Ahilik kültür haftası hakkında
Kırşehir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 8. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Ekim 2004 · 919 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mikail Arslan (AK Parti), 20 Ekim 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AHİLİK KÜLTÜR HAFTASI HAKKINDA); konuşma 919 kelime.
Mikail Arslan (AK Parti, Kırşehir). “Ahilik kültür haftası hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 20 Ekim 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mikail-arslan-22-2004-10-20-ahilik-kultur-haftasi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİKAİL ARSLAN (Kırşehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl ekim ayının ikinci pazartesi günü başlamakta olan ve yedi gün süren Ahilik Haftası nedeniyle söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bize bu konuşma fırsatını ve imkânını tanıdığı için de Sayın Başkanımıza teşekkür ediyorum.
1070 yılında Anadolu toprakları fethedilmiş ve Türk boyları, dalga dalga, Anadolu topraklarına gelerek yerleşmeye başlamışlar; Anadolu'yu iskân tutuşunun 100 üncü yılında Anadolu evliyaları yetişmeye ve renk renk çiçekler gibi Anadolu topraklarında boy göstermeye başlamışlardı.
Konya'da, Mevlana Celaleddin Rumî Mesnevisini yazarken, semazenler Allah aşkıyla dönüyorlar ve Mevlana, tüm insanlığı, hoşgörüye, sevgiye ve barışa davet ediyor "kim olursan ol, gel" diye mesajlarını sunuyordu.
Kırşehir'de, Hacı Bektaş Veli köylüler arasında çiftçilik yaparken, cem ayinleri tertip ediliyor ve semahlar, tüm dünyaya ışık tutacak şu sözleri terennüm ediyordu: "Eline, beline, diline sahip ol."
Ahi şeyhi olan Şeyh Edebali ise, Kırşehir'in İnanç Köyünde doğduktan sonra batıya doğru hareket ediyor ve ahi zaviyelerinden almış olduğu terbiyeyle, Osmanlı cihan devletinin teorisyenliğini ve mimarlığını yapıyordu ve "insanı yaşat ki, devlet yaşasın" diye, Osmanlının kuruluş felsefesini kısaca özetliyordu.
Yine, Kırşehir'in Solhan Köyünde doğan Âşık Yunus Emre, Müslüman Türkmen Halkını temsil ediyor ve onların gönül ve ruh dünyasına tercüman oluyor, âdeta Yunuslardan oluşmuş bir toplumu ummanlara karıştırıyor ve dilinden şu sözler dökülüyordu:
"Yunus der hoca,
Gerekse bin var Hacca,
Hepisinden iyice,
Bir gönüle girmektir."
Kırşehir, ulu erenlerini yetiştirmeye devam ediyordu. Süleyman Türkmani, Aşık Paşa, Ahmedi Gülşehri'yi yetiştiren Kırşehir, Ahi Evran-ı Veli ile kendine özgün bir şehir hareketi olan, sanatkâr, ticaret erbabı ve esnafı kurumsal kimliğe kavuşturan ve çok önemli etkileri olan Ahilik geleneğini başlatıyordu.
Aynı düşünce, inanç ve fikir dünyasının değişik nağmeleri Anadolu topraklarında yankılanıyordu. Alperenlerden, Yunuslardan oluşmuş bir halkın yöneticileri, seçimle işbaşına gelen halk liderlerinden oluşuyordu. Anadolu toprakları, yeni bir dinin, Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen yeni bir göçün ve yeni topraklarda buluşan kültürlerin evliliğinden yeni bir cihan devletine hamile kalıyordu. Sağlam insanlardan sağlam temeller oluşmuş, sağlam temellerden ise, Osmanlı cihan devleti doğmuştu.
Anadolu'da bu serüvenin baş aktörlerinden biri de, Kırşehir'de yaşayan Ahi Evran olmuştur.
Ahi Evran, 1171 yılında Azerbaycan'da doğmuş, Hoca Ahmet Yesevi'nin talebelerinden ders almış, Şehabettin Suhraverdi ve Fahrettin Razi'den de ayrıca dersler almıştır. Demircilik ve debbağlık meslekleriyle de uğraştıktan sonra, Konya, Kayseri, derken Kırşehir'e gelerek yerleşmiş ve ikamet tutmuştur.
Ahiliğin 4 önemli sonucu vardır. Bunlardan bir tanesi, Osmanlı Devletinin kurulması; ikincisi, göçebelikten yerleşik hayata geçilmesi; üçüncüsü, sanat ve ticaretin Türklerin eline geçmesi; dördüncüsü ise, toplum içerisinde güven tesis edilerek ekonomik hayatın Müslüman Türk Milletinin eline geçmesinin sağlanmasıdır.
Gerçekten bu kadar önemli sonuçlar doğuran Ahilik hareketi, kaynağını İslamın fütüvvet anlayışından alarak, toplum hayatının hem ferdî hem içtimaî alanında önemli düzenlemeler getiriyordu.
Ahiliğin, yine sosyal hayata dair 4 tane ana ilkesi vardı. Ahiler, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahret için çalışan insanlardı. Helal kazanç kazanırlar ve helal lokma yerlerdi. Halk içinde, halkla beraberdiler. Geceleri çalışır, gündüzleri oturmaz ve mesleklerini icra ederlerdi. Yaren odalarında, geceleri halkın kaynaşmasını sağlarlardı. Yine Ahilik öğretisine göre, dokuz dereceli bir terfi sistemiyle, aşamalı olarak terfi edilirlerdi. Yiğit 10 yaşından küçüklere denilir, yamak 10 yaş civarında seçilir, akabinde, kalfa, usta, nakib, halife, şeyh ve şeyhül şeyh olmak üzere, bu süreç içerisinde, her biri sanat erbabı olan Ahiler kendilerini yetiştirirlerdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Arslan
MİKAİL ARSLAN (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Her bir derecenin aşaması üç yıl sürer ve yirmibeş yılın sonunda, kâmil insan, olgun insan, yani, süper insan olarak yetişir ve topluma karışırlardı. Bu terfiler merasimlerle yapılır ve bu merasimler, birçok batınî ve ezoterik anlamları içerisinde bulundururlardı.
Her sabah, dükkânlar açılmadan önce, Ahiler, esnaf birliklerinin önünde toplanır, dualar eder ve dükkânlarını besmeleyle açarlardı. Satış yapmayan dükkânlara diğer dükkânlar müşteri gönderirlerdi. Otokontrol ve teftiş yöntemi son derece gelişmişti.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Esnaf şimdi müşteri bulamıyor, kendi işini yapamıyor; kime müşteri yollasın?!
MİKAİL ARSLAN (Devamla)Bugün modern devlet yönetiminde ancak görülen yöntemler, 13 üncü Yüzyılda Ahilikle uygulanmıştır.
Ahi Evran, esnafı gezer, pabucu dama atardı; eğer yanlış bir üretim yapıldıysa, pabuçlar dama atılırdı. "Pabucu dama atılma" deyimi o günden kalmadır. Bu yöntemle, toplam kalite ve standart kaliteyi yerine getirmiştir.
Esnaf örgütlenmeleri ve birlikleriyle esnaf odalarını ve odalar birliğini kurmuş; yardımlaşma ve sosyal güvenlik sandığıyla da -kullanılan orta sandık ya da keseleriyle- sosyal güvenlik, sigorta sistemi, sosyal dayanışma fonu oluşturulmuştu. Özel ve tüzelkişilere kredi verilmesiyle bankacılığı, zorda ve darda olanların ağırlanabileceği konaklama yerleriyle sığınma ve barınma evlerini, Ankara Ahi Cumhuriyetinde esnaf, işçi ve işveren örgütlenmeleriyle de sendikacılığı, kepenk kapatma eylemiyle de ilk esnaf grevini yapmışlardı. Bacıyan-ım Rum ile de, Türk kadınını örgütleyerek, sosyal toplum katmanları içerisinde yer almalarını sağlamışlardı; ama, her şeyden önemlisi, tüccar, sanatkâr, esnaf, işçi, işveren ilişkilerini düzenleyen kurallarıyla etik, ahlak kurallarını, oluşturmuşlardı.
İzninizle, etik, ahlak kuralı üzerinde bir nebze durmak istiyorum. Son dönemde meydana çıkan iş etiği konusunda dünyada birçok ferdî ve sivil örgütlenmeler olmasına rağmen, maalesef, ülkemizde Ahiliğin temel düsturu olan iş etiği konusunda eksiklik vardır ve bu konuda süratle çıkarılacak bir yasa veya kararnameyle, Kırşehir'de, Ahi Evran iş etiği ve esnaf tüketici hakları enstitüsü kurulmalıdır.
Bu enstitünün özel amaçları şunlar olmalıdır: Ahilik kültürünü, çağdaş şartları dikkate alarak yeniden hayata geçirmek; ekonomik ve sosyal çalışma alanlarının etik kodlarını belirlemek; uluslararası arenada etik değerler ve iş ahlakı konusunda gelişmeleri takip ederek, ülkemiz şirket ve kurumlarının AB normlarına uymalarını sağlamak ve sürdürülebilirliğini temin etmek olmalıdır. Finans ve para kaynakları olarak da, KOSKEB, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, TÜSİAD ve ilgili bakanlıklar bu çalışmanın içerisinde yer almalıdır.
Vizyonu, Ahilikle ilgili tüm etkinliklerin organize edilmesi, ilgili kurum ve kuruluşların faaliyet göstermesi, geçmiş ve günümüz arasında ilgili araştırmaların yapılması ve etik anlayışının ve bilincinin yaygınlaştırılması, sosyal sorumluluk bilincinin yaygınlaştırılarak sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılması olmalıdır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
5 konuşma daha · 20 Ekim 2004