Makedonya,arnavutluk ve hırvatistan'ın nato'ya üye olarak alınması hususunda
Kahramanmaraş Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 104. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Haziran 2004 · 962 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Yılmazcan (AK Parti), 22 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MAKEDONYA,ARNAVUTLUK VE HIRVATİSTAN'IN NATO'YA ÜYE OLARAK ALINMASI HUSUSUNDA); konuşma 962 kelime.
Mehmet Yılmazcan (AK Parti, Kahramanmaraş). “Makedonya,arnavutluk ve hırvatistan'ın nato'ya üye olarak alınması hususunda”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 22 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-yilmazcan-22-2004-06-22-makedonya-arnavutluk-ve-hirvatistan-in-nato-ya-uye-olarak-alinmasi-hus (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET YILMAZCAN (Kahramanmaraş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya Cumhuriyetlerinin NATO üyeliği için yapmış oldukları başvuruya Türkiye Cumhuriyeti olarak destek vermemizin önemi hakkında konuşmak üzere, Türkiye-Arnavutluk- Hırvatistan ve Makedonya Parlamentolararası Dostluk Grupları adına gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; NATO, kurulduğu günlerde hangi amaçlara hizmet etmesi öngörüldüyse, soğuksavaş döneminde büyük oranda o amaçlara hizmet etti ve kuruluş felsefesinin gereklerini yerine getirdi. Bilindiği gibi, Amerika Birleşik Devletlerinin dışpolitikası uzun yıllar Monroe Doktrini ekseninde şekillendi. Amerika Birleşik Devletleri, bu dönem süresince çoğunlukla kendi coğrafyasında kapalı kaldı ve özellikle Avrupa diplomasisinden uzak durmaya çalıştı; böylelikle, Amerika Birleşik Devletleri, hem kendi iç birliğini pekiştirmiş hem de Latin Amerika'nın, Avrupa'dan gelen İspanyol, Hollanda, Portekiz İngiliz ve Fransız gibi güçlerin sömürgesi olmaktan çıkmasını sağlamıştır; tabiî, bu dönemde Pasifik Okyanusunda da aynı stratejiyi gütmüştür. O dönemde bugünküne göre çok daha geniş topraklara hâkim emperyal bir güç olarak bölgede varlığını sürdüren Japonya'yla da zaman zaman sorunlar yaşamışsa da, hem bazı girdilerin sağlanması hem de ekonomisinin ürünlerini dışarıya satarak halkının refahını yükseltmek düşüncesiyle, Amerika Birleşik Devletleri, Pasifik bağlarını, Atlantik gibi açık tutmaya çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşında, bir başka gücün tekrar Avrupa'ya hâkim olabileceği endişesiyle, Amerika Birleşik Devletleri, savaşa müdahale etmiş, savaşı sona erdirmiş ve geri çekilmiştir.
İkinci Dünya Savaşında, Almanya'nın, Avrupa'nın tümüne hâkim bir güç olarak Amerika'nın ikmal yollarını kesme ihtimali ortaya çıktığında, Amerika Birleşik Devletleri, tekrar, Avrupa'ya müdahale etme ihtiyacı duymuş ve bu kez, Avrupa'ya geldikten sonra geri dönmemiştir; çünkü, önceki dönemlere nazaran, çok önemli bir tehdidin gelişimini önceden fark etmiştir; o da, kıtalararası menzile sahip olabilecek füzelerin geliştirilmesidir. İkinci Dünya Savaşı, füzelerin ilk kullanıldığı savaştır. Bunların teknoloji olarak nerelere varabileceğini öngörebilecek kadar teknolojik kapasiteye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri, karşıtı olan Sovyetler Birliğinin bu konudaki güçlü altyapısını da dikkate alarak, özellikle, Doğu ve Batı diye ikiye ayrılmış Avrupa'nın Batı kısmını içerisine alan NATO'nun oluşumuna önayak olmuştur.
Soğuksavaş yılları, Amerika'nın öngörüsünü bir bakıma doğrulamıştır. Özellikle, 1960'lı yılların başına geldiğimizde, ilk kıtalararası balistik füzeyi yapan Sovyetler Birliği olmuş, bunu Amerika Birleşik Devletleri takip etmiş, hemen ardından da nükleer dehşet dengesi oluşmuştur. Bu sürecin, bir çatışmaya ya da çok büyük sayıda insanın hayatına mal olabilecek bir savaşa yol açmadan atlatılması, NATO'nun varlığıyla ve Doğu ile Batı blokları ya da Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki dehşet dengesiyle temin edilmiştir.
Amerika'nın, nükleer gücünü ve öncephe savunma hattını NATO çerçevesinde oluşturması, bu süreçte çok büyük rol oynamıştır. NATO'nun bu dönemdeki stratejisi, hepimizin gayet iyi bildiği gibi, öncelikli olarak, Sovyetler Birliğini ve daha sonra kurulan Varşova Paktını çevrelemektir. Özellikle, nükleer dehşet dengesi ortamında herhangi bir kazananı olmayan nükleer savaşın çıkma imkânının az olduğu dikkate alınırsa, NATO'nun hedefi, konvansiyonel, yani nükleer olmayan silahlarla bir savaşın çıkmasını önlemek olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; NATO, birinci genişleme dalgasını 1997 yılında Madrid Zirvesiyle gerçekleştirdi. Yeni kabul edilen ülkeler, 21-22 Kasım 2002 tarihlerinde Prag'ta gerçekleştirilen NATO Zirvesinde, NATO'nun genişlemesiyle ilgili olarak alınan bir kararla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, tamamlayın efendim.
MEHMET YILMAZCAN (Devamla)...7 Orta ve Doğu Avrupa ülkesi (Bulgaristan, Romanya, Slovenya, Slovakya, Letonya, Estonya, Litvanya) NATO üyeliğine davet edilmiştir. Prag'ta üyeliğe davet edilmeyen ülkeler için ise ittifakın açık kapı politikasının devam ettirileceği, Prag Zirve Bildirisiyle teyit edilmiştir.
Ülkemiz, NATO'nun genişlemesini ve üyelik kriterlerini yerine getiren aday ülkeler için, ittifakın açık kapı politikasını desteklemiş ve NATO'nun genişlemesinin coğrafî açıdan dengeli olması gerektiğini savunmuştur. İttifak üyeliğinin, Güneydoğu Avrupa bölgesindeki ülkelerin demokrasilerinin güçlendirilmesine, barış ve istikrarın kalıcı hale getirilmesine muhtemel katkıları ışığında, müteakip aşamalarda, genişlemenin diğer Güneydoğu Avrupa ülkelerini de kapsaması gerektiği düşünülmektedir.
Türkiye, soğuksavaş sonrası ilk NATO genişlemesi sırasında Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan'ın, gerçekleşen ikinci genişleme çerçevesinde ise Slovenya, Slovakya, Letonya, Estonya, Litvanya, Romanya ve Bulgaristan'ın NATO üyeliğini, ittifakın açık kapı politikasına desteği çerçevesinde, başından itibaren olumlu mütalaa etmiş ve desteklemiştir.
NATO ittifakı mensubu ülkelerin paylaştıkları ortak değerler bulunmaktadır; özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi bu değerlerin daha fazla sayıda ülke tarafından benimsenmesi, uluslararası barış ve istikrarın pekiştirilmesini sağlayacaktır. Türkiye, NATO'nun genişlemesine bu açıdan da olumlu yaklaşmaktadır. Çağdaş kültür değerleri, Batı normlarına uygun devlet yapısı, laik devlet düzeni, serbest pazar ekonomisi, coğrafyası ve tarihiyle Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olan ülkemiz, Avrupa Birliğine tam üyelik yoluyla söz konusu değerlerin geliştirilmesine özel katkı yapabilecek konum ve çaba içerisindedir. Bu noktanın Avrupa Birliği tarafından gereğince dikkate alınması ve Türkiye'nin NATO'nun genişleme sürecindeki yapıcı tutumuna karşılık verilmesi beklenilmektedir.
1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya ve Slovenya, Avrupa Birliğine tam üye olmuşlardır. Bu ülkelerin Avrupa Birliğine üyeliklerinin birçok alanda ikili işbirliği ilişkilerimiz üzerinde olumlu etkileri olacağına ve ilişkilerimizin giderek yoğunlaşacağına inanılmaktadır. Yapılan çeşitli temaslar ve girişimlerde, bu ülkelerle mevcut iyi ilişkilerimiz ve NATO üyeliklerine vermiş olduğumuz destek çerçevesinde, öncelikle yıl sonunda yapılacak zirvede Avrupa Birliğine katılım müzakerelerinin başlatılması kararının alınması için destek sağlamaları beklenilmektedir. Bunun yanı sıra, Türk Hükümeti olarak, daha uzun vadede, Avrupa Birliğine üye olabilmemiz konusunda bu ülkelerle dayanışma ve işbirliğini artırmamız esasen talep edilmektedir.
Yukarıda adı geçen ülkelerin tümü, ilke olarak, Kopenhag Siyasî Kriterleri yerine getirildiği sürece Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik sürecine destek veren bir yaklaşım sergilemekte ve NATO üyeliklerine verilen desteği dikkate alacakları izlenimini vermektedirler. Tabiatıyla, Avrupa Birliği içinde kararların konsensüsle alınmasının bu ülkelerin üyelik sorumluluğu içinde hareket etmelerini gerektirebileceği hususu da, bu konuda yapılacak değerlendirmelerde gözönünde bulundurulmalıdır.
AHMET ERSİN (İzmir)Sayın Başkan, Grup konuşması mıdır, nedir bu?
MEHMET YILMAZCAN (Devamla)NATO üyeliği için aday olan Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya Cumhuriyetleri ile ülkemiz arasında, tarihten gelen dostluk ve kardeşlik bağları vardır. Ülkemiz, bu ülkelerle, ticarî ve kültürel konularda yakın işbirliği içerisindedir. Bu ülkelerin NATO üyesi olmaları, bu kuruluşun gücünü artıracaktır.
Bu hususlar dikkate alındığında, NATO'nun genişleme süreci adı altında, özellikle Güneydoğu Avrupa ülkelerine yönelik açık kapı politikası kapsamında yer alan Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya Cumhuriyetlerinin NATO üyeliği için vereceğimiz destek, gerek ikili gerekse uluslararası ilişkiler anlamında ülkemiz kazanımlarına katkı sağlayacaktır.
Sözlerime son verirken, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 22 Haziran 2004