İzmit büyükşehir belediyesi kentsel ve endüstriyel su temin projesi ile ilgili iddiaların araştırılması (s.s.265)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 16. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Kasım 2003 · 2.672 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nusret Bayraktar (AK Parti), 11 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İZMİT BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KENTSEL VE ENDÜSTRİYEL SU TEMİN PROJESİ İLE İLGİLİ İDDİALARIN ARAŞTIRILMASI (S.S.265)); konuşma 2.672 kelime.
Nusret Bayraktar (AK Parti, İstanbul). “İzmit büyükşehir belediyesi kentsel ve endüstriyel su temin projesi ile ilgili iddiaların araştırılması (s.s.265)”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nusret-bayraktar-22-2003-11-11-izmit-buyuksehir-belediyesi-kentsel-ve-endustriyel-su-temin-projesi-il (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmit Büyükşehir Belediyesi Kentsel ve Endüstriyel Su Temini Projesiyle ilgili iddiaların araştırılması ve bu amaçla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge ve 10/4 esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28.1.2003 tarihinde yapmış olduğu 27 nci Birleşimde, kısaca Yuvacık Barajı diye anılan projeyle ilgili iddiaların araştırılmasında, yine aynı konuda söz almış ve özet sunumda bulunmuştum. Araştırma komisyonumuzun dört aylık titiz çalışmaları sonucu rapor Meclisimizin gündemine geldi ve bugün görüşmekteyiz.
Bu noktaya gelirken, Sayın Kılıçdaroğlu'nun belirtmiş olduğu gibi, özellikle Komisyon Başkanının tarafsız tutumuyla neticeye varılmasının daha doğru olacağına, elbette, biz de katılıyoruz. Komisyon Başkanımız ve komisyon üyeleri, aslında, çalışmalarını çok titizlikle, hassasiyetle, tarafsızlıkla yaptılar; ama, siz, kendinizi sadece bir taraf diye kabul eder de, olayın sadece İzmit boyutunda değerlendirildiğini düşünür iseniz ve İzmit milletvekilinin komisyon başkanı olamayacağı mantığıyla bakarsanız, tarafsızlığa o zaman gölge düşürmüş olursunuz. Oysa, bu işin içinde sadece İzmit Büyükşehir Belediyesi yok. Cumhurbaşkanlığından bakanlara, müsteşarlara, bürokratlara kadar -Devlet Su İşlerine- her kademedeki olayların araştırılacağı ve araştırıldığı bir olay olduğunu rapordan görüyoruz. Bu bakımdan, her bölgenin milletvekili başkan olabilir. Bu noktada, Başkanın İzmitli olmasını yadırgamanın doğru olmadığını düşünüyor ve özellikle Sayın Komisyon Başkanımız Muzaffer Baştopçu başta olmak üzere, tüm komisyon üyelerinin ve uzmanların ciddî çalışmalarından dolayı, Grubum adına, şahsım adına, kendilerine şükranlarımı arz ediyorum.
Raporun özetine geçmeden önce, söz konusu projeyi, detaya girmeden bir kez daha özetlemek istiyorum.
İzmit Kentsel ve Endüstriyel Su Temini Projesi -kısa adı Yuvacık Barajı Projesi- Devlet Su İşleri tarafından, 9.2.1987 tarihinde, 15 000 000 dolar keşif bedeliyle, yüzde 64 tenzilatla GAMA AŞ'ye ihale edilmiştir. 1999 yılına kadar tesisin takriben yüzde 50'si bitirilerek, baraj inşaat kısmının yüzde 80 ödemeleri yapılmışken, o dönem sonrası, Devlet Su İşlerinin kendi özkaynaklarıyla bu işin çözülemeyeceği kanaati tartışılarak, yap-işlet-devret modeline geçiş çalışmaları başlamıştır. Nitekim, 24.2.1995 tarih, 95/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararıyla, yap-işlet-devret modeli kapsamına alınmış. Uzun çalışmalar sonucu 1999 yılında işletmeye alınan proje, maalesef, ihale yapılmadan -Kılıçdaroğlu'nun belirttiği gibi- yasalara aykırı olarak, Gama-Güriş, İzmit Büyükşehir Belediyesi, Thames Water, Mitsui, Sumumito konsorsiyumu tarafından inşa edilerek tamamlanmıştır.
Bu proje, konusunda uzman olan kurumlar tarafından yapılan çalışmalar ve araştırmalar sonucu, maksimum 217 000 000 dolara bitirilmesi gerekirken, yüzde 10 faizli dış krediyle, ancak 890 900 000 dolara bitirilebilmiş, 142 000 000 metreküp su satışı karşılığı, onbeş yıl geri ödemeyle anlaşma yapılmıştır. Sözde, bu suyun 100 000 000 metreküpü İstanbul'a, 30 000 000 metreküpü sanayi tesislerine, 12 000 000 metreküpü de İzmit'e planlanarak satış garantisi verilmişti. Yanlış fizibiliteler sonucu suya pazar bulunamamış ve uzun vadede pahalıya mal olan proje, boşa akan su karşılığını da ödemek suretiyle, ülkemize çok pahalıya mal olmuştur.
Öngörülenin aksine, satılamayan, boşa akan suyun bedeli karşılığında her ay takriben 20 000 000 dolar civarında, yılık 240 000 000 dolar olmak üzere, 2014 yılına kadar onbeş yıl boyunca takriben toplam 4 500 000 000 dolar ödeneceği hesaplanmaktadır.
Projeye, Hazine garantisi verilirken, Yüksek Planlama Kurulu dahil, pek çok devlet birimi, yanlış, kasıtlı veya eksik bilgilendirilmek suretiyle, hakkı olmayan ayrıcalık tanınmış, hatta, projenin tasdik edildiği tarihte yürürlükteki mevzuatta olmayan uluslararası tahkim bile konulmuştur. O dönemde yürürlükte uluslararası tahkim hakkı yokken, bu projeye ayrıcalık tanındığı için bu tahkim dahi konulabilmiş.
Sayıştay Başkanlığı -ki, Sayıştay, devletin en önemli denetim mekanizmasıdır; aslında, Devlet Su İşleri, teknik açıdan gerçekten bu konunun uzmanıdır- ve biraz sonra bahsedecek olduğum diğer kurumlar da bu konularla ilgili ciddî çalışmalar yapmışlar ve burada düzenlenen raporda, olayın tüm boyutlarının ortaya konulduğu bu projenin, âdeta bir soygun projesi olduğunu ve emsallerinden kat be kat pahalıya yapılarak, Hazinenin çok ağır bir yük altına sokulduğu belirtilmektedir.
Devletin tüm ilgili kuruluşları arasında yapılan yazışmalarda projenin yap-işlet-devret modeliyle yapılması halinde pek çok olumsuzlukların çıkacağı belirtildiği halde, Yüksek Planlama Kuruluna sunulan onay yazılarında bu hususların yer almadığı, hatta 3.8.1994 tarihli onay yazıda "su satış fiyatının sübvanse edilmesi gerekecektir" ifadesinin çıkarılarak imza altına alındığı görülmüştür.
Sayıştay, Ocak 2002'de yap-işlet-devret modeliyle yapılan bu projenin tüm olumsuzluklarını açıkça belirtmesine rağmen, İzmit Büyükşehir Belediyesi, 9.6.2002 tarihinde 5 ulusal, 3 yerel gazetede sayfalar dolusu verdikleri ilanlarda, devletin en güvenilir denetim organı olan Sayıştay ve konuyu en yakından takip edip bilen Devlet Su İşleri gibi kurumları sanki tekzip ediyorcasına "İzmit Su Projesiyle ülkemize hizmet ediyoruz" başlığıyla kamuoyu yanıltılmaya çalışılmış, söz konusu ilanda "boşa akan su yoktur" denilirken, İçişleri Bakanlığının komisyonumuzun yazılı sorularına verdiği cevapta ve Sayıştay raporunda "boşa akıtılan 100 000 000 metreküp suyun karşılığı" Hazine tarafından ödenmiştir" deniliyor.
Ayrıca, İzmit Büyükşehir Belediye Başkanlığının en yetkili isimlerinden Sayın Kadri Veziroğlu, komisyonumuzu bilgilendirme toplantısında, boşa akan suyun var olduğunu, özellikle deprem sonrasında kayıp ve kaçakları yüzde 50-60 dolaylarının altına çekemediklerini belirtmişlerdir.
Devlet Su İşleri tarafından, kati proje raporunda 60 000 000 dolara çıkabileceği ilk tahmin sonrası 10-12 kat daha pahalı konuma geldiği, Sayıştay raporunda da 10-12 kat gibi fahiş rakamların olduğu ifade edilmesine rağmen, İzmit Büyükşehir Belediyesi ilanlarında hâlâ "İzmit Su Projesinde fahiş rakamlar yoktur" denilmektedir.
DSİ'nin son yaptığı raporlarda, maksimum 217 000 000 dolara bitirilebilmesi gereken proje 890 000 000 dolara mal olurken, onbeş yıllık geri ödemelerin 4 500 000 000 doları bulacağını hesaba katarsak, durumun vahametini Türkiye Büyük Millet Meclisi ve kamuoyunun dikkatlerine ve de takdirlerine arz ediyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 28.1.2003 günü, söz konusu projenin araştırılması konusunda önerge sahibi adına ve AK Parti Grubu adına yapmış olduğum konuşmamda, İstanbul'da eski bir yerel yönetici ve İstanbul Milletvekili olmam sıfatıyla konuyu çok yakinen takip ettiğim ve de iyi bildiğimi tahmin ettiğim için, İzmit Büyükşehir Belediyesinin faaliyetleri ile İstanbul'u, Yuvacık Barajı ile İSKİ faaliyetlerini mukayese etmiştim. Bundan rahatsız olan Sayın Sefa Sirmen Beyin, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldığında kullandığı ifadeleri hatırlatmadan geçemiyorum. O hatırlatmada, kısmen de olsa sataşma olduğunu da düşünüyor ve araştırma raporuyla birlikte cevap vermek istiyorum. Ne diyordu Sayın Sirmen; aynen tutanaktan okuyorum: "Sayın Bayraktar, kendisini, neden İstanbul Büyükşehir Belediyesini ve İSKİ'yi koruma ve savunma ihtiyacında hissetti, anlayamadım! Galiba, suçluluk içinde olduklarını düşünebiliyorum; çünkü, biraz sonra, bu konuyla ilgili, bu barajın başladığı gibi bitmemesinin sorumlusunun kim olduğunu -zaten, Meclis araştırmasında da çıkacak- resmî belgelerle ifade edeceğim" dedi. Sayın Sefa Sirmen, özetle, 142 000 000 metreküp suyun dağıtımını belirtirken "100 000 000 metreküp suyu da İstanbul İSKİ satın alacaktı; bu, 2020 yılına kadar devam edecekti. Devlet Su İşleri, 1990 yılına kadar projeye devam etmiş, mevcut ödeneklerle bu projenin bitirilemeyeceği kanaatine varılınca, yap-işlet-devret modeliyle bu projeye devam edilmesi kararıyla bir çalışma başlamış; İSKİ'yle 1992 yılında da karşılıklı su anlaşmasını imzalamıştık" diyorlar. Devamla birçok şey söylüyor ve sonunda "ancak, İstanbul'da, 1994 yılında yönetim değişiyor, Recep Tayyip Erdoğan Başkan seçiliyor ve önce 'araştıralım, bakalım, gereğini yaparız' diyor -doğrudur; Sayın Genel Başkanımız, hep konuya anında cevap vermez araştıralım, bakalım, gereğini yaparız der; tabiî, araştırıyor, bakıyor ve gereğini yapıyor- sonra, ne olduysa oldu, İstanbul su alımından vazgeçiyor. Sizin adınıza da çok üzgünüm, üzülerek söylüyorum, bu işin tek sorumlusu Sayın Tayyip Erdoğan'dır" diyor Sayın Sirmen.
MEHMET SEFA SİRMEN (Kocaeli)Doğru...
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla)Bu kadar olaydan sonraki son sözü bu oluyor. Tabiî, devam ediyor, detaylara girmiyorum, raporlarda her şey var.
Araştırma komisyonumuzun yapmış olduğu tüm çalışmalarından ve raporun detaylarından da anlaşıldığı üzere, Devlet Su İşlerinin önfizibilite raporlarında ve İSKİ'nin 1989-1994 dönemi programlarında, hatta, daha sonraki programlarda ve projeksiyonlarda, İstanbul'a Yuvacık Barajından 100 000 000 metreküp su öngörülmekte; doğru; Melen Barajı da öngörülmekte; ama, ne zaman için?.. Çok kısa sürede bunların hallolması gerekiyordu. Nitekim, dönemin İSKİ Genel Müdürü Sayın Göknel bile, 1992 yılında "yap-işlet-devret modeline geçerseniz çok pahalıya mal olacak, kısa vadede de bu proje bitmediği takdirde, bu suyu alma imkânımız olmayacak" diye, aynı şekilde, hukukî olmayan anlaşmaya, yazılı olarak cevap veriyor; nitekim, onun detayları da var.
DSİ tarafından düşük maliyetle bu proje bitirilemeyip yap-işlet-devret modeline geçilerek yüksek maliyetlerle İstanbul'a suyun alınamaması ve alınmasının mümkün olmadığı hususundaki bu yazılar devam ederken, Göknel'in yazısı sonrası, 1994 yılında, ayrıca, bu konuyla ilgili, İstanbul'a su verimi hususunda, Bakanlar Kurulu kararıyla, Yuvacık Barajından İstanbul'a su verilmesi programdan çıkarılmıştır. 1994 sonrası, İSKİ'nin yeni yönetimi, İstanbul'un çözülemez denilen su ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla, kısa sürede, ucuz bir şekilde karşılamış, zaten hukukî hiçbir sözleşmenin olmadığı bu hususları, İzmit Büyükşehir Belediyesine ve ilgili makamlara, yazılı ve sözlü olarak bildirmek suretiyle, Yuvacık Barajından su almayacaklarını açıkça ifade etmişlerdir.
Bütün bu gelişmelere rağmen, idarî ve siyasî otoritelerin yanlış ısrarları sonucu, yap-işlet-devret modeliyle, ihalesiz, ilansız, rekabetsiz olarak, 1995 yılında, önce 90 000 000, sonra 190 000 000, daha sonra 217 000 000, daha sonra 480 000 000 dolara, konsorsiyuma proje devredilmiş; nihayet 1999 yılında, 890 000 000 dolar karşılığı tesis bitirilebilmiştir. Şimdi, geri ödemeler devam etmekte ve 2014 yılına kadar, yaklaşık, 4 500 000 000 dolar ödemenin yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla, Sayın Sefa Sirmen Beyin iddia ettiği gibi "tek sorumlusu Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır" sözünün ne kadar yanlış ve maksatlı olduğunu gördüğümüz, bildiğimiz gibi, araştırma komisyonumuzun çalışmalarında ve raporundan da, Recep Tayyip Erdoğan'ın hiç sorumlu olmadığı anlaşılmaktadır. Evet, Sayın Tayyip Erdoğan'ın bu konuda hiçbir sorumluluğu yoktur; o, ancak İstanbul'a çok daha kısa sürede, kaliteli ve ucuz suyu temin eden, İstanbul'a âşık, ülkesine âşık, halkına hizmet eden, efsanevî yıldız bir başkan, başarılı bir başbakandır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsında AK Parti, Sayın Sefa Sirmen'in o günkü ifadelerindeki gibi -"ampulünüz sadece kendinizi aydınlatıyor" demişti- ampulüyle kendini aydınlatan bir parti değil, karanlıkta olan ülkeyi ve hizmetleriyle halkını aydınlatan bir partidir. Bir yıllık icraatlar, bu ifadelerimizi açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Ayrıca, Sayın Sirmen, ifadelerinde, benim, Yuvacık Barajına gidip gitmediğimi sordular ve Yuvacık Barajının bir sanat abidesi oluğunu söylediler; doğrudur. Hem belediye başkanı olduğum dönemlerde hem de milletvekili olup komisyona girdiğim zaman, komisyon üyeleriyle birlikte Yuvacık Barajına gittim. Gerçekten, Yuvacık Barajının arıtma tesisi bir sanat eseri; bunu inkâr etmek mümkün değil. Ben, bir teknik eleman olarak, konunun uzmanı olarak araştırdım, inceledim, hakikaten tesise diyecek yok; ancak, bu mukayeseyi farklı şekilde yapmak lazım. Tesis mükemmel; ama, emsalleriyle, işlev, süre, maliyet mukayeseleri çok önemli. Gidip görerek, hesaplarını inceleyerek, İSKİ'nin yaptığı aynı kategorideki tesislerle yaptığımız mukayeseler sonucu, Yuvacık Barajı ile İkitelli arasındaki fiyat farkı korkunçtur. Kalitede, biraz daha yabancı malzeme kullanıldığı için İkitelli'den daha üstün gibi gözüküyor; ama, İkitelli ile Yuvacık Barajı arasındaki mukayeseyi rakamlarla yapmak istiyorum. İkitelli Arıtma Tesisi 420 000 metreküp/gün kapasiteli, Yuvacık 480 000 metreküp/gün kapasiteli. İkitelli Arıtma Tesisinde önozonlama sistemi vardır ki, bu İkitelli'deki maliyet, 2 000 000 dolardır özsermayeyle, Yuvacık'ta ne olurdu bilemem. Yuvacık'ta önarıtma, ozonlama sistemi yok; gerek de yok; çünkü, çok temiz bir çevreden suyu alıyorlar. İkitelli arıtma sistemi iki yılda bitiriliyor ve 28 000 000 dolara, Yuvacık arıtma sistemi üç yılda bitiriliyor ve 146 000 000 dolara. Bir de geri ödemelerini mukayese ettiğiniz zaman, muhtemelen 600 000 000-700 000 000 dolara çıkabileceğini düşündüğümüz zaman, aradaki korkunç farkın ne olduğunu tahmin ederiz.
Hepimiz, Türkiye'de, yıllarca, ana sorunların başında güven, istikrarsızlık, yolsuzluk ve yoksulluk olduğunu haykırıyorduk. Bu kadar büyük iç ve dış borçların sebebinin, yanlış projeler, hortumlamalar ve yanlış yönetim olduğunu söylüyoruz. 1 milyar doların temini ve tasarrufunu ne kadar önemsediğimiz ortadayken, İzmit Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, hatta Sayın Sirmen bile, zaman zaman, İzmit'in merkezî bütçeye her yıl 5 milyar dolar vergi ödediğini belirterek, bunun karşılığında, İzmit'e su karşılama hususunda "İzmit Büyükşehir Belediyesine Hazine 1 milyar dolar vermiş, çok mu" diyor. Yani, 1 milyar doları azımsıyor. Kocaeli'ne su aksın da, neye mal olursa olsun mantığı doğru mu?! Evet; Kocaeli'ne su aksın, elbette aksın; ama, 1 milyar dolara değil, 4 500 000 000 dolara hiç değil; ya kaç milyon dolara aksın; aksın 200 000 000 dolara, buna hiç kimsenin diyeceği yok.
Bakınız, işsizlik ve istihdam konusundaki sıkıntılarımız ortada. AK Parti Hükümetinin bir yıllık başarılı icraatına rağmen, bugün, ekonomik göstergeler olumlu; ancak, istihdam konusunda ciddî sıkıntılar içinde olduğumuz ortadadır. Neden; günümüz ve geleceğimizin gelirleri, maalesef, bu tip yanlış projeler sonucu, gelirlerin tümü ipotek altında olduğu için, bu gibi yanlış yatırımlar sebebiyle, gelirlerimiz borç ve faizlerine yetmiyor; nasıl istihdam alanlarına para ayıralım.
Örnek vermek istiyorum yine İzmit'ten. İzmit'te çok önemli bir kuruluş, bir holding, Kibar Holding, Hyundai Assan fabrikası tesislerine yaz aylarında 50 000 000 dolarlık ilave yapıyor. Deprem hasarı dahil, toplam 200 000 000 dolara bir tesis kuruyor ve 200 000 000 dolarlık tesiste 2 000 insan çalışıyor.
Şimdi, İzmit-Yuvacık projesinde her ay 20 000 000, senede 240 000 000 ve on senede 4 500 000 000 dolar fazladan para ödeyeceksek, bu 4 500 000 000 doları 200 000 000'a böldüğünüz zaman 16 000 insanımıza istihdam sahası oluşturulacak. Sadece bir projedeki tasarrufu düşünürsek, Türkiye'deki tasarruflarla nelerin yapılıp yapılmayacağını takdirlerinize sunuyorum.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; araştırma komisyonumuzun dört aylık çalışmalarında bilgi alıp dinledikleri tüm siyasîler, suçu ve sorumluluğu ya bürokratlara ya da ilgisi olmayanlara atmaya çalışırken, bürokratlar ise siyasî otoriteye ve siyasîlere atmanın gayreti içinde oldular. Kimisi "ben okumadan imzaladım", kimisi "yukarıdan öyle talimat geldi, imzaladım", kimisi "yazıyı beğenmediler, 'değiştirin' dediler; ifadelerine göre değiştirdik..." Maalesef, 1989-1995 yılları arasında görev yapan, bu konuyla ilgili yetkililerin hemen hemen tümüne yakını, Dış Ekonomik İşler Genel Müdürlüğünün, Devlet Su İşlerinin, Devlet Planlama Teşkilatının ve İSKİ'nin tüm olumsuz uyarılarına rağmen, hatalı, vahim sonucun doğmasına sebep olmuşlardır.
17 Ağustos 1999 depremi sonrası ise İzmit ve çevresinin baraj ve tesislerinin büyük hasar gördüğü ifade edilerek, Hazine tarafından, İzmit Büyükşehir Belediyesine "mücbir sebep oluşmuş, yeniden durum değerlendirmesi yapılsın" hatırlatmasına rağmen, maalesef, İzmit Büyükşehir Belediyesi, konsorsiyuma haksızlık olur inancıyla mücbir sebep hakkını kullanmayarak şirket menfaatını ülke ve devlet menfaatına tercih etmiş, böylece 1 350 000 000 dolar maliyetle kurtulma imkânı varken, bu hakkını kullanmaması sonucu, Hazinenin -bir kez daha söylüyorum- 4 500 000 000 dolar zarar edeceği tahmin ediliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlar mısınız.
