2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)
Isparta Milletvekili ·
Genel Kurul, 31. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Aralık 2005 · 2.649 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erkan Mumcu, 14 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)); konuşma 2.649 kelime.
Erkan Mumcu (Isparta). “2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ERKAN MUMCU (Isparta)Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurul gündemimizde bulunan bütçe müzakereleri vesilesiyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, biraz önce, hep birlikte, Maliye Bakanımızı dinledik. Maliye Bakanımız 2006 yılı bütçesini izah ederken, aynı zamanda, hükümetinin dördüncü bütçesini sunduklarını da ifade etti. Geride kalan üç yıla ilişkin parlak bir tabloyu bize anlattı. Tabiî, bu yıl bütçenin üç yıllık dönemler halinde artık uygulanmaya başlayacağını, daha doğrusu proforma bütçeler biçiminde uygulanmaya başlayacağını da düşünürsek, bize sunulan vizyon, hükümetin geride bıraktığı üç yılı ve önüne aldığı üç yılını gösterir bir vizyondur. Nihayetinde bütçeler, hiç şüphesiz, siyasî manifesto belgeleridir. Bütçeler, şapkanın düştüğü, kelin göründüğü belgelerdir. Onu yapacağız, bunu yapacağız, öyle yaptık, böyle yaptık, şöyle yaptık; her şey siyasî arenanın çeşitli düzenlerinde söylenir; ama, hayatta neler oluyor; onu bütçe üzerinden görürsünüz.
Tabiî, bütçelerin samimîliği diye bir prensip vardır ve bu kürsülerden çok konuşulmuştur; ama, biz, uzun zamanlar, bu bütçe samimiyeti kavramını artık çok fazla konuşmaz hale geldik.
Bütçeler esas itibariyle samimiyetlerini sosyal kesimler arasındaki tercihleriyle gösterirler. Bütçeler bir rakamlar dizisi değildir. Bütçeler, tercihler ve kararlar dizisidir ve hükümetlerin tercihlerini, hangi kararlarıyla hangi sosyal kesimleri kayırdıklarını ya da kayırmadıklarını, bakarak anlarsınız; yani, kısaca, bütçesine bak, hükümetini anla demek mümkündür.
Biz isterdik ki, burada gerçek bir vizyon sunulmuş olsun; ama, daha çok para, banka, finans literatürünün, yani, finans kapitalin pek sevdiği ve kutsadığı kavramlarla anlatılan bir ekonomi tablosu dinledik burada. Son yıllarda böyle bir moda var. Televizyonlarda, amiyane söyleyişle, televole ekonomistleri çıkalı beri, Türkiye'de biz -özellikle 2001 krizinden bu yana-ekonomiyi enflasyonla konuşuyoruz, faizle konuşuyoruz, borsayla konuşuyoruz, reeskontla konuşuyoruz. Böyle, halkın kendi hayatında karşılığını tam olarak bilemediği ne kadar yabancı dilden kelime varsa, bunlarla konuşuyoruz. Oysa, ekonomi bir matematik bilim değildir, iktisat bir matematik bilim değildir. İktisat bir politik bilimdir ve ekonominin özünde ve içinde olması gereken şey, insan ve onun hayatı olmalıdır. Ne yazık ki, son birkaç yıldır ekonomide insan yok, insanı konuşmuyoruz. Oysa, insan var, yaşadığımız hayatın içinde insan var; umutlarıyla, acılarıyla, varlığıyla, yokluğuyla, yoksulluğuyla insanımız var. İşiyle aşıyla, işsizliğiyle aşsızlığıyla insan var. Çocuğuyla, hastalığıyla, ilaç parasıyla, okul parasıyla, ekonominin içinde insan var. Alınterinin değerini bulabilip bulamamasıyla, iş bulup bulamamasıyla insan var. Tabiî, hepsinin ötesinde, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir var; olmalıydı. Böyle bir vizyonu, biz, bu bütçe içinde görmeliydik; ama, hükümetin genellikle benimsediği bir dili, bugün, burada, bir kez daha gördük. Ne yaptı hükümet? Bundan sonraki konuşmalarda da aynı şey yapılacak, şöyle yapılacağına da bahse girerim: Bir kâğıttan, kâğıda bakılarak rakamlar okunacak ve bize, 2002 ne kadar kötüydü, 2001 ne kadar kötüydü, kriz ne kadar kötüydü, oysa bugün ne kadar iyi bir durumdayız, anlatılacak.
