Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
İzmir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 100. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mayıs 2010 · 551 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamil Erdal Sipahi (MHP), 3 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 551 kelime.
Kamil Erdal Sipahi (MHP, İzmir). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamil-erdal-sipahi-23-2010-05-03-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir)Sayın Başkan, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Anayasa değişikliğinin 12’nci maddesi Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla ilgilidir. Yapılan değişiklikte, terfi, atama gibi Yüksek Askerî Şûra kararları, hâlen olduğu gibi yargıya kapalı tutulurken, ordudan atılanlara yargı yolu açılmaktadır. İktidar döneminde Başbakan ve Millî Savunma Bakanımızın her Yüksek Askerî Şûra toplantısı sonrasında Şûra kararlarıyla ordudan atılan askerî personel için sergiledikleri şerh koyma alışkanlıkları Anayasa değişikliği hâline getirilmektedir. Buna “AKP’nin şerh koyma değişikliği” de diyebiliriz.
Son birkaç günde, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü uğruna toprağa düşen yiğitler, maalesef, bu açılımın bedelini ödemekteler. Anayasa değişiklik görüşmeleri başlayalı 10 Mehmetçik ve 1 polisimiz şehit düştü. Bir kısmı ağır yaralı olarak yaşam savaşı veren 11 asker ve 2 polisimiz ise yaralı.
Şerh koyma alışkanlığı keşke açılım projesini hazırlayan ABD’ye karşı yerine getirilebilseydi. Bu şerhler keşke PKK’nın taleplerine, İmralı’nın tavsiyelerine ve yakında törenle karşılama hazırlıkları yapılan aşiret reislerinin küstahlıklarına karşı koyulabilseydi. Keşke, terörle mücadele önce müzakere, sonra Habur’da mütarekeye çevrilirken şerh konulabilseydi.
Görüşülen değişikliklerde askerî yargıyla ilgili hükümler mevcuttur. Askerî yargı konusunda, maalesef, kısmen art niyet, kısmen bilgisizlikten kaynaklanan yanlış kanaatler gündeme getirilmiştir. Çok eski ve köklü bir geleneğe sahip askerî yargıyı komutanların emirleri doğrultusunda karar veren bir anlayışta görmek yanlı bir zihniyetin ürünüdür. Dünyanın birçok ordusunda mevcut askerî yargıyı eleştirirken Lüksemburg, hatta Senegal gibi örnekler verilmesi ciddiyetten uzaktır. Askerî yargı olmayan Almanya ise 90’lı yıllara kadar İkinci Dünya Harbi işgal ordularının konuşlandığı, Nazi sonrası kısıtlamaların olduğu bir ülkeydi. Alman ordusunun 1950'li yıllarda işgal güçleri gözetiminde kurulduğunu hatırlatırım.
Hâlen muvazzaf veya emekli askerlerle ilgili olarak sivil yargıda devam eden birçok dava vardır malumlarınız. Bunların birçoğunda, Anayasa’nın 145’inci maddesi esas alındığında, askerî mahalde cereyan etmeleri, askerî şahısları ilgilendirmeleri, askerlik hizmet ve görevleriyle ilişkileri nedeniyle askerî yargının da müdahil olması gerekirdi. Bu takdirde de Anayasa’nın 158’inci maddesi uyarınca olumlu uyuşmazlık şartının meydana gelmesi nedeniyle uyuşmazlık mahkemesinin devreye girmesi gerekirdi. Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu gibi yasalarda yapılan değişiklikler aksi iddia olarak ortaya sürülebilir ancak bırakalım da bunun gerekçesini ve hangi yargının sorumlu olduğunu bizler yerine uyuşmazlık mahkemeleri açıklasın ve hukuk doğru yürüsün. Bu konuda bir teşebbüs oldu mu olmadı mı bilmiyoruz ve Sayın Bakanımızdan bunun cevabını bekliyoruz.
Aslolan hukuka müdahale değil, hukukun doğru işlemesi. Kimse darbe de istemiyor, darbeci de. Suç ve suçlu varsa “Korunsun.” da denmiyor.
Bu ülke darbe ve müdahaleler yaşadı ve hepsi de güya yapıldıkları sebeplerden çok daha beterini miras olarak bıraktılar. Kaldı ki bu darbe ve müdahalelerde kimler mağdur oldu, kimler mamul oldu burada yeterince konuşuldu. Ancak darbe yargıları darbe sonuçları haklı olarak tenkit edilirken, o bahaneyle daha beter bir yargı anlayışının ortaya konmasını yandaş yargı yaratılıp Yüce Divandan kaçınan bir anlayışın “demokratik anayasa” diye maskelenmesini de kimse istemiyor. ABD’nin parçalama bölme senaryolarının “açılım” ile kapısını açan bir anayasa hiç istenmiyor.
19’uncu yüzyıl vahşi batı kanunu olan “Önce asalım, sonra yargılarız.” anlayışının “Önce tutuklayalım, sonra yargılarız.” şeklinde uygulanmasını da kimse istemiyor. Dört köşeli çarpık yargı anlayışını bu ülkede kimse istemiyor. Nedir o dört köşe? Birinci köşede, kerameti kendinden menkul gizli tanıklar. İkinci köşede, güya emekli müstafi teröristler yani itirafçılar! Üçüncü köşede, konuşma röntgenciliği yani telefon dinlemeleri! Dördüncü köşede ise ne idüğü belirlilerin ihbar mektupları. İsterseniz bu ucubeye, Habur'da çadıra sokulup “Sen mutlaka pişmansındır.” komedisini, katiller rahatsız olmasın diye odalardaki Atatürk resmi ve Türk bayraklarının indirilmesini de ekleyebilirsiniz. Böylece çarpık yargı anlayışına beşinci köşeyi de ilave edebilirsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 3 Mayıs 2010