2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 31. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Aralık 2005 · 3.057 kelime · yaklaşık 15 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kemal Unakıtan (AK Parti), 14 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)); konuşma 3.057 kelime.
Kemal Unakıtan (AK Parti, İstanbul). “2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-unakitan-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul)- Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
17 Ekim 2005 günü Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2006 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2004 Mali Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarıları Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün yönleriyle incelenip son şeklini almış, bugün de, Genel Kurul görüşmeleri başlamaktadır. Bu vesileyle, yorucu çalışmalar sonucunda yaptıkları katkılar için Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkanı ve üyeleri ile görevlilerine ve bu sürece katkıda bulunan bütün bakan arkadaşlarıma ve kamu kurum ve kuruluşlarının bütün temsilcilerine teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı bütçesi kendi düşünce geleneğimizden hareketle, yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset çizgisiyle yeniden üreterek, Türk siyasetine yeni bir vizyon getirmeyi amaçlayan AK Parti Hükümetlerinin yıllık bazdaki dördüncü bütçesidir. Bu bütçe aynı zamanda devletimizin çokyıllı ilk bütçesidir. Ekonomide elde ettiğimiz önemli kazanımların temel taşlarından biri olan malî disiplin anlayışını daha geniş bir döneme yayarak güçlendirmekte olan çokyıllı bütçe, maliye politikasıyla ilgili belirsizlikleri ortadan kaldırarak herkesin önünü görmesini sağlayacaktır.
Toplanan vergilerden daha fazla kaynağın, faiz ödemelerine aktarıldığı bütçeleri unutmadık. İktidarımız döneminde bütçeler vergilerin her kuruşunun vatandaşlarımıza daha fazla aş, iş ve hizmet olarak dönmesini sağlayacak bir titizlikle hazırlanmaktadır. 2006 bütçesini de, böyle bir anlayışla huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz.
2006 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısına geçmeden önce, sizlere dünya ve Türkiye'nin makroekonomik görünümü konusunda bazı özet bilgiler sunmak istiyorum.
Dünya ekonomisi, 2004 yılında petrol fiyatlarındaki artışa rağmen yüzde 5,1 gibi yüksek bir oranda büyümüştür. 2005 yılında da dünya ekonomisi yavaşlamakla birlikte, büyümeye devam etmektedir. ABD ve Çin'de yüksek oranlı büyüme eğilimi sürerken, Japonya ekonomisindeki canlanma süreci devam etmektedir. AB bölgesinde ise, üçüncü çeyrekteki göreli toparlanmaya rağmen belirgin bir iyileşme görülememektedir.
Talepteki güçlü artış, ABD dolarının değer kaybı, düşük stoklar, üretim ve rafineri kapasitelerinin kısa vadede artırılamaması ve arza ilişkin endişeler nedeniyle 2004 yılı ortalarından itibaren yükselmeye başlayan petrol fiyatları 2005 yılında da artışını sürdürmüş ve varil fiyatı 70 dolarla rekor seviyelere ulaştıktan sonra düşüş eğilimine girmiştir. Son dönemlerde petrolün varil fiyatı 55-60 dolar aralığında seyretmektedir.
Petrol dışındaki diğer mal fiyatlarında da önemli artışlar kaydedilmiştir. Özellikle, onsu 530 dolar seviyesinin üstüne kadar çıkan altın fiyatlarındaki artış dikkati çekmektedir.
Petrol ve diğer mal fiyatlarındaki artışların enflasyon üzerindeki etkisi fiyat istikrarını bozacak seviyede olmamakla birlikte, giderek hissedilmeye başlanmıştır. Nitekim, ABD'de yüksek petrol fiyatlarının etkisiyle tüketici fiyatlarındaki artış eylül ayındaki yıllık bazda son beş yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 4,7'ye ulaştıktan sonra, ekim ayında yüzde 4,3'e gerilemiştir. Yüzde 2,6 oranındaki artışla son yılların en yüksek tüketici fiyatlarıyla tanışan euro bölgesindeki enflasyon kasım ayında yüzde 2,4'e gerilemekle birlikte, birbirini izleyen altıncı ayda da Avrupa Merkez Bankasının yüzde 2 olarak belirlediği fiyat istikrar seviyesinin üzerinde gerçekleşmiştir. AB Merkez Bankası enflasyonunun yükselmesi riskine karşı beş yıl aradan sonra kısa vadeli faiz oranını çeyrek puan artırmıştır.
2005 yılında dünya ekonomisinin büyüme hızının yüzde 4,3 olacağı tahmin edilmektedir. Gelişmiş ekonomilerin yüzde 2,5; gelişmekte olan ülkelerin ise yüzde 6,4 oranında büyümesi beklenmektedir. 2006 yılında, anılan ülke gruplarının sırasıyla yüzde 2,7 ve yüzde 6,1, genel olarak dünya ekonomisinin ise yüzde 4,3 oranında büyümesi öngörülmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha güçlü ve daha müreffeh bir Türkiye inşa etme vizyonumuzun bir parçası olan Avrupa Birliğine tam üyelik konusunda iktidarımız döneminde müzakere süreci başlatılarak çok önemli bir aşamaya gelinmiştir. Bu noktaya, başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Hükümetimizin yoğun çalışmaları ve temel çıkar ve hassasiyetlerimizden ödün vermeyen kararlı tutumu sayesinde ulaşılmıştır.
Müzakere sürecinin başlaması Türkiye için önemli bir milattır. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Büyük Atatürk'ün "çağdaş uygarlığa ulaşma ve geçme" talimatı doğrultusunda çok önemli bir kilometretaşı niteliğinde olan bu aşamayı da alnımızın akıyla tamamlayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Zira, tarih boyunca büyük dönüşümler gerçekleştirmiş milletimizin birikimine ve dinamizmine olan inancımız ve güvenimiz tamdır.
Dünyanın önemli ve hassas bir coğrafyasında stratejik önemi haiz bir konumda bulunan Türkiyemizin her açıdan güçlü olmasını bir zorunluluk olarak görüyoruz. Bu anlayışla Hükümet olarak yola çıkarken misyon, stratejik amaç ve vizyonumuzu yeni yüzyıl toplumunun temellerini atmak, yeni yüzyılın, sade, güçlü ve etkin devletini oluşturmak olarak açıkladık. İstikrarsızlıkların hüküm sürdüğü bir bölgede bulunan Türkiye, iktidara geldiğimizden bu yana istikrarın sağlandığı örnek bir ülke konumuna gelmiştir. Bu tablo, tam demokrasi, eksiksiz temel hak ve hürriyetler düzeni, etkili dışpolitika ve uluslararası piyasalarda rekabet gücüne kavuşmuş bir üretim yapısı, temel ilkelerinin şekillendirdiği politikalarımızın bir sonucudur. Demokratikleşme ve ekonomik kalkınmayı hızlandırma amacı çerçevesinde, toplumsal hayatın her alanında gerçekleştirdiğimiz reform niteliğindeki yapısal değişimler, istikrarın kalıcı hale gelmesi, getirilmesi hedefi doğrultusunda atılan adımlardır. Her geçen gün, yüce milletimizin desteğiyle sağladığımız istikrar ortamının daha da güçlendiğini memnuniyetle müşahede ediyoruz. Yakın geçmişte, siyasî ve ekonomik istikrarsızlığın faturasını çok ağır ödedik. Bugünlere kolay gelmediğimizin farkındayız. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da istikrar ortamına zarar verecek kısır siyasî çekişmelere hiçbir şekilde taraf olmayacağımızı, milletimizin ak ve aydınlık yarınları için kısa vadeli hesaplar ve ucuz popülizm yerine toplumsal uzlaşmaya öncelik vereceğimizi açıklıkla ifade etmek istiyorum.
Siyasî ve ekonomik istikrarın devamı açısından fiyat istikrarı son derece önemlidir. Bunun bilincinde olan Hükümetimiz, enflasyonun düşürülmesi için gerekli adımları atmakta tereddüt etmemiştir. Bizi, bizden önceki hükümetlerden farklı kılan bu kararlılığımız sayesinde, yeni kuşakların âdeta günlük hayatın mutat bir parçası gibi algılar hale geldiği enflasyon, kasım ayı itibariyle yıllık bazda TÜFE'de yüzde 8'in, ÜFE'de ise yüzde 2'nin altına inmiştir. Bugünün yetişkinlerinin büyük bir kısmının enflasyonsuz bir ortam yaşamadıklarını hatırladığımızda, gelinen nokta daha iyi anlaşılacaktır.
Enflasyondaki bu başarının, yüksek petrol fiyatları dolayısıyla dünyanın hemen tüm ülkelerinde fiyatların artma eğilimine girdiği bir dönemde elde edildiğine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Enflasyon konusunda geldiğimiz bu noktayı, ekonomimizin normalleşmesi sürecinin bir aşaması olarak değerlendiriyor ve yeterli görmüyoruz. Nasıl ki bütçe konusunda Maastricht Kriterini tahmin edilenden çok daha önce yakaladıysak, enflasyon konusunda da yakında aynı başarıyı yakalayacağımızı hep beraber göreceğiz. Bu konudaki ilk adımı da, 2006 yılından itibaren açık enflasyon hedeflemesine geçerek atıyoruz. Açık enflasyon hedeflemesine geçilebilmesi dahi tek başına ekonomimizin aldığı mesafenin çok iyi bir göstergesidir.
AK Parti Hükümetleri, ülkemizin ve insanımızın refah ve mutluluğu için birçok alanda ilkleri gerçekleştiren hükümetler olarak tarihe geçecektir. Enflasyon konusunda sağlanan başarıdan sonra bir ilk de YTL'ye geçişle gerçekleştirilmiştir. Yapılan spekülasyonların aksine, hiçbir sorun yaşanmadan hayata geçirilen bu uygulamayla, ulusal paramıza hak ettiği istikrar ve saygınlık kazandırılmıştır. Ulusal paramızın erozyona uğrayan fonksiyonları, ters dolarizasyon süreciyle birlikte güçlenmeye devam etmektedir. Nitekim, Türk Lirası mevduatın toplam mevduat içindeki payı 2002 yılı sonunda yüzde 45 iken, Kasım 2005 tarihi itibariyle yüzde 65'e ulaşmıştır. Benzeri bir durum kamu borç stokunun yapısında da yaşanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllardan beri özlemi çekilen siyasî ve ekonomik istikrarın olumlu bir sonucu da büyüme alanında görülmektedir. Ekonomimiz, 2003 yılında hedefin üstünde büyüdükten sonra, 2004 yılında yüzde 9,9 gibi yüksek bir büyüme hızına ulaşmıştır. Bu oran, son 39 yılın en yüksek büyüme oranı olarak iktisat tarihimizde yerini almıştır.
Verimlilik artışına dayanan ve özel sektör öncülüğünde gerçekleşen büyüme trendi, 2005 yılında da devam etmektedir. 2006-2008 yıllarında da ekonomimizdeki büyüme ve yapısal değişim sürecektir. Amacımız, uzun yıllardan sonra ilk kez 15 çeyrek üst üste büyüyen ekonomimizin bu performansını gelişmiş ülkelerdeki gibi istikrarlı hale getirmektir. 2005 yılının üçüncü dönemindeki yüzde 7,3'lük oran, güçlü büyümenin devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle, bazı kesimler tarafından dile getirilen endişelerin yersiz olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.
Şimdi, sizlere ekonomimizin büyüme dinamizminin devam ettiğine ilişkin bazı somut veriler sunmak istiyorum. 2005 yılının ekim döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre imalat sanayimizin alt sektörlerinden; gıda ve içeceklerde yüzde 12,4; elektrikli makinede yüzde 51,6; motorlu kara taşıtlarında yüzde 26,4; plastik ürünlerinde yüzde 16,8 oranında üretim artışı gerçekleşmiştir.
2005 Ocak-Ekim döneminde; 16 815 000 adet televizyon, 4 367 000 adet buzdolabı, 3 578 000 adet çamaşır makinesi, 4 770 000 fırın, 539 000 otomobil, 30 000 traktör üretilmiştir.
Aynı dönemde, açılan net şirket sayısı 32 940, işyeri sayısı ise 27 118'dir. Bizden önceki dönemleri, esnafın kepenk kapattığı, işyerlerinin kapandığı, işçilerin işsiz kaldığı dönemleri hatırlarsanız, bunların ne manaya geldiklerini çok daha iyi anlayabiliriz değerli arkadaşlar.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)Şimdi işsiz yok mu?!. Hepsi işe mi girdi?!.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Kalkınma, yani, insanımızın refah düzeyinin yükseltilmesi, ekonomi politikamızın en önemli önceliğidir. Bunun için, üretim ve yatırımın önündeki her türlü engeli ortadan kaldırmaya kararlıyız.
Bu çerçevede, önem verdiğimiz bir konu da yabancı sermayedir. Yabancı sermayeyi, ekonomik kalkınmamız için ihtiyaç duyduğumuz sermaye birikiminin bir unsuru olarak görüyoruz. Bu anlayış çerçevesinde sürdürdüğümüz politikaların sonuçları alınmaya başlanmıştır. 2001 yılına kadar olan dönemde ülkemize gelen yabancı sermayenin tutarı yıllık bazda 1 milyar dolara ulaşmazken, 2003 yılından bu yılın ekim ayına kadar toplam 8,5 milyar dolar yabancı sermaye girişi gerçekleşmiştir. Sadece bu yılın ilk on ayında gelen yabancı sermaye miktarı 4 milyar doları aşmıştır. Bu eğilimin önümüzdeki dönemlerde daha da güçlenerek devam edeceğini bekliyoruz. Yabancı sermaye miktarındaki artış, aslında, istikrar ortamına, ekonomik potansiyel ve politikalarımıza duyulan güvenin de bir göstergesidir.
Büyüme performansı, kişi başına düşen millî gelir rakamlarında da kendini göstermektedir. 2002 yılında 2 598 dolar olan kişi başına gelir, bu yıl sonunda 5 000 dolar olacaktır.
Değerli arkadaşlar, istihdamla ilgili yapılan tartışmaların açıklığa kavuşması açısından da iki hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Birinci husus, Türkiye'nin yaşamakta olduğu kentleşme sürecinin başlattığı yapısal dönüşümle ilgilidir. Sanayileşmenin ve gelişmenin bir sonucu olarak kentlerdeki nüfus ve işgücü sürekli olarak artmaktadır. Buna paralel olarak, tarımdışı sektörlerdeki istihdam da artmaktadır. 2005 yılının ağustos döneminde, 2002 yılının aynı dönemiyle karşılaştırıldığında, tarımdışı sektörlerde 1 723 000 kişilik istihdam artışı sağlanmıştır.
Bu üç yıl içinde işsiz sayısı, Türkiye genelinde 33 000 kişi, kentsel kesimde ise 57 000 kişi azalmıştır. Kentlerdeki işsizlik oranı yüzde 13,9'dan yüzde 12,3'e gerilemiştir. Buna karşılık, tarım kesiminde 1 719 000 kişilik istihdam azalışı yaşanmıştır. Bunun sonucunda, söz konusu süre içerisinde tarımın toplam istihdam içindeki payında 7,5 puanlık bir düşüş gerçekleşmiştir.
Sanayileşme ve kalkınma devam ettikçe bu modernleşme süreci de devam edecektir. Bu nedenle, mevcut işsizlere ve işgücüne yeni katılan nüfusa ek olarak kırsal kesimden gelen işgücüne de istihdam imkânının yaratılması gerekmektedir. Bunun için altyapı, sanayi ve hizmet sektörlerine sürekli yatırım yapılması bir ihtiyaçtır. Yabancı sermaye gerekliliği de bu ihtiyaçtan doğmaktadır.
Dikkatlerinize sunmak istediğim ikinci husus, AK Partinin, siyasetten ekonomiye her alanda başarı çıtasını her geçen gün biraz daha yukarı çıkarmakta olduğu gerçeğidir. Hükümetimizin diğer alanlarda elde ettiği başarıların yanında, istihdam konusunda elde edilen olumlu sonuçlar kimileri tarafından görmezden gelinmektedir.
Şu gerçeği de açıklıkla ifade etmek istiyorum: Artık, ucuz politika dönemi bitmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ TOPUZ (İstanbul)Siz hâlâ devam ediyorsunuz.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Milletimiz engin sağduyusu ve birikimiyle, kendisini daha ileriye götürecek seçenekler sunamayanlara teveccüh göstermemiştir, bundan sonra da göstermeyecektir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2002 yılında 87,6 milyar dolar olan dışticaret hacmi, 2004 yılında 160,7 milyar dolara yükselmiştir, 2005 yılında ise, dışticaret hacminin, bir önceki yıla göre yüzde 16,6 artışla, 187,4 milyar dolar olacağı tahmin edilmektedir.
2005 yılının ocak-ekim döneminde ihracatımız 59,4, ithalatımız ise 95 milyar dolar olmuştur. Ocak-ekim döneminde, 2004 yılının aynı dönemine göre, petrol ve benzeri ürünler dışarıda bırakıldığında, ihracattaki artış oranı ithalattaki artış oranını aşmaktadır. İhracatımızın, 72 milyar dolar seviyesini yakalayarak 2002 yılındaki tutarın 2 katına çıkması, önemli bir yapısal değişikliğin göstergesidir.
2005 yılının ocak-ekim döneminde cari işlemler dengesi 17,1 milyar dolar açık vermiştir. Giderek daha sağlam kaynaklarla finanse edilen cari açıkla ilgili gelişmeler yakından izlenmektedir.
Burada, bir noktayı açıklıkla dile getirmek istiyorum. Ekonomimizin makroekonomik temelleri, izlediğimiz politikalar sayesinde güçlenmiştir ve güçlenmeye de devam edecektir. Eskiden kalan alışkanlıklarla üretilen kriz senaryoları karşısında, ilgili herkese, sadece cari açık ve dışborç göstergelerine odaklanıp kalmamalarını, başta bütçe performansı olmak üzere, büyüme, enflasyon, malî piyasalar, yabancı yatırımlar, döviz rezervleri, dünya ekonomisindeki gelişmeler gibi önemli göstergeleri ve bunların arkasındaki dinamikleri de dikkatle incelemelerini ve hesaplarını iyi yapmalarını tavsiye ediyorum. Fikir vermesi açısından, bazı önemli göstergeleri, ekonomimizin sıkıntıya girdiği 2001 yılı öncesiyle mukayeseli olarak hatırlatmak istiyorum. 2001 yılıyla karşılaştırıldığında;
Merkez Bankası döviz rezervleri 22,2 milyar dolardan 47,7 milyar dolara yükselmiştir. Rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı yüzde 82'den yüzde 124'e çıkmıştır.
Bankalardaki açık pozisyon 5,4 milyar dolardan 194 000 000'a indirilmiştir. O zaman, ekonominin krize gittiği dönemde, bankaların açık pozisyonu 5,5 milyar dolar civarındaydı; şimdi, hemen hemen eşit gibi, 194 000 000 dolar.
Dış borçların gayri safî yurtiçi hâsılaya oranında 10 puandan daha fazla bir düşüş gerçekleşmiştir.
Bunlara ayrıca bütçe, enflasyon ve büyüme performansları ile içeride ve dışarıda Türkiye'ye olan güven gibi çok önemli unsurların da eklenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, döviz kurlarına müdahale yoluyla dış dengenin düzeltilmesi kısa vadede kolay olsa da, uzun vadede bir çözüm değildir. Bunun yerine, ihracata yönelik sektörlerde yapısal önlemlere başvurulması daha sağlıklı olacaktır ki, biz de bu yolu tercih ediyoruz.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içborç stoku 2005 yılı ekim ayı itibariyle 242,8 milyar YTL olmuştur. 2002 yılında yüzde 62,7 seviyesinde olan YTL cinsi ıskontolu devlet içborçlanma senetlerinin ortalama bileşik faizleri 2005 yılının onbir aylık döneminde yüzde 16,5'a düşmüştür. Aynı dönemde toplam nakit borçlanmanın ortalama vadesi ise yaklaşık 9 aydan 27 aya çıkmıştır. 2005 Kasım ayında YTL cinsi ıskontolu devlet içborçlanma senetlerinin ortalama bileşik faizi yüzde 14,1; nakit borçlanmanın ortalama vadesi ise 20 ay olarak gerçekleşmiştir. İkincil piyasada en çok işlem gören devlet içborçlanma senetlerinin faiz oranı yüzde 14'ün altına inerek son zamanların en düşük seviyesine gerilemiştir.
Öte yandan, konsolide bütçe stokunun yapısında YTL lehine önemli bir değişim gerçekleşmektedir. 2002 yılı sonunda borç stokunun yüzde 42'si ulusal paramız cinsinden iken, Ekim 2005 sonu itibariyle bu oran yüzde 62'ye yükselmiştir.
Kamu borç stokunun makroekonomik istikrar açısından kırılganlık oluşturmayacak seviyelere çekilmesi temel önceliklerimiz arasında yer almaya devam etmektedir. 2002 yılında yüzde 79 civarında olan kamu net borç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı 2004 yılının sonunda yüzde 63,5'e inmiştir. 2005 yılının sonunda bu oranın yüzde 60'ın altına düşmesini bekliyoruz.
Borçlanma alanında elde edilen başarılar bütçeye faiz yükünün azalması şeklinde yansımaktadır. 2001 yılında toplanan vergilerin tamamı faiz ödemelerine yetmezken -buraya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum; toplanan vergilerin tamamı faiz ödemelerine yetmiyordu; biz geldiğimizdeki manzara oydu- şimdi, 2005 yılının ilk onbir ayı itibariyle faiz ödemelerinin bütçe gelirlerine oranı yüzde 34'e düşürülmüştür. Bu şekilde tasarruf edilen kaynaklar, kamu çalışanları, emekliler ve çiftçilerimiz başta olmak üzere, tüm vatandaşlarımızın refahını artıracak harcamalara kaydırılmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; iktidara geldiğimizden bu yana malî disipline uymaya titizlikle devam ediyoruz; bundan sonra da uymaya devam edeceğiz. Çünkü, biliyoruz ki, malî disiplin olmadan birçok sorunun kaynağı haline gelmiş kronik bütçe açıklarıyla baş edilmesi asla mümkün değildir. Bütçelerimiz 1971 yılından beri kesintisiz olarak açık vermekte -otuz yılı aşkın bir süredir kesintisiz açık veriyor- 1981 yılından bu yana ise açıklar giderek artmaktadır. Malî disiplin sayesinde, ilk defa bizim iktidarımız döneminde bütçe açıkları nominal bazda da azalmaya başlamıştır. 2003 yılında 40 milyar YTL olan bütçe açığı, 2004 yılında 30 milyar YTL'ye düşürülmüştür. 2005 yılında ise başlangıçta öngörülen 29 milyar YTL tutarındaki bütçe açığı hedefi 14 milyar YTL olarak revize edilmiştir. Son veriler, açığın revize edilen seviyenin de altında gerçekleşeceğini göstermektedir. Diğer taraftan, 2002 yılında yüzde 12,7 seviyesinde gerçekleşen kamu kesimi borçlanma gereği bu yıl yüzde 1'in altına düşmektedir.
Bir taraftan vergilerini ödeyen vatandaşlarımızın, diğer taraftan ise kamu kurum ve kuruluşlarımızın özverisi ve desteği sayesinde elde edilen bu sonuç, uyguladığımız politikaların başarısının, daha açık bir ifadeyle, Türkiyemizin düzlüğe çıkmasının bir ifadesidir. Kamu kesimi borçlanma gereği bu sene yüzde 1'in altına düşüyor.
Değerli arkadaşlar, gelecek sene bu eksiye düşüyor; yani, gelecek seneden itibaren, Türkiye, artık nominal olarak da borçlarını düşürmeye başlayacaktır. Bu, Türkiye için fevkalade önemli bir dönüm noktasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şimdiye kadar Türkiye'de devamlı surette bütçe açıkları yükselerek devam etmiş, devamlı surette yükselmiş, bunlar, devamlı surette harcamalar borçlarla karşılanmış, popülizm borçlarla finanse edilmiştir. Bu, Türkiye'nin bir kara tarihidir, maliye tarihi olarak kara sayfalarıdır. Şimdi, Hükümetimizle beraber bunlar aklaşmaya, AK Parti Hükümetleriyle aklaşmaya başlamıştır ve ilk defa, huzurlarınıza getirdiğimiz bu bütçe sayesinde, önümüzde, Türkiye fiilen borçlarını azaltmaya başlayacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplumun korunmaya muhtaç kesimlerinin gözetilmesi Hükümetimizin en önemli sosyal politika önceliğidir. Şimdi, sizlere, Hükümetimiz döneminde çalışanlarımız, emeklilerimiz, çiftçilerimiz, esnafımız ve yardıma muhtaç vatandaşlarımızın durumunun nasıl değiştiğini rakamlarla kısaca açıklamak istiyorum.
Son üç yıllık dönemde TÜFE endeksinin kümülatif değişimi yüzde 39,8 dolayında olacaktır. Üç yıllık toplam TÜFE'nin değişmesi yüzde 39,8. Şimdi, yani, fiyat artışları, enflasyon bu kadar olmuş. Bunun karşılığında en düşük memur maaşı, bu dönemde, yüzde 59,4 oranında artmıştır; net asgarî ücret, biz geldiğimizden bugüne kadar, yüzde 90 artmıştır; en düşük SSK emekli aylığı yüzde 75 artmıştır; en düşük Bağ-Kur esnaf emekli aylığı yüzde 142,1 artmıştır; en düşük Bağ-Kur çiftçi emekli aylığı yüzde 216,5 artmıştır; en düşük memur emekli aylığı yüzde 61,8 artmıştır; 65 yaş aylığı yüzde 163,3 oranında artmıştır; artışlar bunlardır.
Şimdi bütçe için gelip burada bazı şeyler söyleyecekler; diyecekler ki, ücretliler korundu da, korunmadı da, enflasyona ezdirildi de, reel artış yoktu... Rakamlar burada. Yüzde 40 civarında fiyatlar artmış, işte, en düşük memur maaşı yüzde 59 artmış, net asgarî ücret yüzde 90 artmış. Rakamlar burada. Herkesin, rakamlara göre konuşmasını şimdiden dikkatlerinize arz ediyorum.
2002 Kasım ayıyla kıyaslandığında 2005 Ekim ayında bir aylık… Bakınız, şimdi, çok önemli bazı şeyler söyleyeceğim değerli arkadaşlar, 2002 yılında biz geldiğimizde net asgarî aylıkla ne alınıyordu, aynı şey, şimdi bizim zamanımızdaki asgarî ücretle ne kadar olmuş; bir kıyaslayalım bakalım.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)Asgarî ücreti tavan ücret yaptınız, tavan!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Şimdi, güzelce bir dinleyin rakamları, hoşunuza gitmese de bir dinleyin şunları.
Bir aylık net asgarî ücretle, 2002 yılı ile 2005 yılını kıyasladığımızda, yüzde 58 daha fazla ekmek alıyoruz.
HALUK KOÇ (Samsun)Simit ne oldu, simit?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Aldığımız ekmeği, şimdiki net asgarî ücretle yüzde 58 daha fazla; 100 tane ekmek alıyorsak, 158 tane ekmek alıyoruz şimdi, aynı paraya, aynı asgarî ücretle. Ne getirdiler…
HALUK KOÇ (Samsun)Kaç simit yapıyor?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Yani, onun da hesabını siz yapın; ama, yapamazsanız onu da söyleriz; çünkü, hesapta bazen şaşırıyorsunuz.
HALUK KOÇ (Samsun)Siz alışkınsınız simitten de…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Şimdi, ekmekten sonra gelelim şekere. Bakın, temel gıda maddelerini söylüyorum, öyle fasa fiso yok.
OSMAN KAPTAN (Antalya)Ekmeğin gramajı azalmıştır.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)Mısıra gel, mısıra…
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Şimdi 2002 yılında 100 kilo şeker alıyorsak yahut da 100 birim alıyorsak, 2005 yılında 142 birim alıyoruz; yüzde 42 daha fazla şeker alıyoruz. Yüzde 63 daha fazla süt alıyoruz; yüzde 89 daha fazla ayçiçek yağı alıyoruz.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)Ekmeği söyledin mi?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Ekmeği söyledik, yağı söyledik, şekeri söyledik, sütü söyledik. Şimdi gelelim, yüzde 34 daha fazla da dana eti alıyoruz. Eti de söyledik.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)O kaçak dana eti Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Tabiî, bu et meselesinde yanlış hesap yapmayın; çünkü, bazıları sosyete kasaplarındaki fiyatları söylüyorlar, oradan alışveriş ettikleri için. Halka inin, halka…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Kaçak et o.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla)Halk pazarlarındaki; bırakın kaçağı… (AK Parti sıralarından alkışlar)
Halkın içindeki rakamları getirin. Biz halkın içinden geldik. (CHP sıralarından gürültüler)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 14 Aralık 2005