Sağlık hizmetleri temel kan.,sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair kan.tas.( s.sayısı : 934 ) (doktorlara mecburi hizmet hk.)
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Haziran 2005 · 1.157 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 21 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KAN.,SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR KAN.TAS.( S.SAYISI : 934 ) (DOKTORLARA MECBURİ HİZMET HK.)); konuşma 1.157 kelime.
Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Sağlık hizmetleri temel kan.,sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair kan.tas.( s.sayısı : 934 ) (doktorlara mecburi hizmet hk.)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 21 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2005-06-21-saglik-hizmetleri-temel-kan-saglik-personelinin-tazminat-ve-calisma-e-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz geç kaldım Sayın Başkan. Denizli'den doktor arkadaşlarım arıyorlar tebrik etmek için(!)
Ben kaldığım yerden devam ediyorum. Ama, tabiî, bu arada olan bir iki konuşma dolayısıyla AKP sözcüleriyle ilgili bir gözlemimi daha dile getirmek istiyorum. O da, Sayın Bakanın mükemmel uygulamaları hakkında kendisine övgü dolu sözler söylerken, şöyle, gözlüklerinin üzerinden Sayın Bakana birer bakış gönderip, konuşmaları… O da çok ilgimi çeken bir gözlem. Bu, her ilgili meslek alanındaki arkadaşlarımızın -tabiî, bu tarafta oturan herkes için konuşmuyorum- kendi alanlarındaki bakanlara iltifat ederken kullandıkları bir yöntem gibi geliyor bana. Sanıyorum, bunun karşılığını da arkadaşlarımız alıyorlardır, öyle diyelim.
Yine, demin unuttuğum bir başka şey: Bir arkadaşım, 21 - 22 Haziran 2003'te, Sayın Bakanın, Türk Tabipler Birliği Büyük Kongresinde yaptığı konuşmanın metniyle ilgili bir metin iletti bana; bunun yanında da bir şey hatırlattı. Bakın, bu, 2003'teki konuşmasında Sayın Bakan ne demiş: "Ben de mecburî hizmet yaptım; ama, bu iki sözcüğün bir arada nasıl telaffuz edildiğine hâlâ şaşıyorum. Bu, benim, son derece mahzurlu gördüğüm bir ifade ve uygulamadır."
Dolayısıyla, Sayın Ali Arslan'ın da demin belirttiği gibi, Sayın Bakan, bu nedenle, herhalde o kadar bir mahcubiyet hissi taşıyor ki, bu sefer, bu değişikliği tasarı olarak değil de, üç milletvekili arkadaşımızın teklifi olarak getiriyor. Bu da, bu değerli milletvekili arkadaşlarımızın da buna katıldıklarını, bu oyuna alet olduklarını gösteriyor gibi geliyor bana.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)Kendi kalesine gol bu.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla)Şimdi, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bir de, şu, hekim - hasta - para ilişkisi; yani, şu, bıçak parası meselesi… Bu, benim sevmediğim bir konu olduğu için gündeme getirmek istemiyordum; ama, Sayın Bakan, ilk geldiği günden itibaren bunu gündeme getirdi, bütün hekim camiasını çok güzel karşısına alarak "alo bıçak hattı" falan açtı. Ama, deminki değerli arkadaşımın söylediği gibi, bu bıçak parası, maalesef devam ediyor. SSK hastanelerinin kapatılması aşamasında, bu, hep SSK'lılara yüklendi, hep SSK hastanelerinde bu uygulamaların olduğu söylendi. Sayın Bakan, SSK'ları kapattınız, eksik olmayın; şu anda, devlet hastanelerinde devam ediyor; siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz ve ne sizin alo bıçak hattınızla bu gerçek değişti ne de arkadaşımın dediği gibi, IMF direktifleriyle, yani, stand-by'ın imzalanması için şart koşulan genel sağlık sigortası yasasını Meclisten geçirip uygulamaya koyduğunuz anda bu kesilecek; bunu da biliyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanımız, denenmişi denemek istiyor. Neden denenmişi denemek istiyor; çünkü, üretilen model, uygulamaya konulmak istenen model, Sağlık Bakanlığı uzmanlarının, Türkiye'de çalışan bilim adamlarının ve Türkiye koşullarını bilen insanların bir ürünü değil, ulusal bir model değil, bir şablonun Türkiye'ye uygulanması. Nereden geliyor emirler dedik; Washington'dan geliyor, Brüksel'den geliyor. Peki, Washington'dan, Brüksel'den emir verenler, kendileri ne yapıyorlar; ben, bunlarla ilgili de birkaç örnek vermek, bilgi aktarmak istiyorum; yani, bize, bunu yapacaksınız diye emredenler, kendileri ne yapıyorlar. Buna girmeden önce, demin bahsettiğim, kapitalizmin, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere "neyin varsa sat ki, sana dışsermaye yardımı gelsin" yalanının gerçek yüzünü söyleyerek başlamak istiyorum bu konuya.
Bildiğiniz gibi, dünya üzerinde -ekonomiden çok iyi anlayan AKP'li arkadaşlarımız var- 3 trilyon dolar kadar bir para, nedense, yatırımlara gitmeden, o ülkenin borsasından öteki ülkenin borsasına, o ülkenin bankasından öteki ülkenin bankasına aktarılıyor. Yani, siz, bu, elinizdeki tüm millî değerlerinizi elden çıkardıktan sonra da bu paralar size yatırım olarak gelmeyecek. Niye gelsin ki; yine kendi ayarladıkları, kendi oynadıkları borsalarla, çok daha büyük paraları kazanıyorlar. Dolayısıyla, bu insanlar, size bunu dayatan insanlar ve ülkeler, kendileri size dediklerinin aynısını yapmıyorlar. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri, sağlığa gayri safî millî hâsılasının yüzde 14'ünü ayırıyor. Kişi başına, bu, 4 000 doların üstünde. Yine, hatırlayacaksınız -ben siyasette yeniyim, doktorlukta eskiyim ama; bugün bir toplantıda bir arkadaşımın aktardığı bilgiden yararlanmak istiyorum- bu genel sağlık sigortasını o dönemin Başbakanı 1999'da da getirmişti. Tarihte yanılıyor olabilirim; ama, başbakan, Süleyman Demirel'di. Eğer, tarihlerde yanılıyorsam onu siyasî acemiliğime verin. Aynı Süleyman Demirel, daha sonra, prim toplanamayacağı için, ülkenin kişi başına düşen gelirinin prime dayalı bir sistemin işleme konulmasına uygun olmadığı için geri çekmişti. Dolayısıyla, Amerika yüzde 14'ünü ayırıyor. Sağlık hizmetlerinin yarısını devlet karşılıyor Amerika'da ve yine de devletin sigortalamak peşinde koştuğu, yani, özelleştirdiği sigortaların sigortalılaştırmak peşinde koştuğu insanların yüzde 25'i, yani, Amerikan toplumunun dörtte 1'i sigorta kapsamı dışında kalıyor.
İngiltere'de Thatcher'ın politikaları, o, sizin şimdi uygulamaya çalıştığınız, çamur attığınız NHS'yi kaldırarak yerine şimdi uygulamaya çalıştığınız Demir Leydi'nin özelleştirme politikaları iflas etti. Bunu, çok sıcak, daha birkaç gün önce konuştuğum, Blair'in ilk dönemki sosyal güvenlikten sorumlu bakanı Hugh Bailey'nin ağzından söylüyorum: İngiltere, artık, yeniden, halk sağlığına devlet yatırımı yapmaya başlamış durumda. Yani, sizin savunduğunuzu size dayatanlar kendileri uygulamıyorlar; uygulamış bile olsalar geri dönmeye çalışıyorlar.
Sağlık Bakanı Küba'yı örnek veriyor, komünist Küba'yı!.. Nedense, iktidarda bu ara komünizme karşı bir ilgi artışı gözleniyor; ama, uygulanan politikalar, eğer ekonomi tarihini incelerseniz, eğer kapitalizmin ilk yükselişinin dünyada yarattığı sonuçları hatırlarsanız, komünizmin bile gerisinde. Yani, isteseniz de, uğraşsanız da ölüyü diriltemezsiniz; bu, mümkün değil.
Sağlık Bakanı Norveç'i örnek veriyor. Ben yine isim vereceğim. Millî Savunma Bakanı Kristin Krohn Devold'un ağzından, Norveç'in Millî Savunma Bakanının… Dünyanın üçüncü petrol ve doğalgaz ihraç eden ülkesi Norveç, dünyanın üçüncü balık ihraç eden ülkesi, dünyanın üçüncü en büyük deniz ticarî filosuna sahip ülkesi ve bu büyük petrol gelirinin de sadece yüzde 4'ünü bütçeye katıyor, yüzde 96'sını gelecek kuşaklar için dışyatırım amacıyla kullanıyor. Sağlık göstergeleri mükemmel; 4 000 000 insan -ben, 5 000 000 diye daha önce dile getirmiştim, 4 000 000 olduğunu öğrendim- tüm sorunlarını aşmış. Bu ülkeyi, bu geliri olan ülkeyi, bize, Sağlık Bakanı, örnek olarak gösteriyor.
Değerli arkadaşlarım, bence, bu, çok ciddî bir yanılgıdır. Çok ciddî bir yanlışı, yanlış olduğunu bilerek piyasaya sürmek isteyen bir anlayışın çaresizce arkasına sığındığı iki örnek. Yani, bir tarafta Küba'yı örnek vereceksiniz, öteki tarafta Norveç'i örnek vereceksiniz, daha sonra gideceksiniz NHS'nin iflas ettiğinden bahsedeceksiniz, özelleştirmenin mükemmel olduğunu söyleyeceksiniz; ama, dünyada, bunu -kusura bakmayın- sizden başka kabul eden ülke yok.
Şimdi, bir başka şey daha söyleyeceğim; neden özelleşiyoruz, niye özelleşiyoruz; çünkü, sağlıkta kamusal alanın, kamusal sağlık hizmeti sunumunun hantal, verimsiz, savurgan olduğunu iddia ediyoruz. Bu, doğrudur; yani, kamusal sağlık hizmeti sunumu, dünyada, gerçekten, istenen düzeyde bir sağlık hizmeti verememiştir; ama, kamusal sağlık hizmeti, hiç olmazsa, daha çok ağırlığını altyapıya vermiştir, koruyucu hekimliğe vermiştir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın lütfen.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
…halk sağlığına vermiştir ve hiç olmazsa, toplumun tümüne, orta düzeyde de olsa, bir sağlık hizmeti ulaştırabilmiştir. Peki, özelleşmeye gelince ne oluyor; özelleşme, çok kaliteli hizmet verebiliyor; özelleşme, gerçekten en üstün teknolojileri size sunabiliyor; ama, çok küçük bir azınlığa ve ancak bu hizmeti satın alabilecek yerde olan insanlara veriyor. Yani, sizin, gidip, özel hastanenizi, hiç kimse, Beytüşşebap'ta kurmuyor. Zaten sağlığın piyasa koşullarına teslim edilememesinin altında yatan temel gerçek de bu. Dolayısıyla, çok kaliteli hizmet veriyorsunuz, sizler, bizler alıyoruz bu hizmeti; ama, toplumun büyük kısmı bunu alamıyor. Toplumun büyük kısmı, kâr getirmediği için, altyapı hizmetini de alamıyor. Toplumun büyük kısmı, koruyucu hizmeti de alamıyor ve dahası, topluma özel sağlık sunumu sunduğunuz zaman, arzın talebi patlatması sonucunda, sağlıktaki savurganlık, kamusal sağlık hizmeti sunumu savurganlığını kat be kat katlıyor.
Ben, yine, izninizle, burada keseceğim. Hepinize teşekkürlerimi sunuyorum. Birazdan, sanıyorum, konuşmama devam etme olanağım olacak.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
30 konuşma daha · 21 Haziran 2005