Önce şunu hatırlatayım: Beyefendiler, kâğıda bakmayın, vatandaşın yüzüne bakın, vatandaşın gözüne bakın, belki bir şey anlarsınız. Kâğıda bakmakla varacağınız bir yer yok, kâğıda bakarak okuduklarınızdan da, zaten kimse bir şey anlamıyor. Bize, burada, 2001 krizinin yarattığı koşullara göreceli; yani, onunla mukayeseli tablolar ileri sürüyorsunuz.
Bahsettiğiniz kriz, cumhuriyet tarihinin en derin bunalımlarından biri. Bahsettiğiniz krizde ortaya çıkan koşullar, cumhuriyet tarihimizin en kötü koşulları. Zaten, o koşullar sizi iktidar yaptı. Zaten, o koşullardan bezgin olan halk, milletimiz, o koşullardan sorumlu tuttuğu bir siyaset zümresini topyekûn tasfiye etti ve yepyeni bir Meclis yarattı. Yarattığı yeni Meclise yeni umutlar yükledi. Ondan, kendisini, ikide bir geçmişi hatırlatıp krizle korkutan, kriz şartlarını öcü gösterip; yani, ölümü gösterip sıtmaya razı eden bir icraat istemiyor. Milletimizin, bu yeni Parlamentodan ve bu Parlamentonun çıkardığı hükümetten beklediği pek çok şey vardı. O beklediği şeylerin başında, hiç şüphesiz, hayat pahalılığının ortadan kaldırılması, işsizliğin ortadan kaldırılması, insanın insana kulluğunun ortadan kaldırılması vardı, yolsuzluğun ortadan kaldırılması vardı; talanın, rüşvetin ortadan kaldırılması vardı. Milletimiz, bütçeden bütçeye dinlediği rakamların ötesinde, hayatında, hakikaten kendisini gören, kendi derdini anlayan bir düzenin, içinde adil bir biçimde yer aldığı bir düzenin var olmasını istiyordu; çünkü, onyıllar boyunca sürdürülen bu düzen, her üç yılda, beş yılda bir tekrarlanan krizlerle vatandaşı sürekli ağır faturalar ödemeye ve Türkiye'nin yükünü, en yoksulların en fazla olmak üzere, geniş halk kesimlerinin çekmesine mahkûm ediyordu. Yani, vatandaşın istediği şey, bu Parlamentodan ve bu hükümetten beklediği şey, bu bozuk düzeni değiştirmesiydi, reformlar yapmasıydı, yapısal yenilenmeler gerçekleşmesiydi; asla ve asla, bozuk düzenin bekçiliğine talip olması değildi; asla ve asla, kendisinden öncekilerin batırdığı bir ortamda, para baronlarının literatürüyle konuşan siyasetçiler değildi. Buraya gelirken, unutmayın, çay-simit hesabıyla geldiniz; şimdi, artık, makro ekonomiden ve makro iktisadî dengelerden söz ediyorsunuz. Sözünü ettiğiniz makro iktisadî dengelerin gerçekte ne anlama geldiğini vatandaş bilmiyor mu zannediyorsunuz?! Şöyle bir cümle herkesin dilinde; vatandaşa da, bunu, istikrar kavramıyla beraber, bir büyü gibi satıyorsunuz; diyorsunuz ki: "Makro ekonomik düzlemde, düzeyde işler düzeldi; şimdi, sıra geldi mikro düzeye, sıra geldi vatandaşa." Yalan!.. Yalan; çünkü, yürüttüğünüz -yürüttüğünüz diyorum; çünkü, siz kurmadınız- sizden önce para baronlarının rızasıyla kurulan, IMF'in, Dünya Bankasının dayatmasıyla kurulan, içeride adına "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" denilen bir programın harfiyen kölesi oldunuz, bekçisi oldunuz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Siz, bu bozuk düzenin bekçisi oldunuz. Vatandaşın umutlarını bir tarafa bıraktınız ve bu "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" denilen, esas itibariyle, devlete borç verenlerin çıkarlarından başkasını gözetmeyen bir programın bekçisi oldunuz.
Bu bütçenin biz nesini konuşalım?! Bu bütçenin zaten yüzde 80'i santimetre oynaması mümkün olmayan bir bütçe. Bu bütçenin biz nesini konuşalım?! Bu bütçe, daha aylar öncesinden, çoklu imzayla -bir imza yetmiyor- IMF'ye taahhüt ettiğiniz taahhütlerin bir uygulama talimatnamesi. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir iradesi olduğunu mu düşünüyorsunuz?! Yani, biz, bu bütçeyi burada eleştireceğiz, bu bütçenin sosyal kesimleri gereğince gözetmediğini, adil bir biçimde gözetmediğini söyleyeceğiz ve milletvekilleri, insaf ve izan edecekler, insaf ve izan buyuracaklar ve biz bunu değiştirebileceğiz; öyle mi?! Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda bunu yapacak; öyle mi?! Bunu yapabilir, Türkiye Büyük Millet Meclisi buna yapabilir; ama, hükümetin buna inandığını zannetmiyorum, hükümetin buna izin vereceğini de zannetmiyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna benzer birçok konuda, özellikle TMSF uygulamalarında kendi vicdanının sesini dinleyerek yaptığı değişikliklerin, müdahalelerin sonunun nasıl bir tedibe, yani, hizaya getirme muamelesine vardığını hep beraber biz biliyoruz. Dolayısıyla, burada görüştüğümüz şey, esas itibariyle, Dünya Bankası, IMF iradesiyle şekillenen bir programın Türkiye'yi nereye götüreceğini daha yakından anlamaya çalışmaktır. Asıl işimiz buydu.
Millet sizden yolsuzluk ve israfa son vermenizi bekliyordu, millet sizden geliri büyütüp adil paylaştırmanızı bekliyordu, sosyal kesimler arasında sağlıklı bir denge kurmanızı bekliyordu; yani, isminize de uygun olarak, adaleti ve kalkınmayı gerçekleştirmenizi bekliyordu. Millet bunu samimî olarak istedi, inandı ve öyle bir şey yaptı ki, cumhuriyet tarihinde örneği görülmeyecek bir biçimde bir kararlılık gösterdi, bütün bir siyasetçi kuşağını tasfiye etti, yeni bir siyasetçi kuşağına görev verdi, umut verdi; yani, millet üstüne düşeni yaptı.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Anavatanı da dışarıda bıraktı.
ERKAN MUMCU (Devamla)Çok doğru söylüyorsunuz; daha önce sizi yaptığı gibi, daha önce sizi yaptığı...
ÜNAL KACIR (İstanbul)Siz de geri getirdiniz.
ERKAN MUMCU (Devamla)Allah'tan… Evet… Evet… Millî iradenin ve Anayasanın verdiği yetkiyle.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)Nasılsa Parlamentodasın, rahat ol.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Milleti kandırdın.
ERKAN MUMCU (Devamla)Bundan kaygınız var idiyse, sizin kapısına gittikleriniz benim kapıma gelmeyecekti arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bundan bir kaygınız varsa, sizin kapısına gittikleriniz benim kapıma defalarca gelmeyecekti. Dolayısıyla, o sandalyelerde, o koltuklarda oturan arkadaşlarınızdan pek çoğunuzun, şahsen ben ve arkadaşlarımın da kefaletiyle orada bulunduğunu unutmayın. O kadar kolay, o kadar ucuz değil o iş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) O kadar kolay, o kadar ucuz değil o iş.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)Ne kefaleti?!
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan)Kim kimin kefaleti?!
RECEP ÖZEL (Isparta)Nasıl kefalet?..
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)Ne kefaleti?!
ERKAN MUMCU (Devamla)Şimdi, gelelim, millî iradenin size verdiği görev... Millî irade, size tek başına iktidar verdi; bir görevle, umutlarıyla beraber verdi; dedi ki, bu düzeni değiştirin, bu bozuk düzeni değiştirin; ama, milletin size verdiği bu borcu, siz alacak zannettiniz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)Başkanım, ne kefaleti?
ERKAN MUMCU (Devamla)Uzun yıllardır sürdürdüğünüz siyasî mücadelelerinizin mükafatı zannettiniz ve dolayısıyla, geldiniz, bunu, burada, iktidar hevesinin -daha net söyleyeyim- heva ve hevesinizin tatmin edileceği bir oyuncağa dönüştürdünüz.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul)Zatıâliniz gibi.
ERKAN MUMCU (Devamla)Sizden öncekilerin kurdukları haram sofrasına iştahla oturdunuz, bir türlü de kalkmak bilmiyorsunuz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul)O sofraya sen oturursun...
ERKAN MUMCU (Devamla)Yolsuzlukların hepsini, hepsini, santim, santim, bakın, ben buradan konuşacağım…
ÜNAL KACIR (İstanbul)O sofradan geldin.
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul)Sizin gibi...
ÜNAL KACIR (İstanbul)Sen o sofradan geldin.
ERKAN MUMCU (Devamla)Ben buradan konuşacağım, delilleriyle konuşacağım, siz de gelip, burada, bunları yalanlayacaksınız. Cesaretiniz varsa, gücünüz varsa, izanınız varsa, bunları yapacaksınız. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Şimdi, sevgili arkadaşlarım, ne olmuş bir bakalım, bir bakalım ne olmuş. Bir büyüme efsanesidir gidiyor. Türkiye büyümüş. Şimdi, biraz önce Sayın Bakan… Biz Sayın Bakanın gerçekdışı beyanları bu kürsüden ifade etmesine alışığız; ama, böylesini ilk defa görüyorum. Yırttım, getirdim özellikle. Bir tanesi Maliye Bakanlığının sunduğu raporun ilk sayfası, yıllık ekonomik göstergeler; bir tanesi de Sayın Bakanın konuşmasından "sosyal politikalar" bölümü.
Bakın, sosyal politikalar bölümünde ne diyor Sayın Bakan: "Son üç yıllık dönemde TÜFE endeksinde kümülatif değişme 39,8 dolayında olacaktır." Hemen, arkadaşlar, kitaplarınızdan şu sayfaya bir bakın bakalım; bu da Maliye Bakanlığının belgesi; çünkü, Sayın Bakan sözlerini şöyle tamamladı "hesap bileceksiniz, hesap" dedi. Bakalım hesabı biz mi bilmiyoruz, Sayın Bakan mı bilmiyor, hükümet mi bilmiyor; bir bakalım ne demiş. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bu gösterge Maliye Bakanlığının kendi resmî belgesi; ne demiş: 2003 yılı ortalama enflasyon TEFE'de yüzde 25,6; TÜFE'de 25,3; 2004 yılı 11,1 TEFE, TÜFE'de 10,6; 2005 yılı gerçekleşmesi tahmin edilen, Maliye Bakanlığımızın tahmin ettiği 7,1 ve 8,4. Bunları bir toplayın bakalım, bileşik sistemle bir toplayın bakalım, yüzde 50'nin altında mı üstünde mi!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul)Öyle toplanmaz o!
ERKAN MUMCU (Devamla)Onun nasıl toplanacağını, kümülatif ibaresini kullandığınız zaman kümülatif enflasyonun, üç yıllık kümülatif enflasyonun ne olduğunu, hesabının nasıl yapılacağını bir de burada Maliye Bakanına biz öğretmeyelim; artık, ayıp olur, milletimiz mahcup olur. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Milletimizi de mahcup etmeyelim artık.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul)Öğren de gel!
ERKAN MUMCU (Devamla)Hem, bakın, burada bahsediyorsunuz; diyorsunuz ki, en düşük memur maaşı, net asgarî ücret, en düşük SSK emekli aylığı, en düşük Bağ-Kur, en düşük memur aylığı; niye en düşük... Niye ortalama değil; çünkü, ortalama ücretlerde reel ücretler enflasyondan düşük gerçekleşmiş de onun için. En düşükler üzerinde verilen daha yüksek oranlı zamlar, sizi, burada, ortalama ücretlerde reel olarak enflasyonun gerisinde kaldığı gerçeğinden kurtarmaz. Rakamları eğip bükerek, ezip bozarak varılacak bir yer yok.
Deniliyor ki, son üç yıllık dönemde -anlaşılmaz şeyleri saymakla bitecek gibi değil- Türkiye aşağı yukarı yüzde 22 kümülatif büyüdü; yüzde 9,9; yüzde 7,4; yüzde 5,5 olmak üzere yıllar itibariyle, yüzde 22 büyüdü. Şimdi, böyle bir büyüme var mı yok mu tartışmasına hiç girmek istemiyorum. Bu rakamlar, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamları, yeni adıyla TÜİK'in rakamları.
Şimdi, Devlet İstatistik Enstitüsü, bundan altı ay önce, kendisine yapılan bir başvuruda, bu göstergelere konu olan verilerin geçerliliği üzerinden ifade edilen kuşkuları haklı bulmuş ve yeni istatistik verilerini açıklayacağını resmen bildirmişti. Aradan altı ay geçti, hâlâ Devlet İstatistik Kurumu büyümeye ilişkin önceki istatistiklerini düzelten yeni istatistiklerini yayınlamıyor. Niye yayınlamıyor ben size söyleyeyim: Çünkü, sağlam ve sağlıklı bir hesaplama yaptığında böyle bir büyümenin olmadığını buluyor; ama, ortalığı karıştırmamak için söylemiyor. Çünkü, bu istatistik, bu büyüme hesaplarının dayandığı temellerden bir tanesi. Diyor ki: "Türkiye'de 69 katrilyon değerinde stok var." Var mı böyle bir stok? Gayri safî millî hâsılanın beşte 1'ine yakın bir düzeyde Türkiye'de stok var mı; yok. Sadece, Katma Değer Vergisi ödemelerini ertelemek için kâğıt üzerinde biriktirilen bir stok var. Siz buradan bir büyüme hesaplaması yapıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki, bu büyüme yüzde 9,9 oranında gerçekleşti.
Enerji tüketimine bakıyorsunuz, istihdama bakıyorsunuz, büyüme yok. Yüzde 22 büyüyen ülkede -imalat sanayiindeki büyümeden bahsediyorsunuz- istihdam binde 2 büyüyor. Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamlarında istihdam binde 2 büyüyor; niye? Üç yıllık dönemde istihdamın büyümesi binde 2. Yüzde 22 büyüyen ekonomide yeni iş yaratma kapasitesi, ancak ve ancak binde 2 oranında artmış. Cevap; efendim, verimlilik artıyor. Bu nasıl bir verimlilik artışıdır ki, enerji tüketimi aynı oranda büyümüyor, istihdam büyümüyor; siz, sadece verimlilikle bu büyümeyi gerçekleştirdiğinizi söylüyorsunuz. Ben, yine de bunu da kabul ettim, bu rakamlarınızı da kabul ediyorum; böyle bir büyüme var; peki, canınız sağ olsun! Peki, şu çelişkiyi nasıl izah edeceksiniz: Sık sık, rakamları vatandaşın zihnini bulandırmak için kullanan bütün otoriteler gibi sık sık başvurduğunuz -Sayın Başbakanımız başvuruyor buna, Sayın Maliye Bakanı başvuruyor bu ifadeye- gayri safî millî hâsılayı 2 600 dolardan 5 000 dolara getirdik diyorsunuz.
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat)2 150'den diyor.
ERKAN MUMCU (Devamla)Şimdi, benim değerli arkadaşlarım, benim sevgili arkadaşlarım; 2 600 dolardan 5 000 dolara büyüme ne demek; yaklaşık yüzde 100 büyüme demek. Sizin büyüme dediğiniz şey, millî gelirdeki büyüme değil miydi zaten. Şimdi bana bir söyler misiniz, Türkiye ne kadar büyüdü; yüzde 100 mü büyüdü yüzde 22 mi büyüdü; bir karar verin! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bir karar verin! Türkiye'de, fert başına gelir 2 600 dolardan 5 000 dolara yükselmiş! Soruyorum vatandaşlara: Geliri bu üç yıllık dönemde 2 katı artan kim var?! Haa, var, birileri var; iktidarın yanında yöresinde odaklanmış insanlardan oluşan bir küme var. Onların gelirleri, onların servetleri, 2 katı filan da değil, kat be kat arttı. İktidar koltuklarında oturan arkadaşlarımızın çok yakınlarının servetleri kat be kat arttı. Hayır mı diyorsunuz?!
MEHMET SARI (Osmaniye)Hayır diyorum.
ERKAN MUMCU (Devamla)Peki, o zaman, milletimize karşı, gelin, erdemli bir tutum gösterelim; hep beraber mal beyanlarımızı şeffaflaştıralım ve mal beyanlarında yüzde 20'nin üstünde artış olan herkes, kendisinin, yakınlarının, birinci derecede yakınlarının, genel başkanlar ve bakanlar, üçüncü dereceye kadar yakınlarının son beş yıldaki mal varlığını kalem kalem izah etsin. Hadi bir erdemlilik gösterin. Hadi, milletimizin demokrasiye inancını tahkim etmek için bir şey yapalım. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Hadi, gelin, AK Partinizin ak yüzünü bir kez daha teşhir etmek için, birlikte bir şey yapalım; hadi, gelin. Hadi, gelin, yapalım. Benim için mesele yok. Ben buradayım. Bakın, 350 kişiniz var.
ENVER YILMAZ (Ordu)İçtüzük gereği, herkesin…
ERKAN MUMCU (Devamla)350 kişiniz var, tık diye kaldırırsınız. Saniye tereddüt edersem, bir kere daha bu kürsüye çıkmam. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)Çıkma…
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)Kâğıda bakmadan…
ERKAN MUMCU (Devamla)Santimetresinin hesabını veremezsem, ben çıkmam; ama, hesabını veremezsiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler) Hesabını veremeyeceğiniz işleri de biliyorsunuz arkadaşlar. Ben, burada, muhalefetin sesini seslendirmiyorum. Ben, burada, aslında, sizin vicdanınızın sesini seslendiriyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Ben, aslında, sadece sizin vicdanınızın değil, Bakanlar Kurulundaki arkadaşlarımın da vicdanının sesini seslendiriyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul)- Yok ya!..
ERKAN MUMCU (Devamla)Ben, naçizane, bunu yaptığımı biliyorum. Herkes, kendi vicdanında bunun hak mı, hakikat mi, değil mi olduğunu, hiç şüphesiz, tartacaktır.
Şimdi, sürekli, millete, bir kriz korkusu içinde, onu öcü gibi gösterip "sürekli istikrar" denilen, aslında neyin istikrarı ve kime yarayan bir istikrar olduğunu anlayamadığımız bir kavramı bir hipnoza dönüştürdünüz; istikrar, istikrar, istikrar, istikrar… Vatandaşı hipnoz ettiniz. Bunun, uyguladığınız üç yıllık politikanın adını ben size söylüyorum; sizden önce de iki yılı var. Bunun adı, malî anestezi ve fakirleştiren büyümedir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bunun adı budur. Bunun adını da ben koymadım. Bunun adını, iktisat literatürü yıllar öncesinden koymuş. Siz, bir sonuç olan krizi, bir süregiden durum olarak zannediyorsunuz. Hayır, kriz, sadece bir sonuçtu ve tıpkı sizin uyguladığınız gibi, sizden öncekilerin de uyguladığı programların yarattığı bir sonuçtu ve bu programların tamamının özelliği şudur sevgili arkadaşlar: Düşük kur, yüksek reel faiz. Düşük kur, yüksek reel faiz. Türkiye'nin serbest piyasa tarihi, aynı zamanda bir krizler tarihidir ve bu krizlerin tamamı, ödemeler krizidir. 1960'larda, 1970'lerde, radyo ajanslarından "devalüasyon" diye duymaya başladığımız laf, 1980'ler itibariyle, döviz krizi, ödemeler krizine dönüşmüştür; 1980'den sonra, paranın konvertbl hale gelmesinden sonra da, işte, bildiğimiz, 1994, 1998, 2000, 2001 krizlerini yaşadık. Bu krizleri sadece biz mi yaşadık zannediyorsunuz. Yani, dünyayı bol miktarda geziyorsunuz; acaba diyorum, gezdiğiniz dünyadan bir şey öğreniyor musunuz; gezdiğiniz dünyaya, hakikaten, bir yakın gözlükle bakıyor musunuz; onun için, merak ediyorum. Bu krizler, sadece bizde değil, IMF programlarının uygulandığı, neredeyse bütün Güneydoğu Asya ülkelerinde en az üç kez yaşandı; yani, Kore'de yaşandı, Endonezya'da yaşandı, Malezya'da yaşandı, bize yakın Rusya'da defalarca yaşandı, biz en az üç defa yaşadık. IMF anlaşmaları sürerken, IMF programları sürerken…
ÜNAL KACIR (İstanbul)Yaşamadık, siz yaşattınız!
ERKAN MUMCU (Devamla)Haa, siz bunun dışında mıydınız?!
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 14 Aralık 2005