İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · SALI

Danışma kurulu önerisi

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Nisan 2010 · 1.173 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 13 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.173 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-04-13-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Tabii, önerinin aleyhine almamın nedeni, bir defa, daha henüz Komisyondan çıkmış bir kooperatif kanununun gündemin ilk sıralarına alınması ve getirilen Danışma Kurulu kararı ile etkin ve verimli bir Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma gündeminin oluşturulmamasıdır.

Biraz önce burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir tezkeresi oylandı. Şimdi, değerli milletvekilleri, eskiden bu parlamentolar dış ülkelere parlamento başkanları seviyesinde ziyarete gidiyordu ama maalesef AKP’yle beraber artık komisyon başkanları dış devletlerdeki bazı elçilikler kanalıyla “Ya, işte, bize bir davetiye gönderin de biz de çoluk çocuğumuzla, devletin parasıyla bir seyahat edelim.” diyorlar. İşte, burada İçişleri Komisyonu davet edilmiş, niye davet edilmiş? Hem de Çin’e gidiyorlar, en azından devlete maliyeti bir 500-600 bin dolar.

Şimdi, devletin başında oturan Abdullah Gül her gün uçaklarla bir yerlere, Tayyip Erdoğan bir yere, bakanlar bir yere… Ya, ne yapacaksınız bu kadar? Bu devleti çökertmeye siz -yani niye- yemin mi ettiniz, ne ettiniz? Ya, insanlarda bir Allah korkusu olur arkadaş, bir Allah korkusu olur. Ya, bu memlekette insanlar ekmeğe muhtaçken her gün sizin bilmem gidip de her defasında 500-600 bin dolarlık dış seyahat düzenlemeniz hangi vicdana sığıyor arkadaşlar? Maalesef, işte böyle birçok talan edilen bir devlet anlayışı yönetimiyle Türkiye yönetilmek istenmektedir.

Ben sözüme başlarken dün Samsun’da çok adi bir tecavüze uğrayan Sevgili Ahmet Türk’e geçmiş olsun diyorum. Bu saldırıyı düzenleyeni şiddetle kınıyorum. Daha önce, biliyorsunuz, Van’da Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı Sayın Baykal’a böyle bir saldırı olmuştu. Şimdi, bir yandan Tayyip Erdoğan “Bu muhalefet Sivas’tan öteye gidemez.” diyor, öte tarafta eğer gidemiyorsa ayıp senin, sen bu devleti demek ki yönetemiyorsun ve ondan sonra gidenleri de saldırıya uğratıyorsun.

Şimdi, Samsun’daki olay ciddi bir olaydır arkadaşlar, öyle eften püften bir olay değildir. Bulanık’ta olan bir olayı bu Hükûmet eğer Samsun’da yargılamak için oraya getirmişse mahkemeye, orada gerekli tedbiri almak zorundaydı. Almadıysa bunu, en azından birinci sorumlusu İçişleri Bakanıdır ve istifa etmesi lazım.

Şimdi, bu olay bahane edilerek bu halkı birbirine vurdurmaya çalışan güçler var. Bu memlekette yaşayan insanların kardeşlik duygusu içinde olması lazım, birbirine saygılı olması lazım. Bu memleket bizim ya, bu memleketin bizim olduğunu… Bu memlekette huzur ve güvenin sağlanması, bu memlekette yaşayan vatandaşların görevi. Sen Hükûmet olarak orada bir tedbir almıyorsun, orada serserinin biri geliyor bir parti liderliği yapmış bir arkadaşa saldırıyor, ondan sonra da oradaki polisi görevden alıyorsun. Bu tamamen sorumluluktan kaçma demektir.

Değerli milletvekilleri, öte tarafta, Van’daki saldırıda da eşkıya suçüstü yakalanmıştır. Bunun AKP’liler tarafından yapıldığı ortadadır ve buna rağmen maalesef herkes hâlinden çok memnun.

Ben anlamıyorum, bu Parlamentoda bundan önce görev yapıldığı zaman buradaki insanlarda bir sorumluluk duygusu vardı arkadaşlar. Bu sorumluluk duygusunun en önemli göstergesi de… Eğer birileri bir ihmal, bir suistimal yapıyorsa buradan istifa etme müessesesi vardı. İstifa, bana göre, çok onurlu ve erdemli bir davranış biçimidir ama sekiz senedir bu memleketi her türlü keyfî yöneten, buna rağmen her türlü suistimalleri tespit edilen, her türlü haksız eylemleri ortaya konulan bir AKP’li bakanın veya bir üst düzey yetkilisinin “Ya, ben burada bir hata etmişim arkadaş, vicdanımın sesini de dinleyerek istifa edeyim.” diye bir tavır içine girdiğini görmedim. Arkadaşlar, bu memleket böyle olmaz.

Tayyip Erdoğan, çıkıyor kin dolu, nefret dolu; karşısındaki insanlara öyle bir kin ve nefretle bakıyor ki böyle bir yönetici olmaz ki. Yargı çıkıyor diyor ki: “Kardeşim, sen benimle ilgili düzenleme yapıyorsun. En azından yaptığın bu düzenleme… Benim yargı bağımsızlığımı yok ediyorsun. Yargı bir ülkenin temel direğidir, demokrasinin ana kaynağıdır. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir yerde hukuk da yoktur, hukuk devleti de yoktur, demokrasi de yoktur.” Tayyip Erdoğan ne diyor Yargıtay Başkanına? “Sen her düşündüğünü konuşamazsın.” Ya neyi konuşacak? Tayyip Erdoğan gibi konuşacak. Böyle bir anlayış olur mu sayın milletvekilleri? Bu, en ilkel bir insanın yapabileceği bir konuşma değildir arkadaşlar, en ilkel bir kişinin yapacağı konuşma değildir. Dolayısıyla, Yargıtay bu memlekette bir yüce kurumdur, o kurumun başına gelen, Türk hukuk sisteminde bir otoritedir. Hiç kimse de yani en azından ordinaryüs profesörlerin dahi çok azının sahip olduğu bir hukuk nosyonuna sahip bir kişidir ama nere mezunu olduğu daha belli olmayan işte, hasbelkader birilerinin elini öperek makamlara gelen kişiler, çıkıp da “Sen konuşamazsın.” demek bu memlekette çok büyük bir ayıptır. Evvela insanlar kendisini ve seviyesini bilmelidir arkadaşlarım.

Dün değil evvelsi gün Erzincan’la ilgili Başsavcının avukatının bir açıklaması var. Ne diyor: “Erzincan’da çok karanlık işler çevriliyor.” Erzincan Savcısına birtakım ihbarlar gidiyor ve bu ihbarlarda işte, bir İsmailağa Cemaati’yle ilgili suistimallerden bahsediyor; bir de Ilıca’da birtakım olaylardan bahsediyor; Bursa’da birtakım olaylardan… Bu Bursa’da işte, kum kaçakçılığı yapan kişinin kim olduğunu açıklıyor arkadaşımız ama tabii, bu kaçakçılığı yapan kişi Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilindiği için “Vay, sen nasıl benim adamlarım hakkında soruşturma açarsın…” Hem Cemil Çiçek bunlara telefon açıyor bunu önlemeye çalışıyor ve aynı zamanda o olaya karışan İliç’teki Savcının da bu işte görevini suistimal ettiğine dair belgeler tespit ediliyor. Bunun üzerine İliç Savcısı getiriliyor, bu olayı soruşturma yapan Başsavcı hakkında gizli tanık olarak dinleniyor. Düşünebiliyor musunuz, ne kadar güzel adalet, değil mi? Ne kadar güzel bir devlet işleyişi var! Ve bu avukat bağırıyor, orada içi yanıyor, diyor ki: “Benim bu müvekkilim burada haksız yere…” Yani bir devletin Cumhuriyet Başsavcısı haksız yere dört aydır içerde ama kimse tınmıyor. Yargı bağımsızlığı diyorlar, yargının bağımsızlığını ortadan kaldıran eylemin, davranışın, yönetimin biçimini siz ortaya koyuyorsunuz.

Size, bugün AKP’ye ve yandaşlarına en ufak bir soruşturma açılıyor mu arkadaşlarım? İstanbul Belediye Başkanının yaptığı usulsüz binlerce ihale var, Ankara Belediye Başkanının yaptığı usulsüz yüzlerce, binlerce ihale var. Bu ihalelere karşı yapılan şikâyetleri İçişleri Bakanı ne yapıyor? İlgili valiye gönderiyor. Aslında bu soruşturmanın İçişleri Bakanı müfettişleri tarafından yapılması lazım. Vali ne yapıyor? Onu alıyor ana kent belediye başkanlarına gönderiyor. Ana kent belediye başkanları, oradaki, emrindeki müfettişlere iki sene bunu bekletiyor, ondan sonra işlem tesisine gerek yoktur diye İçişleri Bakanına gönderiyor. Sonra, ondan sonra Danıştaya dava açılıyor, aradan tabii, iki sene, üç sene geçmiş, her şey zaman aşımına uğruyor.

Böyle bir devlet yönetimi dünyanın neresinde görülmüştür? Uganda’da da görülmemiştir, Afrika’nın en ilkel kabilelerinde de görülmemiştir, ama AKP’nin iktidara gelmesiyle beraber, maalesef, Türkiye'de her türlü keyfî yönetim görülmüştür.

Geçen gün, yani çok önemli bir şey, Samsun’da bir Kumköy santrali 56 trilyon liraya mal oluyor, 5 trilyon liraya bir yandaşa satılıyor. Yahu, şimdi, arkadaşlar, yani bu devletin kim hakkını savunacak, kim hakkını savunacak? Bu memlekette sen 56 trilyon liraya mal olan bir santrali 5 trilyon liraya nasıl kendi yandaşlarına şey edersin? Suat Kılıç yok mu burada, söyleyeyim: Bu işle senin ilgin var mı, yok mu? Yoksa niye engellemedin? Bu devletin malını, böyle… Eğer orada, senin vilayetinde böyle haksız bir ihale yapılıyorsa niye engellemiyorsun? Yani bunu engellemiyorsan bunun arkasında bazı şeyler var demektir.

Dolayısıyla, sayın milletvekilleri, yani ben mi her gün çıkıp burada bu devleti savunacağım arkadaşlar ya? Siz bu devletin vatandaşları değil misiniz, milletvekilleri değil misiniz? Siz de demokrasi, Anayasa’ya riayet konusunda namus ve şeref yemini yapmadınız mı arkadaşlar ya? Bu memleket hepimizin memleketi. Bu memlekete kim haksızlık yapıyorsa Allah belasını versin de yakasına yapışalım.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize)Amin, amin!

KAMER GENÇ (Devamla)Yani siz yarın zannediyor musunuz ki sokağa çıkıp da rahat gezeceksiniz?

Bakın, inanınız ki Türkiye'yi bir iç kavgaya götürüyorsunuz. İşte, iç kavganın belirtileri belli, işte, Cumhuriyet Halk Partisi… (Gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 13 Nisan 2010

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook