İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 16. BİRLEŞİM · SALI

İzmit büyükşehir belediyesi kentsel ve endüstriyel su temin projesi ile ilgili iddiaların araştırılması (s.s.265)

Kemal Kılıçdaroğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 16. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Kasım 2003 · 1.987 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 11 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İZMİT BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KENTSEL VE ENDÜSTRİYEL SU TEMİN PROJESİ İLE İLGİLİ İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI (S.S.265)); konuşma 1.987 kelime.

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “İzmit büyükşehir belediyesi kentsel ve endüstriyel su temin projesi ile ilgili iddiaların araştırılması (s.s.265)”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2003-11-11-izmit-buyuksehir-belediyesi-kentsel-ve-endustriyel-su-temin-projesi-il (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu dönem, yolsuzlukları araştırma komisyonu raporundan sonra, ikinci bir araştırma komisyonu raporu hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, araştırma komisyonları, seçilen parlamenterlerin, en azından, o komisyonda görev yaparken, belli titizlikleri, belli özveriyi göstermeleri gereken komisyonlardır. Çalışmaların ve ortaya konulan ürünün son derece dikkatle kaleme alınması gerektiği de açıktır. Yolsuzlukları araştırma komisyonunda görev yapan her iki partiden de seçilen arkadaşların tümü, büyük bir özveriyle çalıştılar ve geçenlerde Parlamentoda görüştüğümüz raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sundular. Kürsüye gelirken de, komisyonda çalışan bütün CHP'li milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzurunda, Komisyon Başkanının tutumundan dolayı, kendisine teşekkür de ettiler; çünkü, çalışmalarda olabildiğince objektif davranılmış ve Komisyon Başkanı, yansızlığını, her ortamda, her tartışmada göstermiştir; ama, ne yazık ki, Yuvacık Barajıyla ilgili olarak kurulan araştırma komisyonu, yolsuzlukları araştırma komisyonundaki yansız tutumu sergileyememiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bir araştırma komisyonu raporu veriliyor ve bu raporu burada size sunacak, önergenin birinci imza sahibi yok. Yani, bu rapor neyi anlatıyor, size önce bunu anlatmaları lazım ki, biz de gelip muhalefet şerhimizi anlatalım. Şimdi, ilk kez, bir araştırma komisyonu raporunu tersinden görüşmüş oluyoruz. Bu nedenle, özür dileyerek, anlatmalara tersinden başlayacağız; inşallah, benden sonra gelen arkadaşlar, başka konulara girmiş olurlar.

Değerli milletvekilleri, az önce, sizlere, araştırma komisyonunun yansız davranması gerektiğini söylemiştim. Hele hele, komisyon başkanının, kendi görüşlerini, daha rapor yazılmadan önce, medyaya, şuraya buraya açıklaması, zaten, mümkün olmaması gereken bir kural; ama, böyle olmuyor. Bizim Komisyon Başkanımız, seçim tarzı itibariyle de, zaten, araştırma komisyonunda görev almaması gereken bir kişi. Neden; suçlanan kişi, ilgili Büyükşehir Belediye Başkanı; suçlayan kişi, aynı ilde küçük bir ilçenin belediye başkanı; ikisi çatışıyorlar. Önergeyi veren kişi kim? Aynı bölge, o kişinin de seçim bölgesi... Şimdi, olaya böyle baktığınız zaman, yansızlık olayının daha baştan kaybedildiğini görüyoruz.

