Esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlar sosyal sigortalar kurumu kanunu ile tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar sosyal sigortalar kanununda değişiklik yapılması (s.s.858)
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 106. Birleşim · 3. yasama yılı · 1 Haziran 2005 · 2.396 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 1 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ESNAF VE SANATKARLAR VE DİĞER BAĞIMSIZ ÇALIŞANLAR SOSYAL SİGORTALAR KURUMU KANUNU İLE TARIMDA KENDİ ADINA VE HESABINA ÇALIŞANLAR SOSYAL SİGORTALAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.858)); konuşma 2.396 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlar sosyal sigortalar kurumu kanunu ile tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar sosyal sigortalar kanununda değişiklik yapılması (s.s.858)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-06-01-esnaf-ve-sanatkarlar-ve-diger-bagimsiz-calisanlar-sosyal-sigortalar-ku (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, gerçekten, sosyal güvenlik kurumları arasında, hizmette eşitlik ilkesini yaşama geçirmek adına yapılan bu düzenleme, yapılmış gibi gözüken bu düzenleme, ne AKP Grubunun ne de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun karşı çıkmasına olanak vermeyecek bir düzenleme. Gerçekten, hastalanan yurttaşlarımızın yurt içinde tedavileri mümkün olmuyorsa, yurt dışında tedavi görebilmeleri amacıyla, bir eksikliği giderme adına yapılmış bir düzenleme.
Bilindiği gibi, 2 Aralık 2004 tarihinde, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda bir değişiklik yapılırken -ki, o günkü koşullarda, hatırlarsanız, biraz evvel Sayın Tunç da belirttiler, küçük Esin'in, Esin Köse'nin ilik nakli konusunda, Sosyal Sigortalar Kurumunca tedavi edilememesi ve yurt dışına da, yasanın engel olması nedeniyle yapılan bir değişiklik sırasında- bunun eksik olduğunu, sadece Sosyal Sigortalıların, Emekli Sandığı çalışanlarının ya da mensuplarının bakmakla mükellef olduğu kişiler değil, tüm yurttaşlarımız açısından bir hizmet anlayışı içerisinde yerine getirilmesini dile getirmiş ve Bağ-Kur sigortalılarının, hatta işsizlerin, yoksulların da bu haktan yararlanabileceği bir düzenlemenin bir an önce yapılması gerektiğine, o günkü konuşmamda işaret etmiştim. Şimdi, aradan altı ay geçtikten sonra böyle bir düzenlemenin Meclisin önüne gelmesi gerçekten güzel bir olay; bir eksikliği giderme adına yapılmış bir düzenleme gibi gözüküyor; ancak, değerli arkadaşlarım, yarından sonra biz, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda emeklilik sigortaları kanunu tasarısını ve onunla birlikte genel sağlık sigortası kanunu tasarısını görüşmeye başlayacağız.
Biraz evvel Sayın Tunç belirttiler, dediler ki: "Biz, bütün sigorta dallarında hizmetlerin tek elden yürütülmesi için çaba göstereceğiz; yani, Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kurluların eşit koşullarda hizmet alması için her türlü düzenlemeyi yapacağız." Gerçekten, zaman zaman, bu Meclisin çatısı altında konuşma yapan arkadaşlarımızca, konuşmalarında, bu tür mükerrer görüşmelerin, pek çok konunun tekrar tekrar Meclise gelmesi, hukuka, Anayasaya aykırı düzenlemeler nedeniyle Cumhurbaşkanlığından geri gelmesi veya Anayasa Mahkemesinin iptal etmesi sonucunda yeni düzenlemeyle aynı konunun tekrar görüşülmesinin Meclise maliyeti hesap edilmişti. Şimdi, burada da gerçekten bir düzenleme yapacağız; ama, bu düzenleme üç günlük bir düzenleme; yani, eğer, haziran ayı sonu itibariyle emeklilik sigortaları ve genel sağlık sigortası kanunu tasarıları eğer Mecliste görüşülüp geçecek ise, belki, bu kanun, Resmî Gazetede yayımlanmadan ilga olacak bir kanun konumuna da gelecek. O nedenle, yapılması gereken iş... Öncelikle, genel sağlık sigortasına ilişkin ya da emeklilik sigortaları kanunu tasarısının 91 inci maddesi yurtdışında tedaviye ilişkin hükümleri içeriyor; bugün şu anda konuştuğumuz kanun tasarısı tam anlamıyla orada da yeniden tartışılacak, yeniden konuşulacak. Yani, bir konuda bir hafta önce ya da bir hafta sonra iki ayrı kanun tasarısı maddelerinin görüşülmesinin Meclise maliyetinin de böyle bir dönemde çok iyi hesap edilmesi gerekir diye düşünüyorum; çünkü -orada, tabiî, onu hem komisyonlarda hem Meclisimizde tartışıcağız- hangi koşullarda gidecek, tedavi giderleri nasıl karşılanacak, Emekli Sandığı koşullarında bir hizmet mi sunulacak; yoksa, Emekli Sandığı ve SSK mensupları Bağ-Kurlular seviyesine mi indirilecek; onları o zaman konuşacağız.
Tabiî, değerli arkadaşlar, özü itibariyle teklife baktığımız zaman, kanun teklifiyle tarım Bağ-Kurlularına da diğer sosyal güvenlik kurumlarında olduğu gibi yurtiçinde tedavisi mümkün olmayan hastalıklarla ilgili olarak yurtdışında tedavi olanağı sağlıyor. Ancak, teklifin genel gerekçesine bakıldığı zaman, düzenleme sanki sadece 1479 sayılı Kanuna tabi Bağ-Kurlular için yapılmış bir düzenleme gibi gözüküyor; oysa, bir yazım tekniği aksaması var; 2 nci maddede 2926 sayılı tarım Bağ-Kurlularına da aynı hizmetin getirilmeye çalışıldığını, 2926 sayılı Kanuna tabi olanların da bu haktan yararlanacaklarını görüyoruz.
Değerli arkadaşlar, gerçekten, Sosyal Sigortalar Kurumu hastalarının ve Bağ-Kurluların yurtdışı tedavilerine ilişkin olarak yapılan bu düzenlemeye bakıldığı zaman, koşula bağlı bir hizmet anlayışına tanık oluyoruz; yani, diyoruz ki, en az on ay sağlık sigortası primi ödeyen ve prim borcu bulunmayan sigortalılar ve bakmakla mükellef olduğu kişiler yurtdışında tedavi olabilir.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, böyle bir düzenleme nasıl hak olarak görülebilir, nasıl yapılabilir; anlayabilmenin olanağı yok. Şimdi, sayısal verilere baktığımız zaman Bağ-Kura kayıtlı toplam 3 368 776 sigortalı var. Bunun 2 373 652'si 1479 sayılı Kanuna tabi; yani, esnaf dediğimiz Bağ-Kurlular. 995 124'ü ise 2926 sayılı Yasaya tabi; yani, tarım Bağ-Kurluları.
Bağ-Kura kayıtlı sigortalılardan 2 149 664'ünün prim borcu var; yani, bu Bağ-Kurluların yüzde 64'ünün Bağ-Kura prim borcu var. Kanun bu biçimiyle geçerse, kanun yaptık diyeceğiz; ama, Bağ-Kur sigortalılarının, esnaf ve sanatkârlarımız ile çiftçilerimizin yüzde 64'ü bu hizmetten, bu haktan yararlanamayacak. Niçin; çünkü, koşul getirmişiz, diyoruz ki prim borcu olanlar bu haktan yararlanamayacak.
Şimdi, öncelikle Bağ-Kurluların neden prim borcu var, bunun nedeni araştırıldı mı; esnaf niçin borçlu, tarım sigortalıları niçin borçlu; hangi durumdalar, buna bir baktık mı?
Değerli arkadaşlarım, içinde bulunduğumuz günlerde, geçtiğimiz haftadan bu yana, hem Sayın Başbakan hem de ziraat odaları, meslek odaları çiftçilerimizin durumuna ilişkin geniş açıklamalar yaptılar. Özellikle Sayın Başbakan, geçtiğimiz hafta AKP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada ve hafta sonunda "Ulusa Sesleniş" adı altında yaptığı konuşmada birtakım açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalarına bakıldığı zaman, zannederiz ki çiftçilerimiz son derece mutlu. 350 000 lira, buğdaya sanki fiyat açıklanıyormuş gibi telaffuz edildi; ama, bir fiyat açıklaması yapılmadı, 30 000 lira primden söz edildi. Oysa, bugün Doğu ve Güneydoğu Anadoluda hasat mevsimi başladı; oralarda buğdayı, üreticilerimiz, çiftçilerimiz 300 000-310 000 liradan teslim etmeye başladılar; piyasa koşullarına terk edildi. Gübre, mazot, girdi fiyatları bugün bir gazetenin bir köşeyazarının da konusu haline gelmiş, size aktarmak istiyorum. Türkiye genelinde yani… Ayrıca, Başbakan, bugün yine çiftçiye mazot desteğinin 300 000 lira olarak verileceğini, uygulamaya başlanacağını öngördü.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye genelinde, bugün, rafineriye uzaklığına göre, mazot fiyatları 1 900 000 ile 2 000 000 arasında; 300 000 lirayı düştüğünüz zaman 1 600 000-1 700 000 lira mazotun litre fiyatı. Aynı mazot, Yunanistan'da 56 sent; Türkiye'de ise, destek indirimiyle birlikte 1,2 dolar. Mazotun maliyetteki payı yüzde 20 civarında. Yani, bu sübvansiyonun, mazot desteğinin ne anlama geldiğini çok net okumak mümkün.
Değerli arkadaşlar, 1975 yılında, çiftçi 1 kilogram buğdayla 1,07 litre mazot alabiliyordu; 1980'de bu 0,41 litreye indi; bugün, mazot sübvansiyonuna rağmen 0,20 litre mazot alabiliyor 1 kilogram buğdayla. Değerli arkadaşlar, bu, bir gerçeği açıkça ortaya koyuyor; o da, çiftçinin giderek yoksullaştığı.
Esnafımızın durumu çiftçimizden farklı değil; o da, girdi maliyetlerinin yüksekliği, prim oranlarının yüksekliği, finansman zorlukları ve de Türkiye'nin içinde bulunduğu yoksullaşma sürecinde halkın satın alma gücünün giderek daralması nedeniyle büyük sıkıntı içerisinde. Çiftçi de, maliyeti 404 000 lira olan buğdayını 300-310 liraya, maliyetinin bile çok altında teslim etmek zorunda kalıyor. Topraktan aldığını toprağa yatırıyor, yetmiyor; varsa cebinden koyuyor, yoksa traktörünü ya da tarlalarının belirli bir miktarını satılığa çıkarıp borcunu ödemeye çalışıyor. Böyle bir durumda, esnafın Sosyal Sigortalar Kurumuna prim borcu var diye, hastalanınca ona ve çiftçiye tedavi olanağı vermeyeceğiz!
Değerli arkadaşlarım, tabiî, tarımda sadece buğday ölçüt alınmamalı, pamukta durum bundan farklı değil, narenciye hepinizin malumu, çay tabanfiyat açıklaması hâlâ yapılabilmiş değil.
Değerli arkadaşlar, tüm bunlar gösteriyor ki, devlet; yani, hükümetiniz, çiftçiyi ve esnafı perişan etmiş; şimdi, onlara, yüzde 64'ü bu haktan yararlanamayacak yasa tasarısı getiriyorsunuz ve ona şirin gözükmeye çalışıyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, artık, köylümüz de, çiftçimiz de, esnafımız da gerçeği görmeye başladı.
Değerli arkadaşlar, borcu tahsil edemeyen kim; devlet. Hangi bakanlık sorumlu; Maliye Bakanlığı; yani, vergi gelirlerini toplayacak, toplayamıyor; sigorta primleri ödenmiyor, toplanacak, toplanamıyor; Bağ-Kur primleri toplanamıyor, köylünün durumu perişan… Hastaya diyoruz ki "sen git, prim borcunu öde, ödersen, bu sağlık hizmetinden yararlanırsın, aksi takdirde seni yararlandırmam."
Değerli arkadaşlar, prim borcu ile sağlık hizmetinden yararlanmayı karşı karşıya getirmek, onunla onu takas etmek anlayışı sosyal devlet anlayışında olabilir mi?! Böyle bir anlayış, Anayasanın eşitlik ilkesine uygun düşer mi?! Ölümcül bir hastalığa yakalanmış yurttaş -parası yok belki- devletin kapısını çalmış, hastanesinin kapısını ya da kurumun kapısını çalmış "beni yurt dışına gönder" diye yalvarıyor; sen borcunu ödersen, seni kurtarırım; ödemezsen, eh, benim sorunum değil, yasa böyle, diyeceksiniz.
Değerli arkadaşlar, böyle yasa tasarısı olmaz. Bunu komisyonda da söyledik; ama, düzeltilmedi. Şimdi, böyle bir yaklaşım, sosyal devlet anlayışıyla örtüşmez, Anayasanın eşitlik ilkesiyle örtüşmez; yani, git borcunu öde, sana öyle sağlık hizmeti vereyim... Kim diyebilir bunu, ancak ve ancak AKP gibi sosyal devlet anlayışında olan bir siyasal partinin, bir hükümetin hazırladığı tasarıda rastlanabilir. Bir ibret vesikası.
Evet, arkadaşlar, Avrupa Birliği, IMF, Dünya Bankası ne söylerse "evet efendim" mantığı içerisinde yasal taslaklarını hazırlayıp getireceğiz; ama, esnafımızın, çiftçimizin, yoksul kesimlerin prim borcu var diye onlara tedavi hizmetlerini sunmayacağız!
Değerli arkadaşlarım, böyle bir düzenlemede eşitlik ilkesine uygunluk ancak şu şekilde sağlanabilir: Bağ-Kurlulara ve esnafa prim borçlarını ödemeyi ihtiyarî kılarsın "ben, prim oranlarını saptadım. Bu oranlar dahilinde siz de, primlerinizi Bağ-Kura yatırırsanız, size yurtdışı sağlık hizmetlerini sunarım" dersiniz; yani, prim ödemeyi ihtiyarî kılarsınız, isteyen öder isteyen ödemez; o zaman da, isteyen yurt dışında tedaviyi kabul eder isteyen etmez. Böyle bir uygulamayla, ancak, belli bir noktaya gelinebilir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, prim konusunun, gerçekten, düzenlenmeye, düzeltilmeye ihtiyacı var. Şimdi, geçtiğimiz günlerde, esnafımızın ve çiftçilerimizin prim borçlarının taksitlendirilmesine, ödeme kolaylığı sağlanmasına ilişkin, Bütçe ve Plan Komisyonunda eklenen bir maddeyle bir tasarı Meclis gündemine geldi; ama, daha sonra, bu, herhalde, AKP'nin kendi içindeki ihtilafları nedeniyle geri çekildi. O tasarı; Bağ-Kur ve SSK prim borçlarının taksite bağlanmasını, zannediyorum, 27 nci maddesinde düzenliyor idi; ama, aynı kanun tasarısının içerisinde, yine, Maliye Bakanının affedilmesi vardı; yani, siz, esnafın, sanatkârın ve çiftçinin borçlarından kurtulabilmesi için taksitlendirmeyi bile, Maliye Bakanına af koşuluyla, bir tehdit unsuru olarak Meclisin gündemine getireceksiniz, ondan sonra da, esnafa diyeceksiniz ki: "Biz sizi affedecektik; ama, CHP'liler karşı çıkıyor." Bizim böyle bir karşı çıkışımız yok değerli arkadaşlar. O, esnafımızı ve çiftçimizi ilgilendiren, onların borçlarından bir an evvel kurtarılması için gerekli olan kanun tasarısını Meclise düzgün bir biçimde getirmenizi rica ediyoruz; çünkü, çok zor durumdalar, birtakım işleri aksıyor; kredi alamıyorlar, yurt dışına çıkamıyorlar, hastalarını tedavi ettiremiyorlar. Bunun bir an evvel çözülmesi lazım; ama, her kanun tasarısının içerisine Maliye Bakanının bir suçtan affedilmesini koyarak, bir şantaj, bir tehdit unsuru olarak onu kabul ederseniz, esnaf ve çiftçinin sorunlarını çözmeyi istiyorsanız Maliye Bakanının sorununu da çözün ya da ilgili herhangi bir bakanın, bir milletvekilinin yolsuzlukla ilgili, sahte evrakla ilgili sorununu da çözün deyip bununla birlikte getirirseniz böyle bir düzenlemenin kabul edilebilmesine olanak yoktur değerli arkadaşlar.
Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten, bu kanun tasarısıyla ilgili olarak... Biraz evvel gündemdışı söz alan arkadaşlarımız -Sayın Melik ve AKP'den yerinden konuşan arkadaşımız- çok önemli bir konuya parmak bastılar, ben de o konuya yeri gelmişken değinmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta başında Eskişehir'in Alpu İlçesinde, 6 kişilik Bilbay ailesinin tüm fertleri yaşamını yitirdi. Kimdi bunlar; geçici tarım işçileri. Ne yapıyor geçici tarım işçileri; mevsime göre pamuk tarlalarına, mevsime göre fındık bahçelerine, hasat mevsimine göre narenciye toplamaya, yerine göre buğday tarlalarına çalışmaya gidiyorlar. Bunların hiçbir güvenceleri yok; yani, bunlar gezici tarım işçisi; ne sigortaları var ne Bağ-Kur sigortası kapsamındalar ne Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamındalar ne de asgarî ücretin güvencesi altındalar, hiçbir korumaları yok, korumadan yoksunlar. Onlar da insan, onların da… O Bilbay ailesinin başına gelen feci olay, umarım, bundan sonra, dileğimiz odur ki, hiçbir yurttaşımızın, hiçbir insanın başına gelmesin; ama, yeri gelmişken o tür güvencesiz çalışanların da bu haktan yararlanabilecekleri bir düzenleme yapılmalı diye, taa aralık ayında, küçük Esin olayında söylemiştim. Şimdi, altı ay geçtikten sonraki Bilbay ailesi olayı, belki ders alınmasına katkı yapar.
Şimdi, denilebilir ki, genel sağlık sigortası geldiği zaman onlar da bu haktan yararlanacak. Orada da biz, onlardan katkı alacağız diyoruz. Tüm aile fertleriyle, çadır bile bulamadan belki de yaz aylarında açıkta yatan insanlardan, yarın, katkı payı alarak, tedavi, sağlık hizmeti sunacak bir düzenlemeyi Meclisin önüne getireceğiz. Bu tasarı daha Meclise gelmeden evvel, bu tarz, gelirden yoksun, güvenceden yoksun yurttaşlarımızın... Yeşilkartlılara birkaç ay evvel ilaç bedellerine yüzde 20 katılma payı getirdiniz. Yeşilkartlı kim; toplumun en yoksul kesimi, muhtaç kesimi. Kanser hastası olan bir yeşilkartlı, 7, 8, 10 milyar lira tutan ilaç bedelinin yüzde 20'si 2-3 milyar lira tutuyorsa, nereden karşılayacak; yok parası. Efendim, Fak-Fuk-Fon dediğimiz o fona müracaat edecek. Hastanın mecali yok ayakta durmaya, falanca belgeyi yap, filanca belgeyi yap, oradan bunu alalım!..
Değerli arkadaşlar, gerçekten, sosyal devlet anlayışınızı gözden geçirmenize şiddetle ihtiyaç var. Bu ülkede, bir avuç köşe dönücü, rant piyasalarından para kazanan, geçimini sağlayan insan ve de bu ülkeye dışarıdan birtakım yasal düzenlemeleri bazı hedefler göstererek bize dikte ettirmeye çalışan güçler değil, yetmiş milyon yurttaşın büyük bir bölümü yoksulluk içerisinde, fakrüzaruret içerisinde. Onların sorunlarına, onların ihtiyaçlarına ciddî bir şekilde eğilmenizde büyük yarar var diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu gezici tarım işçileri konusunda bugüne kadar ülkemizde ciddî bir çalışma hükümetlerce yapılmadı. Bu konuda TÜBİTAK ve Tarım-İş Sendikasının desteğiyle Ankara Üniversitesi Tarım Ekonomisi bölümünde bir grup akademisyen bir çalışma yaptılar; ama, bu araştırma sonuçlarından ne hükümetin ne milletvekillerinin, AKP milletvekillerinin bir haberinin olduğunu zannetmiyorum. Tarım İş Kanununda yer alan ayrı bir konu, tarım aracılığı dediğimiz, elçiler konusunda şiddetle yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var; bunlar yapılmıyor.
Tabiî, bu yasalar yapılırken konunun bağları, birbiriyle olan ilişkileri iyi düşünülmeden, iyi hazırlanmadan getirilip, burada, biz, sağlık finansmanı konusunda tedbirler alıyoruz, sağlığı tek elden yöneteceğiz, o doğrultuda da çalışmalar yapıyoruz diyerek süslü laflar etmek mümkün, ahkâm kesmek mümkün. Sağlık hizmetlerini tek elde topladınız; ama, hedefiniz... Anayasanın 56 ncı maddesini gerekçe göstererek yaptınız o düzenlemeyi. Nedir asıl amaçları; ikinci faz kredi anlaşmasında Sayın Çalışma Bakanımız da Başbakana yazdığı mektupta dile getirdi. Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerinden, hastane işletmeciliğinden çekilecek; koşullarından birisi. Eğitim ve üniversite hastaneleri dışında hastaneler birer işletmeye dönüştürülüyor. Giderek sağlık hizmetleri özelleştiriliyor. Sizin, sağlık hizmetlerine yaklaşımınız da, hasta-müşteri gibi, hastane-işletme gibi. Kamu güvencesi sözleşmeli statüye geçiriliyor, eh, sağlıkocakları da... Aile hekimliği işletmesine dönüştürülecek bir tarzda yapılacak düzenlemelerden sonra, birkaç yıl içerisinde, o, Sağlık Bakanlığına aldığınız Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerini de piyasaya satacaksınız ya da kiraya vereceksiniz. Yine, eş dost zengin etmeyi, siyasal kayırımcılık yapmayı, elinizde kalan hastanelerde kadrolaşmayı, sizden olmayan doktorları da mecburî hizmet diye sağa sola sürmeyi sağlık hizmeti zannedeceksiniz. Böyle düzenlemeyi, hasta sorunlarına, sağlık sorunlarına böyle yaklaşımı tasvip etmenin, onaylamanın olanağı yok değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu kanun teklifi, üzerinde çok konuşulacak bir kanun teklifi değil. Demin de söyledim, yüzde 64'ü borçlu Bağ-Kurluların. Yani, yüzde 64'ü borçluysa, borçlu olan çiftçilerin borçlarının nedenini, niçinini araştırmak, o borçlarından bir an evvel kurtulabilmeleri için onlara kolaylık sağlamak başta hükümetin görevi.
Değerli arkadaşlar, bunun da çok zor olmadığını düşünüyorum. Birkaç banka mensubuna devlet 40 milyar doları, hükümetiniz, bir celsede yok sayabiliyor; ama, sıra esnafa, Bağ-Kurluya, işçiye, yoksula geldiği zaman "borcun var, sana sağlık hizmeti sunmayız" diyebiliyor. Bu anlayışı tasvip etmenin olanağı yok.
Değerli arkadaşlar, tabiî, yasanın, demin söyledim, bütününe bakıldığı zaman, 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda değişiklik yapılıyor gibi gözüküyor; ama, 2926 sayılı Yasada da benzer düzenleme 2 nci maddede gerçekleştiriliyor.
Ben, bu sağlık hizmetinden tüm Bağ-Kur sigortalılarının, tüm yurttaşlarımızın yararlanabileceği bir konuma getirilmesini ve prim borcuna bağlanmamasını, yani, madde 1'deki, ek madde 22'deki "en az on ay sağlık sigortası primi ödeyen ve prim borcu bulunmayan" ibaresinin buradan çıkarılması halinde bir işlerlik kazanacağını düşünüyorum ve bu duygularla, yasaya olumlu oy vereceğimizi belirtiyor, Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
35 konuşma daha · 1 Haziran 2005