2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)
Isparta Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 31. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Aralık 2005 · 907 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Emin Murat Bilgiç (AK Parti), 14 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)); konuşma 907 kelime.
Mehmet Emin Murat Bilgiç (AK Parti, Isparta). “2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-emin-murat-bilgic-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta)Sayın Başkan, değerli üyeler; bütçenin tümü üzerinde, şahsım adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerimin başında, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Şüphesiz, AK Parti Hükümeti, kurulduğu 2002 yılından bu yana çok önemli bir performans sürdürmektedir ve bu performans sayesinde, bugün, hem malî disiplin sebebiyle hem de kendi kredibilitesini ve istikrar anlayışını oturtması ve dünya piyasalarına kabul ettirmesi sebebiyle, ülkenin uluslararası alanda hem saygınlığı hem kabul edilebilirliği artmış ve bunun sonucunda da, Türkiye'de, malî disiplinin sonucunda borçlanma yapısı değişmiş, vadeler uzamış ve faizler de düşmüştür. Şüphesiz, malî disiplinin getirdiği bir sonuç olarak da enflasyonun düşmesi hükümetin her alanda yeni atılımlar yapmasına sebep olmuş ve içinde bulunduğumuz yılda da, 2006 bütçesi için, özellikle geçtiğimiz yılların 2 katı kadar bir yatırım hedefi öngörülmüştür; 17 katrilyon civarında bir yatırım hedefi ortaya konulmuştur. Şüphesiz, bu, iktisadî düzelmenin bütün sektörlere adım adım yansımasının da en önemli göstergelerinden bir tanesidir.
Bilindiği üzere, hükümetimizin programı, temelde üç ana eksende yürütülmektedir. Bir tanesi makroekonomik istikrar; ikincisi, mikroekonomik yeniden yapılanma; üçüncüsü ise küreselleşme olarak özetlenebilir. Bu çerçevede, her üçünün de ana paydası sürdürülebilirliktir; yani, hükümetin bütün politikalarının uzun vadeli hedefleri olduğunu -muhalif, muvafık- herkesin kabul etmesi gereken çok önemli bir husus olarak söylüyorum; çünkü, politikaların sürdürülebilir olması, gelecekte de başarıyla üzerine yeni inşalar yapılabilmesini sağlayacak en önemli unsurdur. Bu şekilde mikroekonomik yeniden yapılanmayı sağlayabilen hükümet, bundan sonra, özellikle ihracatta ve dışa açılma oranlarında görüldüğü gibi, Türkiye'yi, giderek dünya ekonomisiyle entegrasyon haline sokmaktadır. Bunun göstergelerinden bir tanesi, 2002 yılında, özellikle, yüzde 48 düzeyinde olan dışa açıklık oranı, gayri safî millî hâsılaya oranla -ihracat ve ithalatın gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı olarak söylüyorum- bugün, 2005 yılı sonunda, yüzde 59'a çıkmıştır. Bütün bunlar, özellikle ihracatın gayri safî millî hâsıla içerisindeki payının yüzde 19'dan yüzde 26'ya çıktığı bir dönemde, Türkiye'nin küresel ekonomiyle bütünleşmesi yönünden de çok önemli bir sonuç ve hükümetin başarısının açık bir kanıtıdır.
Aynı şekilde, özellikle uluslararası sermayenin, Türkiye'ye, özelleştirmeler vasıtasıyla ve doğrudan yabancı yatırımlarla, giderek artan bir biçimde gelmekte olması, Türkiye'ye duyulan, Türkiye'deki hükümete, Türkiye'deki liderliğe duyulan güvenin açık bir tezahürüdür. Bunun doğrultusunda, Türkiye'nin önünde, çok ciddî yabancı sermaye girişleri olmuştur. Dünkü Telsim ihalesinde de olduğu gibi, bundan sonra da yabancı sermaye, Türkiye'ye, daha fazla yatırıma devam edecektir. Türkiye'deki yabancı sermaye ilgisi sadece sıcakpara olarak değil, doğrudan yabancı sermaye yatırımları dolayısıyladır da. Bu anlamda, Türkiye'ye olan güvenin giderek artan bir işaretini, bir ölçüsünü görüyoruz önümüzde ve bu anlamda, cari açığın sürdürülebilirliği meselesinin bir cevabı olarak söylemek gerekirse, uluslararası malî piyasalar, Türkiye'ye uzun vadeli bir güven duygusuna sahiptir ve bu duygu giderek kökleşmiştir ve artacaktır. Bunun, tüm ilgili kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiği inancındayım; çünkü, cari açığın sürdürülebilirliği noktasındaki tartışmanın, herhalde, hükümetin performansını yok sayarak, kendi kendine gerçekleşmiş, sadece reel faizlerden kaynaklanan bir unsur olduğunu söylemek çok gerçekçi bir yaklaşım değildir.
Bunun kanıtlarından bir tanesi de şudur: 2002 yılından bu yana, son dört yılda gerçekleştirilen büyüme oranı ortalama olarak yüzde 7,3'tür. Bundan önceki döneme baktığımızda, 1998-2002 -2002 dahil- aynı döneme, beş yıllık döneme baktığımızda, Türkiye'nin ortalama büyüme hızı, bilhassa Anavatanlı hükümetlerin işbaşında olduğu dönemde yüzde 0'dır. Bununla karşılaştırıldığında, yüzde 7,3'lük büyüme çok ciddî bir istikrarı, güveni ve Türkiye'nin geleceğine duyulan itimadı ifade etmektedir ve bu anlamda da, bunun sürdürülemeyeceğine dair soru işaretleri yaratıcı çaba, doğrusu, Türkiye'deki istikrarla oynama amacından başka bir şekilde de değerlendirilemez. Halbuki, Türkiye'deki istikrar, Türkiye'nin önündeki en önemli güvencedir. Türkiye'deki tek parti iktidarının bereketini burada ilan etmek durumundayım. Şu anda Anavatan Lideri olan arkadaşımızla birlikte, Sayın Genel Başkanla birlikte, biz miting meydanlarında çok söyledik, halka bu konuda çok çağrıda bulunduk; tek parti iktidarına destek veriniz… Biz bunun peşindeydik ve bunun bereketini de bugün görüyoruz kendilerinin de üç sene önce söylediği gibi.
Şimdi, özellikle gene hükümetimize yöneltilen eleştirilerden bir tanesi de, doğalgazla ilgili olanıdır. Türkiye'de doğalgaz alanında, Mavi Akım dahil, Rusya'dan üç ayrı anlaşmayla alınan tüm doğalgazın fiyatları tek fiyat haline getirilmiş ve üç fiyat da düşürülmüştür.
Bu anlaşmanın ikinci bir unsuru olan "al ya da öde" biçimindeki yerine getiremediğimiz anlaşma -özellikle yurtiçi dağıtım kanallarının tamamlanmaması sebebiyle- hükmü ortadan kaldırılmış ve böylelikle 40 milyar metreküplük bir doğalgaz bedelinin haksız yere ödenmesinden vazgeçilmiştir, imtina edilmiştir, kullanamayacağımız bir malın bedelini ödemekten kurtulmuşuzdur. Bunun da değeri 7-8 milyar dolardır. Şunu da söylemek zorundayım: Bundan dolayı Avrupa'da, fiyat olarak, en düşük doğalgaz kullanımı Türkiye'de gerçekleşmektedir.
Ayrıca, kömür ve barajların kullanımında, bu anlaşma sayesinde, yerli üretimi destekleyen bir sonuç doğmuştur. Bütün bunların sonucunda, elektrik üretiminde yerli üretim yüzde 38'den yüzde 50'ye çıkmış, ithalata dayalı elektrik üretimi de yüzde 62'den yüzde 50'ye düşmüştür ve bu sayede elektrik fiyatları üç yıldır artmamıştır.
Ayrıca, elektrikte, ev sahiplerine Avrupa'da en düşük fiyatla elektrik satılan ülke Türkiye'dir. Böylelikle, ayda ortalama 300 kilovat/ saat elektrik tüketilen bir evde, hükümetimiz, bir aileye her gün 5 ekmek hediye etmektedir.
Ayrıca, doğalgazda başarılı anlaşmalardan dolayı Türkiye Kömür İşletmeleri üretim rekorları kırmış ve Fakir Fukara Fonundan 1 500 000 ton kömür halkımıza dağıtılmaktadır. Bunun, aile olarak tanımı 1 800 000 ailedir; biz, 1 800 000 aileye kömür dağıtımında bulunuyoruz. Hükümetimizin izlediği bu sosyal politikalar sayesinde de, kapanmak üzere olan Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunu ayakta tutuyoruz.
Yalnız, ben, son olarak bir şeye daha değinmek istiyorum, Sayın Başkan müsaadenizle; vaktimi bir miktar da aşma pahasına, şöyle bir şey demek istiyorum: Şimdi, herkes, burada, bu Mecliste, şüphesiz tüm Türk vatandaşları gibi soru sorma hakkına sahiptir; ama, soru soranın kendisine soru sorulmasına da hazır olması lazımdır.
Şüphesiz, Sayın Mumcu, 3 Kasım seçimlerinde, birlikte yaptığımız mitinglerde, Sayın Başbakanımız için "ben böyle lider görmedim, ben böyle adam görmedim, onun için arkasındayım" diyen bir insandır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 14 Aralık 2005