NUSRET BAYRAKTAR (Devamla)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sonuç olarak, yürürlükteki yasalara, meri mevzuata aykırı, ihalesiz, pazarlıksız, rekabetsiz ve değerinin çok üstünde bir maliyetle projenin yapımına zemin hazırlayan, ayrıca, dışkredi kullanılması sebebiyle kredi geri ödemelerinde doğal olarak uygulanan kredi faizleri, şirketin dünya standartlarının çok üstünde "sair gider" adı altındaki harcamaları ve işletme masrafları ile normal verilerin üstündeki kâr paylarının Hazine tarafından ödenmesine ve hâlâ da bu olumsuzlukların devamına sebebiyet veren, başta GAMA AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve diğer yetkilileri olmak üzere, özel hukuk, gerçek ve tüzelkişileri ile kamu gücünü kullanan merkezî ve mahallî idarede yer alan pek çok siyasetçi, yine merkezî ve mahallî idarede görevli bürokratların farklı yer, zaman ve birimlerde ancak birbirlerini tamamlayan, bir sonraki eylem ve işleme zemin hazırlayan araç suç niteliğinde pek çok eylem ve işlemde bulunduklarının yanı sıra, bahse konu projeyi ihalesiz ve fahiş fiyatla İSAŞ'a yaptırma amacı doğrultusunda yasal olmayan faaliyetlerde bulunan, İSAŞ içerisinde yer alan Türk ve yabancı ortaklara, mevzuata aykırı bir şekilde çıkar sağlayan, böylece, garantör sıfatını haiz Hazine ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine ağır malî zararın doğması yönünde amaç ve eylem birliğinde bulunan, siyasetçi, bürokrat, İzmit Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, gerçek ve tüzelkişilerin birbiriyle bağlantılı ve âdeta planlı bir şekilde Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesinde tanımlanan "alım satım ve yapıma fesat karıştırma" suçuna katıldıkları kanaatine varılmıştır.
Bu suç nedeniyle; DSİ tarafından belirlenen rakamla maksimum 217 000 000 dolara bitirilebilecek olan bir projeyi, konsorsiyumun ilk teklifinde 480 000 000 dolara bitirilebileceğini belirtmesine rağmen, projede maliyet artış hesabı yapılmadan 890 900 000 dolara tamamlanmasına sebep oldukları ve proje kapsamında temin edilen kredi faizleri ve İSAŞ ortaklarına ödenen özsermaye getirisi oranlarının yüksek belirlenmesi, İSAŞ tarafından yapılacak işletme maliyetleri tutarlarında herhangi bir sınırlamaya gidilmemesi ve bu suretle yüklenici şirket lehine, kamu menfaatı aleyhine durum oluşturulduğu, bu şekilde onbeş yıllık ticarî işletme dönemi boyunca İSAŞ'a Hazine tarafından toplam 2 400 000 000 dolar ödeme yapılmasına neden olunacağı, Hazine borçlanma politikası çerçevesinde projenin kamuya, dolayısıyla Hazineye gerçek maliyetinin 4 500 000 000 dolar olacağı, böylece Hazinenin milyarlarca dolar zarar etmesine, yüklenici şirket ve ortakların haksız kazanç sahibi olmasına sebebiyet verdikleri değerlendirilmektedir.
Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu "bütün bunların yanı sıra, yanlışlıkların üzerine gidelim" diyor. Doğru, beraber gidelim, hepsinin üzerine gidelim; ama, ucu biraz bizim üyelere dokunacak olursa, bu, tarafsızlık olmuyor, gibi ifadeleri!.. Kime dokunursa dokunsun, eğer bir yanlışlık varsa, hep birlikte bu konuda gereği yapılsın diyorum ve bu hususun son sözünü şöyle özetliyorum: Detaylar, rapor ve eklerinde var; daha sonraki açıklamalarda, Komisyon Başkanımız teknik detaylarına girecektir.
Ben, yukarıda açıklandığı üzere, mevcut yasalara istinaden ilgili bürokratlar hakkında gerekli suç duyurusunda bulunulması, ilgili siyasîler hakkında da Anayasanın 100 üncü ve Meclis İçtüzüğümüzün 107 ile 110 uncu maddeleri gereğince soruşturma komisyonu kurulması sonuç ve kanaatine oy çokluğuyla varıldığını bildiriyor; hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
9 konuşma daha · 11 Kasım 2003