İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 55. BİRLEŞİM · SALI

Çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla çalışma ve sosyal güvenlik bakanı ömer dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin (11/9)

Mehmet Ekici

Yozgat Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 55. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Şubat 2010 · 1.929 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ekici (MHP), 2 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA HAYATINDAKİ SORUNLARA VE İLGİLİ KESİMLERE DUYARSIZ KALDIĞI, GÖREV VE SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEDİĞİ İDDİASIYLA ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÖMER DİNÇER HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN (11/9)); konuşma 1.929 kelime.

Mehmet Ekici (MHP, Yozgat). “Çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla çalışma ve sosyal güvenlik bakanı ömer dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin (11/9)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ekici-23-2010-02-02-calisma-hayatindaki-sorunlara-ve-ilgili-kesimlere-duyarsiz-kaldigi-go (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET EKİCİ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma hayatında son dönemde yaşanan birçok problemin kaynağı olarak gördüğümüz ve çözümler üretme konusunda duyarsız ve yetersiz bulduğumuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu mensubu arkadaşlarımla birlikte vermiş olduğumuz gensoruyla ilgili görüşlerimi ifade etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesile ile yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde son dönemde çalışma hayatı giderek barış ortamından uzaklaşmış ve “çatışma hayatı” olmaya başlamıştır. İktidar gücünü elinde bulunduran Hükûmet ve çalışma hayatından sorumlu Sayın Bakan bu gidişe “Dur!” diyecek herhangi bir adım atma niyeti ortaya koymadığı gibi, aksine, ortamı daha da germeye ve bu yolla başka konularda ve alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da ayrışmaya ve çatışmaya zemin hazırlamıştır. Her platformda uzlaşmadan, diyalogdan, hoşgörüden bahseden Sayın Başbakan ve Sayın Bakan, konu çalışanların haklarına, işçilerimizin çektikleri sıkıntılara, emeklilerimizin malum ekonomik hayat şartlarına, asgari ücretlilerimizin meşhur çay-simit hesabına gelince bu konuların konuşulacağı, görüşüleceği yerlerden kaçmaktadır. Kendi partisinin düzenlediği toplantılarda arzı endam ederek, çektiği sıkıntıyla feryat eden bu insanlarımızı partililerine şikâyet edip alkışlarla durumu idare etmeye çalışmaktadır. Ancak ne yazık ki çalışma hayatında hiçbir şey olumlu gitmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 3146 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri on altı başlık hâlinde, madde madde ve çok net olarak sayılmıştır. Bunlardan çok önemli bulduğum birkaç maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birincisi: Çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler almak.

Bir başka görev: Çalışma hayatındaki mevcut ve muhtemel meseleleri ve çözüm yollarını araştırmak.

Bir başka görev: İstihdamı ve tam çalışmayı sağlayacak, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek tedbirleri almak, çalışma hayatını denetlemek, sosyal adalet ve sosyal refahın gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak.

Şimdi, bu maddelere baktığınız zaman Kanun, Çalışma Bakanına Kabine içerisinde bir hükümranlık yetkisi verdiği kadar bir pozitif iyi niyet ajanlığını da görev olarak veriyor yani işçinin lehine, çalışan lehine pozitif bir misyon yüklüyor Çalışma Bakanına. Biz Sayın Çalışma Bakanının bu misyonu yeteri kadar özümsediği kanaatinde değiliz. Her bir maddeyi ayrı ayrı ve içinize sindirerek değerlendirdiğinizde de görüyorsunuz ki maalesef Bakan bu görevleri yerine layıkıyla getirememektedir. İşçiler, memurlar, emekliler, işverenler, sendikalar, meslek kuruluşları, çalışma hayatında aklımıza gelen her kesimin problemleri giderek artmaktadır, daha da vahimi giderek çözümsüzlüğe itilmekte, insanlarımız çaresizleşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yaşanan son gelişmeler ve Sayın Bakanın muhtelif zamanlarda tekrarladığı ifadeler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının Kanun’un öngördüğü görevleri layıkıyla yerine getirememiş olduğunu göstermektedir. Özellikle memurlar, işçiler ve memur emeklilerine 2010 yılı için yapılması planlanan maaş artışlarının 2010 yılı enflasyon hedefinin dahi altında tutulması karşısında herhangi bir tedbir alamayan Sayın Bakan, 3146 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine aykırı hareket etmiş, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek hiçbir tedbir almamıştır.

Yine, Bakanlık, Kanun’un kendisini zorunlu kıldığı istihdamı artırma, çalışanların refah seviyesini yükseltme yükümlülüğünü yerine getirmek için, bu yönde Türkiye Büyük Millet Meclisine hiçbir teklif sunamamış, bir program önerisi getirememiştir.

10 Kasım 2009 tarihinde “2,5 milyon civarındaki memurun yüzde 36’sı vasıfsız, yüzde 11’i ise kamuya hizmet üretmiyor.” diyerek işe alınışları, göreve başlamaları, terfi ve tayinleri kanunla belirlenmiş olan kamu görevlilerinin kanunun gerektirdiği şartları taşımadığını belirtmiştir. Yapılan bu beyanatın özü bir taraftan kamu görevlilerine hakaret içerse de diğer taraftan, kamu görevlilerinin hizmete başladıktan sonra gerekli mesleki eğitimlerden mahrum bırakıldığını göstermesi bakımından da önemlidir. Çalışanların mesleki eğitimlerinin sağlanması görevinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının görevi olduğu da açıktır.

Sayın Bakan İŞKUR Genel Kurulunda 23 Kasım 2009’da yaptığı görüşmede “Sendikalar sorumsuz ve vizyonsuz, yeni vizyon geliştirmiyor, AB ve ILO normlarını gözetmiyorlar.” diyerek mevcut durumdan çalışan örgütleri sorumlu tutmuştur. Oysa Türkiye, 2009 yılında ILO’nun en ağır yaptırımlarından biri olan “teknik yardım dayatılan ülke” konumuna sendikaların faaliyeti münasebetiyle düşmemiştir; sendikal özgürlüklerin önüne siyasi irade tarafından konulan engeller nedeniyle düşmüştür. Memurlarımız yıllardır, Sayın Bakanın üyesi olduğu Hükûmetin, Sendikalar Kanunu’nu ILO ve AB standartlarına uygun hâle getirmesini beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri arasında çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri almak da bulunmaktadır. Ancak, yapılan uygulamalar ve verilen demeçler, çalışma hayatını düzenlemek yerine düzensiz hâle getirmek, çalışma barışını sağlamak yerine çatışmayı körüklemek yolundadır. Özellikle ülkemizde memur sendikacılığının içinde bulunduğu durum ve memur sendikalarına yapılan uygulama artık trajik bir hâl almıştır. Hâlbuki AKP, büyük bir törenle sunduğu Acil Eylem Planı’nda, örgütlenme özgürlüğünün önünü açacağını, sendikalaşmayı teşvik edeceğini, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gerekli mevzuat değişikliklerini gerçekleştireceğini vaat etmişti, hatta Sayın Başbakan, 2004 yılında, “Size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz, daha ne söylüyorsunuz, ne istiyorsunuz” demişti. Şimdi soruyorum: Bunlar gerçekleşti mi?

Yine, Sayın Bakanın dikkat etmesi gereken bir husus daha var: Değerli arkadaşlarım, demokrasi, en çok oy alan siyasal iktidarın, uygulamalarda farklı statü ve düşüncedeki kesimlerin de görüşünü alarak adil bir yönetim sergilemesiyle mümkün olduğunu bilmesi gerek, ancak Bakanlık, Üçlü Danışma Kurulu mekanizmasını özellikle memurlar adına işletmeyerek ülkemizdeki demokrasi ve sosyal diyalog ortamını da baltalamaktadır.

Sendikaları sorumsuzluk ve vizyonsuzlukla suçlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, çalışma hayatımızda ilk kez işçi ve işveren konfederasyonunun ortak yazılı açıklamasıyla kınanmış bakan olma şerefine nail olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu öz eleştiri ve önerilerden yararlanmak yerine işçi ve işveren sendikalarını suçlayıcı üslup ile yıllardır kurulmaya çalışılan diyalog ortamının kurumsallaştırılması gayretlerini görmezden gelerek ve hem üslup ve hem de eleştiri boyutunun ötesinde ve yapıcı olmaktan uzak önyargılı bir çatışma kültürünün ifadesini görmek istiyorsanız Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bakmanız yeterlidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir başka garabet daha oynanmaktadır: İş kollarında yetkili sendikanın belirlenmesi amacıyla bu iktidar döneminde yapılan düzenlemeler tam anlamıyla fiyaskodur. 18 Şubat 2009 tarihinde yani AKP İktidarında, 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi ile “Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır.” şeklinde bir düzenleme yapmıştır. Bu düzenlemeyi de 5838 sayılı Kanun’un bu yönetmeliği ile de 21 Temmuz 2009’da yürürlüğe sokmuştur.

2822 sayılı Kanun’un 12’nci maddesi “Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunun tespitinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yayımlanacak istatistikler esas alınır.” şeklinde bir düzenleme yapılmıştır ancak Bakanlık, ocak ayında yayınlanması gereken istatistiklerin yayımını, yani her yıl ocak ve temmuz aylarının 17’nci günü olmasına rağmen, 2010 Ocak ayı istatistiklerini henüz yayımlamamış, bugünden sonra da yayımlamayacaktır çünkü Sayın Salih Kapusuz ile bu tür acil kanunların acil imzası hâline gelmiş Saygıdeğer Milletvekili Sayın Veysi Kaynak’ın teklifleri ile 5/5/1983 tarih ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 12’nci maddesinin üçüncü fıkrası “Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, 1/8/2010 tarihinden itibaren kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır. Bu tarihe kadar Bakanlıkça yayımlanmış bulunan en son işçi ve üye istatistikleri geçerlidir.” şeklinde değiştirmiştir.

Bu değişiklik şuna işaret eder saygıdeğer milletvekilleri: Hükûmet, kendi yaptığı kanunundan bir yıl sonra rücu etmiştir. Açıkça söylüyorum: Yandaşı bir sendikanın teklifini kanunlaştırarak aczini ortaya koymuştur. 124 bin üyeli 42 bağımsız sendikayı sözleşme yapamaz hâlde kapsam dışına atmıştır ve bugün “sendikayım” diye gezen sarı sendikaların 2011’e kadar ömrünü ve hükümranlığını artırmıştır.

Bu skandalla kalsa iyi, bir başka skandal daha var. 17 Temmuz 2009 tarih ve 27291 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan iş kollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistik rakamlarında, belki de Bakanlık bir imkânsızı başarmış ve bir iş kolundaki toplam işçi sayısından daha fazla sendikalı üye bildirmiştir. Tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık iş kolunda toplam işçi sayısı 96.682 olarak gösterilmiş iken bu iş kolunda faaliyet gösteren toplam 6 sendikanın kayıtlı işçi sayısı toplamı 137.741 olarak ilan edilmiştir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır, Sayın Bakan sizi tebrik ediyorum! Böyle, 96 bin işçiyi 137 bin sendikalı olarak göstermek müthiş bir olaydır.

Ayrıca, Hükûmet, bütün bu olumsuzlukları geçiştirmek için yetkili sendika belirlenmesinde bir yıl önce çıkarılmış kanunu inkâr etmiş ve daha önce bahsettiğim 18/1/2010 tarihinde verilmiş bir kanun teklifiyle eskiye dönüş yapmıştır. Bu yolla, 2010 Temmuzunu ve 2011 Ocak dönemlerini mevcut durumla geçiştirdiniz, hayırlı olsun. İş birliği yaptığınız sendikalar var. Çıktınız Plan ve Bütçede birtakım imzaları da gösterdiniz ama bu eylemi yapmakla, kanun koruyucu olmak durumunda olan Sayın Çalışma Bakanı iş birlikçi konumuna düşmüştür, yolsuzlukta ve haksızlıkta iş birlikçi konumuna düşmüştür. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin)Soruşturmalık aslında.

MEHMET EKİCİ (Devamla)Değerli milletvekilleri, ülkemizin temel ve kronik sorunu işsizliktir. İşsizlik, diğer tüm sorunların da ana kaynağıdır. Kayıt dışı ekonomi de işsizliği beslemekte ve aynı zamanda işsizlikten de beslenmektedir. Tüm ekonomik ve sosyal politikaların istihdamı artırmayı hedefleyen ve odağında insan olan politikalar hâline getirilmesi gerekmekteyken, ülkemizde işsizliği önleyici yeterli önlem alınmamakta, bunun yanı sıra, işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan işçilerin mücadelesi de gözden kaçırılmaktadır. Kamuoyunda “kiralık işçilik” olarak bilinen ve özel istihdam bürolarına, istihdam ettikleri işçileri başka işverenlere kiralama yetkisi veren düzenleme Sayın Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmiştir ama bu iadeye rağmen, Çalışma Bakanı, birçok konuşmasında konunun yeniden gündeme getirilmesi konusundaki ısrarını sürdürmektedir. İşçileri bir meta hâline getirecek bu düzenlemeye Türkiye kamuoyu ve işçi konfederasyonları karşı çıkmış, bu düzenlemenin Türkiye gündeminden çıkarılmasını istemiştir. “Güvencesiz esneklik” yaklaşımı ülkemiz şartlarında işçilerimizi köleleştirmeye yönelik politikalar olarak görülmekte ve yapılan uygulamalar ile bu görüş desteklenmektedir.

Elimde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun yaptığı bir araştırma raporu var. Bakın, kiralık işçi olarak ve taşeron işçi olarak çalıştırılanların, PTT kurumlarında kiralık işçi olarak çalıştırılanların yıllık izin kullanamadıklarını ve haklarının gasbedildiğini iş müfettişleri tespit etmiş. Sayın Bakanın bu konuda yaptığı bir soruşturma var mıdır, bunu merak ediyorum.

Bir başka konu da meşhur Tekel direnişidir. Buradan, bu kürsüden bir milletvekili olarak, eylemlerinin, hak arama mücadelelerinin 51’inci gününde olan Tekel işçilerine selam gönderiyorum. Mücadeleleri haklı bir mücadeledir, mücadeleleri ideolojik değil, ekmek arama, hak arama, çocuklarının geleceğinin hak arama mücadelesidir. Bu noktada, bir milletvekili olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumlu bir vatandaşı olarak bu mücadelelerinin de sonuna kadar arkalarında olduğumu ifade ediyorum. Ancak, bakınız, bugün Sayın Başbakanı dinledik, Sayın Başbakanın bugün Tekel konusunda verdiği bilgilerin önemli bir bölümü yanlış olmakla birlikte -umarım yanlış bilgilendirilmiştir- ama tehdit kokan da bir ifade sezdik. “Demokratik duruşumuz gereği bir ay daha tahammül edeceğiz.” demek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının ağzına yakışan bir ifade değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Çünkü o Başbakan o Tekel işçisinin de başbakanıdır.

Yine bu süreçte bir başka garabeti daha yaşadık. Sayın Başbakan Tekel işçileriyle görüşüyordu. Konuyla ilgisi bakımından söylüyorum. Sayın Başbakanın ifadesiyle, Sayın Maliye Bakanını ve Devlet Bakanı Sayın Hayati Yazıcı Bey’i, Başbakan Yardımcısını heyette gördük. Ama bu işlerin asıl sorumlusu olan Çalışma Bakanlığı neredeydi? İlk görüşme trafiğinde rastlamadık. İkinci görüşme trafiğinde de televizyonun alt köşesinden elini görmek nasip oldu! Bu işi kim yapacak, kim düzeltecek? Biz bütçe konuşmalarında Sayın Bakandan rica ettik: “Eğer tarihe işçi ve memur dostu bir bakan olarak geçmek istiyorsanız hiç olmazsa Çalışma Genel Müdürünüzü bu işçilere gönderin.” diye ricada bulunduk bu kürsüden bütçe görüşmelerinde. Ama Sayın Çalışma Bakanı çalışma hayatının hiçbir yerinde yok. Onun için Sayın Çalışma Bakanı bu Tekel işçilerini de anlamak durumunda değil, anlayamıyor, kanunun kendisine gösterdiği mükellefiyetleri de yerine getirmekten son derece aciz durumdadır maalesef.

Değerli arkadaşlarım, asgari ücret konusu, asgari ücretin tespiti konusunda Sayın Bakan Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarına katılmayarak, işveren kesimiyle anlaşarak, asgari ücreti sefalet ücreti olarak belirlemiş ve İŞKUR Genel Kurulu gibi sivil toplum örgütlerine açık olması gereken bir yerde sendikalara, yani İŞKUR’u asıl oluşturacak güç odağına beşer dakika sınırlama yaparak teamül dışı bir eyleme de imza atmış bir Sayın Bakandır.

Dolayısıyla, bu gensoru önergesinin haklı gerekçelere dayanan, haklı gerekçeler üzerine kurulmuş bir gensoru olduğunu lütfen anlamanızı rica ediyorum. Bu işin particilik boyutu ayrıdır, siyaset boyutu ayrıdır. Ama eğer bugün Sayın Başbakanın ağzından duyduğumuz laflar bir ay sonra eylemdeki Tekel işçisine, altı ay sonra özelleştirilen Şeker işçilerine uygulanacak bir şiddeti işaret ediyorsa ve bu şiddet işaretine Sayın Çalışma Bakanı bir tedbir almıyorsa, bu mesele bir parti meselesi olmanın ötesine geçmiş bir mesele olarak Genel Kurulca algılanması gereken bir boyut kazanır.

Onun için, lütfen işçiyi anlayalım, lütfen emekliyi anlayalım, lütfen dar gelirli vatandaşın ne çektiğini anlayalım ve kanuni düzenlemeleri yapmaktan bihaber Sayın Bakana görevlerini hatırlatalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 2 Şubat 2010

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook