toplam 10 493 olayda 14 302 çocuk hakkında adlî işlem yapılmıştır. 2004 yılında ise rakamlar artmıştır. Geçtiğimiz yıl 11 606 olayda 15 273 çocuk işlem gördü. 9 yıl öncesinde suç istatistiklerinde kız çocukları bulunmuyordu. Bugün ise suçlu kız çocuklarının oranı yüzde 2'dir. Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek 2 Mart 2005 tarihinde basına yaptığı bir açıklamada, 1997 yılında 1 476 olan çocuk tutuklu sayısının, bugün, 40'ı kız çocuğu olmak üzere 1 980'e çıktığını açıklamıştır.
Geride bıraktığımız yıllarda 1 050 çocuk, hırsızlık, nitelikli hırsızlık ve yağma suçlamasıyla ceza aldı. Polisiye tedbirler de çocukları kurtaramadı. Sonuçta, cezaevine giren çocuklar yine suç örgütlerine sahip çıktığı net bir biçimde görülmektedir.
Suça karışan çocukların organize suçlardaki payı yüzde 85'e ulaşmıştır. Kapkaç, gasp gibi olaylarda sokak çocuklarının payı sadece yüzde 5'tir. Organize suçlara karışan çocukların önemli bir bölümü ailesiyle birlikte yaşamaktadır ve bizzat aileleri suç örgütleriyle işbirliği yaparak çocuklarını bu yola itmektedir.
Bu somut verilerle birlikte net olarak ortaya çıkmıştır ki, suç örgütleri artık küçük çocukları, özellikle de kız çocuklarını kullanmaktadırlar. Çok değil, dokuz sene önce Türkiye'de böyle bir şeyin varlığından bile söz edilemezken, bugün büyük şehirler çocuklardan kurulmuş profesyonel çocuk timlerinin, suç timlerinin elinden kan ağlamaktadır. Yapılan hukuksal düzenlemeler, ıslah politikaları da maalesef işe yaramamıştır. Islah evlerinde, hatta sosyal hizmetler yurtlarında bile suçlu çocuklarla suç örgütlerinin bağı koparılamamakta, devlet, örgütle çocuk arasına girememektedir.
İnsan malzemesindeki bu dönüşüme ek olarak suç örgütlerinin devlete ve düzene karşı tutumları da değişmiş, çok değil, birkaç yıl önce devlete kafa tutmaktan korkan suçlular, bu konuda da cüret göstermeye başlamışlardır. Emniyet Teşkilatımızın değerli mensuplarının sıklıkla belirttikleri gibi, Türkiye'de "mafya" olarak tabir edilen organize suç örgütleri uzun bir zamandır varlık göstermektedirler; ancak, bunların ezici çoğunluğu, sanıldığı gibi, devlete kafa tutacak güce ve cürete hiçbir zaman sahip olamamıştır. Örneğin, mafya üyesi olarak bilinen insanlar polis baskını ve gözaltına alınma durumlarında polise direnme, çatışmaya girme cüretini hiçbir zaman gösterememişlerdir; ancak, bugün bizler, baskınlar sonrası yakalanacağını anlayınca polise silah sıkan suçluların görüntülerini her akşam haber bültenlerinden izler durumda olduk. Yanlış iç güvenlik politikaları, devletin güvenlik güçlerine duyulan güveni ancak bu kadar sarsabilirdi ve ne yazık ki, bugün de öyle olmuştur. Biz, adi bir suçlunun polisimize kurşun sıkma cesareti gösterdiği ibret sahnelerini haber bültenlerinden izler hale geldik. Türkiye, kentlerinde esaslı bir asayiş depremi yaşarken ve ekonomik terör başını alıp gitmişken, siyasî terör olaylarındaki tırmanış da güvensizlik ortamını iyice körüklemiştir.
Siyasî terör konusunda sağlıklı karar alabilmek için de, bazı temel varsayımlar yapmamız gerekir. Unutulmamalıdır ki, terör, savaşın en ucuz türüdür. Bir ülke, başka bir ülkeyi yıpratmak, güçten düşürmek istiyorsa, o ülkenin iç terörüne ya aktif destek verir ya da terörün kendi topraklarında barınmasına izin verir. İlk bakışta, bu, bizlere, 20 nci Yüzyıla ait bir gerçekmiş gibi görünse de, maalesef, 11 Eylül sonrası dönemde bile, hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
Sonuç olarak, terör örgütlerinin eğitim ve mühimmat konusunda bazı ülkelerden destek alıyor olmaları, acı olmakla birlikte, soğukkanlılıkla kabullenmemiz gereken bir gerçektir. Örgütler, yalnızca silahlı eylem pratiği konusunda destek görmemektedirler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 8 Şubat 2006