İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 57. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

Mehmet Işık

Giresun Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 57. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Şubat 2005 · 1.599 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Işık (CHP), 10 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.599 kelime.

Mehmet Işık (CHP, Giresun). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-isik-22-2005-02-10-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET IŞIK (Giresun)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 701 sıra sayılı, Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 31 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı ne getiriyor, önce kısaca ona dokunup, ondan sonra gerekli görüşlerimi belirteceğim. Lisanslı, izinli depolar kurulmasını, bu depolara, üreticinin, getirip ürününü teslim etmesini, standardı ve kalitesi belirlenmiş ürünleri teslim etmesini, burada, belli bir ücret ödeyerek bekletilmesini, ürün senedi alarak, bu ürün senediyle finans kuruluşlarından kredi alabilmesini, elektronik ortamda ticaretini yapabilmesini sağlamak amacıyla bu yasayı inceliyoruz.

Bu yasa, tabiî ki, üreticinin, eğer, çok ürünü varsa, beklemeye tahammülü varsa, depoya kira ödeyecek durumu varsa, kredi alması icap ediyorsa, kredi kurumundan kredi faizi ödemeye tahammülü varsa, bu yasa tasarısının getirdiklerini kabul etmek mümkün; güzel şeyler oluyor. Dünyanın her tarafında, ileri ülkelerde bu depoculuk var; ama, Türkiye'nin de gerçekleri var. Gerçi, Sayın Bakan "köylünün, çiftçinin, bugün, sıkıntılı durumunu tekrar tekrar gündeme getirerek onların da moralini bozmayalım" diyor, ama, gerçekleri de söylemek lazım. Bizim, muhalefet olarak görevimiz hataları, eksikleri söylemek, iktidar olarak da sizlerin görevi bunları telafi etmek, düzeltmek ve daha mükemmele doğru götürmektir.

Bu tasarı, Grup olarak bizim de desteklediğimiz -Türkiye'de kurulmasını arzu ettiğimiz- bir tasarı; ancak, bunun, finans kaynağı da eksik. Özel sektör, finans kuruluşları, bu ürün senediyle ne kadar kredi vermeye yanaşacaklar; onu bilemiyoruz. Ziraat Bankası da tarımsal kredileri asgarî limite indirdiğine göre bu ihtiyaçlar nasıl karşılanacak; onu da sizin dikkatinize sunmak istiyorum. Bu tasarının en büyük eksikliklerinden birisi de finans kaynağının nereden sağlanacağının, ne şekilde sağlanacağının bilinememesidir.

Bu durumda ne olacak?! Vatandaş bol ürün zamanı, hasat zamanı ürününü çarşıya indirdiği zaman ne yapacak?! Acil paraya ihtiyacı var, borçlu, hasadı bekliyor, oğlunu evlendirecek, çocuğunu okula gönderecek, sağlık sorunu varsa çözecek, evin ihtiyaçları varsa karşılayacak... Ne yapacak; peşin para veren tüccara götürecek, depoya değil, peşin para veren tüccara götürecek. Eğer, yeteri kadar ürünü varsa elinde, bir kısmını kredi olarak alacak, avans olarak alacak, geri kalanını da faizsiz sermaye olarak tüccara bırakacak; yani, deponun -yapması gereken- işlevini, çoğu zaman parayı veren tüccar yapacak ve tüccar da belki bu depoyu arzu ettiğimiz amaçla kullanmaya başlayacak. Özellikle bu eksikliği belirtmek istiyorum.

Depoları kursak bile, bu depoya hangi ürünü koyacağız?! Bugün, Türkiye'de, tarımda büyük bir yıkım yaşanmaktadır. Türkiye'nin tarihinde, cumhuriyetin tarihinde, hiçbir zaman, üst üste, tarımda geriye gidiş olmamıştır. İlk defa, bu dönemde -2003, 2004, ayrıca, 2005'te de, hedef olarak, aynı görünüyor- tarımsal üretim düşecek, tarım gelirleri geriye gidecek; yüzde 1,7 yüzde 1,9 ve yüzde 1,7 olarak tarımın gerilemesi öngörülmüş ve gerçekleşmiş. Bu nereden kaynaklanıyor; tarımdaki ürün fiyatlarının düşüklüğünden. Trakyalı üzümcü, geçen yıl -yeni fiyatlarla söylüyorum- 22 kuruşa sattığı üzümü, bu sene 15 kuruştan satmış. Türkiye limon üreticisi, 50 kuruştan sattığı limonu, bu sene 30 kuruştan satmış. Türkiye tarımında önemli yer tutan buğday, geçen yıla göre, 5 kuruş eksiğe gitmiş. Pamukta daha üzücü bir durum var; 1 lira 20 kuruş olan -biz, büyük rakamlara alıştık, şimdi bu rakamları söylemekte zorluk çekiyorum- ürün 80 kuruşa alıcı bulamamış.

Peki, fiyatlar aşağıya inerken, tarım girdi fiyatları artmış mı, azalmış mı; bu dönemde, sadece mazotta, gübrede, tohumlukta meydana gelen fiyat artışları büyük rakamlara ulaştı; buna rağmen, ürün fiyatları düşüyor. Geçen yıllar, 2,5-3 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınırken, bu sene 4 veya 5 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınabilmektedir.

Efendim, serbest piyasa ekonomisi, ne yapalım diyebilirsiniz; herkes, mevcut şartlara göre kendisini ayarlasın diyebilirsiniz. Peki, soruyorum; serbest piyasa ekonomisinin önderliğini yapan ülkelerde, tarımdaki girdilerin fiyatları bizdekilerle aynı mı? Orada, düşük girdi fiyatları, büyük bir destek var; ama, bizde, hem yüksek girdi fiyatları hem de destekten yoksunluk var.

Bugün, Türkiye'de, girdi fiyatları sürekli arttığı halde, ürün fiyatları sürekli düşmektedir. Bazı ürünlerin 2003 fiyatlarını biraz önce sizlere arz ettim. Bugün, Amerika'da, üreticinin tarım ürünlerinden elde ettiği gelirin yüzde 35'i devlet desteğinden gelmekte. Avrupa'da hektar başına desteklemeler 440 dolar, Türkiye'de 80, işte, bazı rakamlara göre 90 dolar civarında; yani, beşte 1'i civarında bir destek verebiliyoruz. Köylüye verebildiğimiz destek bu, üreticiye verebildiğimiz destek bu, maliyet artışları bu ve bu şekilde devam ediyor. Örnek olarak söylemek lazım gelirse, Yunanistan'da pamuğa 63 sent, ABD'de 35 sent prim verilirken, Türkiye'de 15 sent civarında bir prim verilebilmekte.

Bu örnekleri bütün ürünler için çoğaltmak ve sizlere sunmak mümkün; ama, fazla zamanınızı da almak istemiyorum.

Peki, bu Türk üreticisi, bu durumda, çok savunduğumuz serbest piyasa ekonomisi koşullarıyla nasıl rekabet edecek?! Kağnı arabası, son model otomobille yarışabilir mi; yarışamıyor ve çöküntü buradan kaynaklanıyor, tarımdaki gerileme buradan kaynaklanıyor.

Tarım bu derece ihmal edilecek bir sektör mü?! Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, tarım, vazgeçilmez bir ekonomik faaliyettir. Bir ülkenin gücü, tarımdaki gücünden gelir. Ne kadar tarımda zenginse, kendi kendine yeterliyse, o derece güçlü ve başkasına muhtaç olmayan bir ülke demektir. Tarım ürünlerinde kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriyken, bugün, maalesef, ithalatımız ihracatımızı geçmiş durumdadır; yani, Türkiye, dışarıdan tarım ürünleri alabilen bir ülke durumuna gelmiştir.

Bu hükümet, birçok konuda, köylüyü başbaşa bıraktı. Tarımsal KİT'ler ya özelleştirildi ya fonksiyonlarını yapamaz hale getirildi. Tarım satış kooperatiflerini desteklemeyi bırakarak, bu kuruluşları da, kendi ortaklarına desteğini yapamaz ve yapmaz duruma getirdi. Şimdi, tekrar, özel sektör-devletçilik tartışması açmak istemiyorum; elbette ki, özel sektörümüz olacak, ekonomimizdeki önemli yerini koruyacaktır, mutlaka bulunması gereken bir sektör olarak özel sektörü burada anmak istiyorum; ama, devlet, piyasayı istikrarda tutacak bazı enstrümanları elinde tutması gerekmiyor mu?

Hükümet "tarım satış kooperatiflerinin 800 000 000 YTL borcunu sildik ve birliklere 208 000 000 YTL kredi verdik" diyor. Yakın tarihte basın ajanslarına yansıyan haberlere göre, hükümet, banka hortumcularının 40 milyar dolar borcunu silmeye veyahut da alamayacağını ilan etmeye kalkıyor. Peki, 5-10 hortumcunun 40 milyarını silmeyi veyahut da "artık alamayacağım" diye teslim olmayı göze alan devlet, tarım satış kooperatiflerine verdiği 570 000 000 liralık borcu silmemeyi çok büyük bir başarı gibi, çok büyük bir uygulama gibi göstermeye çalışıyor.

Bu sene, yani, 2004 yılında, 4 Nisanı 5 Nisana bağlayan gece büyük bir don olayı yaşandı. Doğu Karadenizde, 100 metre rakımın üzerindeki fındık mahsulü tamamen kurudu; yani, fındık yok oldu; bir tek fındık üretilemez durumda. Fındık ağaçları kurudu; yer yer kurumalar başladı. Yani, don zararı yalnız 2004 yılında değil, 2005 ve 2006 yılında da üreticiyi sarsmaya devam edecek. Üreticiler kuruyan fındık dallarını kesmeye başladı; maalesef, yeni ürün alması mümkün değil. Kuruyan dallarda, zarar gören dallarda, zayıflayan dallarda ziraî zararlılar üremeye başladı; bunun da ziraî mücadelesini yapacak durumda değil; çünkü, ekonomik gücü yok; geçen sene hiç ürün alamamış, bu sene ürün alabilmesi için gereken ziraî mücadeleyi yapması da mümkün değil.

Sayın milletvekilleri, konuyu biraz daha özele indirmek ve kendi seçim bölgemle ilgili durumu size arz etmek istiyorum. Giresun'un 900 000 dekar arazisi fındık ağaçlarıyla kaplıdır; yani, arazinin tümü fındık ağaçlarıyla kaplıdır, başka bir ürün, maalesef, burada üretilememektedir. Bütün alternatif ürün araçlarına rağmen, bu iklimde, bu sığ toprakta, bu bol yağışta üretilebilen başka bir ürün, maalesef, henüz daha bulunamamıştır. Yani, Giresunlu, fındıkla yaşamaya, Giresun'un esnafı fındıktan gelecek gelirle kendi hayatını, ticaretini devam ettirmeye, köylü de hayatını devam ettirmeye mecburdur.

Arazi çok bölünmüştür. Çiftçi ailesi geliri ortalama 13 dekardır. Bunun da büyük kısmı; yani, yüzde 80'e kadar kısmı 8 dekarın altındadır. 1 dekar yerden 100 kilo fındık alınacağı hesap edilirse, yıllık kazancı -bu ortalama alana göre söylüyorum- 3 000 YTL civarındadır. 3 000 YTL ile bir dönem geçirilemeyeceğine göre, bir yıl geçirilemeyeceğine göre, insanlar göç etmek mecburiyetinde kalıyor. Türkiye'de en fazla göç veren illerden biri Giresun'dur; hatta, o kadar ileridir ki, İstanbul'da yaşayan Giresunlu sayısı Giresun'da yaşayandan daha fazladır. İstatistik Enstitüsünün rakamlarını söylüyorum.

Bu sene, bu afetten sonra, Tarım Bakanlığınca bir inceleme yapıldı, 53 712 aile zarar görmüş olarak tespit edildi. Bu, 37 000 aileye indirildi çeşitli sebeplerle ve 214 000 000 YTL zararın olduğu tespit edildi. Bunun da 121 000 000 YTL'si ödenebilecek olarak kabul edildi. Yüzde 15'inin ilk aşamada ödenmek üzere gönderileceği söylendi; ancak, 18 000 000 YTL yerine 11 000 000 YTL gönderildi ve dolayısıyla da, yüzde 15 değil, yüzde 9 ödendi.

Halk perişan; esnaf kepengini kapatmakla karşı karşıya; esnaf, aldığını veremiyor, borcunu ödeyemiyor; üreticilere de herhangi bir kredi açıp da, fındıktan sonra ödenmek üzere herhangi bir mal vermesi mümkün değil. Yani, esnaf dükkânını kapatmakla karşı karşıya, köylü de herhangi bir ihtiyacını karşılamamakla karşı karşıya; bu kadar perişan bir durumda.

Burada yapılan bir konuşmada, Giresun'daki bu büyük afetin boyutunu bilmeden, bir arkadaşımız "Giresunlu traktörünü mü sattı" dedi, kendi bölgesinde daha fazla afet olduğunu düşünerek.

Arkadaşlar, Giresun'da, çiftçimiz, hiçbir zaman bir traktör alacak kadar zengin olmadı. Nitekim, Türkiye'nin, zannediyorum, en az -traktör sayısı 8-10-15'i geçmez- traktör Giresun'dadır. Belki arazinin de etkisi var; ama, traktör alacak parası olan da, herhalde, kendi ihtiyacını görecek traktörü almak ister; ama, Giresunlu bir şey yapıyor; traktörünü alamadı; ama, şimdi, kapıdaki tek ineğini satarak, başka hangi ile gidebilirim diye onun hesabı içerisinde.

Bir başka arkadaşımız da -biraz önce yüzde 15 afet yardımının yüzde 11 olarak ödendiğinden bahsetmiştim- "bunu ödedik bayramdan önce, Giresun'da halk bayram ediyor" dedi. Bu nasıl bir bayramdır?! 214 000 000 zararın 11 000 000 Yeni Türk Lirası zararı ödenmiş, halk da bayram ediyormuş!.. Sizlerin takdirine bırakıyorum.

Çok acil olarak, afet gören bölgemizde doğrudan gelir desteği ödemeleri, Sayın Bakanım, afet dikkate alınarak öncelikle ödenmelidir. 2090 sayıl Yasa gereği, ödenmesi gereken afet zararları beklenmeksizin hemen ödenmelidir. Artık, yüzde 15'i değil, yüzde 85'i ödenmelidir. Aksi halde, Giresunlunun bu kışı geçirmesi mümkün değildir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Giresunlu, valizi elinde, hangi ile gideceğini hesap etmektedir. Bu göçün, birçok büyük ilde, hangi sosyal sorunları yaratacağını takdirlerinize arz ediyorum. Biraz önce, İstanbul'daki asayiş olaylarıyla ilgili olarak konuşan arkadaşımız, neden kaynaklandığını söylemişti; işte, bu göçün yarattığı sorunlardır. Orada bu sorunları çözmezsek, İstanbul'da çözemez hale getiririz.

Hükümet, seçim öncesi, karşı olacağını ifade ettiği IMF programını üç yıl daha uygulamayı kabul ederek, çiftçimizi, dolayısıyla tarımımızı her gün üretemez, ürettiğiyle geçinemez bir hale getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET IŞIK (Devamla)Lisanslı depoculuk; ama, AKP Hükümetinin bu politikası devam ettiği sürece, depolara koyacak tarım ürünlerini bulamayacağımız açıktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

14 konuşma daha · 10 Şubat 2005

14 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook