16.03.2005 tarihli ve 5317 sayıl bankalar kanunu ile radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hk. (s.s.900)
Hatay Milletvekili ·
Genel Kurul, 102. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Mayıs 2005 · 345 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Eraslan, 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 16.03.2005 TARİHLİ VE 5317 SAYIL BANKALAR KANUNU İLE RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HK. (S.S.900)); konuşma 345 kelime.
Mehmet Eraslan (Hatay). “16.03.2005 tarihli ve 5317 sayıl bankalar kanunu ile radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hk. (s.s.900)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-eraslan-22-2005-05-25-16-03-2005-tarihli-ve-5317-sayil-bankalar-kanunu-ile-radyo-ve-televizy (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET ERASLAN (Hatay)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Kanunun 2 nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, televizyonların toplumumuz üzerinde ne kadar etkin bir kültür oluşturduğunu hepimiz biliyoruz. Evdeki çoluk çocuk, eşlerimiz, akrabalarımız ve ailenin dışında toplumumuz büyük ölçüde bu iletişim aracından faydalanmaktadır. Hani, görsel olması açısından televizyon ekranları daha çok etkin, daha fazla etkin oluyor. Radyoların duysal olmaları açısından, görsel niteliği taşıyan televizyonlar kadar toplumumuz üzerinde ve aile hayatımız üzerinde çok fazla etkin olduğunu söyleyemem; ama, televizyonun, televizyonda yapılan programların, televizyondaki söylemlerin ve televizyon kültürünün oluşturmaya çalıştığı sosyal kültürü, sosyal anlayışı hiçbirimiz sanıyorum azımsayacak durumda değiliz veya önemsemeyecek durumda değiliz.
Ben, aslında, televizyonlarda yapılan birçok -maalesef, üzülerek ifade ediyorum- yayının ve birçok programın toplumumuzu, gerçekten, manevî açıdan ve millî açıdan büyük zafiyetlere uğrattığını, büyük bir kültürel yozlaşma oluşturduğunu ve toplumumuzu, aile fertlerimizi ve aile hayatımızı olumsuz bir şekilde etkilediğini vurgulamak istiyorum.
Buna rağmen, bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, televizyonlarımızı, değerli arkadaşlar, yabancı sermayeye satamayız, yabancı sermayenin tekeline koyamayız. Kendi yerli sermayemiz bile, kendi yerli işletmecilerimiz, televizyoncularımız bile millî ve manevî hassasiyetlere, tarihimize, kültürümüze, medeniyetimize, ahlakımıza, inancımıza, geleneklerimize, göreneklerimize göre, maalesef, televizyon programları icra edemiyorsa, allahaşkına, ben, size soruyorum, yabancı sermaye bu hassasiyetleri niye yapsın? Yabancı sermaye bu hassasiyetler üzerinde niye dursun?
Değerli arkadaşlar, soruyorum size. Kanunun 2 nci maddesinde deniliyor ki: Toplam ulusal yayın yapan televizyon kuruluşlarının dörtte 1'inden fazlası olamaz. Hayır, efendim, dörtte 1'i de olmasın; yani, niye dörtte 1'i olsun?! Yani, bizim sermayemiz yok mu, bizim televizyon kuruluşlarımız, kendi işletmecilerimiz, kendi yayıncımız, kendi muhabirimiz, etkin bir şekilde kendini geliştirmiş insanımız ve insan kaynaklarımız yok mu; var.
FARUK ÇELİK (Bursa)O madde yok, çıktı.
MEHMET ERASLAN (Devamla)Yani, bunun, komisyon raporuna alınması bile... Şunu ifade edeyim ben: Bunun, komisyon raporunda olmaması gerekiyordu. Eğer, bu hakkı ulusal televizyonlara veriyorsak... Bakıyorum, komisyon raporundaki 2 nci maddede, yerel televizyonlara bu verilmez, ulusal televizyonlara verilir deniliyor. Yani, bunun burada olması bile bir hata. Komisyon raporunda bu ifadelerin yer alması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına girmiş olması bile bir hatadır diyorum.
Hepinizi, tekrar, en kalbî duygularımla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 25 Mayıs 2005