İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 60. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Emniyet genel müdürlüğüne ait araç, gereç, mal ve malzemenin satış, hibe, hek ve hurda durum ve işlemleri hakkında kanun (s.s.848)

İbrahim Özdoğan

Erzurum Milletvekili ·

Genel Kurul, 60. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Şubat 2006 · 1.376 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

İbrahim Özdoğan, 8 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE AİT ARAÇ, GEREÇ, MAL VE MALZEMENİN SATIŞ, HİBE, HEK VE HURDA DURUM VE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN (S.S.848)); konuşma 1.376 kelime.

İbrahim Özdoğan (Erzurum). “Emniyet genel müdürlüğüne ait araç, gereç, mal ve malzemenin satış, hibe, hek ve hurda durum ve işlemleri hakkında kanun (s.s.848)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-02-08-emniyet-genel-mudurlugune-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemenin-satis-hi-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 848 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde, Anavatan Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, medenî, uygar ülkeler, devlet kurumlarında çalıştırdıkları personele birinci sırada önem verirler. Biz de, maalesef, bugün, Emniyet Teşkilatımızla ilgili bir yasayı görüşüyoruz; fakat, Emniyet Teşkilatımızda çalışan polislerimizin birçok sorunu bulunmaktadır. Bunlar, bugüne kadar çözülmemiştir. Bu yasa vesilesiyle, bu sorunları dile getirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, büyük kentlerimizde, son iki yılda yaşanan ciddî asayiş sorunları, iç güvenlikle ilgili pek çok noktayı gündeme getirdi. Hiç şüphesiz, bunlar içinde en önemlisi, polisimizin durumudur. Polis teşkilatı, suç ve suç örgütleriyle mücadelemizi gerçekleştiren, bu çetin mücadelede, kamu düzenini, huzur ve güvenliği temsil eden bir teşkilatımızdır. Artık hepimizin malumu olduğu üzere de, polisimiz, bu zorlu görevini, imkânsızlıklar içinde, önemli fedakârlıklarda bulunarak, gerektiğinde canını cebinde taşıyarak gerçekleştirebilmektedir. Büyük kentlerimizde suç oranları günden güne artmaktayken, örgütlü suç ve terör suçu cüret ve cesaretle devlete meydan okumaya çalışırken, görevimiz, kamu düzeni adına çetin bir mücadeleyi yürüten polisimizin durumunu tekrar gözden geçirmektir. Zaten, buradaki varlığımız da bu amaca hizmet etmektir. Suçla ve suçlularla mücadelesinde polisimizi yüreklendirmek için, polisin şartlarının iyileştirilmesi önemli bir gereklilik olarak siyasetin karşısında durmaktadır.

Anavatan Partisi olarak bizler, polisin şartlarının iyileştirilmesi konusuna iki noktadan bakıyoruz. Bunlardan birisi, polisimizin, değişen teknolojiyle birlikte imkân ve kabiliyetlerini geliştiren, suç örgütlerine karşı etkin mücadele yürütebilmesi için hem eğitim hem de donanım bakımından gelişmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesidir. Anavatan Partisi, polisin sorunlarıyla yakından ilgilidir ve Emniyetimizin seçkin mensuplarından, polisin durumu ve suçla mücadelenin gelişimi hakkında detaylı bilgi almakta, aldığı bilgileri değerlendirmektedir.

Polisin sorunlarına değinirken, öncelikle, polisin suçla mücadele konusunda yaptığı sorunlardan başlamakta fayda görüyorum. Bu kapsamda, aynıyla vaki bir olayı buradan sizlere aktarmakta yarar vardır. Ankara Emniyet Müdürlüğü asayiş şube yankesicilik bürosunda çalışan iki polis memurumuz, Ulus ve Kızılay'a dadanmış olan, sicili oldukça kabarık bir çetenin elemanlarını iş üstünde yakalayıp adliyeye götürürler; ancak, savcılıktan çıkan karar, zanlıların serbest bırakılmaları yönünde olur. Aradan bir iki gün geçtikten sonra, yankesiciler, kendilerini yakalayan polis memurlarını bulup tekme tokat döverler. Bu olay neticesinde bir polisin kolu kırılır, bir diğeri de yaralanmıştır. Olay, iki gün sonra gazeteci Ahmet Vardar'ın köşesinde de yer alır, kamuoyuna duyurulur; ancak, ne yazık ki, bu olay, kamuoyunun gündeminde hak ettiği yeri bulamaz.

Anavatan Partisi olarak, konuyu haber aldıktan hemen sonra, emniyet ve yargı camiasının değerli mensuplarına ulaştık, bilgi aldık. Maalesef, öğrendiklerimiz, dehşete düşmemize sebep olmuştur. Özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerde örgütlenmiş suç çeteleri, faaliyet gösterdikleri bölgelerdeki polisleri iyi tanıyorlar; hatta, daha da ileri gidip, polis memurları nerede oturur, aileleri, yakınları kimlerdir, sistemli olarak takip edip öğreniyorlar. Eğer polis çete üyelerini yakalarsa, çete üyeleri, görevini yapan polisi yıldırmak için, dayak ve taciz dahil her türlü yola başvurabiliyorlar. Özellikle asayiş şubesindeki polislerimiz, bizzat kendileri ifade ediyor, sokakta dolaşmakta güçlük çekiyorlar. Asayiş şubesindeki polislerimiz, görev yaptıkları bölgede sokakta dolaşırken yalnız kalmamaya özen gösteriyor, mümkün mertebe ikili gruplar halinde dolaşıyorlar; çünkü, bugüne kadar, birçok defa, çete elemanlarının bıçaklı, sopalı saldırılarına maruz kalmışlardır.

Şimdi, buradan, yürütmenin başına sormak lazımdır; asayişi sağlamakla yükümlü polis memurları bile kendi güvenliklerinden emin değilken, vatandaş, gönül rahatlığıyla nasıl sokağa çıksın?! Artık, bir cevap vermek zorundasınız ve çözüm bulmanızın vakti gelmiştir. Eğer, bugüne kadar yaptığınız gibi çözümü bulamazsanız, çekilin kenara, çözümü Anavatan Partisi bulsun. Zira, bu pislik, artık, hiçbir halının altına süpürülmeyecek kadar büyümüştür ve ne yazık ki, hâlâ, vatandaşın gözleriyle tanık olduğu, bizzat yaşadığı, canının yandığı olayları, birkaç istatistik cambazlığının yardımıyla inkâr ediyoruz. "Hayır; Türkiye'de asayiş sorunu yoktur, biz bu sorunu çözdük" diyorsunuz. Anavatan Partisi olarak biz söylüyoruz; tarihe geçtiniz; evet, tarihe geçtiniz; ama, sorun çözücülüğünüzle değil, pişkinliğinizle tarihe geçtiniz.

Biz, Anavatan Partisi olarak, sorunun temeline inme gayreti içindeyiz ve bunu yapmaya çalıştığımızda, gerek polis gerekse yargı camiasındaki arkadaşlarımız, bizlerden yardımlarını esirgemiyorlar. Sorunun içinde olanlar, çözüm önerisi geliştirme konusunda da oldukça yapıcı bir tutum içindeler; iş ki, iktidar duyarlı olabilsin.

Yaptığımız araştırmalardan çıkan sonuç aslında çok net; Türkiye, Avrupa Birliğiyle uyum kapsamında, polisin yetkilerinde, vatandaş hakları lehine bazı kısıtlamalara gitmiştir. Ceza muhakemesi usulünde yapılan düzeltmeler de bu merkezde değerlendiriliyor; ancak, yapılan düzenlemelerden sonra bir şeylerin yanlış gittiği, hem yargının hem de polis teşkilatının ortak görüşüdür. Bu düzenlemeler, polis ve yargı birimleri arasında anlaşmazlığa yol açmıştır. Polis, yakalanan faillerin mahkemelerden ceza almadan sıyrılabilmesinden yakınırken, yargı mensupları da, polisin, yeterli delil toplamadan failleri hâkim karşısına çıkardığından şikâyetçidir. Bütün bu karmaşa içinde en acıklı olanıysa, iktidarın, polisin ve yargı mensuplarının şikâyetlerini, inanılması güç bir önyargıyla karşılaması, çözüm arayışlarına sırt çevirmesidir. Hükümet, polis ve yargıdan gelen şikâyetleri, Avrupa Birliği normlarına bir itiraz olarak algılamış ve dinleyip dikkate almak yerine, kötü gidişi durdurmaya çalışmak yerine kendi polisine insan hakları vaazı vermeye kalkmıştır; oysa, durum çok farklıdır.

Son yıllarda artan suç oranlarında, hep adalet mekanizması ya da polis teşkilatı suçlanmıştır. Neden suçluları serbest bırakıyorlar diye sorulmamaktadır; fakat, hiç kimse, mahkeme zanlıları niçin bıraktı diye sormamaktadır. Oysa, pek çok dosyada hâkimlerin suçluları salıvermesindeki en önemli faktör, polislerin olay yerindeki delilleri tam olarak toparlayamamış olmasıdır; yani, polislerimiz, suç ile failler arasındaki bağı yeterli olarak kuramadıkları zaman, sanık avukatları, kanıtların yetersizliğinden yararlanarak, bazen, gerçek faillerin de rahatlıkla serbest kalmasını sağlamaktadırlar. Bu durumun verdiği mesaj çok açıktır. Avrupa Birliği normları, polis teşkilatını delilden suçluya gitmeye yönlendirmektedir. Böylece, hem suçlular yakalanıp adalete teslim edilmiş olacak hem de suçluyu ele geçirme sürecinde vatandaş haklarına herhangi bir tecavüz olması ihtimalinin de önüne geçilecektir; ama, bu sistemin sağlıklı işleyebilmesi için, polisin suç ile suçlu arasındaki bağ demek olan delile ulaşabilmesi imkânlarının, eğitiminin ve donanımının bu yönde geliştirilmesi gerektir. Eğer, siz, iktidar olarak Emniyet Teşkilatını bu doğrultuda örgütlemezseniz, polis, izini sürdüğü ya da yakaladığı suçlunun cezalandırılmasını sağlayamaz ve maalesef, sadece Avrupa Birliğinden aferin alma motivasyonuyla hareket eden hükümet, bu konuda yalnızca üst yapı düzenlemelerini yapmış, sistemin sağlıklı işlemesi için gerekli altyapı düzenlemelerini ihmal etmiştir. Hükümet, polisi suçlulara ezdirmiş, yargı mensuplarını çaresiz bırakmıştır. Evet, AK Parti İktidarı, polisi suçlulara ezdirmiştir. Polis, mağdur durumdadır; polis, canını dişine takmaktadır; ama, canhıraş çabalardan sonuç alamamaktadır.

Bakın, polisin hükümet tarafından nasıl sahipsiz bırakıldığını, eğitim ve donanım yetersizliğinin ne boyutlarda olduğunu Anavatan Partisi olarak açıkça ortaya koyalım. Yeni sistem, delilden suçluya ulaşılmasını gerektirmektedir dedik. Bunun alternatifi yoktur. Aksi takdirde, polis yakalar, savcı serbest bırakır; polis, suçlularla saklambaç oynamaktan başka bir şey yapamaz hale gelir dedik. Peki, nasıl olur delilden suçluya ulaşmak; olay yeri inceleme disiplininin geliştirilmesiyle olur, polisin bu konuda gereken eğitimi görmesiyle olur, kriminal laboratuvarların geliştirilmesiyle olur, kriminal inceleme birimlerinin genişletilmesi ve geliştirilmesiyle olur.

Soruyorum şimdi hükümete: Bu kadar gereklilik karşısında dururken, karşınızda dururken bu kadar gereklilik, siz ne yapıyorsunuz? Siz yine sorumluluğu başkalarına yüklemeden ben cevap vereyim; emniyeti ne hale getirdiniz. Emniyet istatistiklerine göre, özellikle hırsızlık suçlarının işlendiği suç mahallinde olay yerine ilk ulaşan ekibin bilinçsiz hareket etmesi yüzünden, parmak izi arayan ekiplerin, pek çok durumda, hırsızlar yerine, olay yerine ilk giden polislerin parmak iziyle karşılaştıkları ortaya çıkıyor. Neden böyle bir hata yapılıyor; çünkü, faaliyette olan 26 polis okulunda olay yeri inceleme konusunda uzman yeterli öğretmen bulunmadığı için, eskiden ayrıntılı olarak gösterilen olay yeri inceleme dersi, şimdi önleyici polis hizmetleri ve taktikleri dersinin içine ekleniyor.

Değerli arkadaşlarım, bu, çok vahim bir durumdur. Yeni düzenlemelerle birlikte, olay yeri inceleme disiplini her şeyden önemli hale gelmiş; ama, hükümet, bırakın bu disiplini desteklemeyi, polis okullarındaki olay yeri inceleme dersinin kapsamını daraltıyor.

Soruyorum buradan hükümete: Hoca bulunmaması mazeret midir?! Gerekirse, bulunup getirilemez mi hoca?! Vatandaşın güvenliği, polisimizin onuru daha az mı önemlidir?! Siz, kimden yanasınız; suçludan mı, yoksa polisten mi? Öyle, MOBESE gibi birkaç elektronik sistemi devreye sokarak, özlük haklarında göstermelik düzenlemeleri gündeme taşıyarak, her konuda yaptığınız gibi, bu konuda da göz boyayamazsınız. Siz, suçlunun polise dayak atmasına neden olacak eksik düzenlemelerin iktidarısınız; ama, şunu bilin ki, Anavatan Partisi takiptedir, Anavatan Partisi polisin yanındadır, Anavatan Partisi asayişin, güvenliğin yanındadır.

Polis teşkilatımızın durumu hakkında şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Bugün, zor şartlar altında görev yapan polisimizin maaşında, özlük haklarında ve de özellikle sağlık ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda esaslı iyileştirmeler yapılması gerekmektedir. Mevcut iyileştirmelerin yeterli olmadığı kanısı çok yaygın bir kanıdır. Hükümet, bu eksikliğine mazeret olarak bütçeyi göstermektedir ve hükümet demektedir ki: "Polisler ve öğretmenler, bürokrasi örgütü içindeki en kalabalık camiadır. Biz, bunlara esaslı bir maaş artışı yaparsak, bütçemiz bu yükü kaldıramaz."

Biz de Anavatan Partisi olarak diyoruz ki, polis ve öğretmenler devletin vatandaşa bakan yüzüdür. Bir iktidar bu yüzleri güldürmezse, tüm ülkenin suratı asılır. O zaman, bu iktidar ne işe yarar?! Vatandaşımız bu soruyu yakın zaman sonra sandık başında da soracak, gereğini yapacaktır.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 8 Şubat 2006

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook