Çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hk. ss.58
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 37. Birleşim · 1. yasama yılı · 26 Şubat 2003 · 887 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muharrem Kılıç (CHP), 26 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLENMESİ VE ÇEK HAMİLLERİNİN KORUNMASI HK. SS.58); konuşma 887 kelime.
Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hk. ss.58”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 26 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2003-02-26-cekle-odemelerin-duzenlenmesi-ve-cek-hamillerinin-korunmasi-hk-ss-58 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşümüzü bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım.
19.3.1985 tarih ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasında zaman içinde bazı sorunlarla karşılaşılmıştır.
3167 sayılı Yasada, keşide edilen çekin karşılığının bulunmaması hali objektif sorumluluk olarak düzenlenerek, bu suça, hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür.
Bu yasa gereğince, karşılıksız çekin hamilleri, gerek paralarının tahsili ve gerekse keşidecinin cezalandırılmasının sağlanması amacıyla şikâyette bulunmuşlar ve açılan dava sayısı, 2001 yılı itibariyle 307 381'e ulaşmış, yargıda devam eden ceza davalarının içinde çek davalarının sayısı yüzde 15'i bulmuştur. Keza, bu iş yükünden Yargıtayımız da nasibini almış, gerek adlî mahkemeler ve gerekse Yargıtayımız işin içinden çıkamaz duruma gelmiştir.
Zaman içinde, çağdaş ceza hukukunda ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve çeşitlenmesiyle bu ilişkilerden doğan eylemlere hürriyeti bağlayıcı cezanın başvurulacak en son çare olarak öngörülmesi "ekonomik suça ekonomik ceza" ilkesinin doğmasına neden olmuştur. Bu nedenle, hazırlanan tasarıda, karşılıksız çeki ilk defa keşide edenlere hürriyeti bağlayıcı ceza yerine çek bedeli kadar ağır para cezası verilmesi; ancak, çeke olan güvenin sarsılmaması bakımından da, bu suçtan mükerrirlere hapis cezası verilmesi öngörülmüştür.
Kaldı ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3975 sayılı Kanunla kabul edilerek 23.2.1994 tarihinde yürürlüğe giren 4 Numaralı Protokolün 1 inci maddesinde "hiç kimse, yalnız akdî ilişkiden doğan yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz" denilmektedir. Anayasamızın 90 ıncı maddesine göre "usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir" düzenlemesi bulunmaktadır. Keza, yine, Anayasamızın 38 inci maddesine 3.10.2001 tarihinde eklenen sekizinci fıkrayla, yine "hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" hükmü getirilmiştir. Tüm bu düzenlemeleri dikkate aldığımızda, akdî bir ilişki sonucu keşide edilen çekin karşılıksız çıkması nedeniyle hapis cezası getirilemeyeceği ortadadır.
Bu konudaki, dünyada, çekle ilgili mevzuatı incelediğimizde; Alman çek kanununda karşılıksız çeklerin sadece pula tabi tutulduğu, Avusturya çek kanununda dolandırıcılık kastı olmadıkça çek bedelinin yüzde 3'ü tutarında para cezası verildiği, Belçika çek kanununda karşılıksız çekin yüzde 10'u oranında para cezası verildiği, yine, Yunan, Japon, Macar, İsviçre çek kanunlarında para cezası ve tazminat cezası öngörüldüğü, Fransız çek kanununda ise kötüniyet halinde, bazı sınırlamalarla, karşılıksız çeklerde dolandırıcılık hükmü uygulanarak hapis cezası verildiği görülmektedir.
İşte, içhukukumuzdaki tüm bu yasal düzenlemeler ve çağdaş ülkelerdeki uygulamalar da dikkate alınarak, tasarıda, karşılıksız çek veren keşideciye, keşide ettiği çek nedeniyle çek bedeli kadar para cezası ödemesi öngörülmüş; ancak, mükerrir olmaları durumunda 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası düşünülmüştür.
Karşılıksız çek düzenleyenlerin tümünü kötüniyetli olarak kabul etmek de mümkün değildir. Ekonomik krizlerde pek çok tüccar, işadamı, esnaf iflas etmiş ve piyasaya verdiği çekleri ödeyememiştir. Geçmiş hükümetlerin basiretsiz yönetimlerinin faturası piyasaya güvenerek iş yapan vatandaşa çıkarılmıştır. Vatandaşın borç yükü bir gecede yüzde 100 artmıştır. Ekonomik kriz nedeniyle, bu durumdaki vatandaşlarımızı hürriyetlerinden mahrum bırakmak da doğru bir uygulama olmasa gerekir.
Çekle ilgili taraflardan birisi de, çek hesabı açılan muhatap bankadır. Çek defterleri bankalar tarafından bastırılır. Çek, Türk Ticaret Kanununda kıymetli evrak olarak poliçe ve bonoyla birlikte düzenlenmiştir. Vatandaşın çeke, diğer kıymetli evraklardan daha fazla itibar etmesinin nedeni; çek karnelerinin, bankalar tarafından araştırılan ve güvenilir kişilere verildiğinin düşünülmesidir. Oysa, bankalar çek karnesi verdiği kişileri yeteri kadar araştırıp, soruşturmadan, bankaya her hesap açana çek karnesi verilmesi gibi bir uygulamaya girmişlerdir. Bunda, çeklerle ilgili bankaların sorumluluğunun günümüzün ekonomik şartlarına göre çok az olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür. Bu nedenle, hükümet tasarısında bankaların sorumluluğu, çek yaprağı başına 150 000 000 TL olarak öngörülmüşse de, Adalet Komisyonu, bankaların bu işin üzerinde biraz daha fazla ciddiyetle durmalarını sağlamak amacıyla ve günün ekonomik şartlarını da dikkate alarak, bu sorumluluğu, çek yaprağı başına 300 000 000 TL olarak öngörmüştür.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bundan amaç, bankaları cezalandırmak değil, kısmen de olsa, çek yaprağı başına 300 000 000 TL sorumlulukları olduğundan, çek hesabı açtırmak isteyenlerin yasaklılık ve engel durumlarını, ekonomik ve sosyal durumlarını araştırmada basiretli davranmaya sevk etmek, bankaya her hesap açtırana çek karnesi verilmesini engellemektir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; düzenlenecek bir çek yasasıyla, çekin taraflarının tümünü de memnun etmek mümkün değildir. Çek hamili, keşideciye hürriyeti bağlar ceza verilmesini talep ederek, alacağını tahsilde kolaylık sağlamaya çalışmakta; keşideci ise, bunun ekonomik bir suç olduğunu, bu nedenle, hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesini, ekonomik suça ekonomik ceza verilmesini talep etmektedir; muhatap banka ise, bu olayda kendisinin sadece aracı konumda olduğunu, bu sorunun keşideci ile hamil arasındaki bir sorun olduğunu, halihazırdaki her çek yaprağı için 60 000 000 TL sorumluluğun dahi fazla olduğunu, bu konuda bankalara sorumluluk yüklenemeyeceğini belirtmektedir. Bu nedenle, tüm tarafları memnun edecek bir yasal düzenlemeyi yapmak, gerçekten, zor bir durum gibi gözükmektedir.
3167 sayılı Kanunun uygulamaları gereğince, halen, gerek yerel mahkemelerde ve gerekse Yargıtayda yüzbinlerce dosya bulunmaktadır. Bu yasa tasarısı kanunlaşıp yürürlüğe girdiğinde, bu sorun da, büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.
Ayrıca, getirilecek bu yeni düzenlemeyle, çeklerle ilgili yargılamalarda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 225 inci maddesi uygulanabilecektir. Bu madde, "Tahkikatın mevzuu olan suç gerek yalnız ve gerek birlikte olarak para cezasını, hafif hapis ve müsadere cezalarını müstelzim ise sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde sanığa gönderilecek celpnamede kendisi gelmese dahi duruşmanın yapılabileceği yazılır" şeklindedir. Bu düzenlemeyle, mahkemelerde aylarca, hatta bazen yıllarca süren çekle ilgili ceza davalarında, mahkemeler, sanığa açıklamalı celpname göndererek, sanığın yokluğunda da karar verebileceklerdir. Böylece, çekle ilgili ceza davalarının sürüncemede kalması önlenmiş olacaktır.
Tüm bu düşüncelerle, çekle ilgili bu kanun tasarısına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak olumlu oy kullanacağımızı bildirir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerine saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
14 konuşma daha · 26 Şubat 2003