İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 16. BİRLEŞİM · SALI

Cumhuriyetimizin 80 inci yıldönümünde türkiye de kadının durumuyla ilgili

Mehmet Vecdi Gönül

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 16. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Kasım 2003 · 1.397 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Vecdi Gönül (AK Parti), 11 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CUMHURİYETİMİZİN 80 İNCİ YILDÖNÜMÜNDE TÜRKİYE DE KADININ DURUMUYLA İLGİLİ); konuşma 1.397 kelime.

Mehmet Vecdi Gönül (AK Parti, Kocaeli). “Cumhuriyetimizin 80 inci yıldönümünde türkiye de kadının durumuyla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-vecdi-gonul-22-2003-11-11-cumhuriyetimizin-80-inci-yildonumunde-turkiye-de-kadinin-durumuyla-ilg (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Adana Milletvekilimiz Sayın Gaye Erbatur'a, bu önemli konuyu gündeme getirdikleri için teşekkürle sözlerime başlamak istiyorum.

Kadınlar ile erkekler arasındaki eşitliğin, bir insan hakları sorunu, sosyal adaletin en önemli bir şartı ve aynı zamanda kalkınma ve barışın vazgeçilmez bir keyfiyeti olduğunda, bugün artık bütün insanlık birleşmiş durumdadır.

Çağdaş demokrasi anlayışının temel ilkelerinden biri olan kadın-erkek eşitliğine, özellikle kadınların etkin ve uzun süren mücadeleleri sonucunda ulaşılmış ve bu anlayış, günümüzde, hemen tüm demokratik ülkelerde yasalarla güvence altına alınmıştır.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyetinin bu konuda parlak bir sicili vardır. Pek çok Avrupa ülkesinin kadına seçme ve seçilme hakkını esirgediği bir zamanda, Sayın Erbatur'un da işaret ettiği gibi, 1933 yılında, Türkiye Cumhuriyeti, kadınlara, önce belediyelerde, 1934 yılında da genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkını vermiştir.

1970'li yıllarda, bütün dünyaya yayılan kadın hareketi, yeni bir eşitlikçi anlayışı gündeme getirmiş, bu durum ülkemizde de yansımasını bulmuştur. Giderek ivme kazanan kadın hareketi öncülüğünde, söz konusu anlayış, hem dünyada hem de ülkemizde toplumsal bir talebe dönüşmüştür.

Kadın-erkek eşitsizliği sorunu, dünyanın hemen tüm ülkelerinde, farklı bir biçim ve düzeyde yaşanmaktadır. Bu konunun bir sorun olarak ele alınışı, Birleşmiş Milletlerin teşebbüsüyle uluslararası platforma taşınmak suretiyle olmuştur.

Son yirmibeş yılda, ilki 1975 yılında Mexico City'de, ikincisi 1980'de Kopenhag'ta, 1985'te Nairobi'de ve 1995 yılında Pekin'de yapılan Birleşmiş Milletler Kadın Konferansları, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu küresel gündeme yerleştirmekte önemli bir hizmet vermiştir. Bu konferanslar, dünya ülkelerini, toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış ortak hedefleri etrafında birleştirmiştir. Bu hedeflere ulaşabilmek amacıyla, siyasî iradenin oluşturulması ve uygulamaya geçilmesi için, pek çok ülkede, devlet bünyesinde ulusal mekanizmalar kurulmuştur. Birleşmiş Milletlerin, kadın-erkek eşitliğini sağlamak üzere, kadınlara karşı her türlü ayırımcılığın önlenmesi konusunda yaptığı bir dizi uluslararası toplantı sonucunda ortaya çıkan sözleşme metni, üye ülkelerin onayına sunulmuştur.

Türkiye de, Kadına Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini 1985 yılında imzalayarak taraf olmuş ve 1986 yılında onaylayarak yürürlüğe girmesini sağlamıştır. Kadın Hakları Bildirgesi olarak da tanımlanan bu sözleşmenin yürürlüğe girmesi, ülkemiz açısından önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Gerek imzaladığımız bu sözleşmenin verdiği yükümlülükler ve yüklendiği görevler ile gerekse uluslararası platformda alınan kararlar, ulusal düzeyde, özellikle kadın konusunda yeni bir bakış açısı, yeni örgütlenme biçimlerinin genişletilmesi ve teşkilatlanması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

Bu çerçevede, Türkiye'de yıllardır uygulanan sosyal devlet politikalarının sonucu olarak, kadının sorunlarını çözümlemek üzere Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ülkemizde kadın haklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak, kadınların sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamdaki konumlarını güçlendirmek, hak ve fırsat imkânlarından eşit biçimde yararlanmalarını sağlamak üzere kurulmuştur. Genel Müdürlük, bir politika oluşturma ve koordinasyon kuruluşu olup, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde çalışmalarını sürdürmektedir.

25 Ekim 1990 tarih ve 3670 sayılı Kanunla, kadın konusunda ulusal bir mekanizma olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak kurulan Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, 24 Haziran 1991 tarihinde Başbakanlığa bağlanarak, sorumluluğu, kadın konularıyla ilgili bir devlet bakanlığına verilmiştir.

58 inci hükümet döneminde, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 77 nci maddesi gereğince, o tarihte kurumun bağlı olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen genel müdürlüğün teşkilatlanmasına ilişkin kanun tasarısı, Temmuz 2003'te Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiştir. Tasarı, Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından altkomisyona sevk edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ülkemizdeki kadınların temel sorun alanlarıyla ilgili olarak çalışmalarını yürütürken, diğer taraftan, uluslararası platformda alınan karar ve sonuçları izlemekte, değerlendirmekte ve ülke çapında yaygınlaştırmaktadır.

Bu çerçevede, 1995 yılında, Pekin'de "Taahhütler Konferansı" olarak da adlandırılan Dördüncü Dünya Kadın Konferansının sonucunda "Pekin Deklarasyonu" ve "Eylem Platformu" isimli iki belge kabul edilmiş ve Türkiye, her iki belgeyi de, hiçbir çekince koymadan kabul ederek, millî kodifikasyonlar arasına dahil etmiştir.

Eylem platformunun uygulanması ve izlenmesinde temel görev hükümete verilmiştir.

Pekin Konferansında, kadın sorunları 12 kritik alanda toplanmıştır. Bunların başlıcaları, sağlık, eğitim, çalışma yaşamı, kadına yönelik şiddet, karar mekanizmalarına katılım gibi alanlardır. Bu alanlarla ilgili çalışmaların koordinasyonunu, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü yürütmektedir. Bu görevlerini, tüm toplumsal tarafların katılımıyla yerine getirmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün, ülkemizde, eğitim, sağlık, istihdam, karar mekanizmalarına katılım gibi, kalkınmanın temel göstergelerine ilişkin verilere bakıldığında, kadının durumunun, henüz, kadın-erkek eşitliği açısından arzu ettiğimiz seviyede olmadığını görmekteyiz. Eğitim, çalışanlar açısından göstergelerin en olumsuz olduğu alandır. 2000 yılı nüfus sayımına göre, halen, ülkemizin 100 kadınından 19,4'ü okuma yazma bilmemektedir. Bu, sayı olarak yaklaşık 5 000 000 kadına tekabül etmektedir.

Hızlı nüfus artışı, gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi, bizim ülkemizde de bu sorunun besleyicilerindendir. Elbette, eğitim, doğurganlığı etkileyen en önemli faktördür. Yüksek doğurganlığa bağlı olarak, bebek ve anne ölümü hızı da yüksektir. Annelerin yüzbinde 54'ü doğum sırasında ya da doğuma bağlı komplikasyon nedeniyle hayatını kaybederken, doğan 1 000 bebekten 43'ü, 1 yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir.

Öte yandan, kadınlarımızın istihdama katılım oranları da yıllar itibariyle azalma göstermektedir. Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 26'dır. İşgücüne katılan kadınların yüzde 61'i tarım sektöründe, bunların yüzde 76'sı ise ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır.

Kırdan kente göçün yoğun yaşandığı ülkemizde, kadın, kentte ya işgücünün dışına çıkmakta ya da enformal sektörde düşük ücretle ve her türlü sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaktadır. Sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunanlar, çalışan kadınlarımızın, sadece, yüzde 14'üdür.

Kadınlar, eğitim seviyeleri ve çalışma yaşamındaki durumlarına paralel biçimde, karar alma mekanizmalarında da yeterince temsil edilmemektedir. Nitekim, yüzde 4,4 olan kadın parlamenter oranı, halen, kadınların katıldığı ilk genel seçimlerdeki yüzde 4,6 temsil oranına -Gaye Hanımın da ifade ettiği gibi- ulaşmamıştır. Ancak, biliyoruz ki, bugün, ülkemizde, farklı sektörlerde çalışan kadın sayısı giderek artmakta, önemli başarılara imza atmaktadırlar. Örneğin, üniversitelerde öğretim elemanı kadın oranı yüzde 36 olup, toplam profesörler içerisinde kadın oranı yüzde 25'e ulaşmıştır. Mimarların yüzde 31'i, doktor ve operatörlerin yüzde 29'u, avukatların yüzde 26'sı kadındır.