Şimdi, biz toplandık, uzman arkadaşlarımız geldiler, özveriyle çalıştılar. Bakın, şimdi, Komisyon Başkanımız, daha, ortada rapor yokken, görüş yokken, İzmit'e gidip bir gazeteye, Özgür Kocaeli Gazetesine demeç veriyor. Aynen okuyorum: "Aralarında Sirmen'in de bulunduğu sorumlular hakkında yasal soruşturma istenecektir." Daha, ortada rapor yok, bir şey yok -soruşturma komisyonu kurulacağını, soruşturma isteneceğini sana kim söyledi- ama, Sayın Başkan, gidip, bunu söylüyor. Haydi, diyelim ki, İzmit özel bir yerdir, kendi seçim bölgesidir, işte, gelen taleplere dayanamadı da, böyle bir şeyi söyledi; ama, Sayın Başkan ulusal medyaya da aynı şekilde demeç veriyor. Radikal Gazetesine demeç veriyor; diyor ki: "Yuvacık Barajıyla ilgili olarak bir Meclis soruşturması isteyeceğiz." Daha ortada rapor yok... Peki, o zaman, siz, Sayın Başkanın yansızlığına inanabilir misiniz? Ben, şahsen inanmadım ve aynı komisyonda görev yapan Cumhuriyet Halk Partili hiçbir arkadaşımız da Sayın Başkanın yansız tutum sergilediğine inanmadı.

Şimdi, başka bir şey, değerli arkadaşlar; dedik ki: "Sayın Başkan, bu rapor ortaya çıkınca raporun taslağını bize verirseniz, biz de bu taslağı alır bakarız, hiç değilse görüşlerimizi, kanaatlerimizi oluştururuz." Sayın Başkan da "evet" dedi. Komisyon tutanaklarında var bunlar.

Değerli arkadaşlar, sonra, 9 Temmuz 2003 Çarşamba günü saat 18.30'da odamıza rapor gönderildi ve deniyor ki: "11 Temmuz 2003 Cuma günü saat 10.00'da komisyon toplanacak."

Şimdi, arkadaşlar, yani, oldukça kalın bir raporu bir günde okuyup, hemen ertesi gün gidip komisyonda görüşmek, herhalde, sizler de takdir edersiniz ki, pek kolay bir iş değildir. Biz, araştırma yapıyoruz ve kanaat belirtirken de vicdanî kanaatlerimizi belirtmek zorundayız. Şimdi, bu çerçevede baktığınız zaman, bu da doğru değil. Gittik komisyona, dedik ki, komisyonda herhalde rapor görüşülecek. Komisyonda raporun sonuç bölümü dağıtıldı, bu konularda görüşümüz istendi.

Arkadaşlar, insaf denen bir şey var; raporu bir görüşelim, raporu bir okuyalım, nedir, ne değildir; ama, dediğim gibi, yani, iş o kadar önyargılı bir şekilde başladı ki, insanı rahatsız edici bir olay sergilendi.

Şimdi, Yuvacık Barajında ne oldu arkadaşlar, bir baraj ihalesi yapılıyor Devlet Su İşleri tarafından, bitirilemiyor, daha sonra bunun yap-işlet-devret modeline göre yapılması isteniyor; daha sonra bir yasa çıkarılıyor, o yasa kapsamına girer mi girmez mi tartışması oluyor; ama, giriyor. Hazinede, Devlet Planlama Teşkilatında, Devlet Su İşlerinde pek çok yazışmalar var ve o yazışmalar raporlarda ekli.

Şimdi, bütün bunlara baktığımız zaman, ortada işin düğümlendiği bir tek temel nokta var ve o nokta da şu: Yap-işlet-devret modeline göre yapılan baraj ihale bedelinin, yani, gerçekleşme fiyatının yüksek olduğu yönündeki kanaat ve kamunun da bundan zarara uğratıldığı yönünde bir görüş var. Araştırma komisyonunun sunduğu raporun temelinde de bu görüş var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, o kadar garip iddialar var ki... Deniliyor ki "başlangıçta 480 000 000 dolar olan yatırım maliyeti 890 000 000 dolara çıktı." 1989 tarihinde 480 000 000 dolara teklif veriliyor, doğrudur; ama, üç yıl geçtikten sonra bu gerçekleşmiyor, yatırım yapılmıyor; çünkü, yap-işlet-devrete geçilecek, Devlet Su İşleri ödenek yetersizliğinden bitiremiyor vesaire; pek çok sorun var. 1991 yılında Hazine Müsteşarlığına bir rapor veriliyor ve deniliyor ki "709 000 000 dolara biz bunu çıkaracağız." Aynı şekilde, Devlet Su İşlerine verilen rapor da var, 714 000 000 dolara çıkacağı şeklinde. Yani, başlangıç rakamını alıp, son rakamla mukayese etmenin pek doğru olmadığı kanısındayız. Nedeni de şu değerli arkadaşlar: Yatırımın yapısında da değişiklik var; baraj isale hatları, suyun taşınması, pek çok ek yatırım da devreye girdiği için, bu olay gündeme geliyor.

Şimdi, biz, CHP'li üyeler olarak, şu nokta üzerinde özellikle durulmasını istedik, dedik ki: Burada böyle bir şey olabilir, yatırımlar şişirilmiş olabilir, kamu buradan zarara uğratılmış olabilir; ama, bunu kim tespit eder? Hazine kontrolörü arkadaşlar inceleme yapıyorlar ve Hazine Müsteşarlığı, Devlet Su İşlerine yazı yazıyor "bu inşaat, bu baraj inşaatı kaça biter, bir maliyet çıkarın" diye. Önce bir çalışma yapıyorlar, sonra bir komisyon kuruyor Devlet Su İşleri, sonra bundan vazgeçiyor ve sonra, Devlet Su İşleri, Hazine Müsteşarlığına "gizli" kaydıyla bir yazı yazıyor. Yazının ilgili bölümünü, izninizle, aynen okuyorum: "Genel Müdürlüğümüzce yapılan inceleme ve değerleme çerçevesinde ilgi yazıda belirtildiği gibi, zaman kısıtı da olduğu göz önünde bulundurularak, mahkeme kanalıyla yapılacak incelemeye bağlı olarak ihtilaf konusu proje kapsamındaki tesislerin maliyetinin mahkeme kanalıyla yaptırılması uygun mütalaa edilmektedir."

Değerli arkadaşlar, Devlet Su İşleri kime bağlı; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına bağlı. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı koltuğunda kim oturuyor; iktidar kanadını oluşturan değerli bir Bakanımız oturuyor. Peki, bir maliyet kıyaslamasını Devlet Su İşleri yapmayacak da kim yapacak?! Yapılan iş meydanda, faturalar, belgeler duruyor; o belgeler şişirme olabilir, naylonfatura olabilir; ama, bir kıyaslama yapılacaksa, o kıyaslamayı yapacak en yetkin makam Devlet Su İşleri. Devlet Su İşleri "ben bunu yapamam, bunu mahkeme yapsın" diyor. Peki -ben merak ediyorum- mahkemeye bu konuda herhangi bir başvuru olmuş mu; bildiğim kadarıyla o da yok. O zaman, biz neyi araştırıyoruz?! Yani, bir şeyi araştırmamız için, bir zarar konusunda ortaya somut bir bilgi koymamız lazım. Belki değerli arkadaşlarım hatırlarlar, yolsuzlukları araştırma komisyonunda rakamlar beyan edilerek buraya gelindi; şu olayda şu kadar milyon dolar kamunun zarara uğradığı şeklinde beyanlar var. Burada öyle bir beyan da yok. Sadece, 408 000 000 dolarlık bir yatırım, 890 000 000 dolara çıktı. Çıkabilir; ama, siz, bir şeyi kanıtlamadan, nasıl yapacaksınız?!. Oturacaksınız, belgesini, bilgisini alacaksınız, onu kanıtlayacaksınız ve sonuçta da Yüce Parlamentonun önüne gelecek ki bu, eğer herhangi bir nedenle yargıya intikal eder veya soruşturma komisyonu kurulursa, elde daha somut, daha net bilgiler olsun diye.

Değerli arkadaşlarım, şimdi geliyorum bir başka konuya. "Efendim, bu USSA Anlaşması -USSA, İzmit'teki suyun satışını öngören uluslararası bir anlaşma- uluslararası tahkim hükmü içermesi dolayısıyla, Anayasanın 125 inci maddesine aykırıdır" deniliyor; iddialardan biri bu.

Arkadaşlar, USSA bir kanun değil ki Anayasaya aykırı olsun! Yani, eğer bir iddiada bulunacaksanız, bu iddianın tutar tarafının olması lazım. USSA, özel bir şirket, su satıyor. Özel şirketin uluslararası tahkime açık olduğu, ta cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bilinmektedir. Bu, bir kamu şirketi değil ki, siz, uluslararası tahkim için Anayasaya aykırılıktan vesaire söz edeceksiniz; özel statüde, belediyenin de yüzde 15 payının olduğu, büyük payların özel sektöre ait olduğu bir şirket.

Değerli arkadaşlar, bir başka konuya geliyorum. Şimdi, deniliyor ki "yap-işlet-devret modeli bu projede beklenen amacı sağlamadı ve bu proje geç gerçekleşti." Tabiî, geç gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılabilir; çünkü, buna 1989 yılında başlanılmış, 1999 yılına kadar geçen on yıllık süre, büyük ölçüde, yazışmalarla, Devlet Su İşlerinin kaynaklarının yetersizliğiyle geçen süreler... 1999'dan sonra yap-işlet-devret modeline geçiliyor ki, sanıyorum, Sayın Başkan, bu modele nasıl geçildiğini, dönemin Sayın Cumhurbaşkanının kime nasıl talimat verdiğini açıklayacaktır burada. Bu, o çerçevede gerçekleşen, uzayan bir süre; ama, yap-işlet-devret modeline geçildikten sonra, 1996 yılında başlanılıyor ve üç yılda bitiriliyor. Yani, yatırım süreci içerisinde gecikilen pek bir şeyin olmadığını da, bu vesileyle vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir başka olay ve özellikle en çok Sayıştay murakıbı arkadaşların yazdıkları raporlarda da vurguladıkları bir olay var. Olay şu: Yuvacık Barajından su elde ediliyor. Su yeteri kadar tüketilmiyor. Yeteri kadar tüketilmediği için de, bu sular İzmit Körfezine akıtılıyor. Su alım garantisi verildiği için, o garanti bağlamında, Hazine Müsteşarlığı, gereksiz yere denize akan bir suya para veriyor ve bu para, kamunun zararına yol açıyor.

Olay böyle mi; olayın büyük bir bölümü böyle. Doğru mu; doğru. Kamu burada zarara uğruyor mu; zarara uğruyor. Anlaşma yapılmış mı; yapılmış. Kim yapmış anlaşmayı, nasıl yapılmış anlaşma; işin içerisinde Yüksek Planlama Kurulu var, Bakanlar Kurulu var, dönemin Başbakanı var, Hazine Müsteşarlığı var, yapılan yazışmalar var; bütün bunların hepsi doğru.

Peki, değerli arkadaşlar, biz, eğer olayı bu çerçevede ele alırsak, asıl, düğümlenen noktasında olaya kilitlenmemiz lazım. Burada getirilen olay, bunun tam tersine, kilitlenen olayın tam tersine, hemen hemen herkesi kapsama almış; hatta, bir aylık bakanlık yapan bir değerli milletvekilimiz var, onu da bu kapsama almış. Böyle, oldukça geniş bir yapı içerisinde ele alınıp, sözde ihaleye fesat karıştırıldı şeklinde bir yola, bir sonuca varılmış. Değerli arkadaşlarım, biz, bu sonuca da katılmadık.

Eğer, gerçekten Hazinenin burada bir kaybı varsa, ki, var olduğu görülüyor; çünkü, İzmit Büyükşehir Belediyesi bu parayı ödeyemiyor. Ödeyememesinin temel nedeni de, belediyenin kendi kaynaklarının yetersizliğidir. Hazine garanti verdiği için, doğal olarak böyle bir sonuç çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, belki aklımıza şu soru gelebilir: Bu şekliyle ortaya çıkma sadece İzmit Büyükşehir Belediyesinde mi; hayır. Bakın, aşağı yukarı bütün belediyelerde, yani, Hazine garantili belediye ihalelerinde, belediyelerin ilgili kredileri ödemediği ve bu yükün büyük ölçüde Hazinenin sırtında kaldığı da bir başka gerçektir.

Değerli arkadaşlar, bir başka konu da şu: Bu yazışmalarda, özellikle Hazine içerisindeki yazışmalarda, Hazinenin zarara uğratılacağına alt bürokratlar tarafından dikkat çekildiği halde, üst bürokratların bunlara dikkat etmediği veya siyasal baskıların geldiği yönünde bir görüş var. Biz, bu görüşe aynen katılıyoruz. Onayları da raporlarda var. İlgili bürokratlar, dönemin bakanlarını, bu uygulamada Hazine zarara uğrayabilir diye uyarıyorlar; ama, ilgili müsteşarın "o cümleyi çıkarın, öyle getirin" diye rapora, yazının üzerine eklenen kulakçıkları var. Dolayısıyla, biz, işin bu yönünün üzerine gidilmesinden yanayız; hiçbir zaman, bunun kapatılmasından yana değiliz. İşin bu yönünün üzerine gidilebilmeli, uğraşılabilmeli. Eğer, bu insanlar, gerçekten, Hazine zararını kasıtlı olarak doğuracak sonuçları meydana getiriyorlarsa, bu onayları imzalıyorlarsa, o zaman, bunların üzerine gitmek bizim görevimizdir. Bizim, bunun üzerine gitmekten de yana olduğumuzu ifade edeyim.

Değerli arkadaşlar, raporda varılan sonuç da yanlış. Varılan sonuçta deniliyor ki: "İhaleye fesat karıştırmaktan ötürü..." Pek çok insan var, bürokrat var, hepsi hakkında soruşturma açılsın deniliyor. Ortada yapılan bir ihale yok ki, ihaleye fesat karıştırılsın! Yani, başlangıçta bir ihale var, bir şirket alıyor bu işi. Sonra, o şirket, yap-işlet-devret modeline talip oluyor. İzmit Büyükşehir Belediyesi, Danıştaya "biz bunu ihalesiz verebilir miyiz" diye soruluyor. Danıştay da "evet, ihalesiz verebilirsiniz" diyor. Peki, ihalenin neresine fesat karıştırıldı?!

Bakın, onaylardaki hataların ve varsa oradaki o hatalar sonucu veya yönlendirmeler sonucu oluşan zararların üzerine gidelim, tamam, itirazımız yok; ama, değerli arkadaşlar, ihaleye fesat karıştırmak da nereden çıktı?! İhale yok ki, fesat karıştırılsın! Eğer bu çerçevede düşünürsek, bakın...

Değerli arkadaşlar, hatta, bunun örgütlü bir halde olduğu söyleniyor. Buna vardığımız zaman şu sonuca çıkıyoruz: Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı, bakanları, Hazine, DPT, Devlet Su İşleri yetkilileri, İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı, İzmit Su Anonim Şirketinin üyeleri, yöneticileri hep beraber birleşiyorlar ve bir ihaleye fesat karıştırıyorlar. Yani, buna da biraz insafla bakmamız lazım. Tamam, burada bir hata var; ama, eğer, siz, intikam hırsıyla "acaba, ben şu kişiyi nasıl yakalarım" mantığıyla yola çıkarsanız, işte, böyle bir rapor çıkıyor ortaya. Oysa, biz, gerçekten de, bunu araştırıp, bu işin gerçek sorumlularını bulup, Parlamentonun önüne getirebildik ve hep beraber "evet, burada şu hatalar vardır, şu yanlışlar vardır, şu kişiler hakkında soruşturma komisyonu kuralım" diyebilirdik; görüş ayrılığımız olmayabilirdi.

Burada hatalar yok mu, hatalar var; yanlışlar yok mu, yanlışlar var; ama, Sayın Başkanın tutumu, maalesef, bu raporu, hiç iler tutar tarafı olmayan bir rapor haline getirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

9 konuşma daha · 11 Kasım 2003

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook