Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 106. Birleşim · 3. yasama yılı · 1 Haziran 2005 · 766 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özcan (CHP), 1 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.879)); konuşma 766 kelime.
Osman Özcan (CHP, Antalya). “Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcan-22-2005-06-01-tarim-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-879 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OSMAN ÖZCAN (Antalya)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu kanunun gerekçesinde, tarımda kuraklık, don, sel, dolu gibi risklerin afete dönüşmemesi için, gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi, bitkisel ürünlerin, hayvanların, makinelerin sigortalanması ve böylece çiftçilerimizin bir yerde güvence altına alınması sağlanmış olmaktadır. Dolu, bölgesel etkili bir iş olduğu için çiftçilerimiz küçük birimler ödeyerek dolu sigortası yaptırabilirler; ancak, kuraklık, don, sel gibi hasarların primleri çok yüksektir. Onun için, bunlara devlet desteği gerektiğinden buna "tarımda devlet ürün sigortası" adı verilmektedir. Ülkemizde, ilk olarak 1948 yılında çıkarılan bir kanunla çiftçilerimize ödünç tohumluk verilmeye başlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, ülke tarımının bu bunalımlı döneminde bu kanunun Meclisimize getirilmesi gerçekten yerinde olmuştur, destekliyoruz; fakat, geneli incelendiği zaman, çiftçilerimize uygulamada birsürü zorluklar çıkacağı da bir gerçektir, hele hele küçük çiftçilerimizin sigorta primlerini nasıl yatıracağı da düşünülmelidir. Bağ-Kur primlerini ödeyemeyen çiftçilerimizin bu sigorta primlerini nasıl ödeyeceğini de bilmek istiyoruz. Zaten, bütçe gerçekleşmeleri dikkate alındığında, AKP Hükümetinin, tarım sigortalarına devlet desteği olarak 125 000 000 dolar civarında bir destek vereceği gözönüne alınırsa, çiftçilerimizin umduklarını bulamayacakları görülecektir. Yalnızca Nisan 2004'te don ve sel zararının 1,6 milyar dolar; yani, 2 katrilyon lira olduğu görülürse, devletin ayırdığı sigorta desteğinin gülünçlüğü de açıkça ortaya çıkar. Zaten, tasarının 12 nci maddesinde "Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile kapsama alınacaklar" ifadesi getirilerek sınırlamayı yasal hale getirmiş bulunmaktadır.
Tarımda öngörülen sigortayı yatırmayanların 2090 sayılı Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanundan yararlanamayacakları belirtilmektedir. Ülke çiftçisini gözönüne getirirsek, bana göre, kanun çıkmadan canı çıkmış gibi bir durum almış görünmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Türk çiftçisinin Avrupa Birliği ülkeleriyle yarış yapabilmesi gerekir. Bunun için de Avrupa Birliği ülkelerine yapılan yardımları da gözönüne almamız gerekmektedir. Biliyorsunuz, tek Yunanistan'ı misal vereyim, 1977 yılından 1982 yılına kadar Avrupa Birliği Yunanistan'a 90 milyar avro yardım yapmış bulunmaktadır. Bunun da 50 milyar avrosu çiftçilere verilmiştir Yunanistan'da ve nüfusu 12-13 milyondur. Türkiye'ye vereceği 2013 yılına kadar 5,5 milyar avrodur ve bu da, çiftçilerimize merhem olur mu olmaz mı bilmiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu durumda, Türk çiftçisini Avrupa çiftçisi seviyesine çıkarmak mümkün olmayacaktır. İlgililerin Türk çiftçisine bakış açısını mutlaka değiştirmesi gerekmektedir.
Bu tasarıyla, şirketi yönetecek havuzun şirket şeklinde kurulması öngörülüyor değerli arkadaşlarım. O zaman, hasarsız yıllarda toplanan primlerin önemli bir bölümü şirket kârı olarak kaydedilecektir. Halbuki, primler bir sonraki yıla devredilmeli, böylece, hasar ödeme yeteneği artırılmalıdır diye düşünüyorum.
Ülkemiz engebelidir; uydudan yararlanarak, diğer ülkelerin yaptığı gibi tespit yapmak doğru değildir. Farklı iklime, engebeli bir coğrafyaya sahip olan ülkemizde, yerinde ve uzmanlar tarafından tespitler yapılmalıdır; yani, ülkemizde endeks sigorta şirketi sistemi uygulaması gerçekçi bir uygulama olamaz.
Değerli arkadaşlarım, teknoloji çok gelişti biliyorsunuz. Sonbaharda uydudan ne kadar buğday ektiğimiz tespit ediliyor. Türkiye'nin yıllık ortalama buğday tüketimi 18 000 000 ton; dolayısıyla, asgarî veya azamî ortalama olarak, dönümden ne kadar buğday alınacağı da belli. O zaman, 25 000 000 ton buğdayımız olacaksa, 6-7 milyon ton satış anlaşması yapıyoruz. Eğer, eksik olursa, alma anlaşması yapıyoruz.
Şimdi, geçen gün, Manavgat'tan bir telefon aldım. Dediler ki: "Hocam, müsait misin?" Dedim ki, müsaidim. "Biliyor musunuz, Mısır firavunlarının kemikleri çıkarılmış, laboratuvarlarda incelenmiş ve Mısır firavunlarının kaç yıl yaşadıkları tespit edilmiş" dedi. Bundan neden bahsediyorsun bana dedim ve şunu söyledi: -Ben, arkadaşların söylediklerinden bahsetmiyorum- "Yahu, bu kadar teknoloji ilerledi de, uydu var da, bu kaçakçılığı neden önleyemiyorsunuz? Bulgaristan'dan et geliyor tırlarla, et… Devlet, niçin bu kaçakçılığı önleyemiyor? Bizim sığırlarımız, sıpalarımız evde kaldı" dedi. Benim diyecek bir sözüm yok buna. (AK Parti sıralarından gülüşmeler) Değerli arkadaşlarım, buradan kaçıncı defadır söylüyoruz... Lütfen… Lütfen…Gülersiniz, ama, kaçakçılığın doğru olduğunu da… Bir komisyon kurarak, akaryakıt kaçakçılığını önleme tespitine başladınız. Bunu şimdiye kadar neden yapmadınız? Yılda 5 milyar dolar kaçakçılık yapılıyor etten, akaryakıttan da 7 milyar dolar yapılıyor arkadaşlar; bunu önleyemezsek, konuşmaya hakkımız yok. Hükümet niçin vardır; bunları önlemek için vardır. Sınırlarına hâkim olamayan bir devlet düşünebiliyor musunuz? Bunlar çok acıdır, çok acı!..
Değerli arkadaşlarım, Türk çiftçisi, cumhuriyet tarihimizin bunalımlı dönemlerinden geçiyor. Avrupa Birliğinin yaptırımlarını Türk çiftçisine dayatarak bir yere varamayız. Avrupa Birliğinin dayatmalarını eğer bilemezsek, netice almamız mümkün değildir. Eğer, Avrupa Birliği, gerçekten, Türkiye'nin kalkınmasını istiyorsa, Türk çiftçisinin kalkınmasını istiyorsa, kendi ülkesine, çiftçisine yaptığı paraları bize de versin. Yaptırımlara gelince bol, fakat, tatbikata gelince yok. Onun için, hükümetimiz de, artık, Avrupa Birliği ülkelerinin sözlerine güvenerek yola çıkacağına, biraz da Türk Milletinin, Türk çiftçisinin sözlerine güvenerek yola çıkarsa çok iyi olur.
Biliyorum, biliyorum, yani, sıkıntınızı anlamıyor değilim, ben Antalya köylerini en çok gezen milletvekillerinden biriyim, köylere giremediğinizi de biliyorum, çiftçilerin yanına gidemediğinizi de biliyorum. Haklısınız, yani, Türk çiftçisi de haklı. Onun için, birazcık, dikkatinizi Türk çiftçisi üzerine yöneltmenizi diliyorum, Türk çiftçisinin yanında yer almanızı diliyorum ve bu duygularla, hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
35 konuşma daha · 1 Haziran 2005