Görüldüğü gibi, bazı alanlarda olumlu göstergeler olmakla birlikte, ülke genelinde kadınlarımızın statüsünün yükseltilmesi için tüm kesimlere önemli görevler düşmektedir. Devlet olarak, kurumsal düzeyde eğitim, sağlık istihdam alanlarında ve yasal düzeyde pek çok çalışma yapılmaktadır.

Anılan Genel Müdürlük, 1993 yılından bu yana, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası destekli projeler de yürütmekte olup, bu kapsamda, bugün, sayıları 14'e ulaşan üniversite, kadın sorunlarını araştırma ve uygulama merkezlerinin, gönüllü kadın kuruluşlarının projelerini desteklemek suretiyle güçlenmelerine katkıda bulunmuştur.

Saygıdeğer milletvekilleri, yasalarımızın kadın-erkek eşitliği ilkesi doğrultusunda gözden geçirilmesi yolunda çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bilindiği gibi, Anayasada yapılan değişiklikler çerçevesinde, kadın-erkek eşitliği açısından atılan önemli adımlar söz konusudur. Bunlardan ilki, Anayasanın 41 inci maddesinde yer alan "Aile, Türk toplumunun temelidir" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve eşler arasında eşitliğe dayanır" ibaresinin eklenmiş olmasıdır. Diğer değişiklik ise, Anayasanın 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki "yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlığı kanunla düzenlenir" cümlesinin madde metninden çıkarılmasıdır. Bu değişiklikler, 17 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yüce Meclisimiz tarafından kabul edilerek 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Medenî Kanunu, yıllarca süren bir çalışmanın sonucudur. Bu çalışma, başta Adalet Bakanlığımız olmak üzere, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, üniversiteler ve gönüllü kadın kuruluşlarının emekleri ve işbirliğinin sonucu ortaya çıkan toplumsal bir sözleşme niteliğindedir.

Medenî Yasa, yeni şekliyle, kadın-erkek eşitliğini gözeten, cinsiyet ayırımcılığına son veren, kadınları, aile içerisinde, yaşamın her alanında erkeklerle tamamen eşit kılan, kadın emeğini görünür kılan ve değerlendiren bir düzenlemedir.

Yeni Medenî Kanunla, özellikle aile hukuku alanında bugüne kadar yaşanan gelişmeler, değişim ve sorunlar dikkate alınarak çok önemli adımlar atılmıştır.

Yeni Türk Medenî Kanununun kabul edilmesi, aile mahkemelerinin kurulmasını da zorunlu kılmıştır. Bilindiği gibi, aile bireylerini, özellikle çocuk ve kadınları ilgilendiren aile hukuku alanına ait uyuşmazlıklar, günümüzde giderek daha karmaşık, uzmanlık isteyen bir kapsama ulaşmıştır. Hükümetimiz tarafından hazırlanan Aile Mahkemelerinin Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı, 18 Ocak 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.

Yapılan bir önemli yasal düzenleme de, aileiçi şiddeti önlemek amacıyla, 1998 yılında, 4320 sayılı Ailenin Korunması Yasasının çıkarılmış olmasıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında, cinsiyet ayırımcılığının ortadan kaldırılmasında, yasal düzenlemeler, elbet çok önemli; ancak, yeterli değildir. Toplumsal anlayış ve davranış biçimlerimizi gözden geçirmemiz, sorgulamamız ve değiştirmemiz gerekmektedir. Eşitlik, kalkınmanın temel unsurlarından biridir. Kadınlarımızın işgücüne katılımını artırıcı, geleneksel çalışma alanları dışında farklı sektörlerde istihdama katılım düzeylerini yükseltici, eğitim olanaklarından daha fazla yararlanmalarını sağlayıcı, sosyal güvenlik göstergelerini iyileştirici ve sağlık sorunlarını azaltmayı hedefleyen aileiçi şiddetin önlenmesi konularında çalışmalarımız devam etmektedir; ancak, bu konuda, daha yapılacak çok iş olduğunun bilincindeyiz. Kadınlarımızın statüsünü yükseltmek konusunda hepimizin, toplumumuzun tüm kesimlerinin üzerine düşen görevlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Büyük Atatürk'ün de ifade ettiği gibi "bir toplumun gelişmesi, o toplumu oluşturan tüm bireylerin tamamının çalışmalara katılımıyla ve sorumlulukları üstlenmeleriyle ancak gerçekleşebilecektir."

Kadın ve erkeğin eşit bireyler olarak paylaştıkları dünyada herkesin daha mutlu olacağına olan inancımı tekrarlıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

9 konuşma daha · 11 Kasım 2003

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook